Öne Çıkanlar Ece Kamar Uğurteks ÇOSB Dijital Dönüşüm Atölyesi ÇOSB ISO 50001 ÇOSB Başkanı Eyüp Sözdinler

Proje bazlı teşvikler çok doğru bir yönelim

GİRAY DUDA

Piri Reis Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Taner Berksoy, Türkiye’nin duayen ekonomistleri arasında ön sırada yer alıyor. On yıllardan bu yana ekonomiyi yakından izliyor, üniversitelerde derslere giriyor, yurt içinde ve dışında konferanslara katılıyor, gazetelerde makaleler yazıyor ve televizyon programlarında ekonomiyi anlatıyor. Prof. Dr. Berksoy ile seçim öncesi dönemde ve sonrasında her yönüyle ekonomiyi konuştuk.

- Sayın Hocam, Türkiye’de sıcak bir seçim dönemine girilirken, dünyada da çalkantılar durmuyor. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın Transatlantik Anlaşmasından çekilmesi, Çin mallarına koyduğu büyük miktardaki gümrük vergileri, dünya çapında tartışmalara yol açıyor. ABD’deki bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

- 2008’deki kriz büyük bir krizdi. Derlenip toparlanması da bayağı uzun sürdü. Çok sert bir müdahale de yapamadılar. Çünkü kırılgandı her taraf. Bu nedenle uzadı gitti ve hala onun sonuçlarını izliyoruz. Yeni yeni ayağa kalkıyorlar denebilir. Amerikan ekonomisinde büyüme biraz hızlandı, istihdam arttı. Bir yandan da enflasyonu izliyorlar tabii ki. Bu büyüme ile enflasyon nereye kadar gider, onu hesap ediyorlar. Amerika’daki enflasyon biraz kıpırdamaya başladı. Canlanma dönemi başlamış gibi görünüyor.

TRUMP NE YAPTIĞINI BİLİYOR

İşte bu durumda ABD Başkanı Donald Trump bir sıkıntı kaynağı gibi gözüküyor. Ben şahsen Trump’ın göründüğü kadar ne yaptığını bilmez birisi olduğunu düşünmüyorum. Gayet bilinçli bir işadamı. Aslına bakarsanız çok parlak bir işadamı da değil. Böyle birisini ekonominin başına getirirseniz bunları yapar.

Ne yapıyor diye bakıyorsunuz. Aslında Amerikan ekonomisini koruyor. Amerikan ekonomisi içinde de kendi sınıfını, işadamlarını koruyor. Mesela, kampanyası sırasında söylediği, yapamaz denilen çok ciddi bir vergi indirimini yaptı. Bu vergi indirimi tümüyle işveren sınıfını kolluyordu.

Trump, Amerikan ekonomisinin çok büyük bir haksız rekabet baskısı altında olduğunu söylüyor. Bundan şikayet eden ilk başkan değil. Öncekiler de hep bundan şikayet ederdi. Trump’ın en şaşırtıcı, rahatsız eden yanı diline hakim olamaması. Ama dediğini yapıyor. İbre de yavaş yavaş ona dönmeye başladı. Aynı çizgide gidiyor ve kendi tavrını herkese alıştırdı.

AVRUPA YAVAŞ HAREKET EDİYOR

- Batı ülkeleri, yani AB ülkeleri aynı hızlı refleksi gösteremedi değil mi?

- Batının, yani gelişmiş ülkelerin ekonomik yönden kıpırdamaya başlaması çok önemli. Çünkü onlar dünya ekonomisini sürükleyen güçler. Avrupa biraz daha fazla sıkıntılı. Oradaki sıkıntı da şuradan kaynaklanıyor: 2008’de kriz başladığında Amerika’da Başkan George W. Bush çok hızlı bir şekilde parasal genişlemeyi başlatıverdi. Hatırlarsanız, başlangıçta, bu kriz 1930’lardaki büyük bunalım kadar tehlikeli ve etkili olacak, uzun sürecek diye açıklamalar yapılıyordu. O korku nedeniyle genişlemeye karar verdiler. Dipten toparlandılar ama bir büyüme temposu oturtamadılar.

ESKİ SEVİYEYE ÇIKAMADILAR

Biz ekonomistler, ülkeler potansiyel büyümenin neresinde diye bakarız. Hemen hemen tüm ülkeler, kriz dolayısıyla indikleri seviyeyi eski potansiyel seviyelerine çıkaramadılar. Türkiye de dahil, batı ülkeleri dahil olmak üzere hepsi.

Avrupa biraz farklı. Avrupa ilk başta Amerika kadar hızlı davranamadı. Birçok nedeni var bunun tabii ki. En çok konuşulan nedeni de o dönemde Avrupa Merkez Bankası’na egemen olan kadronun Almanlardan olmasıydı. Almanlar enflasyondan çok çektikleri için müthiş bir enflasyon korkuları var. Para kapıları açılmalı denilince bunlar şiddetle karşı çıktılar.

TOPARLANMALARI BİZİM İÇİN İYİ

Avrupa’nın Amerika’ya kıyasla yapı problemleri var. Bir de son dönemdeki siyasete bakıyorsunuz müthiş bir popülizm tehdidi var. Yani kaynak israfı söz konusu. Dolayısıyla Avrupa biraz daha yavaş düzeliyor. Ama o da mesela 3 yıl öncesine göre hafifçe toparlanmış gibi.

Bizim açımızdan, dünya ekonomisinin toparlanması bizim lehimize. Amerika’nın toparlanması ve bizim için hayati önemde olan Avrupa’nın toparlanması da bizim lehimize. Çünkü ihracatımızın yarısından fazlasını oraya yapıyoruz. Avrupa’daki bu yavaş toparlanma ne kadar sürdürülebilir bu belli değil.

Eskiden biz konuları ele alırken sürdürülebilirlik diye bir şey düşünmezdik. Şimdi ise her hamlenin ardından, iyi ama sürdürülebilir mi diye bakıyoruz. Avrupa ile ilgili böyle bir soru işareti var. Elbette onlar yavaşlarsa bizim ihracatımız da biraz yavaşlar.

Bu arada petrol fiyatları da düşünce bizim babadan kalma sorunumuz olan cari açık birden daralmıştı. O dönemde ithalatı kontrol altına alabilirdik ama yapmadık. Bu tercih edilmedi. Şimdi cari açık büyümeye başladı. Çünkü hem biz hızlanıyoruz hem de petrol fiyatları yükselmeye başladı.

ABD, KENDİSİNİ KORUMAK İSTİYOR

- Türkiye’ye tam geçmeden önce, Amerika ile Çin’in karşılıklı gümrük vergileri koyma kararlarını nasıl değerlendirirsiniz? Buradan kimin nasıl kazancı olur ve bize bir faydası olur mu?

- Elbette bize yansımaları olur ama başkaları üzerinden olur. Bizim Çin’le çok büyük bir ticaretimiz yok. Amerika’nın Çin’e karşı bu kararı almasının nedeni Amerika’nın olduğu başat konumu başkasına kaptırmamak. Çok hızlı büyüyen Çin’in amacı ise ABD’ye yaklaşmak ve hatta mümkünse onu geçmek. Devasa bir ülke. Üretimde total olarak çok büyük geliri var ve Amerika’ya yaklaşmış gibi. Ama kişi başına geliri oldukça aşağılarda.

Öbür taraftan Çin’in meşhur ucuz ürünleri en az 10 yıldır Amerikan piyasasını darmadağın ediyor. Trump sürekli iş dünyasına baktığı için bundan çok rahatsız oldu. Ayrıca seçim sırasında Amerika’yı yeniden birinci yapma taahhüdü vardı. İçe kapanıp güçlenme Amerika’nın birçok kez yaptığı bir şey. İstedikleri zaman ekonomiyi kapatıveriyorlar. Gümrük vergileri savaşının her iki ülke için de çok kötü bir yere gideceğini sanmıyorum.

ÇİN’İN UZAKLIĞI SORUN YARATIYOR

- Çin, ABD ürünlerine gümrük vergisi koyarak fiyatlarını yükseltirse, Türkiye’nin bu arada uygun fiyatlarla Çin piyasalarına girmesi mümkün olur mu?

- Elbette olabilir. Burada dönüp Japonya’ya bakmak gerekir diye düşünüyorum. Japonya, harcı alem, düşük fiyatlı ürünlerle batı pazarına girdi. Daha sonra çok akıllı bir şekilde teknolojik ürünlerle yerleşti. Aynı şeyi Güney Kore yaptı. Çin’in uzaklığı nedeniyle olsa gerek biz bu pazarlara istediğimiz biçimde yerleşemedik. Yakın olan Avrupa tabii ki daha çok tercih ediliyor.

BREXIT’TEN GERİ DÖNÜLMEZ

- Avrupa, dediğiniz gibi son bir ayda yine durgunlaşma eğilimi gösterdi. Bu arada, Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı alan İngiltere’nin de İngiliz Milletler Topluluğu ülkelerinin yöneticilerini toplayıp en az iki milyar kişilik bir pazarın sahibi görüntüsü vermesi de ilginç değil mi?

- Brexit’in başlangıç noktasına bakarsanız gerçekten bir kaza gibi gözüküyor. Parlamento içindeki tartışmalar bu noktaya getirdi. Hatta şimdi kendileri de yaptıklarını ‘münasebetsizlik’ olarak değerlendiriyor. Ayrıca anketlerde de Brexit’in reddedileceği düşünülüyordu.

Şimdi gelinen noktada, bu diğer ülkede ders oldu. Avrupa Birliği, böyle bir ayrılmanın gerçekleşmemesi için sert davranıyor. İngiltere’nin tazminat ödemesini istiyor.

Şu anda İngiltere, AB ile olan ilişkilerini Gümrük Birliği’nde kalmak biçiminde düzenleme çabasını sürdürüyor. Yani iki tarafın da gümrük kapıları açık olacak. O zaman dönüp baktığınızda, siz Euro alanına girmediniz ve sterlini kullanmaya devam ediyordunuz. Gümrük Birliği zaten vardı. Peki bunu neden yaptınız diye sormayalım mı?

Sanıyorum Brexit konusu artık geri dönülmez noktaya gitti. Böyle olunca da eski emperyal rüyalarına döndüler. Kendilerini bir şekilde toparlayamazlarsa bulundukları sıradan biraz geriye düşerler.

AB KRİTERLERİ ZORLANIYOR

- Acaba Avrupa Birliği’nin geleceğinde bunları daha çok mu göreceğiz. Çeşitli üyeler için tam üyelik yerine esnetilmiş üyelikler gündeme gelebilir. Türkiye için de geçmiş yıllarda değişik formüller önermişlerdi.

- Avrupa’da İngiltere’nin başını çektiği bir argüman var. Gevşek biçimde bir üyelik yapalım. Kimsenin gırtlağına basılmasın. Çünkü her ülkenin tarihinde farklılıklar ve özel bağlantıları var. Şu dönemde Orta Avrupa’da popülist, ırkçı akımlar gücünü artırıyor. Onlar da hem ekonomik hem de politik ve sosyal olarak AB politikalarının baskısı altında kalmak istemiyorlar. Avrupa şimdilik buna sıcak bakmıyor ama sanıyorum gidiş öyle bir yöne doğru olacak.

- Macaristan, Avusturya, Çekya ve Polonya’da AB’nin temel kurallarına aykırı uygulamaların rahatlıkla sürdürüldüğünü görüyoruz.

- Bunlar aslında krizden tam olarak çıkamamanın sonuçları. Bu nedenle Avrupa Birliği biraz daha yumuşak bir dokuya sahip olabilir önümüzdeki dönemde.

SEÇİMLER STRES BİRİKTİRİYOR

- Hocam isterseniz Türkiye ekonomisinin durumuna geçelim. Kimi ratingciler Türkiye’ye çeşitli notlar veriyorlar. Bir de sizin notunuzu öğrenelim.

- Türkiye 2008 krizinden en hızlı çıkan ülkelerden birisi. Hatırlarsanız 2010 ve 2011 büyüme hızları çok yüksek oldu. Daha sonra yavaşladı, aşağılara düştü. Şuna dikkat çekmek istiyorum. 2001 yılından bu yana 11 tane seçim olmuş bu ülkede. Bu kadar çok sayıda seçim elbette ülkede önemli stres birikmesine yol açıyor.

Seçimler iki yönden risk taşırlar. Birincisi, iktidarın değişme olasılığı bulunmasıdır. İkincisi iktidar değişmese de politikaların değişmesi ihtimalidir. Şu tarihte seçim yapılacağının açıklanması, bir risk algısı yaratır. Demek ki bu kadar çok seçimde devamlı bir risk algısı içinde yaşadık ve yaşıyoruz.

Öte yandan siyaset bir miktar sertleşmiş durumda. Darbe girişimi ve FETÖ faaliyetlerinin etkisiyle söylem tamamen sertleşti. Bu durum yurtdışında Türkiye’ye ilişkin kimi kaygıları ve olumsuz algıları beraberinde getirdi.

Biz kronik olarak tasarrufu düşünmüyoruz. İlk devletçilikten bu yana gelen kökenleri var bunun. Öyle kolay kolay değişecek gibi değil. Ama bir yandan da hızlı büyümek istiyoruz. Tasarruf etmeden hızlı büyüyeceksen daha fazla yatırım yapacaksın. Tasarrufların yatırımları finanse etmediğine göre dışarıdan bulacaksın.

İYİ NOT ALMAYA ÇALIŞACAKSIN

Türkiye telaş etmediği, risk üretmediği zaman o kaynağı kolayca bulabilen bir ülke. Portföy yatırımlarından bulunabilir. Borçlanmayı asgari düzeyde tutarak ilave kaynakla yatırımlara girişilebilir. Bence 2012’den bu yana o perspektifi kaybettik. Daha fazla sertleştik ve risk algısı ürettik.

Dışarısı sana borç para sunuyor ve bu parayı senin faizlerinin altında bir oranda veriyor. Bir taraftan da riskine bakıyor. Küreselleşmenin ilk adımlarının atıldığı 70’lerin ortasından 80’lerden itibaren büyük ülkeler bunu ilk anda keşfettiler. Her yere kredi verdiler. Hiç kredi verilmemesi gereken yerlere para dağıttılar. Daha sonra durumun farkına vararak, bize herkesin kredi verilebilme durumunu gösteren bir kurum oluşturalım, dediler. Bu kurumların işlerini iyi yaptığını düşünüyorum. Şuna ya da buna yanlı davranması söz konusu olamaz. Sana bir not verince, müşterisine, sendeki tüm değişiklikleri söylemesi lazım. Sen inanılır davranışlarda bulunursan işini devam ettiriyorsun ve para kazanıyorsun. Rating kuruluşları işte bu şekilde çalışan iktisadi kurumlar.

ENFLASYON YÜKSEK

- Türkiye’nin ekonomisinde öne çıkan problemleri nasıl sıralayabiliriz?

- Benim bugüne ilişkin dikkatimi çeken yönler şöyle: Bir kere enflasyonu indiremiyoruz. Çünkü fevkalade katılaşmış durumda. Gıda ürünlerinde sıkıntı var. İthal ediliyor ve pahalı satılıyor. Petrol fiyatları yükseliyor. Döviz kurları ise hayli yukarıya çıktı. Bunları hemen çözemediğimiz için enflasyon yüksek seyrini sürdürüyor. İleriye baktığımız zaman enflasyonu indirme olanağımız da yakın sürede kolay gözükmüyor. Yüksek enflasyonla yola devam edeceğiz.

Açıklarımız da var. On bir tane seçimin en önemli etkileri var. Seçimlerin olmadığı 2001 ve 2006 döneminde biz dev gibi kamu açığını çok aşağıya düşürdük. Son dönemde ise yeniden açıldığını görüyorsunuz.

Dış açıklar çok hızlı büyüyor. 2016-17 döneminde cari açığımızın GSMH’ye oranı yüzde 3.8’di. 2017 yılsonunda ise 5.7 gibi bir yere gelmişti. Bir zıplama görüyorsunuz. Bunu bir şekilde halletmek lazım. Bunun önündeki engellerden birisi, sana borç verebilecek alanlarda sana dönük risk algısı var. Bir de kurun zayıf ve hızla düşüyor. Yani açık büyürken onun finansmanını yapabileceğin alan daralmaya başlıyor.

Biz bunu birkaç kere yaşadık. Bu probleme bir çözüm bulamayınca doğrudan dibe iniyorsunuz. Zaten Cumhurbaşkanı da bunun farkında ve birkaç kez söyledi. Enflasyon idare eder, ihracatın iyi ama cari açığın büyük olunca kurun üstünde müthiş bir baskı oluşuyor.

ERKEN SEÇİM AKILLI KARAR

- Buradan hareketle seçimlerin öne alınmasının nedeninin ekonomi olduğunu söyleyebilir miyiz?

- Kimileri farklı siyasi görüşler ileri sürseler de bence bu nedenle öne alındı. Cari açığın kötü gidişini gördüler ve akıllı bir şekilde erken seçime karar verdiler. Seçim döneminde harcamalar artıyor. Bu kadar enflasyon ve açıklar da oradan kaynaklanıyor zaten.

FRENE BASILIR

- Seçimlerin olağan biçimde sonuçlanmasından sonra iktidarda kim olursa olsun hemen ekonomide operasyonlara başlamak zorunda belli ki. Peki neler yapması gerekir?

- Bence seçimler sonrasında sert bir fren yapılır. Bir miktar güven tazelenir. İlave riskin yaratılmaması için ortam yumuşatılır. Belli güvenceler sağlanır. Merkez Bankası’nın elini tutmaktan vazgeçilir. Para politikası normalleştirilir.

- Seçimlerden hemen sonra yapılacak zamlar ve gelecek vergiler sizin ilacınız olur ve üç yıl sonra herkes bunlara alıştığı için kimse o şokları hatırlamaz, değil mi?

- Elbette. Şöyle bir geriye bakarsak, en sert önlemlerin 2001 döneminde Kemal Derviş’in ekonomiyi yapılandırdığı dönemde olduğunu görüyoruz. 20’den fazla banka, sayısız kurum tasfiye edildi. En önemlisi Merkez Bankası bağımsız hale geldi. Bana kalırsa Cumhuriyet tarihinin yapıtaşlarından birisidir bu karar.

Dönemin ekonomi yöneticileri de oldukça iyi bir yönetim sergiledi. Şimdi, seçim sonrasında aynı parti iktidara gelirse, iktidara gelişlerinin ilk dönemindekine benzer bir çalışma yürütebilir. Çünkü bu konuda tecrübeli. Mesela tarihin en büyük bütçe açığı daralması o dönemde yapıldı. Yüzde 6’lık daralmanın sözü bile pek çok kişiyi korkuttu ama bu yapıldı.

Elbette seçim sonrası ekonomik gündem iktidara kim gelirse gelsin aynı olacak. Gelenler ekonomiye o açıdan bakmalı. Türkiye ekonomisinde ciddi bir dinamizm her zaman vardır. Sonuçta bana kalırsa seçimlerin öne alınması olumlu oldu. Çünkü borçlanmalarda da problemler yaşanıyordu. Seçimlerden sonra çevremizdeki sıcak ortam da soğursa ve kararlı, planlı bir ekip işe girişirse tablonun bir süre sonra değişeceğine inanıyorum.

SEÇİM SONRASI ZORLUKLARI

- Seçimler sonrasında dövizde, faizdeki beklentileriniz nelerdir? Örneğin doların gerilemesi ihtimali var mı?

- Doların değer kazanmasının şu andaki nedenlerinden birisi dünyadaki gelişmeler. Dolar zaman zaman bugünkü gibi zıplaya zıplaya artar. O da doğrudan bize yansıyor. İnanıyorum doların hareketlerinde bir sakinleşme olur. Dışarıdaki ekonomi ve finans çevrelerinin beklentileri de o yönde.

Burada bir sonuç alınmak zorunda. İçerideki insanlar Türk Lirasından kaçmaya başlarsa o zaman işin kötü oluyor. Dışarıdan gelen etkiye yapabileceğin bir şey yok. Dışarıya dolar kaçması son dönemde durmuş gibi gözüküyor. Bu da iyi bir şey.

Seçimden sonra iktidarda olanların işleri çok kolay olmayacak. Şu anda dolar da çok yüksek, faizler de çok yüksek. Uluslararası risk payı da yüksek. Seçim sonrasında, önümüzdeki 5 yıl biz buradayız, şöyle bir politika izleyeceğiz diyerek dünyayı ikna etmeyi başarırsanız o risk payı azalır.

RİSK PAYI AZALTILMALI

Nitekim Kasım seçiminden sonra risk payı primi ciddi biçimde düştü. Şimdi yine yükselme yaptı. Seçimlerden sonra faizlerde düşüş olması gerekir. Enflasyonun çok altına inemezsiniz ama risk payını azaltabilirsiniz.

Geldiğimiz noktada sadece faizlerin düşmesi elbette yetmez. Ön açıcı önlemler gerekir. Mesela ben proje bazında teşvikleri çok yerinde buldum. Birkaç yıl önce il bazında teşvikler yapıldı. On bir ille başladı ve 47 ile kadar çıktı. Yani herkesi teşvik ediyorsun ve sonuçta bir şey çıkmıyor. Ancak projeleri teşvik etmek doğru bir olay. Teşvikleri bu yöne kim götürdüyse eline sağlık. İşin içine eş dost, ahbaplık karışabilir ama ilk deneydir. Bundan bir şekilde yarar görürseniz akıllı bir kadro bu işe sahip çıkar ve devam etmesini sağlar. Hem ekonomideki dengeleri gözetir hem de üretim alanını çok olumlu biçimde etkiler. Önceki sistemde herhangi bir kente verdiğin teşvikle büyüme sağlanmıyor, verdiklerin heba olup gidiyordu. Şu kişiye şu nedenle bu teşvikleri veriyorum ve şu kadar sürede sonuç bekliyorum diyorsunuz. Son dönemde atılmış en doğru adım bence.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner81

banner80

banner79

banner78

banner77

banner76

banner75