Öne Çıkanlar Proje bazlı teşvikler Av. Ferhan Arıkan Turkcell Genel Müdürü Kaan Terzioğlu Arçelik Üretim Koordinatörü Alp Karahasanoğlu Eximbank Genel Müdürü Adnan Yıldırım

 Sanayiciler, Ergene’de elini taşın altına koydu

GİRAY DUDA

İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu, sürdürülebilir enerji ve üretim uzmanı. Çevreyle ilgili bilimsel çalışmalar yürütüyor, ulusal ve uluslararası organizasyonlara aktif olarak katılıyor. Prof. Dr. Karaosmanoğlu ile güncel sürdürülebilir üretim konularını konuştuk.

- Sayın Karaosmanoğlu, siz öğretim üyeliğinizin yanı sıra Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği'nin (Süt-D) Başkanısınız. Önce bu derneğin çalışmalarından başlayalım sohbetimize.

- Ben İTÜ Kimya Mühendisliği Fakültesi öğretim üyesi olmanın yanı sıra bir sivil aktivistim. En temiz üretim teknolojileri ve yenilenebilir enerji teknolojileri konuları başta olmak üzere çeşitli sivil toplum örgütlerinde aktif görev yapıyorum. Bunu da akademisyenlik kadar önemsiyorum. Öne çıkan görevlerimden bir tanesi de Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği başkanlığı. Derneğimiz SÜT-D, 2014 yılında 1. İstanbul Karbon Zirvesi için biraraya gelen akademisyen, iş dünyasının temsilcileri, yeşil yakalılar, sivil toplum örgütleri ve gençlerden oluşan bir dernek. Bizim üyelerimizin büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor.


YEŞİL YAKALILAR ÇOĞUNLUKTA

- Ben de sitenizi incelerken Yönetim Kurulu üyelerinin hepsinin de kadın olduğunu gördüm.


- Evet, derneğimize bir kadın dokunuşu var. SÜT-D’de temiz ve sürdürülebilir çevre için çalışan yeşil yakalı kadınlarız ağırlıkta. 35 yaş altı genç üyelerimizin sayısı da hayli fazla. Sürdürebilir üretimin ve tüketimin, bunlarla bağlı olarak hizmetin olduğu her alanda daha temiz teknolojilerle, kaynak verimliliği kullanılarak ve kaynakları da gelecek nesiller için daim kılarak, yani sürdürülebilir biçimde yapmanın mümkün olduğuna inanıyoruz.

4. İSTANBUL KARBON ZİRVESİ

Bizim en çok yansıyan yüzlerimizden bir tanesi, bu yıl da Nisan 2017'de İTÜ'de ev sahipliği yapacağımız 4. İstanbul Karbon Zirvesi'dir. Bizim zirvelerimizin özelliği şudur. Zirvelerimizde özerk sivil toplum örgütleri, akademi ve iş dünyası ve yerel yönetimi bir araya getiriyoruz. Biz ayrıca bir arada konuşmanın gerektiğini, eksiğimizi fazlamızı bir arada bulmamızı gerektiren bir platform oluşturuyoruz. Bu platform içinde karbon zirvemizde programımızı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü İklim Dairesi bürokrat ve teknokratlarıyla çalışarak yapıyoruz. İş dünyasının da görüşlerini alıyoruz.

Bu zirvede, bilgileri olanlar daha çok bilgileniyor, yeni öğrenmeye gelenlere de adeta bir sertifika programı niteliği taşıyor. Bu nedenle çok yetkin yabancı ve yerli uzmanları konuşturuyoruz. Uluslararası Emisyon Derneği bizim uluslararası destekçimiz. Bunu yaparken iş dünyası ile ciddi bir paydaşlık içinde oluyoruz. Çünkü giderek artan oranlarda, Türkiye'de enerji yoğun sektörlerde olmak üzere, Türkiye'nin sera gazı salınımının büyük bölümünü oluşturan sektörlerde sürdürülebilirlik yönetimin yerleşmesiyle ilgili çok olumlu bir gidişat var.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ İÇSELLEŞTİRİYORLAR

Türkiye ekonomisini ayakta tutan büyük ve küçük firmalarımızda, KOBİ'lerimizde, sürdürülebilirliği bir tür içselleştirmek, yönetim stratejilerinin parçası yapmak üzere müthiş bir eğilim var. Bakın buna verebileceğimiz en güzel örnek şu: Türkiye'nin Erdemir gibi gurur duyduğumuz bir kurumu bundan iki yıl önce Sürdürülebilirlik Bölümü kurdu. Bu çok önemli bir şey. Örneğin, çimento, doğası gereği hammadde kullanımı ve üretimi ile sera gazı salınımından dolayı dünyaya borçlu olan sektörlerden birisidir. Bizim başından beri yol arkadaşımız olan Akçansa Heidelberg, dünya çapında sürdürülebilirlik başarıları sağladı.


GÜNEŞ ENERJİSİ HAREKETLENDİ

- Sürdürülebilir enerjide neler dikkat çekiyor? Güneş Enerjisinin son yıllarda ani ve hızlı bir biçimde atağa geçtiğini görüyoruz değil mi?

- Enerjiye geçecek olursak, enerji üretirken ve enerji tüketirken karbon ayak izi yayılır. Çifte etkisi var. Enerjiyi herhangi bir alanda kullandıktan sonra geriye doğru gittiğinizde üretimdeki hammaddelerden dolayı enerji üretiminin hammaddesini de tüketiyorsunuz. Örneğin doğalgaz enerjisi kullanıyorsanız doğalgaz kaynaklarının tüketilmesine neden oluyorsunuz. Bizim enerji stratejimiz der ki yenilenebilir enerji kaynaklarını en yoğun biçimde kullanıyoruz. Güneş, su, rüzgar ve biyokütle sevindirici biçimde faaliyette. Rüzgar sektörümüz güçlü bir biçimde ilerliyor. 2017’den sonra, son bir yılın parlayan yıldızı güneşle ilgili yatırımlar, güneş termik santralleri, enerji yelpazesinde ciddi bir yere ulaşacak.



SICAK SU İÇİN KULLANILIYORDU

- İki yıl öncesine kadar güneş enerjisine yatırım yapmanın getirisi, karlılığı yoktu.


- Türkiye'de uzun zamandan beri güneş enerjisi sıcak su için yaygın biçimde kullanılıyor. Herhangi bir kampanya oluşturmaya gerek kalmadan, toplumun kendi kendine keşfettiği, küçük bayilerle ciddi bir yapılanma oldu. Şimdi güneş enerjisi ile ilgili çok sayıda kuruluş var. Onlar da güneş elektriğini tetiklemek, güneş elektriği yatırımlarının artması için uğraşıyorlar.


Her enerji dalında santral kurduğunuzda bunun geri ödeme süresi farklı oluyor. Rüzgar, su, güneş ve biyogaz bizim yerli kaynaklarımız, ulusal varlıklarımız. Kendi kaynaklarımızı bir de yerli teknolojilerle değerlendirirsek elektrik üretiminde fosil kaynaklara görece iklim değişikliği ile mücadelede olumlu katkının yanı sıra istihdam, ekonomik büyüme ve cari açıkta azalma yaşıyoruz.

ENERJİ VERİMLİLİĞİ DE BİR KAYNAKTIR

Yenilenebilir enerji kaynakları gibi bizim sanayimiz için önemli olan bir başka kaynak var. O da enerji verimliliği. Enerji verimliliği en temiz ve en ucuz enerji kaynağıdır. Ulusal enerji verimliliği için eylem planımız var. Taslak üzerindeki en son çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar sonrasında da Türkiye enerji verimliliği seferberliğine doğru ilerleyecek. 11 – 12 Ocak'ta Enerji Verimliliği Haftası var.

Bir firmamnın kaynakları verimli kullanması düşünüldüğünde iki tane temel girdisi var. Bunlardan bir tanesi enerji, bir tanesi su. Demek ki bir firmanın sürdürülebilir ilerlemesi için karbon ayak izini ve su ayak izini düşüreceğiz. Türkiye enerjiyi ithal eden bir ülke. Enerji tasarrufunda yapacağımız her şey ulusal çıkarlarımız doğrultusunda olacaktır.

Ayrıca biz su fakiri bir ülkeyiz. Bizim su kaynaklarımız zengin değil. Suyu belki çok güzel kullanıyoruz ama su zengini değiliz. Demek ki su ayak izimizi de azaltacağız.

HER ÜRETİMİN KARBON AYAK İZİ VAR

- Sevgili hocam, karbon ayak izini biraz açar mısınız?

- Eğer bir firma, üretimini yaparken önce enerji verimliliğinden başlarsa hem karbon ayak izinde önemli bir azaltma, bunun yanı sıra da maliyetlerinde bir düşüş sağlayacaktır. Sizin üretiminizde ve tüketimizde karbonlu kaynaklardan kullandığınızda, bunlardan dışarıya sera gazı gibi salınımlar çıkar. Her türlü üretimde bu karbon ayak izi vardır. Sabah uyandığınızda karbon ayak izi yapmaya başlarsınız. Uyandığımızda hemen su tüketmeye başlıyoruz. Elektrik enerjisi tüketiyoruz. Çayımızı, kahvemizi içiyoruz. Kimi kaynakları kullanıyoruz. Yani yaptığımız her şeyin bu yerküre için bir vebali var. Bizim önümüze bir dilim ekmek gelirken, tarladan masamıza gelinceye kadar enerji kullanımına neden olur. Elimizi sabunla yıkamanın bile bir öyküsü var. Kimyasallar, enerji ve su tüketiliyor bu sırada. Yerkürenin nimetlerinden faydalanılıyor. İşte bütün dünyada sera gazının artmaması hatta azalması için uluslararası ortak çalışmalar yapılıyor, zirveler düzenleniyor.

SALINIMLARI YÜZDE 21 AZALTACAĞIZ

- Karbon ayak iziyle ilgili bir mevzuatımız var mı?

- Bizim bir Çevre Kanunumuz var. Onun haricinde de takibe alınmış enerji yoğun sektörlerimiz var. Bu sektörlerdeki firmalar salınımlarını raporluyorlar. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne imza attık. Paris Anlaşması'na da imza attık. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekreteryasına bir niyet beyanımız var bizim. Bu beyanda diyoruz ki, 'Türkiye 2030'a kadar sera gazı salınımlarını yüzde 21 azaltacak'. Bu, size de bana da, sanayicilerimize de sorumluluk veriyor. Yeşil İklim Fonu adlı fondan da gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye yararlanmak istiyor.

Gelişmiş ülkeler dünyanın kaynaklarını bol bol kullandılar. Endüstrileri gelişti. Yerküremiz bugünkü durumuna geldi. Küresel ısınma akşamdan sabaha olmadı. Yılların yükü var. Şimdi önlem alıyoruz, bu sıcaklık artışını 2 derece ile sınırlı tutalım diyoruz. Bunlar büyük, ileri ülkelere de sorumluluk yüklüyor. Bir kısmı hiç taşın altına elini sokmuyor. Ama bizim gibi gelişmekte, sanayileşmekte olan, nüfusu artan ülkelere de sorumluluk yüklüyor.



'SENİN AYAK İZİN KAÇ NUMARA' DİYE SORACAKLAR

Türkiye için bunu bir fırsat haline getirmek, firmaların gelişiminde, onların akçeli işlerini probleme sokmadan bunu bir yönetim stratejisi olarak görüp, bununla ilgili yatırımlar yapıp, en temiz üretim teknolojilerini kullanmak gerekiyor. Çünkü yakın bir gelecekte Avrupa'ya ihracat yapan firmalarımıza sınırlamalar gelecek. Diyecekler ki, karbon ayak iziniz kaç numara. Pazar avantajı açısından firmalarımızın bu yola gitmesi gerekecek. Çünkü eko etiketli başka bir ürün sizin önünüze geçebilir.

Örneğin, bir fabrikanın pijama üretimi yaptığını düşünelim. Eğer o firma bir dünya devi şirket için fason üretim yapıyorsa, önce gelip 'sen bu işi nasıl yapıyorsun, senin üretimin nedir' diye soruyorlar. Bu denetlemeler her zaman her yerde karşımıza çıkacak. Firmalar kendilerini Avrupalı olarak görüyorlarsa yakın geleceğe kendilerini hazırlamaları lazım. Yani ürünlerinin yerküreye bedeli önemli. Teknik hikayeleri temiz olmalı. Toprağa, suya, havaya yaptıkları etki temiz olmalı. Firmalarımız karbonlarını iyi yöneterek hem çevresel, hem de sürdürülebilirlik sorumluluklarını yerine getirip maliyet avantajlarından da yararlanmalı.

EN TEMİZ TEKNOLOJİYİ KULLANMALIYIZ

- Bu yöne gitmenin de hatırı sayılır bir maliyeti var değil mi?

- Enerji verimliliğinden başladığınızı düşünelim. Sizin elektrik motorunuz düşük verimli. Kompresörünüzü doğru seçmediniz. İyi bir baca gazı arıtım sisteminiz yok. Tabii bunların bir yatırım bedeli olacaktır. Geri dönüş sürelerini, avantajlarını hesaplarsınız. Ama bir yerden başlamak, korkmamak lazım. Destekleyici çok fon da var, bunlardan da yararlanabilirsiniz. Anahtar cümle şu: Mevcut en temiz teknolojiyi kullanmak lazım. Bu bir süreçtir. Bunun bir yatırım planı da yapılabilir. Bir fabrikaya girdiğinizde alabileceğiniz önlemleri anında görebilirsiniz. Teknik bir göz bunu hemen anlar. Kolayca yapılacak önlemlerle de karbon ayak izinizi ciddi biçimde düşürebilirsiniz. Bazen ekip yenileme olabilir. Bazen de proses değişikliği olabilir. Bu işin sonu yok. Her geldiğiniz noktadan sonra daha temizine doğru yol alıyorsunuz. Bunu öyle bir süreç olarak düşünmek lazım. Önce bu kurum kültürünün bir parçası olmalı.

TARIMDA ÖNCE SU YÖNETİMİ YAPMALI

- Sanayi için konuştuğumuz sürdürülebilir üretimi tarım için konuşursak neler söyleyebiliriz. Önemli bir şeyi vurguladınız. Türkiye su zengini bir ülke değil. Sanayiciler dışarıya açık olduğu için bu konularda bilgi sahibi ve istekli. Genel tarımsal üretim, sürdürülebilir üretimin çok gerisinde gibi geliyor bana. Siz ne dersiniz?

- Çok zamanlamalı bir soru sordunuz. Kasım ayında Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı Taslağı için uzmanlar iki gün boyunca çalıştay yaptılar. Ben de Tarım ve Enerji Verimliliği oturumunun başkanıydım. Tarımla ilgili her düzeyde uzmanlar, Bakanlık temsilcileri ilk kez bu kadar yakınlaştılar, birbirlerini dinlediler. Tarımın temel girdisi su. Bu nedenle bir su yönetimi yapmak gerekiyor. Suyun, ekimin yapıldığı tarlaya kadar gelmesi gerekiyor. Yani su kaynaktan tarlaya gelecek, tarlada da uygun enerji yöntemi seçilecek. Toprağı da iyi yönetmeniz lazım. Ürün üreteceğim diye toprağa ilacı, gübreyi, hormonu basamayız. Bir dönemlik üretimi düşünerek toprağımdan vazgeçemem. Türkiye'de kötü örnekler var. Bizim toprak alanlarımız elden gitti. Kaynaklarımızı burada da verimli kullanmamız gerekiyor. Her türlü girdinin sürdürülebilir yönetilmesi lazım.

GEREKSİZ ENERJİ HARCIYORUZ

Tarımsal bir ürün için de aynı anda toprağı, suyu ve havayı yönetiyorsunuz. Toprak ve su bizim ulusal varlığımız. Türkiye'de sürdürülebilir bir tarım yönetiminin olması gerekiyor. Milli Tarım Politikası yeni açıklandı. Neyi ne zaman ekeceğimizin planlanması lazım. Burada toprağı ve suyu da kaybediyoruz. Ayrıca gereksiz enerji harcıyoruz.

Şöyle düşündüğümüzde şöyle korkmamız gerekiyor. Çayımızın yanındaki bir küp şekerin, diyelim ki Merzifon'da şeker pancarının ekilip Konya'da Şeker fabrikasında işlenip bizim çayımızın yanına gelene kadar acıklı karbon hikayeleri var. Biz bunları yapacak kadar zengin bir ülke değiliz. Bizim bu ülkede yaşayanlar olarak şunu düşünmemiz lazım: Benim toprağıma, suyuma, havama ne oluyor? Bunlar nasıl yönetiliyor? Benim ülkemde neler oluyor diye kaygı duymamız lazım. Kaygı duymak insanlarımızın yaşamının bir parçası olmalı, sürdürülebilirlik kültürü insanlarımıza yerleşmeli.

ERGENE HAVZASI İYİ YÖNETİLMEMİŞ

- Siz Trakyalısınız. Trakya'da yürütülen büyük bir proje var biliyorsunuz: Ergene Havzası Koruma Eylem Planı. Bu proje, çok yönlü ve çok önemli bir çalışma. Hayli ilerleyen bu projeyle ilgili düşünceleriniz nedir?

- Türkiye'de büyük nehirlerimizin olduğu havzalarımız var. Bu havzalarda su ve toprak yönetimini aynı anda başarmak çok önemli. Maalesef bu havzalarda yılların getirdiği kirlilikler var. Yeşilırmak, Gediz, Ergene havzalarındaki bu kirlilikleri temizlemek, düzenlemek için yapılan çalışmaları destekliyorum. Trakya Ergene Havzasını çok önemsiyorum. Çünkü Trakya Türkiye'nin en bereketli topraklarına sahiptir. En yeşil yerlerden birisidir, su kaynakları vardır. Ama geçmişten bu yana Ergene iyi yönetilememiş. Bu projeyi destekliyorum. Bütün Trakyalılar tarafından sahiplenilmesi gereken bir proje. Kocaman bir havza yeniden yeşillenecek, temizlenecek.

TRAKYA'DA BAYRAM İLAN EDİLMELİ

- Sanayi üretiminin OSB'ler içine alınıp, arıtma tesisleri ile Ergene'ye temiz suların verilmesi, nehrin yeniden eski temizliğine kavuşmasını sağlaması olumlu adımlar değil mi?

- Evet, Ergene neden kirlendi? Trakya'nın çok hızlı gelişen bir sanayisi var ve bu bölgede yoğunlaşmış durumda. Bu hızlı sanayileşme, sonunda kirlilik olarak karşımıza çıktı. Ergene Havzası projesi tamamlanınca kirli su atıkları bundan böyle çok mükemmel biçimde yönetilecek. Başlamak da geç kalındı ama nereden başlasak iyidir diyebiliriz bu girişime. Benim kanaatimce tamamlandığı gün Trakya'da bayram günü ilan edilmeli. Biz Rumelililer eğlenmeyi severiz. Ergene'nin yeşil yeşil aktığını gördüğümüzde hep birlikte, Kırkpınar güreşlerine denk kutlamalar yapmalıyız. Tamamlanınca Ergene nehrini gelecek nesiller için daim kılıyoruz, yani sürdürülebilir hale getiriyoruz. Nehrin kıyısında çocuklarımız çay içebilecek, nehrin içindeki bitkisel ve hayvansal organizmalara hayat hakkı vereceğiz.

SANAYİCİLERE ÇAĞRI

Ergene havzası hep özendiğimiz yerler gibi olacak. Temiz ve sürdürülebilir üretimi en basit haliyle şöyle anlatabiliriz. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır. Sanayi üretimi ve insanların konforu birlikte yürümelidir. Bunların birisinden vazgeçemeyiz. Bundan böyle Trakya'dan aynı tarım ürünleri ve sanayi ürünleri çıkacak. Ergene de yeşil yeşil akacak. Ergene'nin çevresinde büyük bir halay yakışır.

Sanayici bu projede taşın altına elini koyuyor. Koyuyor ama hem kendisinin, hem ailesinin hem de firmasının geleceğini de garanti altına alıyor. Aslında yatırımı kendisine yapıyor. Ayrıca Türkiyemize ve dünyamıza yapıyor. Trakya bölgesine bir çağrı yapmak istiyorum. Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği olarak biz iki yıl önce başladık. Kişilerin, kurumların ve derneklerin düşük karbon başarılarını ödüllendiriyoruz. Karbon düşürme çalışmalarını da ödüllendiriyoruz. 2017 yılı için başvurularını bekliyoruz sanayicilerimizin. Başarılarını bizimle paylaşsınlar. Ben, Trakya'da çok iyi işler yapıldığını biliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner88

banner87

banner86

banner85

banner84

banner83