Öne Çıkanlar TÜSİAD Sıçrama Yapan Şirketler Necat Öney Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu Sicilya Eximbank Genel Müdürü Adnan Yıldırım

Kurumsal sosyal sorumluluk şirketlerin yeni rekabet aracı

GİRAY DUDA

 

Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Türkiye’nin son 15 yılında gündemine daha çok oturan kavramlarından birisi. Özellikle iş dünyasının önde gelen şirketlerinin, kendi sektörlerindeki olağan faaliyetlerinin yanı sıra sosyal sorunlara, çevre ve insan problemlerine duyarsız kalmadığını göstermek için yürüttükleri sosyal sorumluluk projeleri günden güne artıyor. Kurumsal sosyal sorumluluk kavramını, Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği Başkanı Serdar Dinler ile konuştuk.

 

PATRONLAR BİZE İLGİ GÖSTERMİYORDU

 

- Sayın Dinler, isterseniz konuşmamıza önce Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği’nden başlayalım. Bize derneğinizi tanıtır mısınız?

 

- Bir grup arkadaş, bu kavramla 1994 yılında tanıştık. Hoşumuza gitti, ayrıntısını araştırdık. İngiltere’de bir yer bulduk, onlardan randevu aldık. Birkaç arkadaş gittik, bize kurumsal sosyal sorumluluğu anlattılar? Arkadaşlarla daha sonra bir platform kurduk ve Ankara’da bilinen, önde gelen işadamlarını ziyaret etmeye başladık. Adamlar bizi 20 dakika dinleyip bırakıyorlardı. 1990’lı yıllarda böyle bir ilgisizlik vardı.  Ama biz yılmadan 8 yıl uğraştık. Kendi kendimizi geliştirdik. Görüştüğümüz İngiliz kurum bizi sürekli eğitti, bilgilendirmeler gönderdi. Bu belli bir süre devam etti. 2004’e kadar 10 yıl kimse yüzümüze bakmadı. Herkese anlatıyoruz, kimse anlamıyor.

 

2002-2003 yıllarına geldiğimizde, patronlar, sekreterlerine, “şu şu müdürleri ara arkadaşları dinlesinler” demeye başladılar. Yani ilgi olmaya başladı. Biz biraz erken başladık herhalde işe. Sonra arkadaşlarla ‘hadi derneği kuralım’ dedik. 2004 yılının Şubat ayında dernek Ankara’da kuruldu sonra İstanbul’a şube açtık. Ardından ben İstanbul’a taşınınca merkezi buraya taşıdık, şubeyi de kapattık.

 

BEN NEREDE YANLIŞ YAPTIM?

 

Bu süre içinde, ben nerede hata yaptım, insanlar neden beni dinlemiyor diye de kafa yordum ve şu sonuca vardım. 1994’ten 2004 yılında geçen sürede Türkiye’de çok enflasyonist bir politika vardı. Enflasyon faiz oranları çok yüksekti ve şirketler öncelikle bununla baş etmek için uğraşıyorlardı, kendi dertleriyle ilgileniyorlardı. Niye çünkü bir malı 1 liraya alıyordu sonra 3 liraya satıyordu yenisini almaya gittiğinde bakıyordu ki 7 lira olmuş. Önce malı alıyordu alırken 3 aylık senet veriyordu, elindeki parayı bankaya yatırıyordu bu faizle. Ondan sonra onu satıyor, kendi kendine bir şeyler yapıyordu.

  

ŞİRKETLER YATIRIM YAPIYOR

2001’deki krizden sonra daha stabil bir döneme geçmeye başladık. Enflasyon ve faizler düşmeye başladı. Şirketler, mantıklı rekabetçi yollar aramaya başladılar. 2004’lerde bu gerçek anlamda oturdu. Artık enflasyon sıkıntısı olmayan, faiz sıkıntı olmayan dönemde piyasada yeni rekabet farklılaşması doğdu. İşte bu farklılık ihtiyacını duyunca değişik kavramları aramaya başladılar. Bu kavramların içinde kurumsal yönetim vardı, sürdürülebilirlik vardı. Ama en önemli olarak kurumsal sosyal sorumluluk çıktı ortaya. Bu kavramı da çok iyi kullanmak istediler ve şirketler o günden beri aslında buna yatırım yapıyorlar. Şirketler, kurumsal sosyal sorumluluğu hem iç piyasada hem de dış piyasada daha rekabet etmek için kullanabilecekleri bir araç gibi gördüler.

 

BEN PROJE OLARAK ADLANDIRMIYORUM

 

- İşadamları bu amaçla yapılanları birer proje olarak mı değerlendiriyorlar?

 

- Genelde uygulama olarak kabul ediyorlar ama ben proje olarak kabul etmiyorum. Çünkü proje dediğiniz zaman belli bir başlama ve bitiş noktası var, belli bir süresi ve metodolojisi var. Bu tarihler arasında o bütçeyi uygulayana kadar mı yapacak o tarihten ve bütçe bittikten sonra yapmayacak mı? Öyle değil. Projelendirme ayrı bir şey.

Biz kurumsal sosyal sorumluluğu kurum kültürü olarak istiyoruz. Kurum kültürü haline getirdiğin zaman buna para ayırman gerekiyor. Kurumluluk sistemini yaratmış oluyorsunuz. Onun için biz bazen diyoruz ki kurumsal sosyal sorumluluk bir değer mi yoksa bir ürün mü? Değer değilse ürün olarak almak zorundasın, işte o zaman proje yapıyorsun. Eğer bir değer değilse, örneğin 100 bin dolar yatırıp bir proje yapıyorsun. Yani ürünü satın almış oluyorsun. Değer mi, ürün mü? Biz değer olmasını istiyoruz aslında. Çünkü bu değerdir. Değerler bütünüdür. Nedir bu değerler bütünü? Şirketlere baktığınız zaman paydaşları var, etkileştiği kişiler var. Kurumlar var,  organizasyonlar var. Değişik paydaşları var. Biz en başta şirketlerin bu paydaşları sıralamasını istiyoruz. Şirketler bunu listelediği zaman bu paydaşlar şirketlerin büyüklüğüne göre 100’den başlayıp 10 binlere kadar paydaşları olan şirketler var. Böyle paydaşı büyük olduğu için bu şekilde baş etmek mümkün değil. Onun için gruplandırdık paydaşlarını ve paydaşlara karşı olan sorumluluklarını segmente ettik.

 

ŞİRKETİN ÖNCE EKONOMİK SORUMLULUĞU VAR

 

Bunu da yaptığımızda önümüze 4 önemli başlık çıkıyor. Şirketin en önemli, birinci sorumluluğu ekonomik sorumluluğu. Sen kar etmek için yaşayacaksın, karlı olacaksın. Çünkü idarecisine, çalışanına karşı sorumluluğu var. Devlete karşı sorumlulukları var, vergisini vesaire ödemesi gerekiyor. Bütün bunları yapabilmesi için şirketin karlı olması lazım. İyi bir yönetim sergileyip karlılık sağlamalısın. Daha sosyal ve duyarlı bir yönetimle bunu yapmalısın.

 

GELENEĞİNİ BİLE KANUN GİBİ DÜŞÜN

İkincisi şirketlerin saymakla bitmeyecek kadar hukuki sorumluluğu var. Kanun ne diyorsa, yönetmelik ne diyorsa onu yapmak zorundasın. Artı buna bir şey ilave ediyoruz, diyoruz ki,’ faaliyette bulunduğun bölgenin geleneğini bile kanun gibi düşün, faaliyette olduğun bölgenin kültürünü önüne koy, onu da kanun gibi uygula.’  Ekonomik sorumlulukla hukuki sorumluluklar mecburidir. Bunun ikisini yapmak zorundasın. Bu ikisini yapan firmalara kurumsal sorumlu firmalar diyoruz. Üçüncüsü, etik sorumluluk. Kurum içi ve kurum dışı faaliyetlerinde etik davranmak zorundasın.

 

İÇSELLEŞTİRİLMİŞ BİR DEĞER OLMA

Dördüncüsü de sosyal olmasını istiyoruz. Örneğin çalışanın düğünü vardır gider düğününe katılırsın, takı takarsan, bu sosyal sorumluluktur. Buna benzer şeyler. Etrafına faydalı olmalısın. Mesela caminin hoparlörü bozulmuştur gider tamir edersin. Yaşlı bir teyze vardır, gider yardım edersin. Etik de sosyal de isteğe bağlıdır. İster yaparsın ister yapmazsın. Etik olursan ahlaklı adam derler, sosyal olursan ne kadar güzel herkese yardım ediyorlar derler.

Bunun tümünü dördünü de yapana kurumsal sosyal sorumlu diyoruz. Bunu biz kurumsal değer olarak istiyoruz. Proje olarak, ürün olarak istemiyoruz. Herkesin içselleştirdiği bir değer olmasını istiyoruz.

Üyelerimizin hemen hemen hepsi kurumsal üyeler ama kurumu temsilen birisini alabiliyorsunuz. Bünyemizde yerli ya da yabancı çok büyük şirketler var.

 

BAŞVURUYU HEMEN KABUL ETMİYORUZ

 

- Üye şirketlerin nasıl yükümlükleri oluyor?

- Bize ilk önce başvurduklarında iki hafta süre istiyoruz. Onları araştırıyoruz, işçi kazası veya benzer herhangi bir aksaklık var mı diye. Sosyal sorumluluk projeleri var mı, nasıl algılıyorlar, onlara bakıyoruz. Sosyal sorumluluk ve sürdürülebilirlik raporu hazırlamışlar mı? Bunlara bakıyoruz ondan sonra başvuruyu kabul ediyoruz. Eğer başvurduktan sonra bu tür olumsuzluklar olmuşsa üyelikten çıkarıyoruz. Bu şekilde bir üyemizi üyelikten çıkardık.

Böyle bir süreçten sonra yönetim kurulunda değerlendirip üye oldunuz diye haber veriyoruz. Üye olduktan sonra yılda iki defa birer günlük sosyal sorumluluk nedir ne değildir diye veya onların istedikleri temada seminer veriyoruz. İki ayda bir çıkan elektronik yayınımız var, üye şirketleri tanıtıyoruz. Yaptığımız etkinliklere ilk önce onları çağırıyoruz. Etkinlik yaptığımızda üyelerimize yüzde 50 indirim sağlıyoruz.

 

FAALİYET ALANLARINA YAKIN KONULARLA İLGİLENİN

- Üyelik giriş ücreti ve aidatlarınız ne kadar?

- Kurumlar için giriş ücreti ve yıllık aidat 5 bin 500 TL. Ondan sonraki her yıl için yıllık aidat kurumlarda 2 bin 250 TL, bireylerde 1500 TL. Aslında dernekler pek üye aidatlarıyla yaşayamıyor. Bizim derneğin bir başka bir özelliği de var. Uygulama seviyesinde onlarla birlikte çalışabiliyoruz. Diyelim bir sosyal sorumluluk projesi var, onlara yardımcı olup geliştiriyoruz ve uyguluyoruz. Kolaylaştırıcı rol oynuyoruz. Uygulama aşamasına geldiği zaman ilgili derneğe git diyoruz. Kadın ile ilgili proje ise kadın derneklerine git, çocuk ile ilgili ise çocuk derneğine git diyoruz.

 

HAYIYSEVERLİKTE DÜNYA ORTALAMASININ GERİSİNDEYİZ

Biz, şirketlere, gündemde olan popüler konularla değil de faaliyet gösterdiğiniz alana yakın projelerle ilgilenin, diyoruz. Konu alanı ve coğrafik alan olarak iki konuda yönlendiriyoruz. Yani ilk önce kendi komşunla ilgili bir şey yap ve ikincisi kendi konunla ilgili bir şey yap diyoruz. Senin finans şirketinin her yıl Urfa’daki arkeolojik kazıya 2.5 milyon dolar destek vermen sponsorluktur, sosyal sorumluluk değildir, diyoruz. Bunun böyle olmadığını söylüyoruz. Sponsorluk ve hayırseverliğin de gelişmesi lazım. Biz hayırsever milletiz diyoruz ama dünya ortalamasında gerilerdeyiz. Dilenciye verdiğimiz parayı hayırseverlik olarak görürüz ama öyle değildir.

 

CİROMUZA TAVAN KOYDUK

 

- Sosyal sorumluluk projelerinin uygulanmasında şirketler mi size geliyor yoksa proje sahipleri dernekler mi?

- Yüzde 75 oranında şirketler bize geliyor. Bazılarına biz yardımcı oluyoruz, bazıları konu söylüyor. Yüzde 25 oranında dernekler geliyor şöyle bir projemiz var, kaynak bulamıyoruz bize yardımcı olabilir misiniz diyorlar. Biz de üyelerimize bakıp şöyle bir konu var şuna bir soralım, diyoruz. Soruyoruz, randevulaşıyoruz. Ondan sonrası onlarla ilgili. Biz daha çok şirketlerden derneklere doğru gidiyoruz. Çünkü üyelerimizin hepsi şirket.

Bizim yönetim kurulu olarak şöyle bir kararımız var yıllık ciromuzu 500 bin TL’nin üzerine çıkartmıyoruz. Bize milyonluk iş de geliyor ama almıyoruz. Çünkü ekonomik  sorumluluk demiştim ya, işte 2.5 milyonluk iş alacağız, bunun için 17 tane personel istihdam edeceğiz, proje bittikten sonra onları işten mi atacağız? Bunların çok örneği var. Biz adım adım, küçük küçük yapıyoruz. Kapasitemizi de 500 bin TL’ye göre planladık bunun üzerine çıkmıyoruz, bu bizim prensibimiz.

 

DERNEKLER YILDA YÜZDE 12 BÜYÜMELİ

 

- Şirketlere nasıl ulaşıyorsunuz?   

- Aslında biz bütün şirketlerle ilişki içindeyiz. Gelip bizden bilgi alıyorlar, örneğin bir günlük seminer istiyorlar. Onlara yaptığımız aktivitelere katılmak istiyorlar, bize bülten gönderin diyorlar. Önce böyle bir şey yakınlık oluyor. Çok samimi olduğumuz her şeyimize katılan ama üyemiz olmayan şirket de var ama üyemiz olup hiçbir şeyimize gelmeyen şirket de var. Bu da ayrı bir konu. Üye veya değil, hiç ayırmıyoruz.

Üye konusunda dikkatli davranıyoruz. Derneklerin düzgün büyümesi için yüzde 12’den fazla büyümemeli diyorlar. İdeal ve düzgün büyümek için dernek sayısını burada tutuyoruz. Sağlam büyüme için bu şart. Sen birden bire ilk yılında büyürsen derneğin yapısı da kültürel yapısı da değişiyor. İlk genel kurulda kavga çıkıyor.

Ondan sonra dağılıyor ondan sonra özü ve hakikisi çıkıyor. Biz, her sene 4-5 üye kabul ediyoruz.

 

BUNU KANUNLAŞTIRMAYALIM

- Devletle, kamu kuruluşlarıyla aranız nasıl?

- Türkiye’de bu konuda devletimiz her şeyi hukukla yapmış, her şeyin hukuku var ama parça parça olduğu için kurumsal sosyal sorumluluk için ekosistem oluşmuyor. Bu tip işlerin yüzde yüz başarılı olması için ekosistem olmalı, herkes bilmeli ve herkes buna kayıtlı olmalı. Çevre Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı veya Ticaret Bakanlığı birbirleriyle konu bakımından irtibatta değil. Bunu devlet de biliyor. İlk yıllarda kamu ile çok beraber çalıştık. Bize dediler ki, sen bize bunu verirsen kanun olarak ortaya çıkar. Kanun Resmi Gazetede yayınlanır, kaldırırlar rafa. Ondan sonra uygulanmayınca biz ceza kesmeye başlarız. Sivil toplum örgüt olarak bence bu şekilde yürütmen daha iyi olur, seni destekliyoruz. Sen yapmaya devam et ama bize bulaşma bunu kanunlaştırmayalım. Aslında ben bunu sevdim o zaman kültür olarak benimsemeye başlarız.

 

DEVLETİN KATKISI YOK

- Bu uygulamalarda devletin sağladığı kolaylıklar var mı?

- Henüz yok ama olmasını çok istiyoruz. Yine bu konuda konuşuyoruz zaman zaman. Bütünlük olmadığı için yol alamıyoruz. Kalkınma Bakanı, Çalışma Bakanı, Çevre Bakanı başka açıdan bakıyor. İngilizce de Long Game diye bir tabir vardır. Biz bunu yavaş yavaş yapıyoruz, acelemiz yok. Zamanla yavaş yavaş yerimizi hak ettiği yere geleceğini biliyoruz. Biz başarının sırrının kondisyon olduğunu biliyoruz, nefes olsun, kondisyon olsun gider bu iş.

 

ÖNCELİK EĞİTİMDE

 

- Şirketler en çok hangi konulardaki projelere sıcak bakıyorlar?

 

- Birinci sırada eğitim var. Eğitim eksikliği hissinden kaynaklanıyor olabilir. Hem de eğitime yüzde yüz çerçevesinde vergi avantajı olması açısından olabilir. Duygusal ve doğru bir konu. Bununla ilgili de bütün kurumlar arasındaki diyalog kurup çözmek lazım. Bugün ilkokula, ortaokula giden öğrenciler üniversiteye gidip mezun olduklarında bugün olan mesleklerin yaklaşık yüzde 50’si olmayacak. Bunu tahmin edebiliyor muyuz, buna göre tedbir alırsam memleket olarak iyi bir sürece girebiliriz. Ama bunu bilmeden sadece bugünün konularına göre çalışma yaparsak, sonsuza kadar eğitimle ilgili çalışma yaparız.  

Bugünün müfredatıyla piyasadaki işler birbirine örtüşmüyor. Bunları örtüştürmeye ihtiyaç var. Bunun için de sektörlerle işbirliği yapmak lazım. Sektörleri işin içine sokarak bu işi çözeriz.

Bir meslek lisesine en son gittiğimde oradaki makine 1960 modeldi ama dışarıda bu tür makine yok. Bunları değiştirmek lazım. O çocuk bu makinayı görecek ama dışarıda aynı makinadan yok dolayısıyla çalışamayacak.

 

MESLEK LİSESİNE GİDENLER YÜZDE 3

Meslek lisesine göre düz liseli daha çabuk adapte olabiliyor. Bunun yüzünden bir çok fabrika, meslek lisesi mezunu yerine düz lise mezununu tercih ediyor. Bu da ayrıca üzücü bir şey. Dünyada üniversite okuma orana her ülkede aşağı yukarı aynı. Bu  yüzde 13 ile 22 arası bir rakamdır, tam hatırlamıyorum. Türkiye’de bu yüzdenin ortasında. Ancak İngiltere’de yüzde 18 ve 20’lerdedir. Buna karşılık meslek lisesine gitme oranı yüzde 60’lardadır. Almanya’da yüzde 78’dir. Fransa’da yüzde 68’dir. Bizde bu oran yüzde 3. Toplamda büyük oran yüzde 12-13. Bunun içinde Polis okulları, Askeri okullar ve İmam Hatipleri çıkarırsan yüzde 3’e iniyor. Bu memleketin yüzde 50’si 25 yaşın altında ama yetenekli, bilgili değil.

AHİLİKLE ÖRTÜŞEN BİR SİSTEM

Sosyal sorumluluk kavramı yeni gibi ama öyle değil. Anadolu ahiliğiyle kurumsal sosyal sorumluluk bire bir örtüşüyor. Osmanlı döneminde, padişahlar bazen Ahiliğin güçlü olduğu illere vali yollamazlarmış. İşsizlik varsa toplanır çözerler, aç kalanları doyururlarmış. Hakikaten Anadolu ahiliğiyle tam örtüşen bir sistem. Zaman zaman batılı gelip bu ahiliği bizden öğrenip de sonra bize Kurumsal Sosyal sorumluluk adıyla geri mi veriyor diye düşünüyorum.

 

      



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner101

banner100

banner99

banner98

banner97

banner96