BÜYÜME
İşletmeler gelişen  koşullara göre zaman içerisinde  normal  olarak her boyutta büyüyebilmektedirler. Müşteri sayısı arttıkça, yeni ve değişik özelliklerdeki pazarlara girildikçe, ürün çeşitlemesi arttıkça,
müşteri talepleri değiştikçe,
bu büyümeler kaçınılmaz olabilir. Bunun sonucunda bir yandan iş süreçlerine yeni yeni süreçler eklenirken diğer yandan bazen organizasyon yapısı da değişebilmektedir.
Yeni yöneticiler ve yeni
çalışanlar organizasyona dahil olabilmektedirler. Böylelikle yeni kurulmuş bir şirketin büyümesi  herkesi mutlu edebilmektedir. Bütün bunlar aslında
olumlu karşılanabilecek gelişmeler olabilir.

NE ZAMANA KADAR BÜYÜME?

Yukarıda  sözünü ettiğimiz büyüme süreci iyi ama bu soru da her zaman zihinlerde olmak durumundadır. Aslında
bu soru girişimcinin zihninde olmasa bile çevredeki deneyimli işadamları, deneyimli tüccarlar onlara “Fazla açılma, yavaş yavaş büyü” gibi nasihatlarla hep hatırlatırlar. Peki bu kritik sorunun  cevabı nedir? İşletmeler hangi zamana kadar büyümelidirler?
İşletmelerin büyümeleri olumlu bir gelişme olarak görünse de esas önemli olan etkinliktir. (Prodüktivite)Daha önceki yazılarımızda da sözünü ettiğimiz etkinlik, formül olarak (çıktılar/girdiler) olarak ifade edilebilen ve şirketin en temel performans göstergesini ifade eden bana göre sihirli bir orandır. İşletmeniz diyelim ki çalışan sayıları bakımından büyüdü, işçilik giderleriniz arttı. Bu artışla ilgili ve bu artış için gerekli oranda ciro miktarınız da artıyorsa, böyle bir büyümenin hiç bir sakıncası yoktur. Çünkü yukarıdaki formülümüzü uyguladığımızda ciro(çıktı)/işçilik gideri(girdi) oranı yani işçilik prodüktivitesi büyümeden önceki oranla en azından aynıdır ya da daha büyüktür. Bu oran aynı ise iş kapasitenizi daha fazla girdi kullanarak arttırmış olursunuz, ancak prodüktiviteyi artırmış olmazsınız. Ama  bu oran öncekinden büyükse siz büyüme sonucu işletmede prodüktiviteyi yani işletmenin etkinliğini de artırmış olursunuz. O zaman “yola devam” denilebilir. Elbette ki bu oran sadece işçilik konusunda değil, üretim miktarı, müşteri sayısı, satış miktaları, pazarlama giderleri, reklam giderleri gibi işletmenin büyüklüğünü ifade eden her alanda yapılmalıdır. Müşteri sayınız artmış, ancak ciro/müşteri sayısı oranı(müşteri prodüktivitesi) azalmışsa, satışınız miktar olarak çoğalmış ancak ciro/satış miktarı (satış prodüktivitesi) oranı düşmüşse, her gün televizyonlarda reklamlarınız yayınlanıyor, ancak ciro/reklam giderleri oranı (reklam prodüktivitesi) azalmışsa sonuç olarak giderleriniz (Girdileriniz) arttığı halde  cironuzda (çıktılarınızda) yeterli artış yoksa bütün bu süreçlerin prodüktivitesi gözden geçirilmelidir. O halde başlıktaki sorumuzu yanıtlarsak;  “İş süreçlerinin tamamında ya da bir kısım iş süreçlerinde prodüktivitede artış olduğu sürece  büyümeye devam edilebilir. Prodüktivitenin düştüğü görüldüğünde işletme genelinde veya ilgili  süreçlerde büyümeye gidilmez. Sürecin etkinliğini (prodüktiviteyi) arttırmak için o süreç masaya
yatırılır ve gerekiyorsa küçültülür” diyebiliriz.

KÜÇÜLME
İşletmelerde küçülme son zamanlarda çok kullanılan bir strateji haline geldi. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde 1990-2000 yılları arasında “Downsizing” yapan şirketlerin oranı yüzde 50’lere varmıştır. Bugünlerdeki kriz ortamında bu oranın yüzde 50 olmasa bile yine yüksek olduğunu tahmin etmek zor değildir. Ancak ABD’deki küçülme uygulamaları uygulayan şirketlerin ancak yüzde 30-40’ında başarılı olmuştur.
Küçülme stratejileri neden başarılı olamaz?
Bu stratejiyi uygulamada başarısız olan  şirketlerin çoğunluğu küçülmeyi sadece çalışanların sayısının azaltılması şeklinde anlayan ve uygulayan şirketlerdir. O halde bu gerçeği öncelikle vurgulamak gerekir ki küçülme sadece bir işten çıkarma işlemi değildir ve küçülme işlemine doğrudan eleman sayısını eksilterek başlamak yanlıştır. Küçülme sürecinde organizasyondaki insan sayısının yanında süreçlerin gözden geçirilmesi, bu süreçlerin yazının başında sözünü ettiğimiz prodüktivite yönünden incelenmesi, organizasyon şeklinin gözden geçirilmesi (belki hiyerarşi derinliğinin azaltılması) daha büyük öneme sahiptir. En iyi sonuç verecek uygulamalardan biri de daha önceki yazılarımızda sözünü ettiğimiz re-engineering uygulamasıdır. Bu uygulama ile şirket sanal olarak adeta yok sayılır ve genel prodüktiviteyi  artırmak amacıyla  yeniden kurulur. Burada temel amaçlar; maliyetleri düşürmek, karar süreçlerini hızlandırmak, iletişimi arttırmak, yönetimde süreç sonuçlarına ve müşteri isteklerine odaklanmayı kültür haline getirmek, üretimde daha hızlı olmak gibi bir kuruluş için en çok ihtiyaç duyulan özelliklere eskisinden daha fazla sahip olmaktır. Bütün bunları başarabilmek için her zaman mutlaka çalışanların azaltılması gerekmeyebilir. Bir çok
yönetim bilimci, iş gücünde azalmaya gitmeden de  downsizing yapılabileceğini bildirmişlerdir.
Yeni iş gücü istihdam etmeden yeni ürünler
geliştirmek, yeni gelir kaynakları oluşturacak iş süreçleri araştırmak, donanımlı iş gücünü out sourceing olarak çalıştırmak gibi bir çok yollar önermektedirler.
Yerimiz bittiği için bu konuya gelecek ay devam edeceğiz.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner102

banner101

banner100

banner99

banner98

banner96