Yıl 2007… Netaş CEO’su Müjdat Altay, Nortel’i “Mükemmeliyet Merkezi”ni Türkiye’ye getirmeye ikna etmiş, 1000 mühendisin çalışacağı yer arayışına girmişlerdi.

Hükümet, Ar-Ge merkezi teşviklerinden yararlanabilmeleri için teknoparkları adres gösterdi. Altay, o dönemde İstanbul ve çevresinde faaliyette olan teknoparkları inceletti:

- 1000 kişiyi çalıştıracak yer verebilecek teknopark bulamadık.

Dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’a durumu anlatıp, öneride bulundu:

- Sayın Bakanım, bizim 100 dönümlük kocaman bir alanımız var. Bize teşviki “yerinde” verseniz olmaz mı?

Bu talep üzerine “Yerinde Ar-Ge teşviki uygulaması” devreye girdi. Önemli bir eksik daha vardı:

  • O dönemde ülkemizde Ar-Ge denildiğinde daha çok donanım akla geliyordu. Yazılım teşvik kapsamında değildi.

Derken yazılım da Ar-Ge teşvikleri kapsamına alındı. Nortel bunun üzerine dünyadaki 28 merkezini kapatıp Türkiye’ye geldi. Altay ve ekibi kolları sıvadı:

- 100 kişilik mühendis kadromuz 1000’e çıkacak.

İlanlar verildi, Netaş’ta çalışacak mühendisler aranmaya başladı. 2-3 ay sonra Nortel’den Altay’a telefon geldi:

- Yeterince mühendis almıyorsunuz. Programın çok gerisinde kaldınız.

Bunun üzerine hemen İnsan Kaynakları ekibini çağırdı:

- Hızlanın, 1000 mühendis planının çok gerisinde kaldık.

İK ekibi kendilerine ulaşan CV’leri masaya koydu:

- Aradığımız özellikte mühendis bulamıyoruz. Elimizdeki CV’ler bunlar.

İK’nın gazetelere verdiği ilanı istedi. İlan şöyleydi:

· İTÜ, Boğaziçi, ODTÜ, Bilkent, Yıldız Teknik Üniversitesi gibi üniversitelerden mezun, iyi derecede İngilizce bilen, askerliğini yapmış, 3 yıl tecrübeli mühendisler aranıyor.

Altay, ilanla ilgili değişiklik talimatlarını sıraladı:

- “Marka üniversiteler” sınırını kaldırın. Her üniversiteden başvuru gelsin. İngilizce şartını kaldırın. Ayrıca askerliğini yapmış olma şartını da kaldıralım.

İK ekibi frenlemeye çalıştı:

- “Tecrübe” şartını kaldırmayalım ama…

Altay ısrar etti:

- Onu da kaldırın. Tecrübeyi bizde edinmeyecekler de nerede edinecekler?

Bunun üzerine Türkiye’nin her tarafından Netaş’a iş başvuruları ulaştı. Altay, yoğun başvurudan memnundu:

- Netaş’ın tamamını eğitim yeri yaptık. İTÜ’den, Boğaziçi’nden hocalarımız geldi. İngilizce için dersler verdik. Müthiş bir eğitim başladı.

Müjdat Altay, Dünya’nın YouTube kanalındaki sohbetimizde Netaş’a mühendis alımıyla ilgili bu deneyimini paylaştıktan sonra sürdürdü:

- Türkiye’nin her yerindeki üniversitelerden gelen pırıl pırıl gençler, hiç yazılım bimezken eğitimler sonucu Nortel’i kendilerine hayran bıraktı. Ödüller ala ala 1000 kişiye çıktık.

Bu noktada şu yorumu yaptı:

- Başarı aslında o çocukların içinde var. Yeter ki onları eğitelim ve sahaya sürelim.

O günlerden aklında kalan şu öyküyü de paylaştı:

- Arkadaşlarımız işe aldığımız mühendislerden birinin ayrılmak istediğini bildirdiler. İşten ayrılma gerekçesine baktım, “Maaş” diye yazmıştı. Çağırdım, konuştum. Daha fazla maaş teklif eden şirketin, 6 ay önce tecrübesi yok diye o arkadaşı işe almadığını öğrendim.

Söz konusu şirketin tutumunu aktardı:

- Meğer o şirket, “Bu arkadaş gitsin, Netaş’ta eğitim alsın, sonra bize gelsin” diye planlamış. Bunu öğrenince üzüldüm.

İyi eğitim almış eleman arayan şirketler “marka üniversite, İngilizce, tecrübe” gibi bariyerler belirleyince, Netaş örneğinde olduğu gibi umduğu düzeyde personeli bulamıyor…

“Marka” olanların dışındaki üniversitelerin mezunları, o bariyere takılınca “üniversite mezunu işsiz ordusu” sürekli büyüyor.

Netaş örneğinde olduğu gibi “marka üniversite bariyeri”ni kaldırmaya ne dersiniz?

Deneyimleri yoktu ama hepsi canavar gibi yazılımcı oldu

NETAŞ CEO’su Müjdat Altay, şirketlerin kendi içlerinde eğitime önem vermeleri gerektiğini belirtti:

- İkide bir, “Üniversiteler iyi eğitim vermiyor” diyeceklerine o pırıl pırıl gençleri şirketler kendileri eğitsin.

2007’deki Ar-Ge merkezi adımlarını attıkları günlere döndü:

-2 yılda 1000 mühendis aldık. Hepsi de deneyimsizdi, eğitim verdik. Hepsi de canavar gibi yazılımcı oldu.

Türkiye’nin yazılım gücünün çok yüksek olduğunu kaydedip sürdürdü:

- Bunun muhakkak doğru yönlendirilmesi lazım. Şimdi hükümetimizin 1 milyon yazılımcı projesi var. Umarım buradan başarılı bir sonuç alırız.

Üniversiteyi bitirince ‘emir veren’ olursun

ANKARA’da bir meslek lisesi öğrencisi staj yaptığı işyerinde kadroya alınmış, okulu bitirince de iyiden iyiye temel personel olarak çalışmayı kafaya koymuştu.

Ancak, babası oğluyla aynı görüşte değildi. Oğlunu ısrarla üniversiteye girmesi gerektiği konusunda ikna etmeye çalıştı. Kullandığı argüman da şuydu:

- Üniversite mezunu değilsen, çalıştığın işyerinde hep “emir alan” tarafta kalırsın. Oysa üniversiteyi bitirirsen “emir veren” sen olursun.

Öğrenci babasının ısrarlarına dayanamadı, sınava girdi. Üniversiteyi kazanınca çalıştığı işyerine durumu bildirdi:

- Üniversite eğitimim başlıyor. Üzülerek ayrılıyorum.

Aradan 4 yıl geçti, öğrenci üniversiteyi bitirip diplomasını aldı. Babasının istediğini yapmıştı. Hemen eski çalıştığı işyerine gitti:

- Ben şirketinizde çalışmaya devam etmek istiyorum.

İşyerindeki yöneticileri durumu anlamaya çalıştı:

- İşinden memnundun ama üniversiteyi kazanınca ayrıldın. Şimdi bitirdiğin bölüme uygun bir iş aramak yerine neden bize geldin?

Şu yanıtı verdi:

- Ben üniversiteye babam istedi diye girdim. Diplomamı da aldım. Sizin şirkette çalışmaktan memnundum. Burada çalışmak istiyorum.

Bu öyküyü Ankara Sanayi Odası (ASO) Yönetim Kurulu Başkanı Nurettin Özdebir’den dinledim…

Yaşanmış öykü, “ara eleman” konusunda ailelerin yaklaşımının rolünü ortaya koyuyor…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner87

banner86

banner85

banner84

banner83

banner82