Öne Çıkanlar Ergene Havzası arıtma çamuru yönetimi ÇOSB Endüstri 4.0 laboratuarı Doç. Dr. İzak Atiyas Arif Esen Turkcell Genel Müdürü Kaan Terzioğlu

Oda isteyen Tekirdağlı sanayici doğru yolda

GİRAY DUDA

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Kenan Mortan, Tekirdağlı sanayicilerin ‘oda’ kurma taleplerini çok önemsediğini söyledi. Prof. Dr. Mortan, “Tekirdağlı sanayicilerin çabaları rahmetli Mümtaz Zeytinoğlu’nun Eskişehir Sanayi Odası çağrısını hatırlatıyor. 1970’li yıllarda karşılaştığım Zeytinoğlu bana, ‘Kardeşim tacirle sanayicinin çıkarları ayrıdır. Sanayi Odası misyon kuruluşudur’ demişti. Tekirdağlı sanayiciler, Çerkezköy OSB ve TEKSANDER Başkanı Ömer Sarıoğlu bence doğru yolda ilerliyor” dedi.

 Türkiye’yi uzun yıllardan bu yana il il dolaşıp konferanslar veren, girişimciliği anlatan, sanayi tesislerini ziyaret eden, OSB’leri inceleyen, sanayicilerle çok yakın temas kuran öğretim üyesi Prof. Dr. Kenan Mortan’la görüşmeye gittiğimizde bize çok güzel bir sürpriz yaptı. Prof. Mortan, Anadolu’nun önde gelen sanayi kuruluşlarına ilişkin verileri karşılaştırmalı biçimde ele alarak yaptığı analizi ayrıntılarıyla ‘Global Sanayici’ dergisi okurlarına sundu. Prof. Mortan araştırmasının sonuçlarını şöyle anlattı:

‘Global Sanayici’ için Anadolu’nun Sanayi Profilini çıkardım. Bütün Anadolu sanayi şirketleriyle ikinci 500’ü yan yana oturttum, oradan 10 ders çıkardım. Ona ek olarak da yapılması gereken işleri 5 başlıkta topladım. Sizlere şöyle aktarmak istiyorum:

1- Şirketlerin çoğu gıda ve tekstil üzerine çalışıyor

Anadolu’nun ilk 500’ü dediğimiz şirketlerin 260’ı, yani yüzde 50’si maatteessüf gıda ve tekstilden oluşuyor. Hatırlarsanız, The Economist dergisi, 1977’de bir kapak yapmıştı, ‘Türkiye, batının bakkalı, kasabı olsun’ diye… Bu bizi çok irrite etmişti, rahatsız olmuştuk. Fakat Economist’in 1977 yılındaki kapağı haklı çıktı. Ona bir de tekstili ekledik. Sonuçta biz klasik, batının istediği türde bir sanayi yapısı ortaya çıkardık.

Bire bir saydım. 500 şirket listesinde sadece 4 tane high-tech şirket çıktı. Onlara da belki de ileri teknoloji şirketleri demek daha anlamlı olur. Yani tüketim malı üreten, katma değeri zayıf, klasik bir sanayi sektörü var.

2- Sanayinin spread etkisi görülmüyor

Anadolu illeri açısından, sanayinin malum o yaygınlaşma etkisinden söz edilir, spread dedikleri. Onu yapamadığımızı gördüm. Bir de 10 şirketi olan il sayısı sadece 13.

Şirketlerin yarısına yakını (207 şirket) Gaziantep, Kocaeli ve Bursa’da kümelenmiş. Teorinin gereği temerküzleşme var, dağılma yok. Ayrıca şehirler arasında da sayıca kendini artıran bir tek Antep ve Samsun var. O anlamda onlara bravo diyebiliriz.

Buna karşılık, orta gelir tuzağına girdiğini oda başkanı kendisi söylüyor zaten, Bursa’nın şirket sayısı 5 yılda yüzde 50 azalmış. Bursa gibi geleneksel bir sanayi kentinden söz ediyorum.  27 il sıralamaya girmemiş ve 16 il de bir şirketle yer almış.

Demek ki bir dönem yeni sanayi odakları Çorum, Kayseri için söylenen olay sanayide yeterince yaygınlaşma etkisi yaratmamış. Yine klasik sanayi merkezleri serpiliyor.

3- Karlılık düşük, katma değer yok

Gayri Safi Milli Hasıla içinde 500 şirketin cirosu yüzde 9.6 yani yaklaşık yüzde 10 oranında. Vergi öncesi karı ciroya bölerseniz sadece yüzde 4 oluyor. Bu oran 2009’da da aynı imiş. Bu, Robert Solow’un kendisine Nobel ödülü kazandıran ‘teknolojiye yatırım yapan ve buna uygun kaynak yaratan ülkeler ve şirketler zıplayabilir’ dediği olayın yaratılamadığını, katma değer üretemediğimizi gösteriyor. Yüzde 4 ile sen yenileme yatırımı yapamazsın.



Buna İSO’nun 22 Temmuz’da yayınlanan ikinci 500’ünden baktığımız zaman borç/özsermaye oranının bir yılda yüzde 30 arttığını görüyoruz. Yani yatırım yapmak çok uzakta duruyor. Bu arada zarar eden şirketler de 2008’deki kadar artmış ve 123 şirkete yükselmiş. Bu anlamda orta gelir tuzağının altına bile düşen yani 10 bin dolarlık gelirin altına bile düşen, yatırım yapamayacak bir sanayi zafiyetini görüyorum.

4- Galiba sanayi artık istihdam yaratmıyor

Eskiden tüketim malı endüstrilerini istihdam yoğun sayardık. Emek yoğundu onlar. Fakat giderek bu varsayım çürüyor. Çünkü ölçek büyüdükçe görülüyor ki şirketler işçi çıkarıp makineye daha çok yatırım yapmak zorunda kalıyorlar. Mesela toplam istihdam içerisinde bu 500 şirketin payı sadece yüzde 1.1 oranında. 280 bin işçiden söz ediyoruz. Yani sanayi istihdam yaratır tezi doğru değil.

Tosyalı Holding’in fabrikasına,  3 yıl önce Osman Saffet Arolat birkaç arkadaş gitmiştik. Fuat bey, İskenderun’daki yeni fabrikasını gezdirmişti. İşçi görmüyorum demiştim. İki kişi var demişti. Sanayi kuruluşları istihdam yaratır, deyişine tamam ihtiyaç var ama bunun karın doyurmadığını da bilelim.

5- ‘Uzaklaşma Etkisi’ değil ‘Yakınlaşma Etkisi’ görülüyor

Bir Anadolu Kaplanları efsanesi anlattık. Yerini de biliyorum, 1996 yılında Maraş’ta başladı. Bunlar ayrı bir büyüme ritmi getireceklerdi. Fakat bakıyoruz ki 500 Anadolu Kaplanının enflasyondan arındırılmış büyüme oranı sadece 7.4 olmuş. Yani Türkiye’de sanayinin ritmi ne kadarsa milli gelir içerisinde o kadar büyüyebiliyorlar. Öyle, yeni sanayi odakları farklılık getirir, sözünün de geçerli olmadığı ortaya çıkıyor. Nitekim Gaziantep, Denizli, Kayseri, Konya, Kahramanmaraş sadece 175 şirket çıkarmış. Yani yüzde 30 dolayında. Buradan da şu sonucu çıkarıyorum. Yakınlaşma Etkisi (effect of convergence)  yaşanıyor, halbuki Uzaklaşma Etkisi (effect of divergence) bekliyorduk.  Bunlar kendi ritmlerini yapacaklardı, ileri sanayi kollarına gideceklerdi, istihdam yaratacaklardı, farklı bir büyüme ritmi ile anılacaklardı. Şu anda öyle bir şey yok. Yine tekstil yapıyorlar.

6- Hedef ihracat değil iç pazar

İhracat herhalde tek ritminde olan şey. Dışa açıklık oranı diyoruz ona. Toplam ciro içerisinde bir şirkette en az yüzde 30 olması gerekiyor. Bunun yüzde 30’u yakalamadığını görüyoruz. Bu oran 2009’da yüzde 35 imiş, 2013 yılında yüzde 25’e düşmüş. Bu da şirketlerin giderek iç pazara dönmeye başladığını gösteriyor. İç pazar her zaman daha tatlı geliyor demek ki.

7 – Güzel başarı örnekleri var

Sadece ilk 3 şirketin, yani Erbakır, Tiryaki Agro ve Tosyalı’nın öyküsünü çok ilginç buldum. Hakikaten bu şirketlerde bize başarı dersi var.

Erbakır’da Amerika’ya yatırım yapılmış. Ürün gamını çok genişletmiş.

Tiryaki Agro ürün hacmini artırmış, Pazar sayısını 80 ülkeye çıkarmış.

Tosyalı global şirket olmaya karar vermiş ve yurt dışında 2 milyar dolarlık yatırım yapmış.



Hepsinin de cirosu 3 ile 4 kat arasında artmış. Dolayısıyla şöyle bir ders çıkarıyorum: Girişimciliği çok kutsuyoruz. Girişimciliğin işletmeciliğini hatırlamak açısından bu üç şirket bize çok şey anlatıyor. Anayola çıktıktan sonra yola nasıl devam edeceksin, bunu bileceksin. Bu üçü boş yere ilk üçe girmemiş. Beş yıldır da sürekli ilk üç veya beşte yer almışlar.

8- Tüketim malı teknolojisi belirgin

En karlı 10 şirkete baktığımız zaman teknoloji yoğun yatırımın önemi ortaya çıkıyor. İlk sıralardaki şirketlerin hepsi teknoloji yoğun yatırımlara girişmişler. Fakat baktığınızda, Balıkesir’de Yırcalı’ların Best’i dışında hepsi klasik tüketim malı üretiyor. Yani teknoloji diye yaptıkları tüketim malı teknolojisi. Dolayısıyla orta gelir tuzağından çıkmak istiyorsak, karlılığı değil katma değer çıktısını önemsememiz gerektiğini vurgulamalıyız.

9- Şirket yönetimleri saydam değil

Saydamlaşma eğilimi şirketlerde çok zayıf gözüküyor.  500 şirketin 158’i vergi öncesi karını açıklamamış. Bu üçte biri anlamına geliyor. Peki BİST’e kote kaç şirket var diye baktığınızda da 27 tane olduğunu görüyorsunuz. Bence saydamlaşma eğiliminin bu kadar düşük oluşu BİST’e ilgisizliğin de nedenini ortaya koyuyor. Yani şirketler kapalı olmayı, tanınmamayı, bilinmemeyi görev sayıyor. Ben buradan şöyle bir ders çıkarıyorum, demokrasi sadece bir siyasal sistem değil, aynı zamanda bir şirket yönetim modelidir. Bu yönetim tarzını Anadolu şirketlerinin çok sevdiğini de söyleyemeyiz. Aslında bunlar gizli rakamlar değildir. Herhangi bir defterdarlığa gittiğinizde bunu kapıda bulabilirsiniz.

10- Keyifli başarı hikayeleri 

Özel, keyifli öyküler var. Bence bunlar başarı hikayeleri. Ben keyif aldım. Bizim Anadolu gezilerimiz sırasında batık gördüğümüz, zor durumdaki, yeni doğmuş şirketler şimdi bambaşka noktaya gelmişler. Bunları ismiyle anmayı görev biliyorum.

. Birincisi, Tansu Çiller hanımın 1 liraya devrettiği Kardemir şu anda ilk 10’da yer alıyor. Üstelik çok özel bir demiryolu alaşımı üretmeye başladılar.

. Karaman’ın bisküvi şirketleri için batacak yorumları yapılıyordu. Karaman’ın listeye giren beş şirketinin dördü bisküvi şirketi. Bunlar bisküvi yaparak yaşamayı öğrendiler. Olağanüstü bir şey.

. Konya Şeker bence bir model oldu. Özelleştirmeden çıkıp bugün yarattığı hacimle bölgesel kalkınmada bir model deyince Konya Şeker’i göstermek lazım. Recep Konuk beyi kutlamalıyız.

. Kırşehir’de Petlas alınır mı diyorduk. Abdülkadir Özcan, kabak lastik imalatından B segmentindeki lastik üretiminde çok başarılı oldu.

. Maraş’taki MADO diye bildiğimiz Yaşar Dondurma, 2-2.5 milyon dolarlık ihracatla listeye girmiş, çok keyifli.

- Çanakkale’de benim fakülteli abim Nevzat Üzen’in dağıtım şirketi olan Kale Gıda Türkiye 104’üncüsü olmuş.

. Hatay’da Has oto, otomotivde; Mersin’de Arbel, tarım ürünleri depolamasında; deniz ürünlerinin kıtlaştığı bir ortamda Muğla’da Kılıç Deniz; halka açık ve ortak yönetilen bir şirket olarak da Niğde’de Birko dikkat çekiyor.

. Samsun’da Adeka bizim gezdiğimizde kımıldama halindeydi, şimdi Samsun’un ilk üçüne giriyor.

Peter Drucker, işletmeciliğin önemini anlatırken girişimciliği anlatır, gerçekten Drucker’a şapka çıkartacak kuruluşlar olarak bunları zikretmemiz gerekiyor.

GENEL DERS:

Türkiye bu zafiyetli şirket yapısıyla çok konuştuğu orta gelir tuzağından çıkamaz. Çok güzel başarılar spesifik başarılar var. Ama bunlarla yenileme yatırımı yapıp teknolojik sıçramalı özel Pazar segmenti yaratan bir ülke modeli çıkamaz.

 

PEKİ NE YAPILABİLİR?:

1- Teşvikler birleştirilmeli

Bir kere teşvikler belli bir şekilde oturdu ve gördüğüm kadarıyla 6. Bölge teşvikleri ilgi de çekiyor. Mardin’e baktım ve 157 şirketin buradan geldiğini gördüm. Bunlar çok güzel rakamlar ancak biz bunların teknoloji farklılaşması içinde olmasını istiyorsak, TÜBİTAK’ın dağıttığı teşvikleri genel teşviklerle bütünleştirmeliyiz. TÜBİTAK, sanki ayrı bir kuruluş gibi dağıtıyor ve çok ağır bir bürokrasi var. Bunu diğer teşviklerle birleştirip, ‘Ey Tosyalı bilmem ne alaşımlı demir yapıyorsan sana TÜBİTAK’dan da şu kadar’ diyebilmeliyiz. Yeni bir teşvik kapısı denemeliyiz.

2- ÇOSB gibi OSB’ler kurmalıyız

Kısmen Çerkezköy’de yaptığımız ikinci nesil OSB modeline süratle geçebilmeliyiz. Sadece işletme binasını, yönetimini, alanını gösterdiğimiz bir OSB’ciliğin ötesinde, fiber optik ağı döşenmiş, limana veya demiryoluna kolay bağlantısı olan ikinci nesil OSB’ler kurmalıyız. O bağlamda, topraktan yatırımlara özel teşvik hakkını kanuni bir hak olarak koruyabilmeliyiz. Özel teşvikler tanıyabilmeliyiz.

YASED’in geçen hafta açıkladığı, bölgesel üs olan şirketlere özel teşvik verilmesi düşüncesini önemsiyorum. Bir ilaç şirketi gelip bölgesel üs oluyor ama herhangi bir şirketle aynı uygulamaya maruz kalıyor. Bu tür kuruluşlara vergi indirimleri bekleniyor, ben bunlara katılıyorum.

3- Teşvikler 30 hatta 50 yıl olmalı

Evet, bazı teşvikler veriyoruz ama 10-15 yıl geçerli oluyor. Hatta serbest bölgelerde 2023 yılında çoğu bitecek. Avrupa Serbest Bölgesi’ne ben bugün, yani 2014 yılında gitmem. Sekiz yıl sonra teşvikler sona erecek. Garanti sürelerini, Baltık ülkelerinde  gördüğümüz gibi 30 yıla çıkarmalıyız. 50 yıla çıkarmakta da aslında benim için bir sakınca yok.

4- Kadınlara teşvikte pozitif ayrımcılık yapalım

İş Bankası sitesinde yanıtladığım mektuplar nedeniyle Türkiye’de inanılmaz bir girişimcilik özlemi ve hevesi olduğunu görüyorum. Bunların yarısını eleyebilirsiniz. Ama, hakikaten bir fikri olup bunun karşılığını alamayanlar az değil. Bunlara venturist yatırımlar denir. Parası yok ama iyi fikri var. Yani Silikon Vadisi’ni ortaya çıkaran adamlar gibiler. Bunlara dönük teşviklendirme modelini mutlaka denemeliyiz.

Bu bağlamda da kadınlara ve üniversiteye daha çok teşvik vermeliyiz. Kadınları girişimciliğe teşvik eden pozitif ayrımcılık yapmalıyız. Üniversiteye de aynı şekilde. Teknoparkını kuran üniversiteye klasik bütçenin dışında bütçe vermeliyiz.

Bugün için, ben sanayiye iş yapıyorsam maaşımın iki katından fazla para alamıyorum. Ya kaçak olarak yapacağım ya da şu andaki maaşımın iki katı ile 10 bin lirayı bulmayan para alacağım. O zaman ben de çalışmak yerine gezmeye giderim.

5- Kayıt dışına hapis cezası vermeliyiz

Çok konuşuyoruz ama yine de yeterince konuşamadık. Gürcistan bunu yaptı. Kayıt dışına hapis cezası getirmeliyiz ki legal, kayıt altında çalışan dürüst kuruluşları cezalandırmış olmayalım. Kayıt dışında üretim yapanlara, para cezası falan değil, ‘arkadaş seni içeriye atar 2 yıl hapis yatırırım diye teçhiz eden’ bir yaklaşımı şu dönemde bir önlem olarak kullanmak gerekir.

Çerkezköy’deki modern fabrikasında, işçi haklarına saygılı, yüksek maliyetlerle üretim yapan sanayiciye karşılık örneğin Çorlu’da en kötü koşullarda rasgele, sigortasız, çürük üretim yapanlara karşı önlem alınması normal değil mi? Ama, hiçbir siyasi parti bu adımı atacak cesareti gösteremiyor. Bunu söylediğimde bu biraz ileri, fazla olur diyorlar. Neden öyle olsun, adam senin ekmeğini kursağından alıyor. Bence bunu gündemlendirmekte fayda var.

SGK müfettişlerini neden sokak sokak dolaştırıyoruz? Herhangi bir biçimde kayıt dışı tutanağı hazırlandığında, onun bir kopyasının savcılığa gideceğinin bilinmesi pek çok şeyi değiştirir.

6- Orta Gelir Tuzağı için özel kamusal programlar hazırlanmalı

En önemlisini en sona sakladım. Orta gelir tuzağından çıkış için mutlaka özel kamusal programlar desteklemeliyiz. Makine, ilaç, altın, yazılım, gemi yapım ve tarımda yenilenmenin bazını görüyorum. Ama tek başlarına kendi hamlelerini yapamazlar. Bunu çoğu firma yapamaz ama devlet, sen bunu yap ve ben sana 2 milyar dolar veriyorum, diyebilir. İsrail ve Baltık ülkeleri bunu yapıyor. Almanya şimdi yenilenebilir enerjide yapıyor. Orta gelir tuzağından çıkışta özel, kamusal programın uygulanmasından yanayım.

Bu arada şunu ekleyeyim, bu yıl Dünya Rekabetçilik Endeksi’nde bir sıra gerilemişiz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki insan hakları ihlallerinde de artış göstermişiz. Bunların arasında bir doğrusal ilişki var. İnsan hakları ihlallerine başvurular azaldığı zaman rekabetçilik endeksinde de yukarı gideceğiz. Bu ters orantı beraber düzelecek.

The Economist’in son sayısında 42 ülkenin ekonomik performansı listesine baktım. Türkiye, performansıyla en sondan üçüncü sıradaydı. Diğer iki ülke de Pakistan ve Endonezya idi.  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner99

banner98

banner97

banner96

banner95

banner90