Öne Çıkanlar TÜSİAD Sıçrama Yapan Şirketler Necat Öney Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu Sicilya Eximbank Genel Müdürü Adnan Yıldırım

'Enflasyon ve faizin çaresi sabır ve samimiyet göstermek'

Dalgalanan döviz kuru, yüksek faiz ve yüksek enflasyon ortamında girdiğimiz yeni yılda Ekonomi yönetiminin aldığı kararları ve beklentileri değerlendiren Prof. Dr. Selva Demiralp, düşüncelerini ana başlıklar halinde Global Sanayici’ye şöyle açıkladı:

- Ekonomi yönetiminin sabır ve samimiyet göstermesi gerekiyor: İnsanlar sizin sabrınıza göre, samimiyetinize göre enflasyon beklentilerini çok daha aşağıya çekmeleri gerekiyor. O zaman da yüksek faiz politikası sonlanıyor. Tıpkı 2001 sonrası dönemde gördüğümüz gibi enflasyon düştükten sonra faizleri aşağıya çekebiliyorsunuz ve bu kalıcı olabiliyor. Evet bir maliyet ve acı reçete. Ama ilaçtan kaçmak maalesef hastalığı derinleştirmekten başka bir sonuç vermiyor. Yüksek faizden kaçayım politika faizini düşük tutayım derseniz bu daha yüksek faiz olarak karşınıza geliyor.

Ağır bedel ödeyeceğiz: 2021 yılını yüzde 36'ya erişen bir enflasyon ile kapattık. Bu rakam, örtük enflasyon hedeflemesine geçtiğimiz 2002'den bu yana gördüğümüz en yüksek rakam. Bu durum, 2002 sonrası dezenflasyon döneminde ödediğimiz ağır bedelin sil baştan yeniden ödenmek zorunda kalınması anlamına geliyor. Çünkü enflasyon derinleştikçe hem toplumda yarattığı tahribat artarken hem de düşürebilmek için ödenecek bedel artıyor.

Faizi düşürmek enflasyonu tetikler: Hükümet faiz indirimlerinin er geç enflasyonu da düşüreceğini savunuyor. Ancak iktisat yazını öyle demiyor. Faiz indirimlerinin enflasyonu tetikleyeceği çıkarımı iktisatta geçerliliği sorgulanan ve kamplaşma oluşturmuş bir sonuç değil. Bilakis, etkinliği yıllarca araştırılmış, uluslararası veri ile desteklenmiş farklı aktarım kanalları ile sağlaması yapılmış bir sonuç.

Faiz indirimleri yerli para biriminin değer kaybetmesine neden olur. Üretim yapısı ithal ara malına dayalı olan ülkelerde bu durum ithal ara mallarının fiyatını artırdığı için üretim maliyetlerini artırarak enflasyonu tetikler.

Üreticiye maliyet sorunu çıkarır: Enflasyondaki artış üreticinin talepteki artışı doğru değerlendirememesine sebep olur. Enflasyonist bir ortamda tüm ürünlerin fiyatları artarken kendi sattığınız ürünün fiyatındaki artışın sizin ürününüze özel bir talep artışını yansıtıp yansıtmadığını kestirmekte zorlanırsınız.

2021 son çeyreğindeki yüksek enflasyon ortamında şirketler ileriye yönelik üretim ve yatırım planlaması yapmak yerine "sermayenin enflasyona karşı erimesini önlemek" telaşına kapıldılar. Önlerini göremedikleri için yatırım kararlarını ertelediler. Fiyatlama yapamadılar. Yüksek enflasyonun beklenen yan etkilerinden olan bu durum ciddi üretim ve verimlilik kayıplarına yol açıyor.

Hane halkına maliyet getirir: Bireyler açısından enflasyonun en büyük maliyetini sabit gelirliler ve sınırlı tasarrufunu bankada değerlendirmek isteyenler ödüyor. Türk Lirası tasarruflarına enflasyonun altında faiz ödenmesi alım gücünü eritiyor. Sabit gelirli kesimin maaşı enflasyona endekslenmediği sürece reel olarak azalıyor.

Nitekim Pazartesi açıklanan yüzde 36'lık 2021 enflasyonunun ardından memur maaşlarında yüzde 28 oranında artış yapıldığı haberi geldi. Eğer artışlar enflasyonun altında kalırsa bu durum reel olarak ücretlilerin 2022'de daha da fakirleşmesi anlamına gelecek. Buna sene içindeki enflasyonist riskler ve ölçülen enflasyon ile hissedilen enflasyon arasındaki farkı eklersek sabit gelir kesimlerinin mağduriyeti daha da açık ortaya çıkıyor.

Son gelen rakamlarda üretici fiyat endeksinin yüzde 80'e vurmuş olması, ileriki dönemde üretim maliyetlerindeki bu artışın tüketiciye yansımasını kaçınılmaz yapıyor.

Faiz indiriminin sonuçları ne olur? : Faiz indirimlerinin devamı durumuna TL'deki değer kaybının da devam etmesi, enflasyonun orta vadede yüzde 40'lar seviyelerini zorlaması kaçınılmaz olur. Enflasyona sebep olan düşük faiz politikası terk edilmeyip enflasyona karşı hızla eriyen ücretlerde yüklü zamlara gidilmesi sadece daha yüksek enflasyon olarak geri döner. Bu noktada sorulacak soru TL'deki değer kaybının hangi hızda devam edeceği ve ekonominin buna ne kadar dayanabileceği sorusudur.

Uygulanan politikaların sonucunda karşı karşıya kaldığımız yüksek enflasyon, toplumun tüm kesimlerinde derin yaralar açıyor. Sabit gelir grupları reel ücretlerin günden güne azalması karşısında ayakta kalabilmek için mücadele verirken emekliler yıllarca biriktirdikleri sınırlı birikimlerinin enflasyon karşısında erimesini çaresizlikle izliyorlar. En büyük hazinemiz olan beşeri sermaye, maaşlarda oluşan uçurum ve alım gücündeki ani düşüş nedeni ile hızla yurtdışına kaçıyor.

İktisatçılar açısından ise tüm bu sorunlara ilave olarak hatalı politikalarda ısrar edilmesinin öngörülebilir bedellerini gözlemlemek ve bilgi birikimimizi politika yapıcılarla paylaşamamanın getirdiği derin bir hüzün duygusu hakim.

Ekonomi yönetimi neler yapabilir?: Düşük faize dayalı yeni ekonomi modelini uygulamaktan vazgeçmek istemeyen hükümet, ilk olarak yerlilerin döviz talebini hafif sermaye kontrolleri ile sınırlamaya çalışabilir. Döviz alımına gelebilecek günlük sınırlamalar, banka kredilerinin döviz alımında kullanılmasının engellenmesi, vergi artışları gibi. Bu yönde gelecek adımların sinyalleri verilmeye başlandı.

Faiz indirimlerine ara ya da son verilmesi durumunda bu tür hafif sermaye kontrolleri belki kurda yeni atakların önüne geçebilir. Ancak bu önlemler hâlihazırda altında ezildiğimiz yoksulluğun ve ekonomik yavaşlamanın ilacı olmaz. Çünkü sermaye kontrolleri iyileştirici bir politika olmayıp sadece mevcut uygulamanın yan etkilerini gidermeyi ve zaman kazanmayı amaçlar.

Sert Sermaye Kontrolleri gerekebilir: Faiz indirimlerine devam edilmesi durumunda kur ve enflasyonda dalga boyu da artacağı için hafif sermaye kontrolleri etkisiz kalabilir. Bu durumda sert sermaye kontrolleri dediğimiz daha radikal önlemlerle döviz talebi sınırlanmaya çalışılabilir. Bu tür uygulamaları deneyen ülke örneklerinde döviz mevduatının yurtdışına çıkarılmasına gelecek sınırlamalar, bankadan günlük döviz çekme limitleri ya da kurun değerinin sabitlenerek döviz mevduatın yerli para olarak geri ödenmesi gibi önlemler görüyoruz.

Dileğim ve bir iktisatçı olarak görüşüm uygulanan bu politikadan ekonomimizde daha fazla hasar yaratmadan vazgeçilmesi, hızla uzaklaşmakta olduğumuz "iktisat" kavramına geri dönülerek sağlıklı bir dengeye ulaşılmasıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner101

banner100

banner99

banner98

banner97

banner96