Öne Çıkanlar Halil Aksu

Avrupa’daki resesyon ihracatımızı azaltır

GIRAY DUDA

Dünya ekonomisi enflasyonla mücadele tartışmaları yaparken, enflasyonu besleyen pandemi ve savaş koşulları da sürüp gidiyor. Global Sanayici’nin bu sayısında, Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ata Özkaya ile ülkelerin ve bölgelerin ekonomik sorunlarını ve her yönüyle enflasyonu ele aldık.

- Sayın Doç. Dr. Özkaya, pandeminin darbesini yiyen dünya ekonomisi kendisini toparlamaya çalışırken başlayan Rusya-Ukrayna savaşı sorunları kat kat artırdı. Global ekonomiye uzaktan bakınca neler görüyorsunuz?

- Global ekonomiyi değerlendirmek istediğimizde belirli ölçüler kullanmamız gerekmektedir. Bunlar küresel borçlanma imkanlarının seyri, küresel mali politikaların seyri, küresel ölçekte reel ekonomik aktivitenin seyri ve küresel talep bileşenleridir. İçinde bulunduğumuz kısa-orta dönemde -ki makroekonomik çerçevede 3-6 ay olarak ölçülebilir- ekonomik dengelerin tam olarak istenilen düzeyde olmayacağını söyleyebiliriz. Bunun nedeni, hammadde arzı, üretim imkanlarındaki zorluk ve değişimle talebin güçlü devam ediyor olmasının hızlandırdığı enflasyonist baskıdır. Ek olarak, buna yanıt vermek isteyen merkez bankalarının borçlanma imkanlarını sıkılaştırmasıdır.

Üçüncü etki, hükümetlerin genişlemeci mali politika izliyor oluşudur ve bu da enflasyona ek bir katkı yapmaktadır. Bunların bileşkesi, yükselen faiz, yüksek enflasyon kötü dengesidir. Üretimdeki firmaların borçlanma imkanlarının zorlaşması ve hisse senedi piyasalarında da dalgalanmaya sebep olacaktır. Bir süre, “istenilen dengeye” geçene kadar bu sürecin devam edeceğini değerlendiriyorum. Ülkeler bu tabloda kendi ekonomik yapısal özellikleri temelinde ayrışacaktır, etkilenme dereceleri farklı olacaktır.

ABD’NİN BÜYÜMESİ AZALIR, İŞSİZLİĞİ ARTAR

- ABD’nin yaptıkları elbette tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor. ABD ekonomisi ne durumda? Enflasyonla sert bir mücadeleye girişilirken büyüme, işsizlik gibi veriler neler gösteriyor?

- ABD ekonomisi, Covid-19 öncesi pozisyonuna geri dönmeye çalışmaktadır. Bu pozisyon, işsizlik, enflasyon, büyüme, ticaret açığının değişken olarak yer aldığı çok-boyutlu bir küme olarak düşünülülebilir. İşsizlik seviyesinin yüzde 3.6 düzeyinde olduğunu biliyoruz. Ancak, bu verinin büyüklüğüne ek olarak, ABD toplumunda gelir katmanlarında aşağılarda yer alan Afro-Amerikan, Uzak-Asya, Latin Amerika kökenli vatandaşların işgücüne katılımı istenmektedir. Bunun sebebi, Covid-19 salgınında en çok hasar gören sektör olan hizmetler sektöründe bu grupların çalışıyor olmasıdır. Ne var ki, manşet enflasyonun yüzde 9 seviyesine ulaşması, çekirdek enflasyonun da yüzde 6 seviyesinde bulunması, bu grupların daha çok ücret talep etmesine sebep olmaktadır. Bu yüzden, veriler iyi görünse de “açık iş-iş arayan” uyumsuzluğu oluşmuştur.

ABD Merkez Bankasının faiz artırımına girişmek zorunda kalışı işgücü piyasalarında sıkılaşmanın artacağını göstermektedir. İşsizliğin yüzde 4’e ulaşacağını değerlendiriyorum. Faiz artırım süreciyle talebi kısmaya çalıştıkları için, büyüme hızı bir miktar azalacaktır. Ancak, ABD imalat sanayinin ivmesi pozitiftir, üretim sektörlerinde sıkıntı yoktur. Çin ile olan ticaretinin hacim ve sektörel çeşitlenme açısından yakından takip edilmesi gerekmektedir.

KÜRESEL BORÇLANMA ZORLAŞACAK

- Enflasyonla mücadelede faiz artırımı, sıkılaştırma politikası önümüzdeki dönemde aynen sürer mi? ABD’den 2022 yılı 2023 yılı başı için neler yapmasını bekleriz ve bunların dünya ve Türkiye ekonomisine etkisi ne olur?

- Enflasyonun küresel ölçekte devam edeceğini değerlendiriyorum. Bunun geçici olmasından ziyade, Çin başta olmak üzere, büyük üretici ülkelerde üretim birimlerinde ve süreçlerinde kabuk değişimi yaşanmaktadır. Önceden orta-teknoloji üretim yapan ülkeler, yüksek-teknoloji üretim yapmak için organize olmaktadırlar. Bu strateji değişikliği, hammade, ara malı ve sermaye malı arzını, talebini ve çeşitliliğini etkilemekte, fiyatlarında da dalgalanmaya neden olmaktadır. Orta-teknoloji ürün yelpazesinde arz azalması yaşanması, maliyet enflasyonunda artışa neden olmaktadır. Bu aynı zamanda ücretlerdeki artıştan da beslenmektedir. Yeni üreticilerin piyasalara girmeleri gerekmektedir.

ABD ekopolitiği, enflasyonu düşürebilmek için, talebi kısarak, yakıt fiyatlarını stabil tutmak zorundadır. Faiz artış sürecinin 2022 sonunda yüzde 4‘e yakınsayacağını değerlendiriyorum. Bu durum, küresel ölçekte borçlanma/borç yenileme imkanlarının zorlaşması demektir. Hisse senedi piyasalarını olumsuz etkileyebilir, yatırımların artış hızını da olumsuz etkileyebilir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde görünüm, üretim imkanlarının diri tutulmasıyla, mevcut kapasiteyle ihracat pazarlarına erişim açısından fırsatlar barındırmaktadır. Ancak, yeni kapasite oluşumu, kapasite artırımı, ürün teknolojisinin yükseltilmesi, katma değerin daha artırılması gibi ekonomik aktivitenin “yeni bilgi üretimi” kabiliyeti ve kalitesinin yükseltilmesi açısından ise çok zorlu bir süreç içerisinde bulunmaktayız.

AVRUPA’DA RESESYON İHTİMALİ VAR

- Resesyon ve stagflasyon dünya ekonomisinin değerlendirmelerinde sıkça konuşulan iki kavram oldu. Siz bu endişeleri paylaşıyor musunuz?

- Dünyadaki ülkelerin enflasyon süreçlerine vereceği ekonomi politik yanıtlar çeşitlenecektir. Gelişmiş ülkeler, G-7 belli bir ölçüde benzer-paralel politika yürütse de, gelişmekte olan ülkeler kendi imkanları ve kırılganlıkları temelinde ayrışacaklardır. Bu yüzden dünya ekonomisi geneli yerine gelişmiş ülkeler için stagflasyon tehlikesinin mevcut ve yüksek ihtimalli olduğunu söyleyebiliriz. Gelişmekte olan diğer ülkelerde ortalama tüketici enflasyonu yüzde 10 seviyesinde iken, ülkemizde yüzde 75 seviyesindedir. Bu enflasyon oranı, elde edilen büyümenin refahını tamamıyla bozucu etki yapmaktadır. Resesyon ihtimalini elimizdeki veriler ışığında çok yüksek olarak değerlendirmiyorum. Ancak, Avrupa Birliği’nde bu ihtimal, ABD’ye göre daha yüksektir. Bunun nedeni, enerji arzı ve fiyatları konusunda AB daha zor ve belirsiz bir döneme girmektedir. Bu durum, ülkemizin ihracat imkanlarına da olumsuz etki yapabilir.

AB’DE ENFLASYON UZUN SÜRECEK

- Bizim yakın ve iyi pazarımız Avrupa’da ne tür sorunlar var? Sıkılaştırmada geriden adım atan Avrupa ekonomisinin önümüzdeki dönemini nasıl görüyorsunuz?

- AB’nin para politikası seyri, ABD’nin para politikası seyrine göre daha gecikmeli yanıtlardan oluşmaktadır. Bunun nedeni, AB tahvil piyasalarında homojen olmayan yapıdır. Bu yüzden, en geriden gelen ülkeleri temel alarak politika üretmek zorundadırlar. AB’nin enflasyon yüksekliği ve yaygınlığının daha uzun süreceğini değerlendiriyorum. Bunun temel nedeninin maliyet enflasyonu olacağını söyleyebilirim. Faiz artışları konusunda, ABD Merkez bankası kararlarına bir miktar gecikmeli tepki vererek, arkadan geleceklerdir.

TARIM-GIDA FİYATLARINDA ARTIŞ BEKLİYORUM

- Global çapta büyük sorunlar ortaya çıkaran tedarik, doğalgaz, enerji, tarım ürünleri fiyatlarının sürekli yükselişi sürecek mi? Uzayan savaşı da düşünürsek gelecek aylarda bizi nasıl senaryolar bekliyor?

- Finansal piyasalar bugünlerde bir miktar resesyon fiyatlamasına girdikleri için enerji ve küresel tarım-gıda fiyatlarında düşüşler gözlenmektedir. Ancak, resesyonun olmayacağını değerlendirdiklerinde bu fiyatlamalarda yine yüksek dalgalanmalar gözlemleyeceğiz. Önümüzdeki dönemde, tarım-gıda ürünlerinde enflasyon artışının devam edeceğini değerlendiriyorum. Enerji arzı konusunda kalıcı çözüm elde edilmediği sürece, fosil yakıt yatırımlarının da sınırlı kaldığını düşünürsek, önümüzdeki dönemde kalıcı fiyat düşüşü beklemiyorum. Benzer süreç doğalgaz için de geçerlidir. Bu piyasalarda kaotik davranış sürecektir.

DÖVİZ FİYATLARINDA YÖN YUKARIYA DOĞRU

- Türkiye’ye gelecek olursak, cari fazla, oynak olmayan kur, düşük faiz, yüksek büyüme ve işgücü artışı olarak planlanan bu ekonomi paketi aradan geçen altı aydan sonra nasıl bir noktaya geldi? Sorunlar nerede ve neler yapılmalıdır?

-Türkiye’nin cari açığının nedeni, tükettiği yüksek teknoloji ürünlerin gideri için orta ve düşük teknolojili ürün üretiyor-satıyor olmasıdır. Aradaki döviz gideri farkını karşılayabileceği tek alan turizm sektörü olarak gözükmektedir. Ancak turizm sektörü, ekonomi dışında da jeopolitik, jeostratejik birçok farklı sürece bağımlıdır, kişi başına harcamayı artırmak elimizde değildir. O yüzden cari açık sorunumuzun devam edeceğini ve döviz ihtiyacığımızı sürekli canlı ve yüksek tutacağını değerlendiriyorum. Böylelikle, döviz fiyatları yukarı baskı altında kalmaya devam edecektir.

Kur oynaklığı ise farklı bir süreçtir ve bu ülkemizin hem risk primi hem de küresel yatırımcının ülkemize dair risk iştahı gelişmelerine bağlıdır. Türk Lirasının, Londra’da ABD doları karşısında eldeğiştirme hacmi son 4 yıl içinde yüzde 75 oranında azalmıştır. Bu durum, ekonomi kurumlarımızın politikalarının neticesidir ve oynaklığın azaldığı görünümünü vermektedir. Ancak, bu geçici bir durumdur. Büyümeden işgücünün aldığı pay düşmektedir ve üretilen yüksek teknolijili ürün yüzdemiz azalmaktadır. Bu, işgücünün üretimde kullandığı bilgi-kalitesinin düştüğü anlamına gelmekte, yapılan işin, üretimin gereksinim duyduğu bilginin yenilenmediğini göstermektedir. Böylece, ekonomideki işgücü, daha düşük bilgiye sahip daha ucuz işgücü ile değiştirilebilmektedir. Halbuki, ekonominin büyüme süreçlerinde bu istenmeyen bir durumdur. Ekonomik büyüme, yüzde olarak yüksek çıksa da, istenilen bilgi-kalitesinden uzaklaşılmaktadır.

Cari fazla ile ekonomik büyüme meydana getirmek her ülke için en iyi temennilerden, isteklerden birisidir. Ancak, ülkemiz bunu gerçekleştirecek “gerek şartları” sağlamamıştır, sağlamak için herhangi bir ekonomi politikası da geliştirilmemektedir. Bu yüzden, maalesef bu politika, ülkemizi için mevcut koşullar altında gerçekçi bir yaklaşım değildir. Ocak-Mayıs 2022 dönemleri arasında dış ticaret açığımız 43 milyar doları aşmıştır.

ENFLASYONLA MÜCADELE EDİLMİYOR

- Enflasyon açısından Türkiye uzun zamandır görülmeyen yüksek rakamlarla karşılaşıyor. Üstelik hemen her gün her türlü ürüne zam geliyor. Enflasyonun bu doludizgin artışının nedeni nedir ve nasıl durdurulabilir?

- Enflasyondaki artışın, rakibimiz olan diğer gelişmekte olan ülkelere nazaran 7-8 kat daha fazla oluşunun iki temel nedeni vardır. Birincisi, üretim maliyetlerinin yükselmesiyle birlikte döviz kurunda Ekim 2021 tarihinden itibaren başlayan hızlı artıştır. Hammadde, ara malı ve sermaye malları küresel ölçekte ortalama yüzde 30 civarında artarken, bir de Türk Lirasının yüzde 100 değer kaybı yaşaması, akran ülkelere göre çok daha fazla üretici enflasyonu ve tüketici enflasyonu ile karşılaşmamıza neden olmuştur. Ekim 2021’den itibaren yaşanan döviz kuru artışının nedeni ise ülkemizde uygulanan para politikası ve maliye politikasıdır. Bu tabloya enerji fiyatlarındaki artışı da ekleyebiliriz. Bu da ithalatın konusu olduğuna göre, yine kur yüzünden çarpan etkisi ile bütçelerimize yansımaktadır. Yılbaşından itibaren sanayinin kullandığı doğalgaz ve elektrik fiyatlarındaki sıradışı artışların sebebi budur.

Ülkemiz ekonomi kurumlarının, enflasyonu kontrol altına alarak, düşürmek ve dünya ortalamasına çekmek (mücadele) gibi herhangi bir ekonomi politik yaklaşımı mevcut değildir, kamuoyuna da duyurulmamıştır. “Fahiş fiyatla” mücadele gibi kısmi yaklaşımlar enflasyonu düşürmek için “yeter koşul” değildir.

ÜFE AYNI SEVİYEDE KALIR

- Üretici fiyatlarının üç rakamlara çıkması, tüketici fiyatlarında da artışın süreceğinin belirtisi olarak görülüyor. Bu açıdan enflasyondaki artış önümüzdeki mevsimler ve yıllarda hangi hızla artar? Daha ne kadar yüksek enflasyonla yaşayacağımızı düşünüyorsunuz?

- Üretici fiyatlarındaki artışın iki ana nedeni olduğunu, birisinin küresel ölçekte talebe ve arza bağlı denge oluşumu iken; diğerinin bizim ülkemizde uyguladığımız politikalar sonucu artan döviz kuru olduğunu belirtmiştim. Büyük ölçüde bu iki nedenin devam edeceğini düşünüyorum. Enflasyon artışı sürecektir. ÜFE’nin belirli bir zaman yüzde 115-130 seviyesinde kalacağını değerlendiriyorum.

KÜRESEL KOŞULLAR ELVERİŞLİ OLURSA

- Bir zamanlar tarım ülkesi olarak nitelendirilen Türkiye’de tarımsal ürün, gıda fiyatlarındaki şaşırtıcı artışlar da aynen sürecek mi?

- Türkiye’de çiftçi sayısı yıllar içinde azalmıştır. Bu yüzden üretim miktarı düşmektedir. Bazı ürünlerde üretim miktarının artıyor olması, geniş tarım ürünleri yelpazesinde fiyat artışını durduramamaktadır, çünkü tüketici talebi geçmiş dönemlere göre ürün çeşitliliği açısından artarken, zamanlaması açısından da sıklaşmıştır. İthalat seçeneğinin uzun dönemli planlama yapılmadan sürekli kullanıyor olması, tarım sektöründeki getiriyi oldukça düşürmekte, zirai açıdan verimi de olumsuz etkilemektedir. İnsan kaynağı yetiştirmenin zorluğu, planlaması, maliyeti düşünüldüğünde tarım ürünü fiyatlarının ucuzlaması için tek seçenek küresel koşulların elverişli hale dönmesidir. Bu da stokastik bir süreçtir.

FİYATLAMADA RASYONELLİK BOZULDU

- Fiyatların hemen her gün inanılmaz oynaklık göstermesi, fiyatlamanın rasyonel hiçbir ölçüye dayanmadığını gösteriyor. Fiyatlar nasıl saptanıyor, sizin izleniminiz nedir?

- Ürün fiyatlamaları basitçe marjinal ürüne gelen talebe -marjinal talebe göre yapılmaktadır. Döviz kurundaki oynaklığın yüksek olduğu, aynı zamanda seviyenin de yüksek olduğu dönemlerde, fiyatlama davranışlarında “oynaklıktan korunma” etkisi meydana gelir ve bu da fiyatlara yansır. Bu yüzden, oynaklıktan korunmak isteyen karar vericiler, fiyatlama davranışında, bulundukları zincirde “bireysel davranışa” yönelirler, korunmak isterler. Böylece, fiyatlama davranışı bozulur. Bireysel davranış şunu gerektirir; ekonominin genel gidişatına dair “ortak-görüş” bozulmuştur, bir karar verici diğer karar vericinin ekonominin genel gidişatına dair olan görüşünden emin olamaz, zincirdeki tüm karar vericiler için bu hal geçerli olduğunda, rasyonellik bozulur.

SANAYİNİN ENERJİ MALİYETİ MİNİMİZE EDİLMELİ

- Yüksek enflasyon sanayici, iş dünyası, dar gelirliler ve çalışanlar açısından ne gibi olumsuz etkiler yaratır?

- Enflasyon teorik açıdan bakıldığında, ekonomik katmanların hiçbirisi için arzu edilmez. Yüzde 2-3 aralığında bir enflasyon miktarı, matematik modellemeler ışığında ekonomik aktivite hızı için uygun görülür. Ancak bu belirli varsayımlar altında geçerlidir, varsayımlar gerçekten uzaklaştığı zaman bu değerlendirmelerin tekrar yapılması, gözden geçirilmesi gerekmektedir. Ekonomik süreçlerde, gelir açısından ele alındğında, sabit ücretliler enflasyondan en çok hasar gören katmanda yer alırlar. Mevcut emekleri ile bu hasardan kendi başlarına kurtulmaları mümkün değildir.

Tasarruf etme kabiliyetinde olanları ise, enflasyonun üzerinde bir getiri arayışında olmak zorundadırlar. Ya da daha yüksek ücret talebi, veya daha yüksek ücretli bir işe geçmeleri mümkünse, bu yolu denemek durumundadırlar. Ekonomik büyümeden işgücünün aldığı reel payın belirli bir değer aralığında korunabilmesi sosyal barış ve iş barışı açısından önemlidir.

Sanayici için, enflasyonun düşük olduğu dönemlerde, üretim süreçlerini ucuzlatabilecek mühendislik çalışmalarına yatırım yapılması önemlidir. Enflasyon sürecinin içine girildiğinde ise, enerji girdi maliyetlerinin desteklenmesi için politika önerileri geliştirilmesi gerekmektedir. Enerji ithalatçısı ülke konumunda olduğumuza göre hükümetin mali politikalar ile sanayinin enerji girdi fiyat artışını minimize edici destek sağlaması gerekmektedir. Organize sanayi oluşumu ve kümelenme bu durum için avantaj sağlar.

POZİTİF GETİRİ ALANLARI SEÇİLMELİ

- Yüksek enflasyon ve düşük faizlerle çevrelenmiş yatırımcıların enflasyon dönemlerinde varlıklarını koruyabilmeleri için yapmaları gerekenler nelerdir?

- Reel getirisi pozitif olan yatırım alanlarına yönelmesi gerekmektedir. Hisse senedi piyasaları bu imkanı sunabilir. Emtia piyasaları bu imkanı sunabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner102

banner101

banner100

banner99

banner98

banner96