Öne Çıkanlar Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu TÜSİAD Sıçrama Yapan Şirketler Hababam Sınıfı ÇOSB ömer nart Prof. Dr. İlhan Helvacı

Finansmana rahat erişim tedbirleri alınmalı

GİRAY DUDA

Hükümet tarafından ‘İstihdam ve Üretim Programı’ olarak açıklanan yeni dönemde döviz kuru ve yükselen enflasyona karşı şirketlerin neler yapabileceklerini, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Finans Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Hepşen ile konuştuk. Hepşen’in Global Sanayici okurları için yaptığı öneri, analiz ve çözümlemeleri şöyle:.

- Sayın Prof. Dr. Ali Hepşen, dünya, pandemi ile başlayan ve içinden çıkamadığı ekonomik bunalım ortamını yaşıyor. 2021 yılı sona ererken global ekonomide gördüğünüz manzarayı bize anlatır mısınız?

- Son iki yıllık zaman dilimi içerisinde pandeminin ortaya çıkması ve dünyaya hızlı bir şekilde yayılması hayatımızda pek çok şeyi değiştirdi ve değiştirmeye de devam ediyor. Pandemi sürecinin başlarını hatırladığımızda, ortaya çıkan karamsarlığa bağlı olarak özellikle talep tarafında, ülkemiz ve dünya genelinde bir durağanlık egemendi. Herkesin bildiği üzere, ekonomilerde durağanlığa yönelik eğilimler belirmeye başladığında, merkez bankaları genellikle, para arzını genişletici ve faiz oranlarını düşürücü para politikalarını tercih ederler. Pandemi ortamında da bunu somut olarak gözlemledik.

Bu dönemde, enerji (örneğin, petrolün varili 2020 yılbaşında 41,47 dolar iken, bugün 75 dolar civarında), gıda (Birleşmiş Milletler gıda fiyat endeksi 2020 yılından günümüze yüzde 41 oranında arttı) ve emtia (demir fiyatları pandemi öncesi fiyatlara kıyasla yüzde 248 oranında yükseliş gösterdi), tedarik zinciri sorunları, navlun ücretlerinin artması gibi sorunlar ortaya çıktı. Hem parasal genişleme hem de belirttiğim sorunlara bağlı olarak enflasyon gerçeğiyle dünya yeniden tanışmış oldu.

KORONAVİRÜSTEN SONRA ENFLASYON

Geçtiğimiz günlerde Bloomberg Economics tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 2022 yılı içinde koronavirüse kıyasla gündemi en çok meşgul edecek konuların en başında enflasyon geliyor. 2022 yılı için bazı yükselen piyasa ve gelişmekte olan ekonomilerde, artan gıda fiyatları, yüksek petrol fiyatlarının gecikmeli etkileri ve döviz kurundaki değer kaybının başta ara mamul olmak üzere ithal mal fiyatlarını yükseltmesine bağlı olarak fiyat baskılarının sürmesi beklenebilir. Dolayısıyla, öncelikle pandeminin gidişatından, arz kesintilerinin süresinden ve bu ortamda enflasyon beklentilerinin nasıl gelişebileceğine bağlı olarak enflasyon global ekonomilerin en sıcak gündem konusu olmaya devam edecek gibi görünüyor.

TEDARİK ZİNCİRLERİ AKSAYACAK

- Son haftalarda görülen ve vaka sayılarında patlama yaratıp Avusturya gibi ülkelerin yeniden kapanmasına neden olan Omicron varyantı ile Kovid-19’un dünya ekonomisinde yeni sorunlar yaratması ihtimali var mı?

- Dünya artık pandemiyle nasıl mücadele edeceğini biliyor. Ülkeler, şirketler, sağlık sistemi artık çok daha tecrübeli. Ancak yine de dünya ilginç bir dönemden geçiyor; 2021 yılı içerisinde Delta varyantı baskın iken, 2022 yılının en öne çıkan konu başlıklarından biri Omicron varyantı olacak gibi görünüyor. Örneğin, Aralık ayının son Çarşamba günü Amerika Birleşik Devletleri’nde 488 bin yeni vaka ile günlük rekor sayısına ulaşılmıştı. Benzer durum Avrupa içinde geçerliydi. Gerek ABD’de gerekse de Avrupa’da vakaların beklentilerden de hızlı artmasına ve sağlık sisteminin yeniden zorlanmaya başlamasına neden olan Omicron varyantı özellikle tedarik zincirlerinin aksamasına devam edecek gibi görünüyor.

NAVLUN FİYATLARI YENİDEN YÜKSELEBİLİR

Bu noktada yakın geçmişi biraz hatırlamakta fayda var aslında. Hepimizin bildiği üzere, koronavirüs salgınıyla global mal ticaretinde arz-talep dengesinin bozulması taşımacılık sektöründe lojistik sıkıntılarını beraberinde getirmiş, özellikle deniz taşımacılığında konteyner sıkıntısıyla başlayan sorunlar navlun fiyatlarındaki artışlarla devam etmişti. Navlun piyasasındaki taşımacılık ücretlerinin göstergesi olarak bilinen Baltık Kuru Yük Endeksi (BDI), Londra merkezli Baltic Exchange tarafından günlük yayınlanan bir ekonomik göstergedir. Adından farklı olarak Baltık Denizi ülkeleriyle sınırlı değildir. Endeks Handysize, Supramax, Panamax ve Capesize dökme yük gemilerinin tonajları, sayıları, rotaları, taşıdıkları yük ve fiyatı göz önünde tutularak hesaplanan bir değerdir.) Ekim ayının başında son 10 yılın en yüksek seviyesine (7 Ekim 2021: 5.647 puan) ulaşmasının ardından yıl sonuna doğru düşüş eğilimine geçtiğini de gördük. Küresel ekonominin öncü göstergelerinden olan endeks, Aralık ayının son haftasında 2.217 puanın altında seyretti.

SORUNLAR HENÜZ BİTMEDİ

Bu durum dünya ticareti açısından önemli bir avantaj olmakla birlikte, yeniden hızla yükselebileceğini unutmamak gerekiyor. Özellikle endeksteki bu düşüşün tedarik darboğazlarında yaşanan sorunların bitmiş olmasından kaynaklanmadığını, aksine artan enflasyon ortamında talepteki yavaşlamadan kaynaklı olarak bu düşüşün olduğunu söyleyen analistler de söz konusu. Bu kapsamda, Omicron’un yeni yılın ilk 3 aylık dönemindeki ticaret üzerindeki etkilerini izlemek gerektiğini düşünüyorum, önemli gösterge olarak da Baltık Kuru Yük Endeksi'nin takip edilmesi gerekecektir.

TEDARİK STRATEJİSİ DEĞİŞECEK

- Dünya taşımacılığında, özellikle denizcilikte yaşanan tıkanma, gecikmeler, konteyner krizlerine ek olarak çip krizi gibi krizler sürüyor mu? Bu sıkıntılara ne tür çözümler üretilebiliyor?

- Özellikle deniz taşımacılığında yaşanan sorunlar kapsamında sadece pandeminin etkisinden bahsetmek hatalı olabilir. Geçtiğimiz Mart ayının son haftalarına doğru, konteyner taşımacılığının önemli gemilerinden biri olan Evergreen’in karaya oturması sorunları artırdı diye söylenebilir. Dünya deniz ticaretinin yüzde 12′sine ev sahipliği yapan ve normalde günde 50 konteyner gemisinin geçtiği kanalın tamamen kapanması, koronavirüs salgınına bağlı gecikmelere bir başka olumsuzluk ekledi. Tedarik zincirindeki sorunlar daha da arttı.

Ancak 2022 yılı için tedarik zincirindeki olası sorunlar ile yeniden karşılaşmak istemeyen ve faaliyet riskini doğru şekilde yönetmek isteyen üreticilerin tedarikçileriyle uzun vadeli alım anlaşmaları yaparak emniyet stoklarını artıracaklarını veya faaliyetlerini tek bir şirket ve ülkeye bağlamak yerine riski dağıtmak için aynı ürünü birkaç ülkede ürettirmek ya da tedarik etmek gibi farklı yaklaşımlar izletebileceklerini söyleyebiliriz.

EKONOMİNİN SAĞLAM VE SORUNLU TARAFLARI VAR

- Türkiye ekonomisine karşıdan bakınca nasıl bir manzara ile karşılaşıyoruz? Neler olması gerekir?

- Ekonominin güçlü kaslarının saygın bankalar, sağlam kamu maliyesi, profesyonel girişimcilik kültürü, ihracatta güçlü yapı, canlı turizm, sanayi üretiminin güçlülüğü ve önemli pazarlara yakınlık olarak düşünüyorum. Ancak piyasalarda yaşanılan ani oynaklıklar ve yüksek enflasyon şirketlerin yatırım politikalarına yönelik karar alma yetkinliklerini sınırlandırırken, finansman sağlayıcı kurumların da iyi kredi ve kötü kredi borçlusu ayırımını sağlıklı olarak yapmalarını zorlaştırıyor. Geleceğe yönelik belirsizlikler nitelikli ve sürdürülebilir büyümenin önündeki en büyük engeller aslında.

TCMB tarafından her yıl düzenli olarak yayınlanan sektör bilanço verileri incelendiğinde, 2020 yılı için analiz edilen yaklaşık 860 bin şirketin öz sermayelerinin toplam kaynaklar içindeki payı yüzde 27 düzeyinde, diğer taraftan kredi hacmi ise yine toplam kaynakların yüzde 34’ü oranında. Geçmiş yıl verilerinde de benzer bir durum söz konusu. Dolayısıyla, şirketler gerek işletme sermayesi ihtiyaçları gerekse de yatırım finansmanına yönelik ihtiyaçları doğrultusunda kredi sağlamak zorundalar.

Artan belirsizliklere bağlı olarak finansmana erişimin kolaylaşması ve maliyetinin ucuzlaması yatırımcı açısından çok önemli. Geçmişte olduğu gibi, bugün için de hedef ihracata yönelmek. Aslında ihracatın iyisi, kötüsü olmaz; ama iyinin daha iyisi olabilir. Burada hedefin ihracatın içindeki yüksek teknoloji ürünlerin payını artırmak olması gerektiğini düşünüyorum. Her ne kadar Sanayi Bakanlığı’nın ar-ge kapsamında önemli teşvikleri olsa da, örneğin 2010 yılından bugüne bakıldığında ihracatımız içinde yüksek teknoloji ürünlerinin payı ortalama yüzde 3 civarında (Kasım 2021 Dış Ticaret İstatistikleri verisi yüzde 3.2) gerçekleşmiş. OECD rakamları kapsamında bu oran 2020 yılı için Çin’de yüzde 28, Malezya’da yüzde 45, Vietnam’da yüzde 35 ve Güney Kore’de ise yüzde 27 oranında görünüyor.

TEKNOLOJİK ÜRÜN İHRACATINDA SIKINTI VAR

İhracatta rekor ile kapatacağımız 2021 senesinde gelecek için nitelik değişiminin şart olacağı söylenebilir. Benzer değişimin sanayi üretiminde de olması gerektiğine inanıyorum. Mevcut durumda TÜİK verileri kapsamında kapasite kullanım oranımız yüzde 80 civarında; ilave kapasite artışı için finansmana erişimin kolaylaşması gerekiyor. Diğer taraftan, sanayi üretim endeksinde Ekim 2021 verileri kapsamında yıllık bazda yüzde 8.5 oranında bir artış var, detaylara bakıldığında üretimin niteliğine ilişkin sorunun burada da karşımıza çıktığı söylenebilir. Örneğin, son veriler kapsamında, düşük teknoloji ürünlerde büyüme yüzde 12.5 iken, yüksek teknolojili ürün üretimi yıllık yüzde 2.4 daralmış durumda. Nicelik elbette ki önemli ama nitelik çok daha önemli.

İTHALATTA HAMMADDE ORANI YÜKSEK

Sanayici açısından son bir saptama ise, ithalatın içindeki ara (hammadde) malı oranına yönelik yapmak istiyorum. Genel olarak kurlardaki artış ihracatçı açısından olumlu olarak değerlendirilse de, bizdeki ithalatın kompozisyonuna bakıldığında ara (hammadde) mallarının toplam ithalattaki payı son Kasım 2021 istatistiklerine göre yüzde 79.4 düzeyinde. Dolayısıyla kurdaki artış yurtdışı ara malı ithalatına bağımlılık nedeniyle üreticinin sağlıklı maliyetlendirme ve fiyatlandırma yapmasını engel nitelikte. Ara malda dışa bağımlılığın azaltılması öncelikli hedef olarak yeniden ve yeniden değerlendirilmeli.

MALİYETLENDİRME VE FİYATLANDIRMA ZORLAŞTI

- Türkiye’yi birkaç hafta belirsizlik ortamına sürükleyen çok hızlı kur artışı ve fiyatların dizginlenemeyen yükselişi dönemini anlatır mısınız? Neden böyle bir dönem yaşadık? Döviz kurunun kontrolsüz oynaklığı, ekonomi dünyasında ne tür sorunlar yarattı? Üretim, satış, ithalat, ihracat açısından neler yaşandı?

- TCMB verilerine baktığımızda, dolar kuru 2021 yılı ilk 8 ay ortalaması 8.0375$/TL; Eylül ayı ortalaması 8.5272$/TL; Ekim ayı ortalaması 9.1564$/TL; Kasım ayı ortalaması 10.5452$/TL ve Aralık ayı ortalaması 13.5780$/TL olarak; son üç aylık dönemin dolar kuru artış oranı ise aylık bazda sırasıyla yüzde 7.38, yüzde 15,17 ve yüzde 28.76 oranında gerçekleşti. Hızlı yükselişin olduğu hafta ise 13-21 Aralık arasıydı; 13 Aralık tarihinde 13.8596$/TL olan dolar kuru düzeyi, 21 Aralık tarihinde ise 17.5046$/TL düzeyinden kapandı, artış oranı yüzde 26.30 oldu. Arz-talep dengesi kur fiyatlaması noktasında bozuldu.

KURDAKİ TIRMANIŞ SANAYİCİ-İHRACATÇIYI DA ZORLADI

Son dönemlerde kur düzeyindeki bu denli hızlı yükselişlerin birkaç nedeni olabilir; özellikle dövizin daha da pahalılaşacağını düşünen ithalatçının, ara malı tedarik etmek zorunda olan ihracatçının, vadesi gelen TL mevduat sahiplerinin, TL üzerinden krediye kavuşanların, yıl sonuna doğru vadesi yaklaşan döviz borçlularının ve kazançlarının satın alma gücünü korumak isteyen kişilerin gelirlerini dövize çevirerek talep yaratmaları bu duruma neden oldu diye yorumlanabilir. Böyle bir ortamda üretim ve satış sürecinde maliyetlendirme ve fiyatlandırma yapmak oldukça güçleşti. Daha önce de belirttiğim gibi, ithalatçı açısından mutlak sorun alanı oluştururken, ithalatın içindeki ara malı oranının yüksekliği dikkate alındığında ani kur yükselişi ihracat odaklı sanayi firmaları açısından da belirsizlik oluşturdu.

EK ÖNLEMLER GEREKİYOR

- Doğal olarak en çok şikayet edilen döviz kurundaki dalgalanmanın durarak makul bir süre sabit seyir izleyebileceğini düşünüyor musunuz? Alınan önlemler bunun için yeterli mi? Daha farklı ne yapılması gerekmektedir?

- Kurlardaki oynaklığın giderilmesi ve TL’yi özendirme anlamında adımlar atıldı; kur düzeyleri zirve noktasından geri döndü. Gerçek kişiler nezdinde kur korumalı TL mevduat uygulaması, döviz tevdiat hesaplarından TL mevduata dönüşe destek uygulaması ve altın hesaplarından TL mevduat ve katılma hesaplarına dönüşümün desteklenmesi hakkındaki uygulamalar hayata geçirildi. Döviz kuru fiyatlamada denge noktasını bulacaktır ama bu noktada düşünülmesi gereken önemli husus, kurdaki dalgalanmaya yönelik alınan bu uygulamalara ilave gerçek kişiler ile özel sektör kuruluşlarının finansmana erişimlerinin nasıl destekleneceğidir. Çünkü mevcut durumda en büyük sorun para politikasında aktarım mekanizmasının çalışmamasıdır. TCMB para politikası faizi yüzde 14; 10 yıl vadeli devlet tahvilinin verimi yüzde 24.32; yine TCMB verilerine göre Aralık ayı ihtiyaç kredi faizi yüzde 25.79, taşıt kredi faizi yüzde 24.47, konut kredi faizi yüzde 17.27 ve ticari kredi faizi yüzde 20.89 düzeyinde. Politika yapıcıların mutlak olarak buna eğilmeleri ve yapısal reformları hayata geçirmeleri gerekmektedir.

KARARLI BİR FİNANSAL İSTİKRAR PROGRAMI

- Hiperenflasyon korkusu yaratan fiyat artışlarındaki hızlı tırmanışın önüne geçmek için ne gibi karar ve önlemler alınabilir?

- Hiperenflasyon, paranın değerini yitirdiği en şiddetli enflasyon biçimi olup, enflasyonun yılda yüzde 200 sınırını aştığı anlardaki halidir. Uzun vadeli çözümler için bütçe disiplinini sağlayacak reformların yapılması ve bunun için de kararlı bir finansal istikrar programı uygulanması gerekmektedir. Kurumsal açıdan yapılanma, vergilendirilmeyen tabanı vergilendirmeye çalışma, vergi idaresinin iyileştirilmesi ve harcama önceliklerinin kesin olarak belirlendiği bir mali reform ön şartlar olarak değerlendirilmektedir.

ŞİRKETLER KUR RİSKİNİ YÖNETEBİLMELİ

- Belirsizliğin ağır biçimde yaşandığı bir ortamda, şirketlerin, kendilerini nasıl korumaya almasını ve büyümesini tavsiye edersiniz? Faizlerin de düşmediğini göz önüne alırsak işletmelerin büyük çoğunluğunda yaşanan finansman sorunlarını aşmanın yolları neler olabilir? Tavsiyeleriniz nelerdir?

- Belirsizlik işletmelerde başta bütçeleme süreçlerinde kendini hissettirtirdi aslında. Normal koşullarda Ekim ayı, bir sonraki yılın bütçe ve planlama süreçlerinin gerçekleştirileceği dönem iken, bu dönemde hazırlanan çalışmalar gelecek yıl içerisindeki gelişmelere bağlı olarak revize edilirdi. Fakat 2021 yılı bu anlamda da farklı bir yıl oldu. Yıl bitmeden 10 üzerinde revize bütçe yapan şirket sayısı bir hayli fazlaydı. Öngörü kabiliyeti azaldı.

Bu tür ortamlar şirketler açısından gerek faaliyet gerekse de finansman risklerinin yönetilmesi anlamında çok daha önemli. Kur, faiz oranı, beklenen enflasyon, işletme sermayesi ihtiyacının yüksekliğini de dikkate aldığımızda, bu ortamlar mevcut olanı korumanın genişleyici yatırım politikalarına kıyasla daha önemli olduğunu ve eldekini kaybetme riskinin ortaya çıktığını bize gösteriyor. Şirketlerin, başta forward işlemler olmak kaydıyla, türev ürünleri kullanarak kur riski ve faiz oranı riskini yönetebilmeyi öğrenmeleri gerekiyor. Bu konuda ilgili tarafların isteklerinin artırılması gerekiyor.

KOBİLERİN HALKA AÇILMASI TEŞVİK EDİLMELİ

Diğer taraftan, bizdeki şirket yapılarının ağırlıklı olarak küçük ve orta ölçekli firmalardan oluştuğu dikkate alındığında, bu tür şirketlerin öncelikli sorunları arasında kurumsallaşma ve finansmana erişim geldiği de söylenebilir. KOBİ’lerin günümüzdeki mevcut finansman kaynaklarına ilişkin olarak banka kredileri, varlık bazlı fonlama, sermaye piyasalarında alternatif borçlanma araçları ihracı, halka arzı gibi alternatifler öne çıkıyor. Burada sayılan alternatifler içerisinde geleneksel yapısıyla öne çıkan banka kredileri, KOBİ’lerin en sık kullandıkları dışsal finansman kaynağıdır aslında. Banka kredileri, başta işletme sermayesine yönelik nakit akışı sağlamak ve yatırım ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılıyor. Ancak faiz oranlarının yüksek olduğu dönemlerde yüksek finansman yükü yaratıyorlar. İşte bu noktada, özellikle KOBİ'lerin halka açılmalarının ve hisse senetlerinin borsada işlem görmesinin hem kurumsallaşmanın sağlanması hem de finansman yükü yaratmaması açısından önemli olduğu ve teşvik edilmesi gerektiği söylenebilir.

ÜRETİM MALİYETLERİ FİYATLARI BELİRLEYECEK

- Sizin gayrimenkul üzerine de önemli çalışmalarınız var. Türkiye’de sıçrama gösteren gayrimenkul fiyat artışlarının sebebi nedir? Bu artış sürer mi? Belli bir iyileşme dönemi yaşanırsa fiyatlarda gerileme söz konusu olabilir mi?

- Gayrimenkul piyasasında gerek barınma gerekse de yatırım amacıyla sermayelerini bağlamak isteyen tüm ilgili tarafların beklentileri özellikle son birkaç yıllık süreçte farklılaştı. Özellikle, 2017 yılından sonraki süreçte yeni inşaatlara yönelik ruhsat alımlarının azalması ve pandemi sürecinde, 2020 yılı yaz döneminde, konut kredi faiz oranı ortalamasının aylık yüzde 0.82 (psikolojik sınır olarak değerlendirilen aylık yüzde1’in altı) düzeyine inmesi iki şeyi etkiledi: ilki, satış fiyatları yukarı yönlü eğilim gösterdi; ikincisi ise yeni arzın gelmemesine de bağlı olarak mevcut kiralık konutların kira değerleri arttı. TCMB tarafından son yayınlanan Ekim ayı konut fiyat endeksi verileri kapsamında, ilgili ayda bir önceki aya göre yüzde 5.5 oranında artan endekste bir önceki yılın aynı ayına göre nominal olarak yüzde 40.0; reel olarak ise yüzde 16.8 oranında artmış görünüyor. Yeni konutlarda ise yıllık artış yüzde 48.4 düzeyinde gelişti. Özellikle geçmiş dönemde hem arz hem de talep tarafındaki gelişmeler satışlarda canlılığı getirdi. Ancak bundan sonrası için asıl belirleyici olanın üretim maliyetleri ve yatırımcı tercihleri olacağını söylemek de yanlış olmaz.

GAYRİMENKULDE HAREKETLİLİK SÜRECEK

TÜİK tarafından yayınlanan “İnşaat Maliyet Endeksi” verilerine baktığımızda, 2021 yılı Ekim ayında bir önceki yılın aynı ayına göre üretim maliyetlerinde yüzde 41.93 oranında artış olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, artan üretim maliyetlerinin yeni üretilen konutlarda bu yıl içerisinde fiyatları daha da yukarıya taşıyacağı söylenebilir. Diğer önemli bir konu ise, yatırımcı boyutunda karşımıza çıkıyor. Bilindiği üzere, gayrimenkul sektörü hane halkının barınma ihtiyacını karşılamasının çok ötesinde, önemli bir yatırım aracı olarak da görülüyor. Geçtiğimiz yıl sonuna doğru, Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi (CBFO) tarafından hazırlanan Türkiye Hanehalkı Finansal Algı ve Tutum Araştırması’na göre, katılımcıların yüzde 54’ünün 250.000 TL tasarruf düzeyinde gayrimenkule yatırımı ilk tercih olarak öne çıkarttıkları görülüyor. Buradaki en önemli neden ise, diğer finansal araçlara göre daha güvenilir olması ve uzun vadede değer kaybetmemesi şeklinde belirtilmiş. Sanırım bu durum genetik miras olarak kodlarımıza işlenmiş durumda. Dolayısıyla gayrimenkul piyasalarında hareketliliğin farklı nedenlerle de olsa, önümüzdeki dönemde de süreceğini söyleyebiliriz.

BİLGİYE DAYALI DOĞRU ANALİZ YAPMALI

- Böyle bir ortamda küçük yatırımcıların kendilerini ve ellerindeki tasarrufları enflasyona karşı koruyabilmek için neler yapmasını tavsiye edersiniz?

- Var olanı koruyabilmek önemli, hele ki belirsizliklerin ve enflasyonun olduğu ortamda. Risk-getiri tercihleri her tasarruf sahibi için farklılaşmakla birlikte; tasarruflarını korumak isteyen yatırımcıların mutlaka rasyonel davranmaları gerektiğini, söylenti ile yatırım yapmak yerine bilgiye dayalı doğru analiz yaparak yatırımlarını yönlendirmelerini ve olası kayıp riskini azaltmak için portföylerini mutlaka çeşitlendirmelerini tavsiye edebiliriz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner101

banner100

banner99

banner98

banner97

banner96