Öne Çıkanlar ÇOSB 3 BİN FİDAN DİKTİ ÇOSB engelli araç Dijital korsanlığın maliyeti 400 milyar dolar Sinem Cantürk Asaf Savaş Akat Global Sanayici

Ali Rıza Ersoy: Dijitalleşmede Koronaya çok şey borçluyuz

GİRAY DUDA

Sanayi 4.0 ya da diğer adıyla dijital dönüşüm, son yıllarda Türkiye’de iş dünyasının ve kamunun gündemindeki üst maddelerde birisi olarak yerini aldı. Sanayi Bakanlığı’nın aktif, hızlı girişimlerine ve oluşturduğu organizasyonlara, planlara ek olarak iş dünyasının örgütleri de bu konuyu her platformda tartıştılar ve uygulama aşamasına geçilmesine katkıda bulunuyorlar. Bu çabaların hemen hepsinde ön sırada olan, dijital dönüşümde kamu ve özele danışmanlık yapan, konferanslar veren Ali Rıza Ersoy ile korona salgını dönemindeki dijitalleşmeyi konuştuk.

- Sayın Ersoy, Dijital dönüşüm, geçtiğimiz yıllarda Sanayi Bakanlığı’nın liderliğinde kamunun çok ilgili, aktif olduğu bir somut çalışma alanıydı. Özelde de dijital dönüşüm iş dünyasının şu veya bu biçimde ajandasında yerini almıştı. Dijital dönüşüm açısından 2019 yılı sonunu ve 2020’nin başını değerlendirir misiniz?

DÖRDÜNCÜ SANAYİ DEVRİMİNİ ISKALAMADIK

- Ülkemiz, Almanya’dan gelen adıyla Endüstri 4.0 denilen ama aslında isme pek de takılmamamız gereken, sanayinin dijitalleşmesi olarak algıladığımız değişimi 2015 yılı sonunda karşıladı. Şunu belirtmek gerekir ki çok hızlı bir karşılamaydı. Çünkü Almanya 2013 yılında kendi yol haritasını açıkladıktan bir iki yıl sonra bu gelişime ayak uydurmak çok önemliydi. Yani dünyanın pek çok ülkesi ile eş zamanlı olarak ve gecikmeden bu hareketin içinde yer aldığımızı söyleyebiliriz. Dolayısıyla ortada var olan bir kayıptan bahsedemeyiz.

Hele, Birinci Sanayi Devrimini birkaç yüzyıl, İkinci Sanayi Devrimini 150 yıl ve Üçüncü Sanayi Devrimini 40-50 yıl ıskalayan bizler Dördüncü Sanayi Devrimini ıskalamayacağımızı o zaman hissettik.

SANAYİ BAKANLIĞI GEREKENİ YAPTI

- Yani bu kez treni kaçırma durumu söz konusu değil.

- Hayır, hiçbir şekilde değil. Geçtiğimiz 2015-2020 yılları arasında, 4 yıl içinde çok yer gezdim. En az 300 etkinliğe katıldım ve 3 binden fazla sanayici ile göz göze gelmişimdir. 30 binden fazla öğrenci ile karşı karşıya olduk. Dolayısıyla bu ülkede ne oluyor bunu yakından takip etme şansımız oldu.

2015 yılında dönemin Sanayi Bakanı Fikri Işık bu konuda görüşmek üzere beni davet etmişti. Çok hızlı bir reaksiyondu bu. Gidip konuştuğumda çok ciddi bir ev ödevi yapılmış olduğunu gördüm.

Daha sonra TÜSİAD ile Endüstri 4.0 Çalışma Takımı’nı kurduk. Hasbelkader ben de kurucu başkanlığını üstlendim. Türkiye’nin yol haritasını belirlemek üzere bir teklif hazırladık. TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB, TTGV, TÜM ve YASED gibi altı büyük kuruluşun bir araya geleceği bir organizasyon teklifiydi. Sanayi Bakanlığı’nın liderliğinde, İcra Komitesi Sekretaryası Çalışma Grupları şeklinde bir yapı kuruldu. 2016 yılının ortalarında çalışmaya başladık.,

TÜRKİYE’NİN YOL HARİTASI BELLİ OLDU

O zamandaki kimi jeopolitik ani gelişmeler nedeniyle bizim işimiz biraz hız kesti ama yine de hiç durmadan koşmaya devam etti bu çalışma. 2018’in ortasında biraz da seçim zamanına denk geldiği için yine yavaşlasa da Türkiye’nin yol haritası resmen açıklandı. İlgi duyan sanayicilerimizin Sanayi Bakanlığı web sitesinde bulabileceği ve son derecede profesyonelce hazırlanmış bir yol haritasından bahsediyorum. Toplam 170 sayfa herkese okumak zor gelebilir ama göz gezdirmek kesinlikle faydalı olur.

KAMU HIZLI DAVRANDI

Şunu söyleyebilirim ki kamudan bu kadar güçlü ve hızlı çalışmayı kimse beklemiyordu. Kamunun bir algı yönetme sorumluluğu da yoktu. Buna rağmen, o kadar hızlı davranıldı ki 2016 yılının Şubat ayında Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’ndan Akıllı Fabrikalar adı altında hazırladığımız taslak geçti. Eğer Bilim ve Teknoloji Kurulu’ndan böyle bir taslak geçerse kamunun diğer kuruluşları da ona paralel çalışmalar yapmak durumunda kalıyorlar, faaliyet başlıyor. İşte dijital dönüşüm böylece kamunun diğer birimlerinde de gündemin üst sıralarına yükseldi.

Bu açıklama 2018 yılında yapıldı. Bu arada Siemens, Arçelik, Ford gibi çok sayıda büyük şirket çok hızlı yol aldılar.

ANADOLUDA DİJİTALLEŞME İSTEĞİ

- Büyük şirketler dijital dönüşüme yakın ve hazır duruyorlardı değil mi?

- Aynen öyle. Hem kafa yapısı olarak hem de teknik altyapı olarak hazırdılar. İnsan kaynakları da diğerlerine göre çok daha zengindi. Diğer yandan sadece büyük şirketler değil, Anadolu’nun bir çok yerindeki organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren sayısız şirketten bu konuda bilgi talebinde bulunuldu. Hızla faaliyete girişen çok sayıda şirketi biliyorum.

DÖVİZ KRİZİ HIZIMIZI KESTİ

Ancak 2018 yılının Ağustos ayındaki döviz krizi insanları şaşırttı ve herkes kendisine ‘ne oluyoruz’ diye sormaya başladı. 2019 yılını ise maalesef çok sakin geçirdik. Kaybedilmiş bir yıl mı saymak gerekir? Bence değil. Seçim zamanlarında ileri adım atmak zorlaşıyor. Bu nedenle hayallerin 2020 yılı için kurulduğu anlaşılıyor. 2019’u sakin geçirir, 2020 yılında işe sarılırız diye düşünülüyordu. Türkiye çok güçlü, sanayicisi çok kıvrak. Ben hala kurumsalda çalışıyor olsaydım Koronayı dikkate aldığımızda yaşayacağım 7’nci kriz olacaktı. Hızlı düşüp çok hızlı çıkabiliyoruz. Böyle esnek bir kabiliyetimiz var.

Aslında beş on yıllık trendlere baktığımızda ülkemizin çok iyi gittiğini, pozitif olduğunu görüyoruz. 2020 birçok açıdan şanssız başladı. Korona her şeyi durdurmuş gibi oldu ama aslında Koronaya çok şey borçluyuz.

DİJİTALLEŞMEYİ ONLINE TARTIŞTIK

- İlginç bir cümle kurdunuz. Koronaya niye borçluyuz?

- Eve kapandığımız 1.5 aylık sürede 6-7 online panele moderatör, panelist olarak katıldım. Bu konuları hem sürekli konuşma fırsatı bulduk hem de yazıp çizme, tartışma olanağına kavuştuk. Sonuçta ortak kanaat şu ve ben de bu kanaati destekliyorum; Korona iki yıl boyunca dijitalleşme konusunda harcayacağımız, zaman, para, enerjiyi bize beş kuruş harcatmadan büyük bir kazanım getirdi.

PANELLERE YETİŞEMİYORUM

- Sanki bir dijital sıçrama yaşadık bu dönemde değil mi?

- Bravo, çok doğru bir teşhis bu. Korona sağlıkta nice canlar götürdü. Ama sanayi gözüyle konsantre olursak eğer çok şey kazandırdığını çok net söyleyebiliriz. Ben, webinar, panel tekliflerine yetişemiyorum. Arkadaşlarım da aynı durumda. Katılmayı bir yana bırakırsak izlemek istediklerime yetişemiyorum.

TEHDİT FIRSATA DÖNÜŞTÜ

- Ben de öyle. Birkaç tane toplantı aynı zamanda ayrı platformlarda oluyor. Saatleri birbiriyle çakışıyor ve kimilerini daha sonra videolardan izleyebiliyorum.

- Muhteşem bir kaos ortaya çıktı. O kadar mutluyum ve heyecanlıyım ki. Nasıl olur da bir tehdit bu kadar zamanda fırsata, kazanıma dönüşür? Her türlü beklentiyi hesap ettik ama bunu öngöremezdik. Küçük bir mucize gerçekleşti.

KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM EDECEĞİZ

- Peki 2020 yılındaki beklentileriniz nelerdir dijitalleşme yolunda?

- Elbette ki birkaç ayı şimdiki gibi karantina ortamında tehditleri nasıl bertaraf ederiz diye düşünmekle geçireceğiz. Ancak bugünleri unutacağız. Arkasından da ‘nerede kalmıştık’ diye birbirimize soracağız ve kaldığımız yerden devam edeceğiz.

SONBAHARDAN İTİBAREN

- Tahmini olarak Eylül-Ekim aylarından mı söz ediyoruz?

- Aynen öyle. Sonbahar ayları için düşünmek daha doğru olur. Kişisel ve toplumsal psikolojimiz de yerine gelsin. Bu arada sağlıktaki dijital dönüşümün nasıl birden bire ortaya çıktığına da tanık olduk. Dünyadaki örneklerini de gördük. Dünya buna hazır mıydı? Sağlık yöneticisi birçok arkadaşımla konuştum, hazır olmadıklarını söylediler. Böyle bir ortama geçileceğini öngörememişlerdi.

Dolayısıyla dijital ortamda, örneğin insanlar birbirlerine yaklaştıkları zaman birbirlerini uyaracak teknik altyapılar hiçbir biçimde hazır değildi. Ancak, teknoloji, özellikle aplikasyon dediğimiz uygulamalar o kadar hızlı gelişti ki. Yanımızda taşıdığımız cep telefonlarına yönelik uygulamalar hem basitleşti hem de herkes tarafından yapılabilir hale geldi. Kamu, tüm ülke için geçerli olacak aplikasyonları birkaç haftada hazırladı.

MEĞER KANATLARIMIZ VARMIŞ

- Kovid-19 ile mücadelede muhteşem veritabanları hazırlandı, filyasyon gibi koruma, güvenlik çalışmaları hızlandı ve vatandaşın kodlarla yönlendirilmesine tanık olduk.

- Sadece sağlık alanında değil, örneğin bugüne değin internet ortamına yabancı olan kişiler vergilerini sanal ortamda ödemeye başladılar. Onlar için belki biraz zorluk yaşandı ama bundan böyle hayat boyunca bu rahatlığı, yani internet ortamını kullanacaklarına emin olabiliriz.

Hepimiz zoraki olarak dijital dünyanın içine atıldık. Bir arkadaşım geçenlerdeki webinarda şöyle bir söz sarf etti. Arkamızdan birisi bizi uçuruma attı ve biz o anda kanatlarımız olduğunu fark ettik, dedi. Şu anda uçuyoruz. Demek ki bu mümkünmüş.

ARTIK ANLATMAK KOLAY

Dijital dönüşüm çalışmalarını şirketlere anlatırken çeşitli zorluklarla karşılaşıyorduk. Bu kriz sonrasında uzaktan öğrenme, evden çalışma, evden öğrenme, sanal ofisler gibi kavramları kimseye anlatmak zorunda kalmayacağız çünkü neredeyse herkes zaten denemiş olacak. Sadece, ‘ben kendi şirketimde nasıl uygularım’ diye konuşulacak.

DİJİTALİN KOLAYLIĞINA ALIŞTILAR

- İletişimdeki bu patlamanın da yardımıyla bankacılık da neredeyse tamamen online hale geldi. Bankacılık işlemleri telefonla ve internet üzerinden yürütülüyor.

- Evet, bankacılık sistemi şu anda tıkır tıkır çalışıyor.

- Bundan sonra insanlar banka şubelerine gitmek istemeyebilir.

- Sadece bankacılık değil. Örneğin perakende sektöründe yüzde 5’lerde 10’larda gezinen, dijital ortamda sipariş verilmesi kapıdan teslim alınması gibi prosesler de içinde olduğumuz bir iki ay içinde çok büyük oranda dijital ortamlara taşındı. Buna yabancı olanlar da olayın zevkini aldılar. Benim yakın çevremde bugüne değin sanal alışveriş yapmayan orta yaş grubundan pek çok kişi kapısına kadar malzemelerin getirilip teslim edilmesinden memnun oldu. Muhtemelen bunların çoğu da bundan sonra kullanmaya başlayacak.

ABD’DE ONLINE EVLENME TÖRENLERİ YAPILIYOR

- Bu salgının ne zaman biteceği belli değil ve bir süre daha dışarı çıkmaya korkacağız. Bir telefonla ya da internet üzerinden alışveriş yapmanın iyi tarafı da var. Yine de markete gidip alınacakları kendi almak isteyenler de olacaktır tabii ki. Başka sektörlerde ilginç gelişmeler var mı?

- Dijital yaşamın ilginç örneklerinden birisi de Amerika Birleşik Devletleri’nin bir eyaletinde başlatılan online evlilik uygulaması. Fiziki olarak bir araya gelmeye gerek olmadan, dijital imza ile yapılan sanal evlenme törenleri de kabul edilmeye başlandı. Elektronik imzaları resmen tanımlanmış olan kişiler, online biçimde evlenebiliyorlar.

SANAL EĞİTİMİN FAYDASI ÇOK

- Dijital eğitimin çeşitliliği göz dolduruyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın resmi müfredatının yanı sıra, üniversitelerin eğitimi, her türlü özel eğitim ve kursların internet üzerinden karşılıklı olarak yapılabilmesi ayrı bir çağa geçmiş olduğumuz izlenimini veriyor.

- Sanal eğitimin zevkine varan insanların, kriz sonrasında bundan kopacaklarını tahmin etmiyorum ben. Artık eğitim kurumları için bina tutmaya, kiralamaya, ciddi biçimde dayayıp döşemeye ihtiyaç kalmadı. İnsanlar, dışarı çıkıp yollarda saatlerini geçirmeden, masraf yapmadan birkaç saatte dünya kadar bilgiyi alabiliyorlar.

Ben buradan bir somut örneğe gelmek istiyorum. Bundan tam 20 yıl önce biz şirketimizde sanal ofis uygulaması başlatmışız. Galiba Türkiye’de ilk sanal ofisi biz uyguladık. Daha önceden planlamış olmamıza rağmen başlatamamıştık. Çünkü o sırada bugün kullandığımız modemler yoktu. Telefona bağlı olarak sık sık kesilen modemler çalışıyordu. Tarayıcılar çok yeniydi. Çantalarda taşınabilecek seyyar yazıcılar da yoktu.

MASALARI KALDIRDIK, TEPKİ OLDU

Ben çok iyi hatırlıyorum, arkadaşlarım şiddetle karşı çıkmışlardı. Çünkü masaları da kaldırmıştık. Sahada çalışan arkadaşlar masasız kalmıştı. Onlara, lütfen ofise artık gelmeyin, demiştik. İstanbul gibi ulaşımın çok zor olduğu bir kentte ofise varmak için uğraşmayın, o zamanı müşterinizin yanında geçirin diye tavsiyede bulunmuştuk.

Dünyada da bu trend başlamıştı. En büyük reaksiyon da çalışan arkadaşlarımızın eşlerinden görmüştük. Kendisi işe giden hanımlar kocalarının evde kalmalarını garipsemişti.

SÖZLEŞMELERİ YENİLEDİK

- Evet, Siemens’in İstanbul Kartal’daki merkez ofisinden söz ediyorsunuz. Ben de o sıralar gidip anlattıklarınızı görmüştüm. Geniş bir alanda bir kenardaki çay – kahve barından arta kalan kısımda herkesin ortak olarak kullandığı masalar vardı. Çalışanların özel eşyaları da bir bölümdeki dolaplarda tutuluyordu. Ama bu yeni çalışma biçimi yeni kurallar gerektiriyor değil mi?

Elbette. Biz çalışanların sözleşmelerini, hedeflerini de yenilemiştik. Ofise gelmeyen arkadaşlarımızın primlerini artırmıştık. Ofise gelmemeyi para kazanma yöntemine çevirmiştik. Başlangıçta böyle cazip tedbirler almamız gerekiyordu.

Aradan 3 - 4 ay geçtikten sonra yaptığımız ankette hiçbir arkadaşımız geri dönmek istemedi. Çünkü mesai saatleri ortadan kalkmıştı. Bunu sözleşmelerde çok net biçimde ortaya koymuştuk. Sadece mesai saatlerinde telefonla erişilebilirlik yeterliydi. O saatlerde balkonda mı, bahçede mi yoksa mutfakta mı çalışmış bizi zerre kadar ilgilendirmiyordu. Kendilerine konulan yıllık hedefleri tutturuyor olmaları yeterliydi. Hangi coğrafyada, hangi mekanda çalıştıkları ile ilgilenmiyorduk. Zaman içinde ülkemizde bu tür çalışma yayıldı.

Buna karşı çıkan pek çok işletme olduğunu biliyoruz. Korona sonrasında yeniden soralım, ‘ne dersiniz’ diyelim, bırakın karşı çıkmayı, biz bunu şirketimize nasıl uygulayabiliriz diyeceklerini çok iyi biliyorum.

DİJİTALLEŞEN AYAKTA KALACAK

- Şu anda sayısız şirkette bu tür çalışma yapılıyor. Merkez ofiste nöbet usulüyle az sayıda kişi yer alırken diğerleri bilgisayar üzerinden haberleşiyorlar.

- 2016 yılında ilk kez Endüstri 4.0 algısını yaymaya çalışırken, iyi hatırlıyorum, diyorduk ki ‘akıllı fabrikalarda, bazı değerli bölgelerde fabrika kurmanıza gerek kalmayacak, bu fabrikaları Konya’nın bozkırlarında da kurabilirsiniz.’ Karşımızda tatlı bir gülümseme oluyordu, ‘o kadar da değil artık’ mahiyetinde.

Ama bugün geldiğimiz noktada Light Out Factories’in yani Karanlık Fabrikaların o kadar uzakta olmadığını, bunu yapmazsak geleceğin bu kaypak zeminlerinde virüs ya da başka felaketlerde dijitalleşmeyen organizasyonların ayakta kalmalarının ne kadar güç olduğunu herkes gördü. Krizi aşıp canını kurtarma fazını geçtikten sonra birçok kişi, ‘ben ne yaparım da dijitalleşirim’ veya ‘ben ne yaparım da bu büyük travmalara karşı sürdürülebilirliğimi koruyabilirim’ derdinde olacak. Bunun da ülkemize sadece faydası olacak.

GRİ YAKALILAR DEVRİ BAŞLIYOR

- Krizi bir iki ay içinde aşarsak yaz ayları hasar tespiti ile geçecek. Sonbahara ulaştığımızda zarar telafisi ve yeni adımlar atma telaşına girişilecek. Yeni dönemde, bugünkü uzaktan çalışmanın kısmen olağan hale geleceği bir düşünce var. Mavi ya da beyaz yakalıların hangileri bu iş için uygun olacak. Bunun ötesinde de dijital dönüşüm cihazlarının pahalı yatırımlar olduğu göz önüne alınırsa ne zaman hareketlenme başlar?

- Özellikle büyük şehirlerimizde, metropollerimizde işe gidip gelmek büyük ölçüde zaman kaybına neden oluyor. Şirketlerimize de çalışanlarımıza da çok fazla faydası yok. Bu kalkacak ortadan. Bütün şirketler, satış-pazarlama servislerinde çalışanların durumunu yeniden düşünecekler. Merkezde çalışması gereken fonksiyonlar hala var. Bir araya gelmesi gerekenler yine ofislerde çalışacaklar. Pek çok kişinin kendi evinde kendi ofisini açacağını düşünüyorum.

DİJİTALLEŞME KAS GÜCÜNÜ KALDIRMAYA GELİYOR

Fabrikalara geldiğimizde, kas gücü gerektiği sürece mavi yakalı arkadaşlarımız üretim hatlarında çalışmaya devam edecekler. Bundan kaçış yok. Ancak, dijitalleşme bize insan kas gücünü ortadan kaldırma vaadiyle geliyor. Bir mavi yakalının yaşamı boyunca işyerinde aynı tornavida ile aynı vidayı sıkması insanın varoluş düşüncesine aykırı. Endüstri 4.0 bunu ortadan kaldırmaya geliyor hatta geldi bile.

Size Almanya’dan bir örnek vereyim. Bunlar 10 yıl kadar önce 1.800 kişi ile işe başlıyorlar. 4-5 yılda tamamen dijitalleşiyorlar. Buna rağmen çalışan sayısı aynen 1.800 olarak duruyor. Yani dijitalleştim diye sistemi küçültmek gerekmiyor. Ama üretim kapasitesini ciddi biçimde arttırmış. Yani aynı işçi sayısı ile üretim miktarını birkaç katına başka türlü çıkaramazsınız. Ancak dijitalleşmeyi başarmanız halinde olur.

Artık gri yakalılar devri başlıyor. Yani fabrikalarda sadece kas gücünü kullanan insanlar değil, daha çok beyin gücünü kullanan, bazen makinaların başında, dijital eğitimden geçmiş kişiler… Geçmişte olmadığı kadar dijitalleşmiş gri yakalıları konuşuyor olacağız. Çalışan sayısı aynı dururken üretim miktarını da 5-10 katına çıkaracağız.

ASIL HEDEFİMİZ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

- Korona krizi dönemine ilişkin olarak işyerleri, firmalarla yapılan anketler var. Bu anketlerde yüzde 50’ye varan ciro kayıpları söz konusu ediliyor. Bu zayıflama ve gelir kayıpları Endüstri 4.0 yolunda duraklama dönemine girilmesine neden olur mu? Gelirlerin düşmüş olması, dijital yatırımlara girme hevesini, isteğini azaltır mı?

- Mutlaka azaltır. Şirketlerimiz doğal olarak önce hasar tespiti ve hasarın giderilmesine yoğunlaşacaklar. Bu sadece şirketlerimiz açısından değil kişisel olarak da böyle gelişecek. Bu belki sonbaharı geçip yılsonuna kayabilir. Ama sonuçta bu dönem geçtiğinde şurası kesin ki hasarın ortadan kaldırılmasından sonraki ilk konu tartışmasız dijital dönüşüm olacak.

Biz bu krizde hepimizin ortak derdinin sürdürülebilirlik olduğunu gördük. Bugün korona, yarın deprem ve arkasından başka bir virüs gelebilir. Aslında ana başlık dijitalleşme değil, sürdürülebilirlik. Dijitalleşme bir araçtır, hiçbir zaman amaç olamaz. İnsanlar ben dijitalleşmek istiyorum diye dijitalleşmezler. Kuruluşun kazancına, karına katkı yapan bir söyleme ihtiyaçları vardır. Bu da sürdürülebilirliktir.

KISA ZAMANDA ÇOK DERS ALDIK

Bu krizden hepimiz çok ders aldık. Bu kadar kısa zamanda bu kadar çok dersi almaya enerjimiz, zamanımız yetmezdi. Koronaya çok şey borçluyuz. Yılsonuna doğru kendisini toparlayan iş insanlarının karşısına iki yeni kavram çıkacak: Bunlardan birisi Agile, yani kıvrak yönetim biçimleri. Diğeri VUCA’dır. Amerikan savunma sanayiinden çıkan bir kavramdır. V (Volatility - Kaygan), U (Uncertainty - Kararsız), C (Complexity - Karmaşık), A (Ambiguity - Belirsiz) kelimelerinin kısaltılmış hali. Yani belirsiz zamanlarda, belirsiz durumlarda, şoklarda ben nasıl bir organizasyona sahip olmalıyım ki en az hasarla, daha doğrusu hasar görmeden ayakta kalıp yoluma devam edebileyim. Bu kavramlar kış aylarından başlayarak ülkemizde çok yoğun konuşuluyor olacak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner86

banner85

banner84

banner83

banner82

banner80