COVİD-19 krizi bütün dünyayı önemli ölçüde etkilemeye devam ediyor. İş dünyası da bu etkiden payını alıyor. Bu konuda elbette ki birinci öncelik insan sağlığıdır. Bu nedenle insanlık öncelikle bu virüsün getirdiği sağlık problemlerini çözmeye ve virüsün yayılmasını önlemeye çalışmaktadır. Ancak henüz aşı ve tedavi edici ilaçlar konusunda kesin ve tatmin edici sonuçlar alınmış değil. Birçok ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de bu konuda çeşitli çalışmalar var. İnşallah yakın zamanda insanlık bu sorunun da çözümünü bulacaktır.

Ancak bu salgının işletmeler üzerinde de büyük etkileri olmaktadır. Bu etkiler en çok çalışanlar, müşteriler ve tedarikçilerle olan ilişkilerde ortaya çıkabilmektedir. Bu sayıdaki yazımızda krizin bu üç alandaki etkilerini tartışacağız.

KRİZ DÖNEMLERİNDE YÖNETİCİLİKYILMAZLIK’

Özellikle üst yöneticiler kriz dönemlerinde paniğe kapılmamalı, ‘Yılmazlık’ (Resilience) denilen güçlü, kararlı ve inançlı bir tutum sergilemelidirler. Sürprizlerin olmadığı, her şeyin yolunda gittiği zamanlarda üretkenliği sağlamak iyi bir yönetim çabası olarak tanımlanabilir. Ancak kriz ve belirsizlik ortamlarında üretkenliği başarmak ancak ‘YILMAZLIK’ çabasıyla mümkündür.

Yılmazlığı yüksek yöneticiler, en kötü şartlar altında bile başaracağından emin olan yöneticilerdir. Durum ne kadar kötü olursa olsun, bunun düzeleceğine ve atlatılacağına inanır, buna çalışanlarını, müşterilerini ve tedarikçilerini de inandırırlar. Bunun yanında krizden çıkmak için plan ve programlar yaparak çaba da sarf ederler. Böyle yöneticiler çalışanların morallerinin ve motivasyonlarının bozulmamasına özen gösterirler. Krizi yönetirken işletmedeki çalışanların kişisel kaygılar duymasının ve işletmede de panik havasının yayılmasının önüne geçerler. Aynı tutumu müşteriler ve tedarikçiler için de sergilerler.

KRİZ DÖNEMİNDE ÇALIŞANLARA KARŞI TUTUM

Bu tip kriz ortamlarında çalışanlarla, doğru bir iletişim içerisinde olmak çok önemlidir. Çalışanların kriz döneminde işyeri ile ilgili gelişmeleri ve bilgileri doğru almaları gerekir. Uygulanacak politikaların, alınacak kararların hem doğru ve zamanında iletilmesi hem de bunların altındaki gerekçelerin doğru şekilde çalışanlara bildirilmesi, çalışanlar arasında kafa karışıklığının önüne geçer.

Diğer yandan işletmeler önlemler alırken, politikalar geliştirirken, öncelikle çalışanlarının bu krizden en az zararla çıkmalarını sağlayacak tedbirleri de düşünmelidirler. Günümüzde bütün işletmeler rakipleri tarafından sürekli izlenmektedirler. Herhangi bir rekabet avantajı elde ettiklerinde rakipleri de çok hızlı reaksiyon göstererek karşılık vermektedirler. Örneğin bir işletme yeni bir ürün çıkardığında, rakipleri de benzer ürünleri en kısa zamanda ortaya koyabilmektedirler. Ya da bir reklam kampanyası başlattığında rakipleri çok daha güzel bir reklam kampanyasıyla buna karşılık verebilmektedirler. Hatta yaptığı inovasyon ve AR-GE çalışmaları da kısa zamanda kopya edilebilmektedir. Ancak o işletmenin rekabet avantajı, sahip olduğu insan kaynaklarından geliyorsa, bunun taklit edilmesi ve buna karşı bir reaksiyon başlatılması uzun yılları gerektirmektedir. Bu açıdan baktığımızda kriz dönemlerinde işletmelerde yapılabilecek en önemli hatalardan birisi, çok kesin zorunluluk olmadığı halde, çalışanların bir kısmının işten çıkarılmasıdır. İşletmeler belirli bir dönem zarar etseler de sahip oldukları insan kaynağını korumaya çalışmalıdırlar.

KRİZ DÖNEMİNDE MÜŞTERİ VE TEDARİKÇİLERE KARŞI TUTUM

Unutmamak gerekir ki işletmeler yalnız başlarına değil, ekonomik sistemin bir unsuru olarak hayatlarını sürdürürler. Bu sistemin diğer parçaları da yukarıda sözünü ettiğimiz gibi işletmenin çalışanları, müşterileri, tedarikçileri ve sosyal çevresidir. İşletmeler kriz dönemlerinde, içinde bulundukları sistemin bütün unsurlarını da gözetmek zorundadırlar. Kriz dönemlerinde çalışanlarını, tedarikçilerini, müşterilerini desteklemeyen, onlara yardımcı olmayan kuruluşlar, kriz sonrasında yollarına devam ederken zorlanabilirler. Çünkü sistemin unsurlarından biri veya birkaçı bozuk olduğunda sistem doğru çalışmaz. Örneğin çok güçlü olmayan tedarikçilerin bu dönemlerde desteklenmesi gerekir. Çünkü kriz sonrasında bu tedarikçilere ihtiyaç olduğunda onların işlerine devam ediyor olmaları çok önemlidir. Kriz dönemlerinde , “krize karşı önlemler alayım” derken kriz sonrası için onarılması zor sorunlar yaratmamak gerekir. Yukarıda söylendiği gibi çalışanların sayısını azaltmak, üretim kapasitesini düşürmek, bazı pazarlardan çekilmek ya da bazı müşterilerden vazgeçmek, salgın, afet gibi zorunlu haller dışında sadece zararı azaltmak amacıyla işletmeyi kapatmak ya da bir süre ara vermek gibi eylemler kriz sonrasında işletmeler için yeni ancak, özel krizlerin yaşanmasına neden olabilir.

Unutulmamalıdır ki işletmeler bazı dönemler, bazı yıllar kar elde etmeseler de hayatlarına devam edebilirler. Ancak müşterilerini, pazarlarını, itibarlarını, yetiştirmiş oldukları insan kaynaklarını bir kriz döneminde "krizi yönetiyorum" derken zaafa uğrattıklarında, kriz geçtikten sonra toparlanıp yollarına devam etmeleri zorlaşabilir. Kriz dönemlerinde işletmeler sahip oldukları rekabet avantajlarını zedeleyecek hatalar yapmamalıdırlar.

Kriz dönemlerinde yapılması gereken en önemli işlerden biri de bu krizden dersler alarak öğrenmektir. İşletmeler bundan sonraki krizlere hazırlıksız yakalanmamak için bu krizden öğrendikleri ile bir sonraki krize hazırlanmayı attık rutin bir işlem haline getirmelidirler.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner87

banner86

banner85

banner84

banner83

banner82