Öne Çıkanlar Global Sanayici GİRAY DUDA KPMG Hilal Ünalmış Arakelyan

Sanayimiz hızlı büyüyor ama dünya ölçeğinde çok küçük
GİRAY DUDA

İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Yülek “Sanayi Politikası Fark Yaratır mı?” başlıklı bir çalışma hazırlayarak sanayileşme sürecinin nasıl olması gerektiğini anlattı. İmalat sanayinin önemine değinen Yülek, Türkiye’nin 2002’den önce ve 2002’den itibaren uyguladığı sanayi politikalarını karşılaştırdı. Türkiye’de son 15 yılda sanayi katma değerinin büyüklük olarak oldukça yüksek artış gösterdiğini söyleyen Prof. Yülek, sanayinin ihracat ile birlikte geliştiğini ifade ederek, “Türkiye’de son 15 yılda sanayi katma değeri büyüklük olarak oldukça yüksek artış göstermiştir. Ancak büyük ekonomilere oranla sanayimizin hacmi hala küçüktür” dedi.

 

SANAYİ BÜYÜMENİN MOTORUDUR

 

- Sayın Yülek, raporunuz asıl olarak imalat sanayiinin önemini anlatıyor değil mi?

 

- İmalat sanayi neden önemli?  Tarımdan hizmetten daha mı önemli? İnsanlar neden sanayiyle uğraşıyor. Literatürde Nicholas Kaldor diye bir adam var. 1960-70’lerde şu fikri geliştiriyor. Sanayi sektörü çok önemli sektördür ve sanayi büyümenin motorudur diyor. Bu çok kullanılan bir söz. O bunu şu konseptte kullanıyor. 1960’larda sanayileşmiş ve sanayileşmemiş ülkeler var ve tarımdan sanayiye geçen ülkelerin hızla geliştiği görülüyor. 3 tane metot ortaya koyuyor. Bunlar Kaldor’un Büyüme Kanunları olarak kalmış.

Birincisi diyor ki, bir fabrika ve ülke bazında sanayi üretimi kümülatif olarak artıkça, verimlilik de artar. Yani bu şu demektir. Birinci yılda 10 uçak yapıyorsunuz, ikinci yılda 11 uçak yapıyorsunuz, dolayısıyla birim maliyetler düşüyor ve verimlilik artıyor. İkincisi bu verimlilik artışı bir süre sonra sanayi dışı sektörlere de sirayet eder, diyor. Üçüncüsü diyor, sanayide kümülatif olarak ne kadar çok üretim olursa o zaman kişi başına gelir de hızlı bir şekilde artar. Dolayısıyla ekonomiyi hızlı büyütmek istiyorsan sanayiden başlayacaksın.

  

BÖLGESEL FARKLILIKLAR NASIL AŞILIR?

Bu tabi 50 yıl öncesi. Bugüne baktığımız zaman, Avrupa Birliği’nde bazı çalışmalar yapmış insanlar aynı fikirleri 2014’e uyguluyor. AB’deki en büyük problemlerden bir tanesi gelişmiş ve gelişmemiş bölgesel farklılıklar. Yani İngiltere’nin kuzeyi ve güneyi, İtalya’nın kuzeyi ve güneyi gibi yani gelişmiş ve gelişmemiş bölgeleri. Burada halen şu deniliyor acaba gelişmemiş bölgelerde sanayi motor görevi üstlenir mi? Yani biz geri kalmış bölgelerde tarım mı yapalım, otelcilik mi yapalım yoksa orada sanayiyi mi  güçlendirelim. Bugün halen bu konular konuşuluyor. Çin’de de durum çok farklı değil. Çin’in bazı bölgeleri, doğu çeperleri çok gelişmiş ama ortası ve diğer bölgeleri çok gelişmemiş. Buraya bakıldığında yine sanayinin çok önemli rol üstlendiği gözüküyor.  Çin’in kalkınması tamamen sanayi bazlı, finans ve hizmet bazlı değil.

 

TİCARETİN ANA KAYNAĞI SANAYİDE ÜRETİLEN MALLAR

 

- Sonuçta dünya ticareti, ihracatı denildiğinde, söz konusu olan şey büyük ölçüde sanayi ürünlerinin bir yerden başka bir yere gönderilmesi değil midir?

 

- Bugün Dünya Ticaret Örgütü’nün 2013’ün rakamları 23 trilyon dolarlık toplam ihracat olduğunu gösteriyor. Bunun ne kadarı mal, ne kadarı hizmet diye baktığımızda oran 18’e 5. Yani yüzde 20’ye yakını hizmet ihracatı, yüzde 80’e yakını mal ihracatı. Dünyada ticaret denilen bir şey varsa maldan kaynaklı. Mesela nakliye hizmetleri, bir malı bir yerden bir yere taşıyacaksın, bu aynı zamanda finansal hizmetler ihracatı anlamına geliyor. Mal ihracatı dünya ticaretini iten motor.

 

SANAYİ HALA GEÇERLİ

Peki mal ihracatı nedir diye baktığımızda bunun büyük kısmı sanayi ürünü. Tarım veya enerji ürünleri hala yüzde 20-25 civarında. O da belli ülkelerde konsantre olmuş, Rusya, Suudi Arabistan, Venezüela gibi. Eğer senin Türkiye gibi satacak petrolün yoksa, tarım da satamıyorsan o zaman satacak hiçbir şeyin yok. Sen ne diyorsun, ihracatım sanayi ihracatı. Sanayi ihracatı da üretimle olmalı. Kullandığımız ürünleri masaya koysak, enerji de dahil büyük bir kısmını ithal ettiğimizi görüyoruz. Yurt dışından ithal ediyorsan, mecbursun, bunu finanse etmek için ihraç etmen gerekiyor. Dünya ekonomi hayatında var olmak istiyorsan, sanayi ürününü de ihraç etmen gerekiyor. İçerde yaptığın ithalatla sanayi ürünü için yaptığın ithalatın üzerine öyle bir şey koyup ihraç edeceksin ki toplam ithalatını da karşılayabilmelisin. Sanayi bu açıdan bugün halen geçerli.

 

SANAYİ HEP MOTOR GÜÇ

Diğer bir sürü çalışmalar var onlar da sanayinin yaygın etkisini gösteriyor. İnşaat sektörünün söylediği, doğru da olan bir söz var, Türkiye’nin ekonomisini ben büyütüyorum, 70-80 sektöre ben iş veriyorum diyor. Bunlar yaygın sektör ama sanayi de yaygın sektör. Biz tekstil için araştırma yaptık inanılmaz katma değer var. Ayrıca ilave katma değer oluşturuyor. 65 milyara 50 milyarlık ilave katma değer oluşturuyor. Siz bir ülkede sanayiyi desteklediğiniz, ittiğiniz zaman tarım, hizmet sektörü gibi birçok sektörü de itmiş oluyorsunuz.

 

İnşaatın da sanayinin de yaygın etkisi var. İnşaat sektörünün büyüme etkisi çok kısa vadeli. Hani bu enerji içecekleri var içiyorsunuz onun içinde bol bol kafein var başka bir şey yok. İki saat sonra gücünüz bitiyor. Sanayide ise böyle değil sanayide yatırım yaptığınız zaman 20-25 sene üretim olacak. Karar verirken bunların göz önünde olması gerekir.

 

İNŞAAT RANTI VERGİLENECEK Mİ?

 

- Son dönemde Ekonomiden Sorumlu Bakan Ali Babacan’ın inşaat yerine sanayiye ağırlık verilmesini istediği gibi açıklamaları vardı. Rant vergisi gibi çalışmaları olduğu açıklandı ama kesinleşen bir şey görmedik? 2015-2018 sanayi stratejisinde böyle bir şey var mı?

 

- 2015-2018 Sanayi Strateji Belgesi henüz tasarı halinde. Bununla ilgili yeni bir şey henüz ortaya çıkmadı. Yeni Strateji Belgesi eski sistemin devamı gibi. Belki sektör sistemini değiştirebilirler. Hedeflerin konması iyi bir şey. Hedeflerin çok net ve kolay ölçülebilir hale gelmesi lazım, herkesin rahatça izleyebileceği bir şekil alması gerekiyor.   

 

TEŞVİKLER SANAYİ BAKANLIĞI’NDA OLMALI

 

- Teşvikler sanayi açısından çok faydalı mıdır? Siz nasıl buluyorsunuz? Sanayiciler bunlar yeterli teşvikler değil diyorlar.

 

- Burada Bakanlıklar arasında bir koordinasyon sorunu yaşandığına inanıyorum. Teşviklerin hepsi Ekonomi Bakanlığında. Halbuki teşvik dediğimiz şeyler tamamen Sanayi Bakanlığıyla ilgili yani sanayiyle ilgili. Ama bunu ekonomi bakanlığının altında değerlendiriyoruz. Sanayiyle ilgili diğer birçok konu, KOSGEB de dahil, Sanayi Bakanlığı’nın içinde. Halbuki Japonya’da bu ikisini tek çatı altına koyuyorlar. Türkiye’de sanayi ayrı bir bakanlıkta, ihracat ayrı bir bakanlıkta. Ama ihracat dediğimiz şeyin yüzde 90’ı sanayiyle alakalı. Bunların hepsinin temelde Sanayi Bakanlığı’nda olması lazım. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın aslında Bilim, Sanayi, İhracat ve Teknoloji Bakanlığı olması lazım. Mesela Japonya’da 1950’lerden bu yana adı Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakanlığı’dır.  

 

İSTANBUL VE SANAYİ

Bizdeki teşvikler daha çok bölgesel kalkınma bazlı düşünülüyor. Bu çok yanlış bir şey değil, Türkiye’nin bir amacı da bölgeleri kalkındırmak. Fakat onunla sanayi iç içe girince bazen bazı şeyleri kaçırabiliyoruz. Mesela tekstilciler diyor ki İstanbul’da bu sanayi devam etsin, çünkü burada kümelenme oluşmuş. Bana, çık, kalkınmada öncelikli bir yere git denildiğinde benim için maliyetle hale gelebilir. İstanbul’da belli bir ölçekte sanayiyi tutup belli bir kapasiteyi kalkınmada öncelikle bölgelerde desteklemek ve kaydırmak olabilir. Tekstilciler de böyle bir şeyi teklifte bulunuyorlar ve bulunacaklar.

 

YETENEK SİZSİNİZ YARIŞMASINA DAHA ÇOK BAŞVURU VARDIR

 

- Sadece altıncı bölgeye yönelik teşviklerin yeterli ve tatmin edici olduğu belirtiliyor.

 

- Bunun temeli de doğru. Buralara kaydırmak istiyorsun. Ucuz işçilikten faydalanmak istiyorsun. Göçü ortadan kaldıracak, refah seviyesini yükseltecek hamleler yapmak istiyorsun ama sanayi ve bölgesel kalkınmayı aynı anda değerlendirdiğin zaman sanayi nüanslarını yansıtmak daha önemli hale geliyor. Adı sanayi desteği olmasa da son 10 yıldır Ar-Ge destekleri korkunç yükseldi. Bunun desteklenmesi lazım. Ama bunlar da sanayi tarafında muhatap bulamıyor.

 

Biz yeni fikirlere destek açıklıyoruz, yeteri kadar talep gelmiyor diyor Sanayi Bakan Yardımcısı. Ben de onun üzerine şunu söyledim. Yetenek Sizsiniz yarışmasına başvuran insan, buraya başvurandan kat kat daha fazladır. Türkiye’nin gerçeği, biz devletten çok şey bekliyoruz ama halk olarak ve sanayici olarak onun karşılığını o kadar vermiyoruz. Adam diyor ki gel sana para vereceğim ama yeteri kadar talep olmuyor. Enteresan bir şey.

 

AÇIK VERMEYEN SEKTÖRLER DE STRATEJİK SAYILMALI

 

Teşviklerle ilgili zafer Çağlayan’ın döneminde doğru bir şey yapıldı, stratejik kelimesi jargonun içine girdi. Stratejiyi de şöyle tanımladılar. Dediler ki Türkiye’deki cari açığı olan sektörler daha stratejiktir. Bu doğru bir şey. Diyor ki ben şu ürünü ele alıyorum, bunun açığı varsa bunu stratejik olarak adlandırıyorum. Fakat burada bir eksiklik var. Bu stratejik kelimesinin tanımını sadece cari açık veren sektörlerle tanımlamak bizi bir yere kadar götürüp orada bırakıyor. Mesela, tekstil hazır giyimi düşünelim. Bu sektör Türkiye’ye 124 milyar dolarlık net ihracat fazlası vermiş. Bu tanıma göre tekstil hazır giyim stratejik değil. Ama tekstil hazır giyimci bir taraftan İtalya, Fransa, Almanya ile diğer taraftan Hindistan, Çin ve Bangladeş ile çarpışıyor. Çünkü tam olarak markalaşamamış yani 1’e ürettiğini 10’a satamıyor. Almanya, İtalya, Fransa ile rekabet edemiyor. Almanya, İtalya’nın tekstil hazır giyim üretimi az ama ihracatta bizden ileriler. Biz de onlarla birlikte ilk 5’teyiz ama onlar bizden daha yukarıdalar. Üretimleri de bize göre çok daha fazla. Çin’de üretiyor 1’e ürettiğini 25’e satıyor. Almanya’da üretse 1’e ürettiğini 5’e satacak. Türkiye bunlarla çarpışıyor, Hindistan, Çin ve Kamboçya ile çarpışıyor. Kamboçya’da bin kişi işe girdiği zaman Türkiye’de bin kişi işten çıkmak zorunda.

STRATEJİK İFADESİNİN İÇİNİ DOLDURALIM

Tekstil, hazır giyim Türkiye’ye 10 yılda 125 milyar dolar getirmiş. İnanılmaz büyük bir rakam bu. İkinci sırada 20 milyar dolar ile gıda var. Dördüncü sırada 10 milyar dolarla otomotiv yan sanayi var. Deri 500-600 milyon dolar getirmiş. Ondan sonra bütün liste negatif. En altta 319 milyar ile enerji, 180 milyar dolar ile makine ve 120 milyar dolarla da kimya sektörü var. Bütün bunlar sanayi. Ama sen tekstil hazır giyimi stratejik  görmüyorsun.

 

İkincisi ben stratejinin bir tanımını yaygınlık olarak görüyorum. Bir sektör düşünün çok yaygın. Onu desteklediğin zaman bir çok sektörü de desteklemiş oluyorsun. Daha doğrusu birçok sektör ayın anda öğreniyor. Biz yerli otomobil yapalım, bu bence çok güzel fikir. Yan sanayi bugün Türkiye’de otomotiv sektöründen çok daha ileridir. Bu benim iddiam. Otomotivde biz Ford, Tofaş üretiyoruz, çok da ithal ediyoruz ama yan sanayi dediğimiz, farı, sileceği çok daha yaygın ve Türkiye için artısı çok daha fazla. Öyle sektörü seçmeliyim ki birine vurduğum zaman birçok sektörü harekete geçirmeli. Bu tür şeylerle teşviklerde stratejinin tanımı genişletilmeli ve güçlendirilsin. Ama onun içini daha iyi doldursak bence çok daha iyi olur.

 

SANAYİ BÜYÜYOR AMA HACMİ KÜÇÜK

 

- Sizin çalışmanızda, imalat sanayinin katma değeri  ve GSYİH’ye etkisi gibi grafikli özel incelemeler de var. Onları da bize açıklar mısınız?

 

- Politikaları ölçülebilir hedefler üzerine koyarsak çok daha verimli olur. Dünya ihracat sıralamasında, Çin 2 trilyon dolarla birinci sırada, ABD ikinci, Almanya üçüncü ve Japonya da dördüncü. Büyük ihracatçıların arasında kaygan zeminli ülke yok, Rusya hariç. Bu durumda kendi şansını kendin yaratman gerekiyor. Bu ülkelerin içinde Çin ile Almanya çok başarılı. Çin’in 2 trilyonluk ihracatının yüzde yüzü sanayi ürünü. ABD’de yüzde 80’i sanayi ürünü. Almanya tarım ürünü de ihraç ediyor, orada da ihracatın yüzde 80-90’ı sanayi ürünü. Çin 2 trilyon dolar ihracat, 1.8 trilyon dolar ithalat yapmış. Ticaret tarafında 150 milyar dolara yakın fazlası var. Almanya 1.4 trilyon dolar ihracat yapıyor ama 1.2 trilyon dolar ithalat yapıyor, 250 milyar dolara yakın fazlası var. ABD 1.5 trilyon dolar ihracat yapıyor ama 2.3 trilyon dolar ithalat yapıyor. ABD batık bir ülke. Japonya 2011 yılından beri açık vermeye başladı. Japonya’da çok ciddi sıkıntı başladı.

 

1994’lerden itibaren, Japonya’nın sanayi üretimi katma değeri 100 dersek halen 100’lerde. ABD ve Kore 100 iken 200’lerin üzerine çıkmış. ABD’de, biz sanayiyi kaybediyoruz, siz gidip Çin’de üretiyorsunuz, diye tartışmalar vardı. Ama adamlar tamamen sanayi devi olmuşlar, 1.5 trilyon dolarlık sanayi katma değeri üretiyorlar. En az 5-6 trilyon dolarlık ciro demek. 100 iken 250 olmuşlar, Japonya ise sabit. Japonya bir zamanlar dünyanın birinci ihracatçısı iken dördüncülüğe düşmüş.


 

İmalat sanayi katma değer büyüklüğünde Türkiye önemli artış göstermiş. 1997 yılını baz alırsak Türkiye çok başarılı gözüküyor. Kore’den sonra ikinci sıradayız. 100 olarak alırsak, Japonya’nın çok az arttığını görüyoruz.   

 

Biz miktar olarak çok küçüğüz. ABD’nin 2.5 trilyon dolara yakın sanayi katma değeri var. İkinci sırada Japonya var 1 trilyon dolar. Üçüncü sırada Almanya, Kore çok hızlı büyüyor. Biz en alttayız. Dünyada sanayi üretiminde esamemiz okunmuyor. Gayri Safi Milli Hasıla içindeki oranımız düşüyor.

 

Türkiye GSMH’sının yüzde 12-13’ü sanayiden geliyor. Kore’de yüzde 30, gerçek sanayi ülkesi, Almanya yüzde 25’lerde.  Japonya yüzde 20’lerde ama azalma eğilimi var. Türkiye trend olarak aşağı iniyor. Sanayi üretimi olarak ilk 20’deyiz. Demek ki bizden de hızlı koşan ülkeler var. Sanayi üretimi bu kadar artarken sanayi payının Gayri Safi Milli Hasılada aşağı doğru gitmesi ne demek? Sanayi dışı sektörler çok daha hızlı büyümüş demek, konut, inşaat, alışveriş merkezleri gibi. Bunlar da büyüsün ama benim sanayiyi çok daha hızlı büyütmem lazım.

 


ABD’nin nüfusu 300 milyon, 120 milyon çalışanı var. Biz 80 milyon kişiyiz ama bizde çalışan 24 milyon. Bizde az insan çalışıyor. ABD benim 4 katım ama çalışanı benim 5 katım. Daha fazla insan çalışıyor. Kabaca 10 milyonluk sanayi istihdamı var. Bu 10 milyonluk insan 2.5 trilyon dolarlık değer çıkarıyor. Bende kaç kişi çalışıyor sanayide, 6 milyon kişi. Benim ürettiğim sanayi katma değeri 200 milyar dolar. Ben 6 milyonla 200 milyar dolarlık ürün üretiyorum, ABD 10 milyon insanla 2.5 trilyonluk ürün üretiyor. Ürettiği malın değeri çok fazla. Adam orada uçak yapıyor, Iphone satıyor sunu da 600 dolara satıyor. 600 dolara sattığı telefonu 40 dolara Çin’de Kore’de ürettiriyor. Ama ABD’ye 600 dolarlık katma değer üretiyor. Almanya da böyle.

 

Özetlersek biz 1997’den beri Bizim sanayi üretimimiz korkunç artmış. Fakat bir sanayi dışı sektörler çok daha hızlı büyüyor. Avrupa’dan kat kat hızlı büyüyoruz. Sanayide sanayi dışı sektörler kadar hızlı büyümüyoruz. İkincisi verimliliğimiz dışarıya göre daha düşük. bu saat başı adet olarak verimlilik değil değer olarak düşük. Bizim ürettiğimiz ürün Sanayi Bakanlığının verdiği değerleri baz alırsak ortanın altı oranlarda. Ama Almanya ileri teknoloji üretiyor, yüksek değerde ihraç ediyor, kilogram başı değeri çok daha yüksek.

 

KORE OTOMOBİLE 50 YIL ÖNCE GİRMİŞ

 

- Yeni strateji belgesinde, orta ve yüksek teknoloji ürünlerde, tasarımda üretim üssü olmak hedef ve vizyonu konulmuş. Bu sizce uygun mu?

 

- Temelinde doğru ama bu sektörlerin içine iyi bakmak lazım. Esasında Türkiye’nin can damarı tekstil sektörü. Tekstile en hızlı giren ülke dünyada ABD. Adam tekrar tekstile giriyor, hazır giyim değil bu farklı şey.   

 

Bu 1970’lerin sonuna kadar biz Kore’den daha iyiyiz. 1970’lerden sonra 1994 yılında biz çok küçüldük. Şu anda biz 150-160 milyar dolar ihracat yapıyoruz. Kurun artışından dolayı düşecek ama onlar 500 milyar dolar ihracat yapıyorlar. Ama onlar bunu 50 milyon kişi ile yapıyorlar.

 

Buradan şu çıkıyor. Bizim amacımız sonuç olarak Türkiye’de milli geliri kişi başına yükseltmek. Koreliler 1960’larda bir sanayi politikası belirliyorlar. Önce 6 sektör seçiyorlar sonra diğer sektörleri seçiyorlar. Diyorlar ki biz ihracata yöneleceğiz. Bizim 1969 yılına kadar olan dışa kapalılığımız var ya onlar da dışa kapalı. Ama bir yönleri dışa kapalı. İthalata duvar koymuş, sanayicilere içerde rant kazandırıyor. Tabi Kore halkı da içeride pahalı mal tüketiyor. Ama biz 1979’da ithal ikamesini tamamen kapatıp 180 ters ihracat desteğine geçiyoruz. Adamlar daha 1980’lere kadar ithalatı koruyorlar ama ithalatla dışa açık büyümeyi destekliyor. Diyor ki Hyundai’ye, 20 bin dolara değil 40 bin dolara araba yapacaksın, aynı anda ihraç edeceksin. Biz şu anda buna ilgi gösteriyoruz, adamlar bunu 1960’ların başlarında başarmışlar. Sektörel yapı değişiyor. Ben bir arabayı dünyaya nasıl satarım arayışına bizden 50 yıl önce başlamışlar.

 

Benim gördüğüm çok basit bir şey var. Şirketleri korurken aynı anda şirketleri dış pazara açmış. Birincisi döviz kazandırmış, ikincisi dış pazarda nasıl kazanacağını öğrenmiş.   

 

HEDEFİN 7 MİLYAR KİŞİ OLMALI

 

- Kısacası ne üretirsen üret, sadece ülken için değil dünya için üreteceksin.  

 

- Türkiye’de üretim yapan herkes,  malını dış dünyaya satmayı hedef olarak önüne koymalı. 70 milyona nasıl satacağım diye değil, 7 milyara nasıl satacağım diye düşünmelisin. 7 milyar 70 milyondan büyüktür. Ne yapıyorsak, istersen Hakkari’de ol istersen Trakya’da ol bir ürün ürettin mi ben bunu nasıl dünyaya satarım buna bakman lazım.

 

İsviçre böyle bir yer. Bir toplantıya gittim, bir daha da belki hiç gitmeyeceğim bir yer. Almanca konuşulan bölgede. Bizim Sapanca gibi cennet gibi bir yer. Benim için yaptılar toplantıyı, insanlarla konuştum. Ne ile geçinirsiniz diye sordum, bizde zamanla tekstil vardı, dediler. Şimdi, uçaklarının kanatlarının tribünlerinin kanatçıklarını burada yapıyoruz, dediler.  Adamın ürettiği malın kilo başı değeri 100 bin dolar. Az ve öz üretiyor. Avrupa’nın refah seviyesi en yüksek yeri.

 

BİR ÇOK FAİZ VAR

 

- Faiz tartışmaları sürerken dolar da çok hızlı yükseliyor. Sanayiciler, ihracatçılar sıkıntıya giriyor. Bu tartışmayı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

- Faiz tarafında bir kere şu var. Ekonomide bir tane faiz yok, bir sürü faiz var. Vadesine göre sıfır günden, bir saatten 30 yıla kadar vadeler var. Sonsuz sayıda faiz var. Artı değişik faiz türleri var. Mevduat da bir faizdir, kredi de faizdir. Hazine bonosu da faizdir. Büyük bir yelpazenin içinde Merkez Bankasının oynayabileceği rol son derece az. Dolayısıyla bir kere teknik olarak Merkez Bankası’nın faizleri düşürmesiyle, biz asıl piyasayı etkileyen faizlerin düşüşü arasında bire bir etki görmeyeceğiz. Dünyanın her tarafında böyle.

 

Temelinde Cumhurbaşkanının söylediği şey doğru. Onun kafasındaki şey şu: Eğer faizler düşerse, işletmeler daha ucuz ürün alacaklar, dolayısıyla daha çok üretim yapacaklar. Bunun örnekleri çok var. Malezya’da falan. Tamam ama keşke Merkez Bankası düğmeye bassa ve faizler düşse Türkiye’de böyle bir şey imkansız. Bir başka şey biz faizleri indirdiğimiz zaman bu hangi faizleri bu etkileyecek. Diyelim ki bunu yaptık, yani üst koridoru indirdik, repoyu da indirdik 50 puan. Belli bir ölçüde yansıyacaktır. Ama bizim için önemli olan tüketici kredilerine yansıyacak mı, işletmeler giden kredilere yansıyacak mı. Bana sorarsanız tüketiciye yansımaması lazım, tüketicinin artık kredi almaması, tüketmemesi düşürmesi lazım. Peki tüketici tüketimini düşürürse şirketler nasıl kazanacak, yurt dışına gidecek. İç talebe dayalı bir modelimizin artık olmaması lazım.

 

Aynı geçen sene olduğu gibi iç piyasa daraldı ama ihracat rekor kırdı. 2011’e yakın üretim ve ihracat rakamlarına ulaştık otomotivde. Avrupa genişlemedi ama benim Avrupa’ya ihracatım arttı. Bizim ürettiklerimiz büyük ölçüde ihracata gitti. Geçen sene gayet iyi bir yıl oldu..

 

Ben kuru suni olarak düşük tutarsam, eskiden diyorlardı ya yüksek faiz düşük kur, içeri para giriyor kur düşüyor. O zaman ne oluyor? Türkiye 90’larda bunlarla boğuştu.  İhracat azaldı, ithalat arttı bu defa öbür dengeleri bozuyorsun    

 

Kur dengede olmadığı zaman suni olarak aşırı değerli olduğu zaman, yapılacak birçok ara mal da yapılmıyorsa, adam ne uğraşacak, benim 100 milyon dolarım olsa neden sanayiye yatırım yapayım. Geçenlerde biz yazıma “Türkiye’nin ‘Sanayi Manyaklarına’ ihtiyacı var…’ başlığını attım. Manyak lafı da buradan çıktı. Ben manyak mıyım? Bu 100 milyon dolarım varsa güzel apartmanı alırım veririm kiraya riski yok. Sanayicilik delilik, manyaklıktır, hele Türk sanayicisinin üretim aşkını rasyonel bir şekilde açıklayamıyorsunuz.   

 

Rasyonel olarak Türkiye gibi ülkelerde sanayi falan olmaması lazım çünkü ekonomi rasyonel olarak büyümüyor. Ne uğraşacaksın sanayide riski çok büyük, yüzde 15 kanacağına, gayrimenkulde net yüzde 7 kazan bereket versin.

 

Sanayicilik virüs gibi bir şey adam bulaştı mı bırakamıyor rasyonel olarak yapmaması lazım o yüzden sanayimiz var. İşçiyle, devletle belediyeyle uğraşacak her şeyle uğraşıyor.  

 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner98

banner97

banner96

banner95

banner91

banner90