Öne Çıkanlar KPMG Global Sanayici GİRAY DUDA Hilal Ünalmış Arakelyan

Bazı asimetriler içeren Gümrük Birliği anlaşması güncellenmeli

GİRAY DUDA

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 20 yıl önce imzalanan Gümrük Birliği anlaşmasının ortaya çıkan yeni koşullara göre yeniden ele alınması gerektiğini savunan Dünya Bankası Türkiye Direktörü Martin Raiser ‘Global Sanayici’nin sorularını yanıtladı. Gümrük Birliği Anlaşması’nın karar verme bakımından uygulamada zorluklara yol açan bazı asimetriler içerdiğini belirten Raiser, “Önerdiğimiz ‘güncelleme’ süreciyle bu asimetriler giderilebilir. Aynı zamanda, anlaşma sadece sanayi mallarının çoğunu kapsamaktadır. Mevut eksiklikleri giderecek ve hizmetler ile özellikle birincil tarım sektörlerindeki potansiyeli ortaya çıkarabilecek bir önlemler paketi önerdik” dedi.

 

-  Sayın Raiser, Dünya Bankası, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesi gerektiğini düşünüyor. Neden böyle bir yenilenmeye ihtiyaç var? Nasıl bir yenilenme ile ne gibi kapsam ve içerik değişiklikleri gerekiyor?

- Gümrük Birliği Anlaşması neredeyse 20 yılını doldurmak üzere. Daha derin ticaret ve yatırım entegrasyonunun sağlanması ve belki de daha önemlisi Türkiye’nin yurt içi imalat sanayiinde modernizasyonun teşvik edilmesi ve böylelikle küresel ölçekte rekabetçi hale getirilmesi bakımlarından önemli bir başarı olmuştur. Ancak Gümrük Birliği Anlaşması,  karar verme bakımından uygulamada zorluklara yol açan bazı asimetriler içermektedir. Önerilen ‘güncelleme’ süreci ile bu asimetriler giderilebilir. Aynı zamanda, anlaşma sadece sanayi mallarının çoğunu kapsamaktadır; hizmetler ve özellikle de birincil tarım sektörlerini de kapsayan karşılıklı olarak faydalı olabilecek ticaret henüz kullanılmamış büyük bir potansiyel sunmaktadır. Mevut eksiklikleri giderecek ve bu potansiyeli ortaya çıkarabilecek bir önlemler paketi önerdik.

 

Bu paket kapsamında, bilgi alışverişinin iyileştirilmesi yoluyla Türkiye’nin daha fazla sayıda ilgili karar verme komitelerine davete edilmesi, İhtilaf Çözüm Mekanizmasında reform yapılması, Gümrük Birliği’nin hizmetleri, tarımı ve kamu alımlarını da içerecek şekilde genişletilmesi ve taşımacılık kotaları ve iş vizeleri sorunlarının çözülmesi gibi önlemler yer alıyor.

 

ASIL OLAN MÜZAKERELERİN SÜRMESİ

 

- Tam üyelik hedefinde ciddi sorunlar görünen Türkiye’nin, Gümrük Birliği’ni daha sorunsuz sürdürebilmesi için ne gibi kurumsal önlemler alınabilir veya organizasyon değişikliklerine gidilebilir?

 

- Yukarıda da belirttiğim gibi, Gümrük Birliği’nde yapılacak güncellemenin, anlaşmanın başlangıçtaki tasarımından kaynaklanan bazı asimetrilerin ortadan kaldırılması ve anlaşmanın küresel ticarete ilişkin yeni gerçekliklerle uyumlaştırılması için bir fırsat sunacağına inanıyoruz. Bu öneri hiçbir şekilde katılım sürecine bir alternatif olarak düşünülmemiştir. Geçen yıl yayınlanan Gümrük Birliği Değerlendirmesi raporumuzda uygulama sorunlarının en iyi çözümünün AB katılım müzakerelerinde ilerleme kaydetmek olacağını belirttik. Ancak Gümrük Birliği’nin modernizasyonunda yatan potansiyel, katılım süreci tamamlanıncaya kadar bekletilemeyecek kadar büyüktür.

 

MENŞE KURALLARINA BAĞLI

 

- Türkiye, Gümrük Birliği ile bağlantılı olarak, Avrupa Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşmasının dışında kalmaktan derin endişe duyuyor. Bu endişelerinde sizce ne ölçüde haklıdır? Burada Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı ciddi sorunlar, kayıplar var mı?

 

- Türkiye ABD’den gelecek ithalat ile iç pazarda daha fazla rekabet etmek zorunda kalırken ABD pazarına aynı derecede iyileştirilmiş bir erişime sahip olmamaktan endişe duyuyor. Çünkü Gümrük Birliği kapsamında Türkiye AB’nin ticaret politikasını (imalat için) kabul etmek zorunda iken, üçüncü taraflar için Türkiye’ye aynı şekilde karşılık verme ve Türkiye’ye serbest piyasa erişimini imkanı tanıma yükümlülüğü bulunmuyor. Sonuçta ortaya çıkacak etkinin ne kadar büyük olacağı Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması’nda (TTIP) menşe kurallarının nasıl tasarlandığına ve TTIP’nin bir karşılıklı tanıma ve denklik süreci yoluyla AB’de kabul edilen Türk kalite belgelerini ne derecede tanıyacağına bağlıdır.

 

Potansiyel olarak, özellikle yatırım kararları üzerindeki dinamik etkiler sonucunda ortaya çıkabilecek sonuçlar oldukça büyük olabilir. Dolayısıyla, Türkiye (ve diğer yükselen piyasalar) için, TTIP’nin serbest menşe kuralları içeren açık bir anlaşma olarak yapılandırılması oldukça kritiktir. Bu durumda, özellikle Türkiye’nin AB standartlarını zaten karşıladığı düşünüldüğünde, bu ortaklık anlaşmasının dışında kalmanın yol açacağı potansiyel kayıplar önemli ölçüde azaltılabilecektir.

 

GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN GENİŞLETİLMESİ YARARLI OLACAK

 

- Bu anlaşmaya Türkiye’nin dahil edilmesi hangi yöntemle olabilir? TTIP görüşmeleri sırasında, Türkiye’nin taleplerine Avrupa Birliği’nin ve ABD’nin olumlu yanıt verme ihtimali nedir? AB, ABD’ye göre biraz daha Türkiye’nin taleplerine kulak tıkamış gibi görünüyor. Dünya Bankası’nın bu konuda resmi görüşü var mı?

 

- Kanımca hem ABD hem de AB, Türkiye’nin TTIP’ye katılımına olumlu bakıyor. Elbette Türkiye’nin bu anlaşmaya katılabilmesi için hizmetler, tarım ve kamu alımlarında piyasa açıklığını TTIP ihtilaf çözüm sürecine bağlılığını taahhüt etmesi gerekecektir. Gümrük Birliği’nin genişletilmesine yönelik müzakereler işte bu sebeple Türkiye’nin TTIP’ye katılımının kolaylaştırılmasına gerçekten katkıda bulunabilir. Ben görüşmelerin bu yönde ilerleyebileceğini düşünüyorum.

 

MENA’YA İHRACATTA ÇARPICI ARTIŞ VAR

 

- Türkiye’nin ihracatında Avrupa Birliği’nin yeri çok önemlidir. Avrupa Birliği’ne yönelik ihracatın önümüzdeki dönemde hangi yönde olması beklenmelidir? Türkiye, yeni pazarlara ulaşmak için yeterli çaba gösteriyor mu? Başarılı sayılabilir mi? Türkiye için ihracatta yeni seçenekler neler olabilir?

 

- Avrupa Birliği halen Türkiye’nin ana ihracat ortağı konumunda. Temel olarak coğrafi sebeplerle ancak aynı zamanda Türkiye, Avrupa üretim ağlarına derin bir şekilde entegre olduğundan dolayı bu durumun değişmesi olası görünmüyor. Ancak bu gerçek aynı zamanda Türkiye’nin başka pazarlara açılmasına da yardımcı olmuştur. Afrika ve MENA (Orta Doğu ve Kuzey Afrika) bölgesindeki ülkeler, Avrupa kalite belgelerini rekabetçi fiyatlardan sunabildikleri için Türk ürünlerini alıyorlar. Bunu MENA’nın toplam ihracattaki payının çarpıcı bir şekilde arttığı 2008-2013 döneminde açık bir şekilde gördük. Başka piyasalara başarılı bir şekilde açılabilen şirketler AB pazarında zaten mevcut olan şirketler olmuştur. Ancak bu konudaki en büyük zorluk Türkiye’nin küresel değer zincirlerinde daha yüksek seviyelere çıkarak teknoloji içeriği ve yerli katma değer payı daha fazla olan ürünlere geçmesidir. Bu Türkiye’nin Asya’nın aynı zamanda hızlı büyüyen pazarlarına girmesine de olanak tanıyacaktır. Bunu sağlamanın bir başka stratejisi de Avrupa’dan daha fazla yabancı doğrudan yatırım çekmek olacaktır. Çek otomobil üreticisi Skoda bunun nasıl işlediğinin iyi bir örneğini oluşturuyor. Alman yabancı doğrudan yatırımlarının getirdiği teknoloji sayesinde, Skoda küresel olarak rekabetçi bir otomobil ihracatçısı haline gelmiştir; örneğin Hindistan’da önemli bir satış düzeyine sahiptir.

 

ORTA GELİR TUZAĞI VAR MI?

 

- Türkiye orta gelir tuzağına yakalanmış gibi gözüküyor mu? Orta Gelir Tuzağının belirgin özellikleri nelerdir?

 

- Aslında böyle bir tuzağın gerçekten var olup olmadığını bilmiyoruz. Ancak Türkiye’nin büyüme hızı 2011 yılından bu yana yavaşladı ve şu anda yüzde 3 civarında; bu uzun süre devam eden trendin ve altta yatan potansiyelin oldukça aşağısında bir rakam. Zayıf küresel iş konjonktürü ile 2010-11’de aşırı ısınma sonrasında iç ekonomiyi yeniden dengeleme ihtiyacı buna katkıda bulunmakla birlikte, temel endişe kaynağı özel yatırımların son 2-3 yıldır aşağı yukarı durgun bir seyir izlemesi ve üretkenlik artışının durmuş olmasıdır. Türkiye daha fazla yatırımı teşvik etmek ve üretkenliği arttırmak için iş ortamının iyileştirilmesi, hukukun üstünlüğü ile ilgili sorunların çözülmesi, işgücü piyasasının daha esnek hale getirilmesi ve eğitimin kalitesinin iyileştirilmesi gibi yeni bir dizi yapısal reforma ihtiyaç duymaktadır. Gerekli önlemlerden bazılarını kısa süre önce yayınladığımız Türkiye’nin Deneyimleri raporunda açıkladık.

 

KOBİ’LERE 5 MİLYAR DOLAR DESTEK SAĞLADIK

 

- Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi KOBİ’ler Türkiye’deki sanayi üretiminde önemli rol oynuyorlar. Ancak finansal açıdan ciddi sorunlar yaşıyorlar. Dünya Bankası’nın dünyada ve Türkiye’de KOBİ’lerin güçlendirilmesine yönelik ne gibi projeleri var?

 

- Geçen on yıllık dönemde yurt içi bankacılık sistemi yoluyla kullandırılan bir dizi kredi hattı yoluyla KOBİ’leri destekledik. Bu kredi hatları KOBİ’lerin ihracatlarını ve enerji verimliliklerini arttırmalarına yardımcı olmak için orta-uzun vadeli krediler sağlamış ve ülkenin daha az gelişmiş bölgelerindeki işletmeleri hedeflemiştir. Ayrıca, KOBİ’lerin finansmana erişimlerini kolaylaştırmak amacıyla kiralama, faktoring ve en son olarak da İslami finans gibi yeni finansal araçların geliştirilmesine de destek sağladık.

 

Geçtiğimiz on yıllık dönemde Dünya Bankası Grubu, KOBİ’lere toplamda 5 milyar ABD dolarının üzerinde destek sağlamıştır! Ancak belki de yapabileceğimiz en önemli katkı KOBİ’lere finansman sağlamanın karlı bir iş olduğunu göstermektir. Gerçekten de, halen düşük olmakla birlikte KOBİ’lerin toplam banka kredileri içindeki payı 5 yıl önce yüzde 20 iken son yıllarda yaklaşık yüzde 27’ye yükselmiştir. Bununla birlikte, finansmanın KOBİ’lerin karşı karşıya oldukları tek kısıt olmadığını vurgulamak istiyorum. Bu sebeple kredi hatlarımızı tamamlayıcı olarak, iş ortamını iyileştirmenin, KOBİ’lerin yönetim ve yenilikçilik kapasitelerini arttırarak daha üretken ve rekabetçi hale gelmelerine yardımcı olmanın yolları hakkında bir teknik yardım ve analitik çalışma programı uyguladık.

 

AMACIMIZ BÖLGESEL FARKLILIKLARI AZALTMAK

 

- Bölgesel Yatırım Ortamı Değerlendirme Projesi’ni başlattınız. Bu projedeki nihai amacınız nedir ve ne gibi veriler elde etmeyi planlıyorsunuz?

 

- Bu projenin amacı özellikle Kalkınma Bakanlığı ve Bölgesel Kalkınma Ajansları olmak üzere Türk yetkililere bölgesel düzeyde yatırım ortamının kalitesini değerlendirebilmeleri, yatırım desteği ve teşviki de dahil olmak üzere bölgesel kalkınma stratejilerini kalibre ederek iyileştirebilmeleri ve böylelikle özel sektör katkısını en etkili şekilde arttırabilmeleri için bir araç sunmaktır. Proje ile Türkiye’nin 26 NUTS II bölgesinin tamamından 6.000 şirketin İşletme Anketi verileri toplanacak ve Kalkınma Bakanlığı, Bölgesel Kalkınma Ajansları ile bizim ortak çalışmamızla sonuçlar analiz edilecektir.

 

Son olarak, proje kanıta dayalı politika oluşturmaya yönelik becerilerin geliştirilmesi için önemli bir kapasite oluşturma bileşeni içerecektir. Bu projenin Türkiye’de halen mevcut olan bölgelerarası farkların kapatılmasına yardımcı olacak stratejilerin ve politikaların geliştirilmesine katkıda bulunacağını umuyorum.

 

FARKLILIK YÜKSEK AMA DARALIYOR

 

- Türkiye’deki bölgesel farklılıklar hakkında neler düşünüyorsunuz? Hükümetin iki yıl önce uygulamaya koyduğu teşvik sistemleri bölgesel farklılıkların azalmasına katkıda bulunur mu? Sizce ne gibi ekonomik ve sosyal sorunlar bu farklılıkları yaratmaktadır?

 

- Türkiye’de bölgesel farklılıklar nispeten yüksek düzeydedir. Örneğin en zengin bölge ile en yoksul bölge arasındaki kişi başına gelir farkının oranı 5:1’dir. Ancak bu farkın zamanla daralmakta olduğu gerçeğini de gözden kaçırmamamız gerekiyor. 2004-2011 döneminde kişi başına katma değer yoksul bölgelerde zengin bölgelere göre daha hızlı artmıştır. Elimizde Hükümetin teşvik programlarının etkileriyle ilgili bir değerlendirme bulunmamakla birlikte, yollar, okullar ve sağlık tesisleri gibi şeylere yapılan kamu yatırımlarının aynı dönemde doğuya doğru kaydığını gösteren veriler mevcuttur. Kamu tesislerine ve ulaşımın iyileştirilmesine yapılan bu yatırımlar, en az vergi indirimleri ve teşvikler kadar önemli olmuştur. Bununla birlikte, daha önce de belirttiğim gibi, politikaların bölgesel kalkınmaya ve yakınsamaya mümkün olan en iyi katkıyı sağlayabilmesi için daha fazla ve daha iyi kanıtlara ihtiyaç duyuyoruz.

 

-  Rusya-Ukrayna çatışması sonrasında ortaya çıkan ve yeni Rusya Krizi denilen bir durumla karşı karşıyayız. Dünya Bankası’nın ‘Rusya Krizi’nin bugününe ve yarınına bakışı nasıldır?

 

- Bizler Türkiye ülke ofisinde Rusya değil Türkiye ile ilgilendiğimiz için bu soruya cevap vermemeyi tercih ederim. Bu konu ile ilgili olarak Rusya ekibimiz tarafından hazırlanan Düzenli Ekonomik Rapora bakabilirsiniz. Raporun yeni sayısı Nisan ayının başında yayınlanacaktır.

 

DÜNYADA BÜYÜME VE RİSK VAR

 

- Dünya Bankası’nın başta ABD ekonomisi olmak üzere dünya ekonomisine yönelik olarak 2015 yılı ve sonrası için temel ekonomik göstergelerdeki beklentileri ve tahminleri nelerdir?

 

- Ocak ayında yayınlanan son Küresel Ekonomik Beklentiler raporumuza göre, 2015 yılında ABD ekonomisinin yaklaşık yüzde 3.2 ile oldukça sağlam bir büyüme kaydedeceğini, Euro bölgesi ve Japonya’nın da ılımlı bir büyüme kaydedeceğini tahmin ediyoruz. Bu 2017 yılına kadarki dönemde küresel büyümeyi marjinal olarak ortalama yüzde 3 ile yüzde 3.3 arasında bir orana yükseltecektir. Düşen petrol fiyatlarının dünya ekonomisinde toplam talebi desteklemesi beklenmekle birlikte,  jeopolitik gerilimlerden, finansal dengesizliklerden ve bazı önemli yükselen piyasalarda yavaşlayan büyümeden kaynaklanan bazı aşağı yönlü riskler halen mevcuttur. Dolayısıyla, finansal ve mali tamponların eridiği ve yapısal reformların geciktiği ülkelerde olmak üzere zorlu politika ortamı devam etmektedir.

 

DÜŞÜK BÜYÜME 2015’E SARKACAK

 

- Dünya Bankası’nın, Türkiye ekonomisinin 2015 yılı ve sonrasında temel ekonomik göstergeleri hakkındaki tahminleri nelerdir?

 

- Son açıklanan tüketici ve işletme güveni rakamları çok iyi değil ve geçtiğimiz yılın dördüncü çeyreğindeki düşük büyüme bu yıla da sarkacaktır. Dolayısıyla, her ne kadar görünümün yılın ikinci yarısında iyileşmesini beklesek de, şu anda yüzde 3.5 olarak öngördüğümüz 2015 büyüme tahminlerimizi aşağı yönlü olarak revize etmemiz gerekecek. Yeni rakamlar birkaç hafta içinde çıkacak. Küresel talebin güçlenmesi ve Türkiye’nin uzun süren seçim döngüsüne ilişkin yatırımcı belirsizliklerinin azalması ile birlikte, 2016 ve 2017 için büyüme beklentilerinde bir iyileşme görüyoruz. Burada değinmek istediğim önemli bir husus da, düşen petrol fiyatlarının ve ılımlı iç talebin Türkiye’nin cari açığını düşürmesine önemli ölçüde yardımcı olduğudur. Belki bu yıl GSYH’nın yüzde 4’ünün biraz üzerinde gerçekleşecektir. Son yıllarda cari açık ülkenin en büyük kırılganlığı idi ve bu azalmayı çok olumlu karşılıyoruz. Enflasyon da düşmektedir, ancak Türk Lirası’nda son zamanlarda yaşanan değer kaybı bunun daha gevşek bir politika tutumu için çok fazla alan bırakmadığını göstermektedir.

 

- Hobileriniz nelerdir, bizimle paylaşır mısınız?

 

- Dağları severim. Yürüyüş yapmayı, kayak yapmayı, tırmanmayı severim. Türkiye’nin muhteşem dağları var. Müzik dinlemeyi ve yapmayı da severim. Ayrıca seyahat etmeyi, yeni yerler ve yeni tatlar keşfetmeyi severim. Türkiye’nin neredeyse her yerine gittim. Şaşırtıcı derecede zengin ve her yönden çeşitli bir ülke.

 

 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner98

banner97

banner96

banner95

banner91

banner90