Öne Çıkanlar ÇOSB Dijital Dönüşüm Merkezi ÇOSB Başkanı Eyüp Sözdinler ÇOSB Sürdürülebilirlik Raporu ÇOSB Dijital Dönüşüm Atölyesi ÇOSB ISO 50001

“Okyanuslar dolusu hidrojen biraz destek bekliyor”

GİRAY DUDA

Enerji kaynaklarını ele alan yazı dizimizde bu kez hidrojen enerjisini inceliyoruz. Doğada neredeyse sonsuz miktarda olan, ucuz ve temiz enerji olma özelliği ile öne çıkan hidrojenin uygulamaya geçmesi için aşılması gereken bazı problemler var. Hidrojen enerjisini, hidrojen konusunda Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarından birisi olan Bahçeşehir Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Oktay Alnıak ile konuştuk:

- Hocam, hidrojenin enerji olarak çok güzel özellikleri var: Temiz enerji, kolay bulunabiliyor, enerji değeri yüksek. Biz hidrojeni neden birinci enerji olarak kullanmıyoruz?

- Bu hidrojen gazı çok yaramaz bir gazdır. Gel diyorsun gelmiyor, pırr diye uçup yukarıya gidiyor. Koyduğun yerde bir yırtık olursa derhal havaya kaçıyor. Bunu bir yere tıkıştırması çok zor. Başka gazları 10-20-30 atmosferde sıkıştırıyorsun ve su haline geliyor. İçi su dolu oluyor ve kilogramla ölçülüyor. Kaç litre değil, kaç kilogram gaz deniliyor. Petrol de öyledir. Petrol, kilogramda kaç kilokalori veriyor, buna bakılır.

1.000 ATMOSFER BASINCA DAYANIYOR

- Masanın üstünde gördüğüm bu tüpün hidrojen ile bir ilgisi var mı?

- Biz bunu hidrojeni depolamak için yaptık. Çünkü hidrojenin depolanması çok zordur. Depolanması zor olduğu için hidrojen bir türlü kendisini gösterip geliştiremiyor. Bu tüpün içinde alüminyum var. Bu doluydu. Biz onu 400-450 derecede ısıttık, presledik, çektik, boynunu büktük ve alüminyum bir tüp elde ettik. Üstüne de karbon fiber sardık. Ben bunu denedim, 1.000 atmosfere dayanıyor. Yani bu elimdeki cihaz 1.000 atmosferlik. Her yerde 1.000 atmosferlik manometre bulmak da mümkün değil. Biz 1.000 atmosferlik manometre de bulduk, deneyimizi yaptık. Türkiye’de tektir ve patenti Prof. Dr. Oktay Alnıak, Prof. Dr. Ali Güngör ve Prof. Dr. Şenay Yalçın’a aittir.



PATENTİ ALDIK AMA TİCARELEŞTİREMEDİK

Biz 10 yıl önce böyle bir projeye başladık. Sonra Bakanlığa müracaat yaptık. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı benim bir öğrencime burs verdi. Biz üçümüz birlikte oturduk, böyle bir şey imal edelim, buna ihtiyacı var, dedik. Taksiler bunu son derecede güvenli kullanabilir. Şu anda kullandıkları LPG tüpleri zamanla paslanıyor, korozyona uğruyorlar. Çok yangın çıkıyor. Böyle bir şey kullanmaları gerekli ama bu biraz pahalı. ABD’de böyle bir tüpün fiyatı 1.000 dolar. Biz bunu ucuza imal ederiz ve faydalı olur, diye düşündük. Bakanlık bize itimat etti. Bahçeşehir Üniversitesi’ne fon ayırdı. Biz Adapazarı’nda bir firma bulduk. Yeni pres aldık. Projeyi yazdık. Onaylandı ve ben projenin başında oldum. Benim doktora öğrencim yüksek mühendis Çetin Karakaya da projeyi yönetti. Bunu yaptık ve denedik. Türkiye’de bunu başka yapan yok. Ama bunu ticarileştiremedik. Bunu bir fabrikada seri üretim yapıp dünyaya ihraç eder duruma getiremedik. Bu bir eksiklik. Ben bu eksiklik nedeniyle görevimi tamamlayamamış hissediyorum. Bakanlığın arşivine girdi. Bu, patentten bir sonraki adım olan faydalı modeldir diye yazıyor. İlk defa yapılmıştır ve bu heyet yapmıştır, diyor. Bu bir başarı öyküsüdür aslında. Keşke biraz daha vaktim olsa da bu işlerle uğraşsam.

TÜRKİYE’DE 200 TANE HİDROJENCİ VAR

- Hidrojen Türkiye’de bilim insanlarının ilgisini çekiyor mu? Hidrojenle ilgilenen yeterli sayıda araştırmacı, akademisyen var mı?

- 10 yıl önce beni aradılar ve Amerika’ya gidiyoruz, bizimle gelir misiniz, dediler. Ben de okuldan müsaade aldım. Prof. Ali Ata ve Adapazarı’ndan Elimsan şirketinin yöneticileri vardı. Bu şirket hidrojenle ilgili çok büyük çalışmalarda bulundu. Bize de müthiş destek verdiler. Amerika’da yaşayan Prof. Dr. Nejat Veziroğlu hoca hidrojen konusunun üstadıdır. Onlara, hidrojenle ilgili bir şey yapabilirsiniz belki, demiş. Onlar da iyi niyetle buraya yatırım yaptılar. Hidrojenle ilgili çalışan arkadaşları teşvik ettiler.

Bizim 50 kişilik bir ekibimiz var. Türkiye’de 200 tane hidrojenci vardır. Hepsi çok değerlidir, ben onların ağabeyleriyim. Yaşım ve tecrübem itibariyle biraz daha ön planda oluyorum. Hidrojen kongreleri yaptık ve dünyadan bilim insanlarını çağırdık. Hepsi geldiler.

OKYANUSLAR SU, YANİ HİDROJEN DOLU



- Bu hidrojende ümit var. Niye ümit var onu söyleyeyim. İşte İstanbul Boğaziçi su dolu, okyanuslar su dolu. Su dediğiniz de zaten iki hidrojen bir oksijendir. Demek ki üçte ikisi hidrojendir. Hidrojen yakıcı değil yanıcıdır. Hidrojen depolanabilmektedir. Hidrojenden elektrik üretilebiliyor. Yani su varsa hidrojen ve sonuçta elektrik var demektir.

Hidrojen enerjisinin kullanımını kabaca anlatayım. Mesela içine bal konmamış bir bal peteğini alın. Bir taraftan diğer tarafa hidrojeni geçirin. Hidrojen geçiyor ama onun iyonları geçmiyor. Onlar gidip peteğin ucunda birikiyor ve oradan diğer tarafa başka yoldan çat çat atlıyor elektrik akımı gibi. Bunu depolarsak, bir bataryada bunu kullanabiliriz. Fikir buradan çıkıyor. Yakıt hücresi diyoruz biz buna. Yani öncelikle böyle yüksek basınca dayanıklı bir tüp lazım. Patlayıp çatlamayacak. İçine hidrojeni basacağız. 300 atmosfer bile yeterli. Yarı yarıya sıvılaştırılabiliyor. Tam sıvı olması için eksi 273’e inmesi gerekir. Bunların hepsi teknoloji ve para gerektiriyor.

ELEKTRİK ÜRETECEK PETEK

Yani biz her halukarda hidrojeni elde edip makul bir yerde depolasak, buradan da  elektrik üretebilecek bir petekten geçirsek iş bitecek. Bu basit bir şeydir ve nasıl olduğunu TÜBİTAK biliyor. Amerika’da ben 10 yıl önce gördüm bunun nasıl yapıldığını. Böyle aynen bal peteği gibi bir petek var. Gaz geliyor öteki tarafa geçiyor. İyonlar geçmiyor. İyonlar atlıyor şelale yapıyor ve bataryayı dolduruyor. Dolu bataryayı eksi 40 derecede kullanabiliyorsunuz. Normal şartlar altında eksi 40 derecede  elektrik kesiliyor. Kar yağıyor, dağların tepesinde kar altındaki istasyonlarda çalışmak için enerjiye ihtiyaç var. Elektrikler de kesik olunca oradaki enerji bu tüplerden sağlanıyor.

HİDROJEN BATARYALARI BİR KÖYÜ AYDINLATIYOR

- Uzay roketlerinde de hidrojen yakıtları kullanılıyor değil mi?

- Evet. Challenger’de tüpler var. Onu uzaya götüren ve orada hareket ettiren tüplerde hidrojen var. Elektriği oradan elde ediyorlar. Hidrojeni sıkıştırıyorsun ve hazır duruyor. Önüne de bizim bal peteğinden koyarsan diğer tarafa elektrik üretiyor. Depolar, bataryalar devamlı dolu duruyor.

Kimi bataryalar var bir köyü aydınlatıyor. Amerika’da biz öyle bir yere gittik. Power Plug diye bir yerdi. Orada, Hillary Clinton’un fotoğrafı vardı. Ben buraya geldim ve sizin teknolojinizi gördüm, tebrik ederim bu işle uğraşanları, diye yazmış. Orada aynı zamanda mavi renkli plastik halılar üretiyorlardı. Bu halıların içinde ince bakır kablolar vardı. Bunlar DA güneş enerjisini alıp absorbe ediyorlardı. Size isterseniz kilo-ton olarak isterseniz metre-kilometre olarak satalım dediler.

Aradan 10-12 yıl geçti. Güneş enerjisini alıp oradan elektrik üretmeye çalışıyoruz. Enerji işi çok önemli. Türkiye’nin petrole giden on milyarlarca lirası var. Bu para her yıl ödeniyor. Türkiye bunun altından kalkamaz. Türkiye’de milyonlarca otomobil var. Kullandıkları benzin ve mazotu dikkate alınca, mutlaka petrolün dışında başka yakıt bulmak gerektiğini düşünüyorsunuz. Bu, ya güneş enerjisi, ya biyoenerji ya da hidrojen enerjisi olacaktır.

ELEKTRİK MUTLAKA HİDROJENE DÖNÜŞTÜRÜLMELİ

UNIDO (United Nations Industrial Development Organization - Birleşmiş Milletler Sanayi Kalkınma Örgütü) geldi ve çok güzel bir çalışma başlatıldı. Bizim Hükümetimiz ona 40 milyon dolar para verdi. Merkezi Avusturya’da. Türkiye ofisinde 10-15 kişi hidrojen üzerine çalışıyordu. Sonra bir şey oldu. Hükümet bu işten çekildi ve hidrojen bölümünü kapattılar. Halbuki Amerika’da hidrojen faslı kapanmış değil. Hidrojen araştırmaları devam ediyor. Kanada’da Qebec’te Niagara Şelalesi’nden elektrik ve bu elektrikten hidrojen üretiyorlar. Hidrojeni depoluyorlar ve bütün dünyaya satıyorlar. Çünkü o su zaten dökülüyor. Üretilen elektrik, Türkiye’de de böyledir, geceleri kullanılmıyor. Gündüz senden 20 kuruşa alayım dediğin elektriği, gece, bana gerekli değil 2 kuruşa alayım diyorsun. Öyle olunca da bir dengesizlik ortaya çıkıyor. İşte bu nedenle, gece vakti üretilen elektriğin mutlaka hidrojene dönüştürülmesi lazım. Sistemi kuracağız ve sabaha kadar hidrojen üretilecek. Nerede kullanılıyorsa oraya gönderilecek.

GÜNLÜK YAŞAMA GİRMESİNE ZAMAN VAR



- Hidrojenle ilgili olarak ne yapılacağının düşüncesi oluşmuş ama güncel yaşama uyumu sanki çok yavaş ilerliyor. Neden bu kadar ağır ilerliyor?

- Çünkü üretilmesi de zor depolanması da zor. Güneş enerjisi sistemini kurduğunuz anda elektriği üretiyorsunuz. Hidrojeni güneşle de elde ediyoruz. Hidrojeni elektroliz yoluyla da elde ediyoruz. Hidrojeni rafineriden de elde ediyoruz. Fakat, böyle bir tankerin içine depolayamıyorsunuz hidrojeni. Yırtıp atıyor. Yüksek basınç gerekiyor. Gaz olarak çok yer dolduruyor.

Isıl değeri var ama çok fazla değil. Bir litresinden 3.500 kilokalori ısı elde ediliyor. Dünya okyanuslarının, denizlerinin, nehirlerinin hidrojen kaynağı olduğundan hareket edersek insanlığın bu teknolojiyi geliştirmesi lazım. Depo donanımlarını güçlendirmek lazım. Hidrojen için büyük depolara ihtiyaç var. Teknolojinin biraz daha gelişmesi lazım.

OTOMOBİLLERDE KULLANILIYOR

- Güney Amerika’da arabalarda kullanılıyor değil mi?

- Evet, Kuzey Amerika’da hatta Avrupa’da da kullanılıyor. Mercedes kullanıyor bunu. Japonya da yaptı. Biz böyle aklı ileri bir milletiz, ama ötesi gelmiyor. 10 yıl önce bunları yapmak istedik, plan ve program olmayınca hiçbir şey yapamadık. Paraya dönüşecek bir şeye çeviremedik. Hidrojeni otomobilde kullanmak istedik. Araçlarda benzin geliyor, ısınıyor ve biz orada hidrojen katıp yanma odasına gönderiyoruz. Bu şekilde yakıt giderinden yüzde 25 tasarruf sağlanıyordu. Amerika’da bunu gördük. Burada da bir arkadaş böyle bir şey yaptı. Hidrojen gazını doğrudan yanma odasına veriyoruz ve kullanıyoruz ama hidrojen gazını oraya getirmesi ve elde etmesi pahalı oluyor. Hidrojen gazını elde etmek için bir enerji vermek lazım. Bunun için de para harcamak zorundasın. Mesela 50 kuruşluk hidrojen elde etmek için 25 kuruş harcıyorsun. Adaptasyonunu da düşününce tabii ki yeterince kazanamıyorsun. Ama önünde sonunda hidrojene geçiş olacak bana göre.

KARDONDİOKSİT SALINIMI SIFIR 

- Hidrojen enerjisi kullanımı anlaşıldığı kadarıyla ucuza üretimin mümkün olmasından sonra yaygın biçimde başlayacak değil mi?

- Hem üretimi hem de adaptasyonu ucuzlayacak. Applicable olacak. Rahat, tehlikesiz biçimde kullanılabilmesi gerekir. Ama hidrojenin bir kilokalori değeri vardır. Aynen kömür ve petrol gibi. Çevre için mükemmel bir yakıt. Kardondioksit salınımı sıfır düzeydedir.

HİDROJEN ÇALIŞMALARI DESTEKLENMELİ

- Çevre için bu kadar mükemmel bir yakıt olması ve denizlerden dolayı sonsuz miktarda bulunması en büyük avantajları gibi gözüküyor.

- Gazete haberlerinde okursunuz egzoz gazından zehirlenip ölenleri. Demek ki benzinli aracın egzoz gazı insanı öldürüyor. Ama hidrojenin egzoz gazından su çıkıyor. Araçta hidrojen kullanılırsa egzozdan damla damla su atıyor. Elbette su öldürücü değil.



Bizim bu yarışta geri kalmamamız lazım. Amerika’da Obama’nın bu projeyi bitirdiği söylenmişti. Tersine Obama bu çalışmalara güç veriyor. Hidrojen araştırmaları Amerika’da destekleniyor. Obama Hükümeti sırasında daha çok destek almaya başladı. Biz ise desteği tamamen çektik.

Ben, Türkiye’de bir hidrojen kongresi toplanacak desem hemen 300 kişi toplanır. Yani çok esaslı bir potansiyel var. Bu konu üzerinde çalışılırsa bir sonuç alınabileceğine inanıyorum. Bir birlik kuruldu. İnsanlara bu konuda ümit de verdik. Dünyanın en önemli insanları gelip bizde konferanslar verdiler. Bunun faydasını anlattılar. Ama güçlüğünü de anlattılar. Mesele güçlüğü aşabilmektir. Teknoloji, güçlüğü aşabilirse bir işe yarar. Biz teknolojinin gelişmesini ve Türkiye’de hidrojen faslının kapatılmamasını, desteklenmesini arzu ediyoruz.

- Peki, şu anda TÜBİTAK’ta herhangi bir çalışma yok mu?

- TÜBİTAK’ta yürüyen bir çalışma yok. TÜBİTAK bir fasıl açtı. Ben, hidrojenle çalışanları destekleyeceğim, dedi. Göstermelik birkaç proje seçtiler. Onlar zaten yapılmış işlerdi. Daha yeni bir tanım ve daha yeni bir hedef olması lazım.

Şu andaki aşama, bunu nasıl ucuzlatıp da kullanıma sunabiliriz, aşaması. Bunu nasıl daha ucuz elde edebiliriz. Bunu başarabilirsek kullanım yeri var ve çok faydalı olur. Bilimsel araştırmalar için de faydalı olur.

Hidrojen ısıtmada da soğutmada da kullanılıyor. Arabalarda da kullanılıyor. Arabada her frene bastığında bir elektrik üretiliyor. Sonra onu depoluyorsun. Bir yere geldiğinizde, araba onu kendisi ayarlıyor,  depoladığınız elektriği kullanıyorsunuz benzin yerine.

Hindistan’da ve Çin’de müthiş hidrojen programları var. Bizim de arkadaşlarımızın desteklenmesi lazım. İDO bir büyük proje başlatacaktı, başlatmadı.

HİDROJENLİ ARAÇLAR İSE 600-800 KİLOMETRE GİDİYOR

Amerika’da hidrojen istasyonlarının olduğu yollar var. Bizim gittiğimizde 600 kilometreydi şimdi belki 6 bin kilometre olmuştur. Arnold Schwarzenegger bu işi destekledi. Sırf karbondioksit zehiri saçmadığı için. İstasyonda hidrojeni dolduruyorsun ve bu araçlar şu anda elektrikli araçlardan daha çok hız yapıyor. Elektrikli araçlar yaklaşık 200 kilometre gidiyor dolu depoyla. Hidrojenli araçlar ise 600-800 kilometre gidiyor. Renault ve Tofaş gibi şirketler, üniversiteler bunun üzerinde çalışmalı.

Aslında bu işin tuttuğunu söyleyebiliriz. Kimi genç bilim adamlarına ne yapıyorsun diye sorduğumuzda hidrojenle uğraştıklarını söylüyorlar.

- Hidrojenle ilgili bir devlet programı neden yok?

- Petrol şirketlerinin hidrojen enerjisi çalışmalarını engellediği söylentileri var. Ama petrol belli bir süre sonra bitecek. Belki 50 yıl sonra. İşte o zaman buraya, okyanuslara döneceğiz.

- Petrol şirketleri bu kez buralardan para kazanmayı sürdürürler.

- Onların programlarında mutlaka vardır. Petrol şirketleri bu çalışmaları da yapıyor. Ama zamanlamasını kendisine göre ayarlıyor.

    
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner97

banner96

banner95

banner91

banner90

banner89