Öne Çıkanlar KPMG TÜRKİYE Sinem Cantürk Arçelik Üretim Koordinatörü Alp Karahasanoğlu Ece Kamar Palermo ÇOSB Dijital Dönüşüm Atölyesi

Enerji üretimi sorunsuz olmuyor

GİRAY DUDA

Global Sanayici olarak önceki sayılarımızda Türkiye’nin enerji sorununu hep gündemde tuttuk ve tüm enerji üretim biçimleriyle ilgili dosyaları aylarca sayfalarımıza aktardık. Türkiye ve dünya ekonomisinin en önde gelen konusu olan enerji üretiminin bugününü, İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Satman ile ayrıntılarıyla ele aldık.

- Sayın Satman, Türkiye’nin büyük derdi cari açık her aklımıza geldiğinde, doğal olarak enerji ithalatına harcanan parayı düşünüyoruz. Bu harcamayı azaltmak için çare olarak gösterilen sürdürülebilir enerjideki hızlı gelişmeler cari açıktaki oranı değiştirdi mi? Cari açığın en büyük payı olan enerji harcamaları yıllara göre azalıyor mu?

- Cari açıktaki en büyük sorunlardan birisi enerji ama enerjiye yüklenilmesi doğru değil aslında. Eğer üretim, imalat yapmak istiyorsan senin ihtiyaç duyduğun bir kaynaktır enerji. Olmazsa olmaz. Bu nedenle toplam harcamana bakıp enerji yüzünden cari açığım yüksek demek bana pek uygun gelmiyor.

ENERJİMİZİN YÜZDE 73’ÜNÜ İTHAL EDİYORUZ

- Bu yaklaşım, yaptığınız toplam ithalat içinde en büyük payın enerji ithalatına gidiyor olması anlamında fiili bir durumu anlatmak için kullanılıyor. Enerji giderini azaltmak için yerli yatırımları çoğaltmak ve enerjiyi iç kaynaklardan sağlamak gerektiği hemen hemen herkes tarafından kabul edilmiş durumda.

- Evet, kabul edilmiş durumda ama sanki fazla da bir şey yapılmıyor bunun için. Bizim kaynak olarak yüzde 73 oranında dışa bağımlılığımız vardır. Enerjimizin yüzde 73’ünü dışarıdan ithal ediyoruz. Bu oran bir iki puan artıyor veya azalıyor zaman zaman. Yağmur çok yağarsa hidroelektrik santralleri iyi çalışıyor ve bu oran yüzde 72’ye düşüyor. Ama bizim genel olarak ithalata dayalı enerji tüketimimiz var. Bu durum çok fazla değişmedi.

Değişen neler var? Yenilenebilir enerji kaynakları konusunda kimi yatırımlar yapıldığını görüyoruz. Özellikle rüzgarda, jeotermalde ve son birkaç yıl içinde güneş enerjisinde de hafif bir kıpırdama oldu. Ama bütün dünyadaki eğilim bu şekilde. Yani Türkiye’ye özgü bir şey yapmıyoruz.

Bu sabah BBC’deki bir konuşmayı izledim. Bir enerji uzmanı, bütün dünya temiz enerji kullanmak istiyor ama yeterince kararlı davranmıyorlar, diyor. Örneğin, Amerika’da Başkan Donald Trump, Kyoto Protokolü’ne ben imza atmam diye diretiyor. Aslında imza atması mümkün değil. Çünkü elektriğinin çoğunu kömürden üretiyor. Eğer imza atarsan senin kendi senaryonu, stratejini değiştirmen gerekecek. Onun altına giremiyorlar kolay kolay.

ABD’NİN PETROL BAĞIMLILIĞI BİTTİ

Bu arada 2050 yılına doğru 9 milyara ulaşacak bir dünya nüfusu var. Dolayısıyla enerjiye çok ihtiyaç var. Eskiden beri, 200 yıldan beri olan olaylar yine oluyor. Ülkeler enerji güvenliği konusunda bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Elbette Türkiye de bu konuda emek harcıyor. Mesela Türk Akımı projesi. Azerbaycan’dan Şahdeniz’den gelen gazın Avrupa’ya götürülmesi projesi gibi.

Yine Amerika’ya dönecek olursak onların doğalgazda ve petrolde atılımları var. Ağır petrolden yararlanıyorlar ve büyük miktarda şeyl gazı (kaya gazı) elde ediyorlar. Dünyada şu anda petrol ve gaz fazlalığı var. Tamamen Amerika’nın büyük üretiminden kaynaklanıyor. Eskiden Amerika dışarıya çok bağımlıydı petrolde. Şu anda ise ihraç edecek duruma geldi. Doğalgaz da elinde çok fazla var. Doğalgazı da boru hattıyla veremiyor, sıvılaştırılmış olarak satmayı planlıyor. Türkiye’ye de satmak için bir ara gelip görüşmeler yaptılar. Bize aynı teklif Avustralya’dan da geldi.

ABD ORTA DOĞU’DAN ÇEKİLİR Mİ?

- Peki Amerika’nın Orta Doğu petrollerine bağımlılığı biterse, Orta Doğu’daki etkinliği ve bölgeyi yönetme sevdası sona erer mi?

- Hayır. Amerika’nın Orta Doğu’daki güç ve etkisinin ortadan kalkması söz konusu değil. Mesela Suudi Arabistan’ın petrol şirketi Aramco’yu düşünün. Aramco bir Arap-Amerikan şirketi. Dolayısıyla orada şu anda da para ve kazanç var. Uluslararası alanda petrol, gaz şirketlerinin çoğunun Amerikalılara ait olduğunu görüyorsunuz.

Dünyada şeyl gazı üreten tek ülke hala Amerika. Türkiye de dahil olmak üzere bir çok ülke bende şu kadar şeyl gazı potansiyeli var diyor. Ama bu iş biraz zor olduğu için şeyl gazını üretemiyorlar. Amerika teknolojisini elinde tutuyor. O teknolojiyi dışarıya vermediği için şu anda kimse üretim yapamıyor.

SENARYO PEK DEĞİŞMEDİ

Üretmeye kalktığınız zaman da, Türkiye’de şeyl gazı çıkarmaya kalksanız Amerikan şirketini getirmek zorundasınız. Yatay kuyu açacak, çatlatma yapacak bu teknoloji için siz para ödeyeceksiniz. Size çok pahalıya gelecek. Kaldı ki ne üreteceksiniz o da belli değil. Amerika teknoloji kendisinde olduğu için üretimi ucuza getiriyor. Yani Amerika Orta Doğu’daki hakimiyetini hiçbir zaman kaybetmek istemiyor. Hem petrolü kontrol etmek, hem kendi şirketlerinin kar etmesinin güvenliğini sağlamak, hem de kendi know how’unu geliştirerek ihtiyacı olanlara satmayı sürdürmek için bu konumunu hep koruyacaktır. O senaryo pek değişmedi.

Bütün bunların arasında Türkiye de çabalıyor. Ama çabalarken de neyin doğru neyin yanlış yapıldığını bilmiyorum. Benim gördüğüm, yenilenebilir enerji konusunda yapılan birkaç yatırım doğru çalışmalar arasında sayılabilir. Rüzgar enerjisi, güneş enerjisi ve jeotermal enerjisi üretimi teşvik edildi.

ŞEYL GAZINDA HENÜZ SONUÇ ALINAMADI

- Bu arada Türkiye’deki şeyl gazı üretimine bir dönüş yapalım mı? Yıllar önce yayılan haberlerde Trakya ve Güneydoğu’da müthiş şeyl gazı yatakları olduğu müjdeleri verilmişti. Artık doğalgaz yerine şeyl gazı kullanılacağı söylenmişti. O zamandan bu yana bir şeyler yapıldı mı?

- Bazı girişimlerde bulunuldu. Amerikan ve Kanada kökenli bazı şirketler Türkiye’ye geldiler. Trakya’da ve Güneydoğu’da yeni kuyular deldiler. Belli derinliklerde şeyl gazı bulma ihtimali olup olmadığını araştırdılar. Sonuç itibariyle bir yere varılmadı. Çünkü bu iş bu kadar kolay değil. Amerika’da şeyl gazı sahalarında binlerce kuyu deliniyor. Bir iki tane kuyu delerek bir sonuç almak mümkün değil. Türkiye’de bugüne kadar petrol sahalarında delinmiş kuyu sayısı maksimum 6-7 bindir. Amerika’da bir tane şeyl gaz sahasına gittiğinde o kadar kuyu olduğunu görüyorsunuz.

Türkiye bu yatırımı nasıl yapacak? Kuyu delecek ama kuyuları delerken de son derecede yüksek know how bedelleri ödeyecek. Yapacağınız her şeyde yabancıya bağımlısınız. Kendi adamınız fazla bilgi sahibi olmadığı için getirdiğiniz yabancı ne isterse öyle yapıyor. Bizde birkaç kuyu delindi ama ortaya kanıt olarak kullanılacak, biz de şeyl gazı üretebiliriz diyeceğimiz bir örnek çıkmadı. Ticari olarak ortaya bir şey konulmadı. Ben burada bir kuyu buldum, yılda buradan şu kadar şeyl gazı üretebilirim denilmedi. Ben bunu da beklemiyorum şu anda aslında Türkiye’de. Türkiye’nin ekonomik yapısı, gücü, böyle bir teknolojiye ve gaz üretimine uygun değil. Çünkü bütçesi yok, know how’u yok, makinesi yok, elemanı yok.

KENDİ ARAMAMIZI YAPMALIYIZ

Şeyl gazı yerine petrol veya doğalgaz aramalarının yapılmasının daha doğru olacağını düşünüyorum. Şu anda Türkiye’nin gidip kendi gemisini alması ve Akdeniz’de Alanya civarında kuyu delinmesi bence çok olumlu bir hareket. Petrol ve doğalgaz arıyoruz.

Doğu Akdeniz bölgesinde Mısır’ın, İsrail’in ve söylendiğine göre Güney Kıbrıs’ın bulduğu gaz yatakları acaba bizim orada da var mı diye bakılıyor. Amerikan Jeolojik Araştırmalar Merkezi, Doğu Akdeniz’de belli bir miktar petrol ve gaz potansiyeli olduğunu hep söylüyor. Bizim orada çok sayıda delme yapmamız gerekiyor. Şu anda Fatih adlı gemimiz de sondaj yapmaya başladı. En azından araştırma yapsınlar. Birincisinde bulamazsanız sonrakilere bakarsınız. Gemi size ait olunca hiç olmazsa daha rahat hareket edebilirsiniz.

Daha önce Karadeniz’de farklı şirketler 8 -10 kuyu deldiler. Ellerindeki farklı bilgilerle geldiler ve onları Karadeniz’de kullanmaya çalıştılar. Sonuçta bir şey bulamadıklarını açıkladılar.

KUYULAR VERİMLİ DEĞİL

- Eskiden beri, şehir efsanesi olarak yabancı petrol şirketlerinin Türkiye’de petrol bulmalarına rağmen kuyuları kapatıp gittikleri söylenir durur. Siz bu söylentilere ne diyorsunuz?

- Öyle bir şey olması bence mümkün değil. Bunlar halk arasında söyleniyor ama fazla bir anlamı yok. Yabancılar bazı sahalarda buldular. Mesela, 1954 yılında ilk Petrol Şirketi kurulduktan sonra Shell, Mobil gibi şirketler kimi sahalarda araştırma yaptılar ama ekonomik olmadığı için sonuçları Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na verdiler. Artık sen işlet, ben işletmek istemiyorum çünkü ekonomik değil, dediler.

Arabistan’a gidiyorlar ve bir kuyudan 3 – 5 bin varil çıkarıyorlar, sizin kuyunuzdan 25 varil çıkarıyorlar. 25 varilden ne kazanacak? Ama Türkiye’nin de gerçeği bu. Kaynaklar az ise yapılacak fazla bir şey yok. En çok ümit veren bölgelerde yeni aramalara devam etmeli. Bunu da yapıyorlar.

Öte yandan Türkiye’de başka sorunlar olmaya başladı. TPAO içinde ona bağlı olarak sondaj, arama yapan TPIC diye bir kuruluş vardı. O kurumu aldılar BOTAŞ’a verdiler, TPAO’yu küçülttüler. Bana göre pek de doğru olmayan bir politika uyguladılar. Siz hem petrol aramak istiyorsunuz hem de petrolü bulacak olan şirketi küçültüyorsunuz. Burada bir çelişki var.

Belki de burada politikacıların bildiği bir şey var. Enerji konusu çok stratejik olduğu için her türlü bilgi size verilmiyor. Onlar ona göre karar veriyorlar. Ama görünen o ki bazı sıkıntılar var Türkiye’de.

ENERJİ SAHNESİ AYNI

- Peki yenilenebilir enerjide ne tür gelişmeler yaşanıyor Türkiye’de.

- Yenilenebilir enerjide benim en çok beğendiğim gelişme teşvikler oldu. Doğalgazda pek bir yere gidilmedi. Neredeyse yüzde 95’i ithal ediliyor. Kömürün de yüzde 50’si ithal edilerek kullanılıyor. Yani enerji sahnesinde çok fazla değişen bir şey yok.

KARADENİZLİ HES’LERE, EGELİ JEOTERMALE DÜŞMAN

- Yenilenebilir enerjide, biraz da garipsediğim bir durum görüyorum ülkemizde. Karadeniz bölgesi Hidro Elektrik Santralleri (HES) ile ünlü, Ege bölgesi de jeotermal santralleriyle ünlü. Karadenizli HES’lere, Egeli de Jeotermallere düşman. Neden böyle?

- Çünkü siz gidip HES yaparken suyun akış yönünü değiştiriyorsunuz. Suyu bir yerde toplamalısınız ki en sonunda onun gücünden enerji elde edebilesiniz. Jeotermalde de aynı biçimde. Jeotermal sahasında onlarca kuyu deleceksiniz. Kuyu deldiğiniz yerler aslında verimli tarım arazileri. İncir bahçeleri, üzüm bağları var oralarda. Oralarda tarım yapanlar bundan rahatsız oluyorlar. Çünkü örneğin kamulaştırma yapılıyor veya yol geçiriliyor bölgeden. Bacalardan bir şeyler çıkıyor, çevreye atıklar atılıyor.

HES’LERDE SOSYAL SORUN VAR

- Peki HES’lerde suyun doluşunun belli bir süresi var. Yani geçici olacak ve baraj dolunca su akmaya devam edecek. Ama aynı akarsu üstüne çok sayıda baraj kurulursa, daha ileride buradan su bekleyenler susuzluk çekecekler değil mi? Bunu planlamak gerekmiyor mu?

- Elbette sıkıntı çoğu kez bu şekilde başlıyor. Bu olayın sosyal bir yönü var. Sosyal yönünü ihmal ederseniz başarıya ulaşamazsınız. Sonuçta her şeyi halk için yapıyorsunuz. Kaldı ki HES’lerin kullandığı su oranın suyu ama ürettiğiniz elektrikten bütün Türkiye yararlanıyor. Dolayısıyla orada bir çıkar kavgası olduğunu söyleyebiliriz. Bir şekilde kimin malını kime veriyorsunuz durumu da var. Ayrıca orada tarlasında üretim yapanlara zarar verdiniz. Suyun yönünü değiştirip kontrol ettiniz ve o çiftçi tarım ürünlerini üretemez oldu.

‘KERVAN YOLDA DÜZÜLÜR’ MANTIĞI YANLIŞ

- Bir de bu santrallerin üretimi sırasındaki saygısızlık, özensizlik, doğal çevreye zarar verilmesi de çok tepki duyulan noktalar değil mi?

- Enerji üretimini nerede yaparsanız yapın onun getirdiği bazı sorunlar oluyor. Her şey artısıyla ve eksisiyle beraber geliyor. Bir yere nükleer santral kuracak olsanız oraya gelecek büyük riskler var. Yatağan termik santralinin hala yanından geçtiğinizde havasının kirli olduğunu anlıyorsunuz, o kirli havayı soluyorsunuz. Elbette Yatağan ve çevresinde oturanlar bundan rahatsız oluyor. Tabii bu rahatsızlığı minimuma indirmek lazım. Burada denetim gerekli ama bu da yapılamıyor. Genel olarak ‘kervan yolda düzülür’ mantığıyla hareket edilmesi sorunların çözümüne yardımcı olmuyor. HES’ler kurulurken, buradaki insanları hiç rahatsız etmeden bunu nasıl yaparım diye düşünülür ve yola böyle çıkılırsa ciddi sorun yaşanmaz.

SORUNLARIN KAYNAĞI BULUNMALI

- Jeotermal santraller de temiz enerjinin en iyi unsurlarından birisi. Ama Ege’deki çiftçiler, sivil toplum önderleri, belediye başkanları ve muhtarlar jeotermal santraller kurulmasına karşı çıkıyor. Halkın karşı çıkmasının nedeni nedir?

- Elbette bazen yanlış bilgilendirme de olabiliyor. Doğru bilgilendirme için gerekli altyapı çalışmaları yeterince yapılmadığı zaman her şey havada kalıyor. O zaman birilerinin söylediği şeylere inanmaya başlıyorsunuz. Jeotermal bölgelerindeki bazı tarla sahipleri ben bunu istemiyorum diyor. İncirlerim eskisi kadar verimli ve tatlı olmuyor, toplam ürünüm azaldı, diyor. Gerçekten de bu incirde yaşanan soruna jeotermal mi neden olmaktadır diye inceleme yapılması gerekir. Öyle bir durum varsa, bunun nedeni jeotermalin katı atıkları mı, ürettiği suyun oraya verilmesi mi, sıcaklığının değişmesi mi, oradan çıkan karbondioksit veya değişik emisyon biçiminde çıkan bazı gazların oradaki ağaçlara zarar vermesinden mi, nemlilikten dolayı mıdır. Bu tür çalışmalar da kesinlikle eksik durumda. Siz gidip araştırma yaparak buradaki zarara jeotermal şu nedenlerle olumsuz etkide bulunmaktadır, demelisiniz.

BÜYÜK MENDERES ÇOK KİRLİ

- Jeotermale karşı çıkan bir köylü kadın, ‘daha önce kurulan jeotermal santralleri nedeniyle komşu köydeki tarlalarda ürünler kurudu gitti. Benim tarlamın da aynı biçimde kurumasını istemiyorum’ diyor.

- Evet. Jeotermal çalışmalarının yapıldığı bölgeden Büyük Menderes nehri geçiyor. Büyük Menderes’in suları da çevredeki tarım alanlarına verilir. Eskiden devlet tarafından işletilen bir jeotermal santralı, ısısı alınmış suyu belli bir sıcaklıkta Büyük Menderes’e veriyordu. Sudaki bor maddesi de tarım alanlarına zarar veriyordu. Bu zararın bordan kaynaklandığı gerçekten kanıtlandı. Ama jeotermal öncesindeki nehir suyunun kullanılamayacak derecede çok kirli olduğu da bir gerçek. Büyük Menderes’in kirliliğinin asıl olarak nereden kaynaklandığını tam olarak bilmezseniz siz bunu jeotermale yüklüyorsunuz.

BOR TOPRAĞI KİRLETİYOR

- Jeotermalde üretim sırasında atılan suyun içinde bor mu var?

- Evet. Binde 2 oranında katı madde olarak bor var. Bu suyu tarlaya verirseniz o bor toprağın üzerinde kalıyor. Toprağın verimliliğini de olumsuz yönde etkiliyor. Tabii borun da kirletici etkisi var ama Büyük Menderes jeotermal oraya gelmeden önce de kirliydi. Bunun nedenlerini iyice araştırmadan tüm suçu jeotermale atmak da oldukça yanlış. Bir zamanlar Büyük Menderes’in suyundaki ağır metallerin de jeotermalden geldiği iddiaları vardı. Ancak jeotermal suyunun içinde ağır metaller olmaz. Ağır metalin asıl kaynağını araştırmak lazım.

RÜZGAR VE GÜNEŞİN POTANSİYELİ YÜKSEK

- Sürdürülebilir enerji içinde güneş enerjisinin son zamanlarda bir atak yaptığını görüyoruz. Belki toplam enerji üretimi içinde diğer kaynaklara göre payı hala çok fazla değil ama ciddi yatırımlara da başlandı. Fotovoltaiklerden elektrik üretimi daha kolay hale geldi ve sizin söylediğiniz gibi teşviklerin artmasının da yeni yatırımlara girişilmesinde önemli payı var. Buradan hareketle, önümüzdeki dönem için rüzgar ve güneş enerjisinde üretim miktarı olarak önümüzdeki dönem için ümitli bir beklenti içinde olabilir miyiz?

- Olması gerek aslında. Türkiye’nin birkaç yıl önce yapılan bir araştırmasına göre 50 bin megavatlık rüzgar enerjisi potansiyeli var. Rüzgar enerjisi şu anda 7 bin megavat dolayında. Yeni yatırımları da Türkiye’nin her yanında görebiliyorsunuz.

Benzer girişimlerin güneşte de olması lazım. Güneş bence daha da artacak. Çünkü fotovoltaiklerin maliyeti giderek azalmaya başladı. Eskiden çok pahalıydı. Yakın zamanda 25 euro/cent olan fotovoltaikler şimdi 10’a indi ve daha da inecek. Türkiye için güneşten 450 – 500 milyar kilovatsaat enerji elde edecek kapasitesi var, derler. Bu kadar büyük olmasa da Türkiye’nin güneşte ve rüzgarda daha ileriye gitmesini sağlayacak önemli bir potansiyeli var. Jeotermalde de dünyanın en hızlı giden ülkesiyiz. Jeotermal gücünü en hızlı oranda geliştiren, artıran biziz. Bunun da nedeni teşvik. Bana göre rüzgar, güneş ve jeotermal yatırımlarını büyütmek teşvikler olmadan mümkün değil.

YENİLENEBİLİR ENERJİ SINIRLI

- Bir taraftan da yenilenebilir enerjiden elde edilecek miktarın maksimum düzeyinin bile toplam talebin çok altında kalacağı gerçeği var değil mi?

- Evet, öyle. Yenilenebilir enerjinin Türkiye’nin enerji sıkıntısını giderebileceğini hiç kimse düşünmesin. Bu bir hayal. Bütün projeksiyonlar, HES’ler dışında, şu anda yüzde 3-5 dolayında olan üretimin en çok yüzde 7-8 dolayında olacağını gösteriyor. Elbette bu onları hiçbir zaman ihmal edeceğiniz anlamına gelmiyor. Akıllı, entegre kullanmanız lazım bütün enerji kaynaklarını.

GİDİŞAT NÜKLEERE DOĞRU DEĞİL

- Peki bu durumda, büyük miktarda elektrik sağlamak için nükleer santrallere mi dönmeliyiz?

- Dünyanın gidişi şu anda nükleere doğru değil. Bir çok ülke artık nükleer santrallerini kapatıyor. Santralleri kapatmaları onların kötü olmasından değil, ömürlerini doldurdukları için. Yeni santral yapma girişiminde biraz durgunluk var.

Fransa ve Almanya, nükleer santralleri kapatma, kullanmama kararı aldılar. Almanya, güneş ve rüzgar enerjisinden çok büyük miktarda yararlanıyor. Almanya’nın güneşi yok ama ciddi güneş enerjisi üretimi var. Neredeyse her evin çatısında güneş panelleri var ve evlerde kullanılan elektrik buradan sağlanıyor.

ÇATI PANELLERİ PAHALI

- Peki aynı şeyi neden Türkiye’de yapamıyoruz?

- Çünkü kullanılan her türlü malzemeyi ve teknolojiyi biz dışarıdan getiriyoruz. Orada ise kendileri üretiyor ve ortalama gelire göre maliyet oldukça uygun bir rakam tutuyor. Türkiye’de kuracağınız çatı panelleri sisteminin toplam maliyeti sizin yıllarca ödediğiniz elektrik parasından fazla olur.

NÜKLEER SANTRALLERİN GÜCÜ ÇOK BÜYÜK

- Türkiye’de Sinop’ta ve Mersin’de kurulması planlanan iki nükleer santralin üreteceği enerji, ülkenin toplam enerjisinin yüzde 10’undan fazlasını karşılayacak derecede yüksek. Türkiye’nin enerji ihtiyacı da durmaksızın çok büyük bir hızla artıyor.

- Evet. Olumsuzluklarının yanı sıra olumlu yönleri de var tabii nükleer santrallerin. Sonuçta nükleer teknoloji en ileri teknoloji. Nükleer enerji sadece elektrik üretiminde değil yaşamın birçok alanında kullanılıyor. Siz hastaneye gittiğinizde nükleer enerji ile çalışan ve bundan yararlanan birçok sistemin olduğunu görüyorsunuz. Dolayısıyla bu teknolojiye kavuşmanız ve onu kullanmanız çok önemli. İleri teknolojiye sahip olmanız için onun içine girmeniz lazım. Enerji kaynağı sağladığınız gibi yavaş yavaş know how geliştiriyorsunuz. Çünkü onu öğreniyorsunuz.

Bence ülkenin enerji ihtiyacını karşılamak için nükleer santralları kesin kurmak zorundasınız. Kurulacak iki santral 8 bin megavat elektrik üretecek. Aynı miktarda elektriği rüzgar ve güneş enerjisinden almak isteseniz 4 katı büyüklüğünde yatırım yapmanız gerekir. Çünkü birisi kesintili, diğeri ise sürekli çalışıyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner81

banner80

banner79

banner78

banner77

banner76

banner75