Öne Çıkanlar Arçelik Üretim Koordinatörü Alp Karahasanoğlu Ergene Havzası arıtma çamuru yönetimi e-ihracat platformu Eximbank Genel Müdürü Adnan Yıldırım Endüstri 4.0

  ‘Dolar ikinci yarıda 3 TL’ye doğru iner”

GİRAY DUDA

2016 yılında beklenmedik biçimde gelişen büyük olayların etkisinde kalan dünya ve Türkiye ekonomisinin halini biraz daha net biçimde görebilmek için Ticaret Üniversitesi Üniversitesi İşletme Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Yülek ile bugünkü ve gelecekteki ekonomik ortamı konuştuk. Yakın zamanda yaşanan olaylara dikkat çeken Prof. Yülek, yeni risklerin ortaya çıkmaması halinde iş dünyasında hesapları altüst eden doların ciddi bir gerileme içinde olacağını belirtiyor. Prof. Yülek’e sorduğumuz sorular ve aldığımız yanıtlar şöyle:

- Sayın Yülek. 2017 yılının ilk dört ayını geride bıraktıktan sonra önümüzdeki döneme baktığımızda dünya ekonomisinde neler görüyorsunuz?

- Dünyaya şöyle bakmak lazım. Dünya çok bilinmeyen, haritasız alanlarda dolaşıyor. Amerika’da Donald Trump başkan oldu, onun getirdiği siyasi ve ekonomik bir çerçeve olacak. Ama ne kadar istikrarlı bir çerçeve olacak o belli değil. Örneğin Fransa’da Le Pen gelse, ne yapacağını aşağı yukarı tahmin edebiliyoruz ama Trump için çok zayıf bir öngörüde bulunabiliriz. Çok oturmuş bir ekonomi politika çerçevesi yok. Dolayısıyla bu bir belirsizlik. Avrupa’da yerine oturması gereken taşlar var. Bunların hepsi geçen yılın ikinci yarısından itibaren dünyanın karşılaştığı yeni resmi çiziyor. İngiltere, Avrupa Birliği’nden ayrılma aşamasında. Bu arada İngiltere’nin kendi içinde de sorunları var. Fransa’da ırkçı lider Le Pen’in kazanıp kazanamayacağı gündem konusu.

ÖNGÖRÜ YAPAMIYORUZ

- Kazanamasa da ilk turda müthiş oy aldı.

- Evet, çok yüksek oyu aldı. Kazanamayacak gibi görünüyor ama çok öngörü de yapamıyoruz. Amerika’da ve İngiltere’deki seçim sonuçları biliyorsunuz beklenenin tam tersine çıktı. Bu belirsizlikler 2017’nin karakteristiği gibi gözüküyor.

Bu, doğal olarak ekonomiye de yansıyor. Amerika’da canlanma ve bunun arkasından gelecek faiz artırımları konuşuluyordu. Görünen o ki faiz artırımları biraz daha bekleyecek. Çünkü beklenen canlanmanın olmadığı düşüncesi hakim.

Buna karşılık politika faiz artırımları Merkez Bankası’ndan gelmese de Trump’ın seçilmesinin ardından Amerika’da faizler beklentilerle yükseldi, bu da Amerika’ya para dönüşüne ve doların güçlenmesine sebep oldu. Bundan sonra Amerikan ekonomisinin ne kadar hızla canlanma sürecine gireceği veya giremeyeceği yine bir belirsizlik oluşturuyor.

ABD LİKİDİTE DARALTACAK

Bu arada ABD Merkez Bankası faiz artırımlarını yapacak olursa onu da ikinci yarıya ertelemiş gibi görünüyor ama aynı zamanda FED’in bilançosunun artık yavaş yavaş küçüleceği tahmin ediliyor. Biliyorsunuz krizden sonra ABD Merkez Bankası’nın bilançosu çok hızlı biçimde şişti, 3- 5 trilyon dolarlara geldi. Bir taraftan faizler indi-çıktı tartışması yaparken, bütün bu süreç boyunca ABD Merkez Bankası bilançosu, dolayısıyla Amerikan doları likiditesi dünyada çok yüksekti. Şimdi ilk defa bu likiditenin geriye doğru küçülmesi süreci başlayacak. Bu da faiz artırımlarından bağımsız bir etki demek.

Avrupa’da canlanma hala gözükemediği için Avrupa Merkez Bankası da ‘piyasanın canlanması için ne gerekiyorsa ben onu yapacağım’ modunda devam ediyor. Dolayısıyla faizlerin düşük, likiditenin yüksek olduğu bir dönem. Bu tabii bizim gibi ülkeler için geçiş döneminde iyi bir şey. Olumlu bir durum.

Japonya da aşağı yukarı aynı. Yirmi yıldır bir gevşeklik var. 2012’den bu yana Şinzo Abe hükümetleri döneminde alabildiğine geniş bir merkez bankası bilançosu, yani yen likiditesi, artı çok düşük faizler, artı artan devlet harcamaları durumu var. Bu da açıkçası bizim gibi dünya ülkeleri için iyi olarak kabul edilebilir.

15 TEMMUZ’UN ETKİSİ SÜRÜYOR

- Türkiye de dünyadaki olayların yanı sıra kendi içinde büyük şoklar yaşadı. 

- Türkiye’ye gelirsek, geçen yıl bir darbe girişimi yaşadık. Arkasından referanduma gittik. Bunlar, içeride ciddi bir hareketlilik sağladı. Darbe girişimi kolay bir şey değil. Bunun etkileri de dünyadaki belirsizliklerle beraber hala Türk ekonomisi üzerinde devam ediyor.

İç talep belli ölçüde zayıfladı. Yine de, 2016 rakamları şunu gösteriyor ki ithalatın azalması ve ihracatın artması olumlu etki yapıyor. İç talebin her şeye rağmen büyüme rakamları üstünde dış talebe göre daha fazla etki yaptığını TÜİK rakamlarından görebiliyoruz.

2017’nin ilk döneminde yine iç talep çok canlı gözükmüyor, tüketici güven endeksleri hala düşük seviyede devam ediyor. Dolayısı ile iç talep büyümeyi çok destekleyecek gibi gözükmüyor. Ancak, yine de dış talebe göre daha yüksek destekleme hali de yok değil. İlk dört ayda ihracatta büyüme devam ediyor. Dış pazarlardaki talep eskiye göre daha güçlü değil. Biraz önce söylediğimiz gibi oralardaki belirsizlikler talebin büyümemesine neden oluyor.



DOLARIN FİYATI ÇOK YÜKSEK DEĞİL

- 2016’nın ekonomideki en önemli problemi herhalde kurdaki hızlı tırmanış ve müthiş oynaklıktı. Kurun şu andaki durumuyla ilgili ne söylersiniz?

Son dönemde kurdaki artışlar aslında şirketlere bayağı zarar verdi. Öte yandan faydası da var. İhraç ürünlerinin daha fazla rekabetçi hale gelmesini sağlıyor. Biz her şeye rağmen, TL’nin değer kaybetmesiyle ihraç ürünleri içindeki yerli maliyetler açısından bir rekabet gücü kazandık.

Dolar ilk aşamada 3.20’lere sıçradı ve şu anda 3.50 dolaylarında. Nereye kadar gider dediğiniz zaman eğer iç ve dış konjonktür uygun olursa en azından 3.20’lere ve hatta 3’e kadar düşebilir. Çünkü şu anda Türkiye’ye dışarıdan para girişi de oluyor. 3.50’lerin üstü veya yüzde 10 dolayında altı, TL’nin olması gereken değerinin çok üstünde değil. Uzun dönemli bakarsak  3.50 çok absürd bir rakam değil. Fakat, bir ara 4’lere kadar çıkmıştı, bu hızla çıkışlar ve dalgalanmalar bize çok zarar verdi.

FİYATLAMA YAPMAK MÜMKÜN OLMUYOR

Şirketler bu ortamda fiyatlama yapamıyorlar. Ürettiği ürünü iç ve dış piyasada fiyatlaması lazım ama bu kadar dalgalanmada fiyatlama yapmaları mümkün olmuyor.

Ayrıca, yanlış zamanlarda satış yaptıkları zaman kurun hareketinden büyük zararlar görebiliyorlar. Belli bir malı belli bir kurdan ithal etmiş ve onun TL maliyeti ile satış halindeki ürünün TL maliyetine baktığınız zaman zarar ettiğinizi görüyorsunuz. Bilançolarda dolar veya Euro borçlu olan şirketler çok zor bir süreçten geçtiler ve hala geçiyorlar. Birdenbire borçlarının yüzde 10 - 20 oranında arttığını gördüler. Eğer bu şirketler ihracatçı iseler bir ölçüde kendilerini hedge edebiliyorlar. Ama ihracatçı şirket değillerse çok zor durumda da kalabiliyorlar.

Yine son dönemde faizlerin çok hızlı yükselmiş olması borçlanma maliyetini artırdı. Bu da tabii sanayi şirketlerini sıkıntıya soktu. Kur artışlarının olumsuz etkileri muhtemelen olumlu etkilerinin üzerinde oldu. Her şeye rağmen baktığımız zaman bizim şirketlerin bu süreci bayağı iyi idare ettiklerini ve baskıları absorbe edebildiklerini düşünüyorum. Çok zor bir dönemi absorbe etmeyi başardılar.

Bu da bizim Türk şirketlerinin bir özelliği. Çok zor koşullarla başa çıkma yetenekleri oldukça yüksek. Belki bu kadar riskle Avrupa şirketleri karşılaşsa bu kadar kolayca başa çıkabileceklerini düşünemiyorum.

TEŞVİKLERDE KOORDİNASYON YETERSİZ

- Hükümet ve sanayi bakanlığı, üretimin artması için bir dizi uygulama, destek ve teşvik getirdi. Birkaç aylık dönemde arka arkaya gelen bu önlemler sizce yeterli mi?

- Tabii ki ben çok olumlu buluyorum. Biraz daha koordineli, bütün bakanlıkların ortaklaşa çalışması ile ortaya çıkan düzenlemeler olsa ve belli bir takvimle bunlar açıklanmış olsa daha etkili olurdu. Koordinasyonu yetersiz ama yapılan şeyler doğru. Piyasadan gelen tepkiler olumlu. Şirketler zor bir dönemden geçiyor ve onlara bu destekleri vermek önemli. Kredi Garanti Fonu’nun desteği de iyi. Bununla ilgili bir eleştiri var. Yeni açılan kredilerin büyük kısmı eski borçların ödenmesine gidiyor gibi değerlendirmeler var. Ben yine de yeni kredilerin büyük kısmının doğru yere gideceğine inanıyorum.

Borç yapılandırmaları da çok doğru bir karar. Şirketlerin belli maliyetleri azalacak ve ödeme vadeleri uzayacak. Hükümet bunları yaparken kamu kesimi üstüne büyük bir yük aldı. Kolay değil. 150 milyar lira dolayında yeri bir garanti oluşmuş.

2008 küresel krizinin ardından 2009 yılında da böyle bir dönemden geçmiştik. O dönemde bu tip hızlı destekler de sunulmuştu iş dünyasına. O zaman da olumlu olmuştu.

Bir de TÜBİTAK dahil sanayi, ticaret  gibi bakanlıkların bazı teşvik, destekleri var. Tekno-girişim sermayesi desteği yeniden başlatıldı. Bunlar uzun vadede girişimciliği, teknolojik yatırımları, Ar-Ge’yi artımayı hedefleyen faaliyetler. Bunların etkileri o anda görülmeyecek ama uzun vadeli olarak görülecek.

Daha fazlası yapılabilir mi? Muhtemelen yapılabilir. Bu paketler kadar önemli bir başka olay ekonomik istikrarın sağlanması ve iş insanlarının geleceği görür hale gelmesidir. Bu olduğu zaman, zaten işadamı yatırım yapmaya başlayacaktır. Bu nedenle yapılanların olumlu olduğunu düşünüyorum. İstikrar duygusunun işadamına getirilmesi gerekir. Bu geldiği zaman aktiviteler kendiliğinden artar.

SANAYİCİ YETERİNCE GÖZETİLMİYOR

- Sizin, ulusal, yerli üretimi pozitif ayrımcılık yapılması gerektiğini sık sık vurguladığınız bir teziniz var. Bu kararlarda pozitif ayrımcılık görüyor musunuz?

- Hükümet buna çok önem veriyor. Ama tam olarak benim istediğim seviyede olduğunu söylemek zor. Basit bir örnek vereyim. Üçüncü İstanbul Havalimanı’nda tüm yürüyen merdiven, taşıyıcı sistem ve asansörleri bir Alman firmasından aldık. Ancak ondan yüzde 20 düşük fiyat veren bir yerli firma da vardı. Bir taraftan biz yerli üretimi destekleyelim derken öte yandan satın almalarda aynı yaklaşım görünmüyor. Tüm havalimanında kullanılacak mermerlerin dışarıdan getirileceği belirtildi. Sizin orada yerli mermerinizi kullanmanız bir prestijdir. Çünkü siz dünyanın en önemli mermer üreticisisiniz. Bu mermerleri dışarıdan almak yanlış olduğu gibi büyümeye de darbe vuruyor. Havalimanının yüzbinlerce metrekarelik mermerini Brezilya’dan alırsanız büyümeyi o ülkeye hediye etmiş olursunuz. Biz de Türkiye’yi büyütelim diye uğraşıyoruz.

ASANSÖRDE YABANCI TERCİHİ

Bir de biz yerli sektörleri Türkiye olarak destekleyelim derken özellikle Avrupa Birliği’nden bize çok ciddi şikayetler geliyor. Bu şikayetler haksız şikayetler. Ama biz söylemde çok yerlici gözükürken, satın almalarda yurt dışına yönelirsek, her iki dünyanın kötü özelliğini almış oluruz.

Size asansör sektörüyle ilgili bir destek vereyim. Ben bu konuda küçük bir araştırma yaptım, bazı üreticilerle görüştüm. Orada bizim bazı yanlışlıklarımız var.

Birincisi, kamu kesimi çok ciddi ölçüde asansör ve yürüyen merdiven satın alıyor. Türkiye bir inşaat ülkesi. Hastane, metro yapan kamu kesimi ciddi bir satın almacı durumunda.

Bir de şöyle bir durum var. Türkiye’de bir asansör sektörü güçlü bir sektör. İç pazarın belki de yüzde 60’ına üretim yapıyorlar. Ama mesela Sağlık Bakanlığı, böyle bir alım yaparken yabancı asansörlerin tercih edilmesini istiyormuş. Hatta bunu şartnamelere koyduruyormuş. Belki bir kalite arayışı var ama Türkiye’deki asansör sanayinin de çok kaliteli işler yaptığını biliyorum. Bu bir yanlış tercih.

KORUYALIM DERKEN DARBE VURUYORLAR

Bu arada bir de yanlış politikamız var. Ekonomi bakanlığı, Türkiye’de henüz üretilemeyen bazı asansör komponentlerine gümrük, anti damping bazlı vergiler koymuş. Fakat  o asansörler komple ithal edilirse o komponentler sıfır gümrükle içeriye giriyor. Buna karşılık siz üst kalite asansör üreteceğiniz zaman o komponentleri getirdiğinizde vergi ödediğiniz için yabancılarla rekabet edemiyorsunuz. Yani yerlileri korumak için konulan vergi, özellikli komponentlere konulması gerekirken, her türlü komponente konulmuş ve asansör sektörüne zarar verir hale gelmiş. Bu durumda hem özel, hem devlet kesimi, yüksek binalarda gümrüksüz gelen asansörleri kullanıyor, sizin yerli sektörünüz de sekteye uğruyor. Ekonomi ve Sağlık Bakanlıklarının kararlarını değiştirmesi gerekiyor.

AB’NİN İDDİALARI HAKSIZ

Yerli üretimle ilgili bir başka konuyu vurgulamak istiyorum. Avrupa Parlamentosu’nun önceki İlerleme Raporlarında yer alan eleştirilerden bir tanesinde, Türkiye’nin yerli üreticileri korumak için Avrupa Birliği müktesebatına aykırı davrandığını söyleniyor. Halbuki böyle bir şey yok.

Beni Avrupa Parlamentosu’nun bir toplantısına davet etmişlerdi. Bu konuyu ben parlamenterlerin olduğu bir ortamda söyledim. Burada da söyleyeyim, eğer Türkiye yerli sanayiyi desteklemekle Avrupa şirketlerini ekarte ediyorsa rakamlara bakmamız lazım. Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya’yı karşılaştırdığımızda, Almanya’nın ekonomisinin Türkiye’nin dört katı büyük olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla onların kamu alımları bizden çok daha fazla. Ben de onlara şunu soruyorum. Federal veya yerel Alman Devleti, 1871’den bugüne kaç euroluk mal satın almış mıdır? 1 euroluk Türk malı almış mıdır? Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise son birkaç yılda kaç milyar euroluk Alman malı almıştır? Almanya sıfır euroluk, Türkiye ise çok milyar euroluk mal satın almıştır. O halde kamu satın alma piyasalarını kim koruyor?

Sana bir engel koymuyorum ki. Mesela Marmaray’ı alırken tüm yürüyen merdiven ve asansörleri senden almışım. Senin şirketin de gidip Çin’de üretmiş ve Almanya’nın ünlü markasının damgasını basmış, aradaki farkı da kendi kasasına koymuş. Ben burada hiçbir korumacılık yapmamışım. Aynı biçimde İngiltere ve Fransa devletlerinin neden Türkiye’den 1 euroluk mal almadığını da sorma hakkım var. Bizim ekonomi bakanımızın da bu soruyu onlara sorması lazım.

Kaldı ki benden mal alması gerekiyor. Çünkü ben Avrupa Birliği’ne giriş aşamasında olan, ekonomisi onlar kadar gelişmemiş bir ülkeyim. Onların kamu pazarlarını bana açması lazım. Eğer Avrupa Birliği Türkiye’yi bir partner olarak görüyorsa, benim şirketlerimin geliştirilmesi için kendilerinin pazarlarını bana açması gerekiyor. Ben burada dünya kalitesinde mal üretiyorum. Ama satabilmem için o bariyerleri aşabilmem gerekiyor. AB bana ‘sen korumacılık yapıyorsun’ diyor ama realite tam tersi.

ENFLASYONU 9’UN ALTINA ÇEKMELİYİZ

- Hocam bugün yeni enflasyon açıklandı ve yıllık oran 11.87’ye çıktı. 2008 krizinden bu yana görülen en yüksek seviye ile karşı karşıyayız. Bu enflasyon düzeyinde, faizlerin düşmesini nasıl sağlayacağız.

- Orada aslında devam eden bir tartışma var biliyorsunuz. Enflasyonda yılın ilk yarısında önemli bir düşüş de beklenmiyor. Ama artması da istenmiyor. İkinci yarıda Merkez Bankası kademeli bir düşüş olacağı inancında. Bence de bu doğru bir yaklaşım. Çünkü ilk olarak iç talep çok güçlü değil. İkincisi, çekirdek enflasyon denilen enflasyon oldukça düşük, 8’ler civarında. Manşet enflasyonun oraya yanaşması lazım. Üçüncüsü de ikinci yarıda kurun etkisi yavaş yavaş ortadan kalkacaktır. Bunlar olunca aşağı yönlü eğilim ve yılsonu beklentisi yüzde 9.5 dolayında.

Merkez Bankası geçen hafta faizleri yükseltti ve enflasyonu ciddi bir tehdit olarak gördüğünü açıkladı. Bu yükseltimde de o dediğimiz pozisyon belli olmuş oluyor. Eğer bu sıkı politika devam ederse faizler yüksek kalacak. Sıkı politika demek zaten vadeli faizlerin yüksek olması demektir. Şu anda yüzde 17 – 18’lerde bayağı yüksek faizler var. Eğer enflasyon kalıcı olarak inerse faizler de aşağıya gelir.

FAİZ-ENFLASYON İLİŞKİSİ ÇİFT YÖNLÜ

Faizlerle enflasyon arasında nasıl bir ilişki var diye baktığınız zaman bir iktisatçı açısından yanıt çok basit. Çift yönlü bir ilişki var. Faiz elbette bir maliyettir ve maliyetler yükseldiği zaman fiyatları etkileyecektir. Biliyorsunuz sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sık sık bunu vurguluyor.

Bunun tersi de doğru. Orada şöyle bir kanal var. Eğer finansallaşmış bir ekonomide insanlar borçlanarak talep yapıyorlarsa ki bizim Merkez Bankası’nın asıl teorisi buna dayanıyor,  biz niye faizleri yükseltmiyoruz. Bu piyasa faizlerine yansıyacak, insanlar daha pahalı borçlanınca tüketimleri düşecek, yani faizlerin maliyeti yükselince tüketmenin maliyeti de artacak ve tüketmeyip tasarruf edecek. Oradan da geriye doğru bir ilişki var. Bu ikisi, dinamik bir ilişki. Sadece bir yönde var demek analitik değil. Ekonomi buralarda bir dengeye oturuyor.

Merkez Bankası’nın politikası enflasyonu önemli bir problem olarak görüyor. Bir yandan da şöyle bir sıkıntımız var. Büyümemiz çok güçlü değil ama enflasyon oldukça güçlü. Talebe dayalı olmadan, mesela kurun etkisinden dolayı enflasyon yükseliyor. Merkez Bankasının da bu ikisinin arasında bir denge oluşturması çok zor. Faizleri çok yükseltirse büyüme iyice düşer. Tersini yaparsa enflasyon yükselir. Enflasyonun iki haneli olması çok kötü bir şey. Bizim enflasyonu hızla en azından 9’ların altına çekmemiz lazım.

DIŞARIDAN ÇOK PARA GELEBİLİR

- Daha önce kısaca değindiniz. 2017’nın sonuna doğru kurlardaki beklentiniz nedir?

- Belli bir düzey tahmini vermek zor. Çünkü, hiç beklemediğimiz yerden şoklar geliyor. O şokları öngöremediğiniz sürece bir tahmin vermek mümkün değil. Normal şartlar altında, beklenmedik büyük riskler çıkmazsa ben doların yönünün aşağıya olduğunu düşünüyorum. 3.20’lere hatta daha aşağıya gidebilir. Dışarıdan çok para girişi olabilir önümüzdeki dönemde. Çünkü likidite hala çok yüksek ve getiri de oldukça iyi. Çünkü ABD’de hala getiriler çok düşük. Bu parayı alıp güvenli ülkelere koyup iyi kazanmak mümkün. Dolayısıyla bize para girişi olmaya devam edecek diye bir beklenti içindeyim. Yani normal olarak kur trendi aşağıya doğru olur. Ama beklenmedik gelişmeler konusunda bütün dünya oldukça zengin bir dönem geçiriyor. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner88

banner87

banner86

banner85

banner84

banner83