Öne Çıkanlar Global Sanayici GİRAY DUDA Asaf Savaş Akat Global Sanayici Kişisel verilerin korunması kanunu Vahap Munyar Hürriyet Yayın Yönetmeni oldu

“Tekirdağ Sanayi Odası Türkiye için katma değerdir”
GİRAY DUDA

Doç. Dr. Dündar Murat Demiröz, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü, İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Ana Bilim Dalı Başkanı. Uluslararası ekonomik kurum ve kuralların işleyişini ve sanayi sektörünü çok iyi bilen Doç. Demiröz, Tekirdağ Sanayi Odası’nın kurulmasının Türkiye’ye katkı sağlayacağını vurguluyor. Demiröz’e ‘Global Sanayici’ adına sorduğumuz sorular ve aldığımız yanıtlar şöyle:  

 

- Sayın Demiröz, Bir panel konuşmacısı olarak kısa süre önce Çerkezköy OSB’Ye geldiniz. İzlenimlerinizi alabilir miyiz?


- Önce Tekirdağlı sanayicilerin Sanayi Odası kurma taleplerinden başlamak isterim. Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Gümrük ve Ticaret Bakanları ve ekonomiyle ilgili diğer bakanlar dahil pek çok kişinin onay verdiği, olmasını istediği Tekirdağ Sanayi Odası’nın bir türlü kurulamadığını öğrendim.

Buna benzer bir örnek var, onu anlatarak başlayayım. 5 senedir bir kadro işiyle ilgili uğraşıyoruz. Dekan bey hemen verelim diyorlar. Rektörlük de aynı şekilde tamam dedi, YÖK’e gittik onlar da tamam dedi ama arkadaşımız 5 yıl bekledi.

Bu tip sanayi ve sivil toplum örgütlenmeleri, sanayi odaları, odalar ve borsalar birliği gibi kuruluşlarda aslında bir resmi siyaset var, bir de gayri resmi siyaset var. Burada insanların yüzüne söyledikleriyle arkadan söyledikleri farklı oluyor. Cumhurbaşkanları ve bakanların görüş bildirirken samimi olduklarına inanıyorum. Tekirdağ Sanayi Odası’nın kurulamamasında benim gördüğüm kadarıyla TOBB’tan kaynaklanan olumsuz bir yaklaşım var. Bu yaklaşımın oradaki bürokrasinin yaşattığı sıkıntılardan veya oradaki belli bir muhalefetten dolayı problem yarattığını düşünüyorum. Çerkezköy OSB’deki toplantıda Sayın Sanayi Bakanı Fikri Işık’tan aldığım intiba, Tekirdağ Sanayi Odası’na onun da çok olumlu baktığı şeklinde.

 

ÇOK KATKISI OLUR

 

- Zaten asıl sorun TOBB’da ortaya çıkıyor. Sanayi Odası kurmak için kanunda TOBB’un oluru alınır deniliyor, ama o olur nedense çıkmıyor…


- Tekirdağ’da sanayi odasının kurulmasının oluşturacağı katkılar Türkiye için katma değerdir. Türkiye için katma değere de bu ülkeyi yönetenlerin hiçbir şekilde karşı çıkmaması lazım. Çok tuhaf bir şey. Hangi açıdan bakarsanız bakın yeni bir sanayi alanı kurulduğunda bunun inşaat sanayiine katkısı var. Bunun istihdama, yan faaliyetlere katkısı var. Servisler oluşacak, nüfus artacak, servislerin olduğu bölgede başka gelişmeler olacak. Buna iktisatta biz parasal dışsallık diyoruz. Bir de teknolojik dışsallık sağlayacak. Teknolojik dışsallıkla ilgili de şunu söyleyebiliriz: Özellikle sanayi bölgelerinde yapılan yatırımlar, ölçeğin büyümesi, bütün etraftaki o bölgedeki tüm unsurlarda maliyetlerin düşmesine neden oluyor. Ana maliyetler sanayi girdilerindeki düşüşle birlikte bütün girdilerde düşüş ve ucuzlama sağlayacaktır. Veya daha yüksek kaliteli mal üretilmesini sağlayacaktır. Bu açıdan teknolojik dışsallık yaratacak. Bu tabii ki devlete vergi geliri olarak, hükümete oy olarak geri dönecek. Buna kimse karşı çıkamaz.

Ama tabi ki TOBB’un örgütlenmesi belli bir oy sistemine dayanıyor. Oy sisteminde de kendisine muhalif olduğunu düşündüğü bir bölgenin örgütlenmesini çok istemeyebilir ama bu, devletin veya hükümetimizin müdahale etmesi gereken bir durum. Çünkü TOBB’daki üç kişinin iktidar kavgası için Türkiye’nin önemli menfaatten olması, mahrum kalması kimsenin çıkarına değil. Sadece 3-5 kişinin çıkarınadır.

İKİSİNİN MENFAATLERİ ÇELİŞİR


- Şu anda Tekirdağ’da ticaret ve sanayi odası var. Sanayici sayısı 1700, diğer meslek grupları 10.000 civarında. Burada sanayicinin yönetime gelme ihtimali sıfır gibi bir şey. Sanayicinin sorununun buralara gelmesi beklenemez. Ticaret erbaplarının istekleri ve eğilimleri buralardaki yönetimlere hakim oluyor.

- Genel olarak ticaret erbabıyla sanayicilerin menfaatleri çelişir.  Birbirlerine bağlı oldukları yerler de vardır. Ticaret üretim üzerine kurulmaz, bir malın bir yerden bir yere sevki, pazara sevk etmek üzerine kuruludur. Türkiye’de tüccarlar ağırlıklı olarak ithal mal piyasaya sürerler. Sanayide ise bir fiili üretim vardır. Daha riskli bir işe giriyor, daha yüksek sermaye koyuyor. Sabit yatırımı yüksektir, para kazanmadan işin başında yatırıma koyduğu miktar çok yüksektir. Dolayısıyla riski yüksektir. Böyle bir şeyin desteklenmesi için daha farklı politikaların üretilmesi lazım. Tüccarların ise üretim çok umurlarında değildir. Örneğin Çin’den getirirler. Çin’de ucuz maliyetle üretilmiş yüz binlerce çeşit mal var. İstanbul Sultanhamam, Mercan Yokuşu’nda, bir tane Türk malı bulamazsınız, hepsi Çin malıdır. Tüccar için o konuda problem yoktur. Sanayici için problem vardır.

BEKLENTİLERİ FARKLI


Türkiye genelinde her yerde Ticaret ve Sanayi Odalarının ayrılmaları gerekir. Dolayısıyla ikisinde farklı şeyler var. Hem İstanbul Ticaret Odası’nın, hem de İstanbul Sanayi Odası’nın açıklamalarına şahit oluyoruz. İkisinin de konuşmaları, beklentileri farklı. Hükümetten de beklentileri farklı. Zaten hepsini bir arada tuttuğunuzda herkes kendi menfaatini kolluyor. Bir yerde bu menfaatler çelişiyor. Bu iş kanunda yapılacak bir düzeltmeyle çözülebilir. Türkiye boş tartışmalarla zaman kaybediyor. Büyümede, gelişme hızında 2023 hedefleri doğrultusunda çalışırsak çok önemli kazanımlar sağlarız. Hedefleri birebir gerçekleştiremesek de ihracatımız 500 milyar dolar değil, 300 milyar dolar olur. Ama yeter ki bu yola gidelim.

Bir yapısal dönüşümle sanayinin kendi içinde revize edilmesi lazım, girişimcinin bakış açısının revize edilmesi lazım. Yepyeni bir dünya var. Bu yeni dünyada nasıl bir rekabet yapısı ile ayakta duracağız bu da iyi değerlendirilmeli.

İNOVASYON KOLAY İŞ DEĞİL


- İhracata konu ürünlerin kilosundan ne kadar para kazanıldığına bakılarak artık daha değerli, inovatif ürünler ihraç etmek ve bunun için de sıkı çalışmak gerektiği vurgulanıyor. Sizce bu iş kolayca çözülebilir mi?


- Bazen moda kavramlar ortaya çıkıyor.  Transformasyon, vizyon, misyon gibi. Hususiyetle İngilizceden gelen kelimeler kullanırlar böyle şeylerde. İnovasyon dediğimiz şey yeniliktir. Sanayide inovasyon dediğimiz şey çok fazla sermaye birikimi isteyen, süreç inovasyonudur ki o öyle herkesin kolay kolay yapacağı şey değildir. Küçük ölçekli, orta ölçekli sanayicinin inovasyona ayıracağı fonu yok. Çünkü inovasyonda bahsedilmeyen şey şu, para koyduğunuzda başarı elde edeceğiniz garanti değildir. Elde etseniz bile o sonucun ne olacağı belli değil. Yatırımda hangi makineden ne satın alacağınızı bilirsiniz. O makine gelir ama o makinadan ürettiğiniz maldan kar elde etmeyebilirsiniz. İnovasyonda ise bir fikre yatırım yapıyorsunuz ve o fikir gerçekleşmeyebilir. Yani para verip karşılığında makine bile alamayabilirsiniz. Böyle bir belirsizlik var. Buna çok zaman gerekiyor,  bazen 10 yıl sürüyor çalışmalar. Dolayısıyla öyle herkesin dediği inovatif düşünce kolay bir şey değildir.

Batıda bugün inovasyon dediğimiz şey büyük fabrikalarıyla Ar-Ge şirketleriyle yapılıyor. Dev kurumlar var. Özellikle ABD’de büyük sermayeli işletmelerin ayrı inovasyon fabrikaları var. Doktoralı adamlar çalışıyor orada. Kendi üretimlerine kendi hedeflerine yönelik yeni üretim süreçleri, yeni üretim teknolojileri geliştirmeye çalışıyorlar. Bu ancak devlet desteğiyle ve devletin öncülüğüyle yapılır.

Riski yüksek olduğu için en büyük firmalarımızda bile yeterli inovatif yatırımları göremiyoruz.

ÜRÜN İNOVASYONU KAZANDIRIR

- Üreticilerin ve satıcıların, ürün ve mallardaki bazı eksikliklerin farkına vararak, faydalı kimi değişikliklerle satışlarını artırmaları da inovasyon kapsamında sayılmaz mı?

- Evet, esas olan, en çok para getiren, ürün inovasyonudur. Adam simitten pizza benzeri bir şey yapıyor. Girişimci yatırımcılık dediğimiz, girişimci kültürünün en çok yansıdığı yer ürün inovasyonudur. Çok büyük masraf yapmaya gerek yoktur.  Çiğköfteyi hamburger ekmeğinde ABD’lilere sunmayı akıl ederseniz bu çok ciddi inovasyon oluyor. Bizim çiğköfteciler hamburger ekmeğinde çiğköfte satıyorlarmış oralarda en çok da Çinliler yiyormuş. Dürüm yerine oraya uygun bir yemek, bu bir inovasyon. Bunları herkes yapabiliyor, bunun için eğitime gerek yok, biraz piyasayı okuyabilme yetiyor. Biraz da yaratıcı zeka, ticaret zekası olması gerekiyor. Bu da öğretilebilecek bir şey değil.

Tabi ki yeni teknoloji şart ama teknoloji geliştirmek ayrı bir şey, bunu da devlet yapar Türkiye’de. Ya da yabancı firmaları bu konuda getireceksin sana teknolojiyi öğretecekler. Yabancı firmalarla anlaşırken teknoloji transferini sağlamamız lazım. Nükleer santralde böyle bir anlaşma oldu.

Şu anda 300’e yakın personelin Rusya’da eğitim gördüğü söyleniyor. Bu bir şekilde teknolojinin transferi demektir. Bizim bunu sanayideki tüm sektörlerde sağlamamız gerekiyor. Bunu özel girişimci yapamazsa devlet çok rahat yapabilir. Her şeyde inovasyonu ön plana sunmak politikacının kolaya kaçış yoludur.

2023 HEDEFLERİ ZORLAŞTI


- Yine inovasyon beklentisi içinde makine sanayiinde iddialı hedefler konuldu değil mi?


- Evet. Makine sanayi sektörü çok önemli bir sektör. 2023 hedefleri içinde 100 milyar dolarlık makine sanayi ihracatı yapılacak diye hedef kondu. Bu gerçekleşebilir mi? 100 milyar dolarlık ihracat yapabilmemiz için 7-8 tane 10 milyar dolar ihracat yapan firmaya sahip olmamız gerekiyor. Bunun teknolojiyle falan ilgisi yok bizatihi büyük ölçek ve sermaye birikimiyle ilgisi var. Kalan firmalar yine 8-10 tane orta büyüklükte firma olur ama bunun anlamı geri kalan firmaların hepsinin tasfiye olması demek. Bunu nasıl yapacaksınız, 100 binlerce insan işsiz kalır. Buna yönelik çözümler oluşturulmalı.

Almanların Prodüksiyon Birliği gibi Üretim Birliği kurulabilir. Yani tek elden satın alma yapan, aynı üretim tesislerini kullanan, küçük küçük sanayilerin sermayelerini kullanan, bir araya getiren devasa üretim birlikleri olur. Bunu da organize etmek devletin işi. Ölçek problemlerimiz var. En önemlisi kimi çalıştıracağım buralarda, ara eleman da teknik eleman da sayı olarak yetersiz. Bütün ekonominin temel sıkıntısı bu.

ÜRETİM TEKNOLOJİLERİ DEĞİŞİYOR


- Genel dünya ekonomisine bakalım mı? Dünyada neler oluyor, neler değişiyor?  Avrupa neden bu durumda? Yunanistan’daki seçimler Avrupa’da bir şeyleri değiştirir mi?

- Bunu birkaç düzlemde ele alabiliriz. Dünyada teknoloji değişiyor. Küresel bağlamda bir üretim sisteminden başka bir üretim sistemine geçiş var. Bununla birlikte ortaya siyasi kutuplaşma çıkıyor. Bir de AB neden başarısızdır, AB bu haliyle neden ayakta duramaz? Mesela Yunanistan AB’nin çarpık yapısıdır.


Teknolojik değişim, süreç inovasyonu dedik ya, bunun bir paradigma halinde bütün iktisadi hayatı değiştirecek şekilde değişmesi demek. Teknolojik değişim bir ekonominin tüm unsurlarını birden değiştirmiyor, önce öncü sektörler değişiyor. Öncü sektörler belki daha önce olmayan sektörlerdir. Bu, dijital teknoloji, 1970’lerin sonundan itibaren hayatımıza dahil olan, cep telefonları, bilgisayarlar falan bu dijital unsurlardır. Ama hayatımızın tümünü değiştiriyor. Mesela CNC tezgahlarda program yazılıyor, takır takır kalıplar şekilleniyor, ondan sonra program değiştiriliyor, ona göre yeni üretime geçiliyor. Eskiden öyle değildi, devasa üretim tezgahları kurulurdu, daha emek yoğundu. Birisi kavanozları sıraya koyar, diğeri kavanozun içini doldurur, diğer bantta kavanozun kapağı kapatılırdı. Şimdi CNC tezgahlarda çok daha hızlı yapılıyor ve daha fazla çeşit üretim oluyor. Mal hacmiyle birlikte mal çeşitliliği de artıyor. Sonuçta, firmaların en düşük maliyetle en ideal üretimi yapabilmeleri için ulusal pazardan çok daha büyük pazarlara ihtiyaç duyuluyor. Dolayısıyla bu teknolojik değişimin oluşturduğu en önemli unsur küresel güçlerdir.  

MALA ULAŞIM KOLAYLAŞTI

- Teknolojik gelişmeler üretim ve pazara ulaşmada çığır açtı…

- Teknolojik değişim tüketicilerin aynı zamanda birden fazla pazara hızlı bir şekilde ulaşmalarını sağladı. Ve bu teknolojik değişim ulaştırma maliyetlerini neredeyse sıfırladı dünyada. Dünyanın her tarafındaki tüketicilerin dünyanın her tarafındaki mala ulaşmalarının imkanı artıyor. Satın alma güçleri artıyor ve ulaştırma maliyetleri sıfırlanıyor. Bu ciddi bir şekilde küresel mal piyasası oluşumu için altyapıdır. Dünyada buna yetecek dolar da var. ABD’nin ihtiyacının neredeyse 20 misli para dünyada dolaşıyor dolar bazında. Bu, serseri para, karşılıksız basılmış serseri para. İnternet vasıtasıyla, bunu bir anda bir kıtadan bir kıtaya aktarma mekanizmanız var. Dolayısıyla yeterince satın alma gücü yaratacak fazla fon var. Üretim kapasitesi artmış, talep de artmış bunları birleştirecek ulaştırma maliyetleri de azalmış. Bunun sonucunda oluşuyor liberalleşme formları, dünyanın globalleşmesi, gümrük duvarlarının indirilmesi. İşte bu süreç soğuk savaşı ortadan kaldırdı. Sovyetler Birliği, ABD ile rekabet edemedi. Sovyetler Birliği de demir perde ülkeleri sürece dahil oldu.

BÖLGESEL İŞBİRLİKLERİNİN ÖNEMİ ARTTI


- Bu kadar büyük çapta ve değişik bölgelerde geçerli üretim patlaması, herhalde tek tek ülkeleri de zorlamaya başlamıştır değil mi?


- Bugün bir milli devletin Merkez Bankası ve Maliyet Bakanlığıyla bu bilgi akışını kontrol etmesi mümkün değil. Onun için milli devletin çok daha üstünde büyük bölgesel bütünleşme hareketleri başladı. Bütünleşme hareketleri, entegrasyon hareketleri, coğrafi kültürel yakınlıkla ve iktisadi menfaatle siyasi ideolojiyle bağlantılı olabilir birçok sebebi var. Ama dünyada şöyle bir gelişme var. Batı Avrupa bölgesinde AB olgusu var. Bu tarafta Avrasya Bloğu şeklinde şekilleniyor. Daha büyük ‘mafyatik’ sanayi teşekkülü şeklinde oluşan Çin ve Rusya biraz farklı bir blok halinde çıkıyor. Güney Amerika’da hem kilise hem işçi sendikaları birlikte hareket ediyor. Bunların hepsinin ortak özelliği kapitalizmin kurallarını benimsemeleri. Ülkeler bilgi ve para akışlarını kendi başlarına yönetemedikleri için büyük birlikler oluşturuyorlar. Stratejik önemi de var askeri açıdan. Büyük birliklerle küresel dalgaları kontrol etmeye çalışıyorlar.   

                                                                                                                  

Bunun dışında kalan az gelişmiş ülkeler var. Maalesef kapitalist sistemin mantığı budur, en altta kalanın canı çıksın. Az gelişmiş ülkeler unutulmuş durumda. Kuzey Afrika’nın altındaki kesim, burası unutulmuş durumda. Güneydoğu Asya ülkeleri unutulmuş vaziyette. Bir de bu boşluğun geri kalan kısmı İslam dünyası. İslam dünyası bir birlik içinde olmadığı için bunlar küresel sisteme de kapalıdırlar.

ORTADOĞU PAZARI ÇOK BÜYÜK

- ABD dünyanın her köşesine hükmetmek istiyor?

- ABD nasıl bakar? Bilgi akışı var, para da var bunu kontrol etmem lazım diye bakar. Nasıl kontrol edeceğim? İşte anlaşmaya gidiyorlar, Akdeniz bölgesinde büyük birliktelikler oluşturuluyor, bilgi ve para akışı kontrol altına alınıyor. Alınamayan tek yer İslam dünyası. Casusların, canilerin, katillerin cirit attığı ülkeler neresi, İslam dünyası. Şimdi burada tek bir ülke var bütün küresel sisteme kurumlarıyla entegre olmuş o da Türkiye. ABD ve Batı bloğunun düşüncesi şuydu: Türkiye model ülke, İslam dünyasını şu şekilde dönüştürelim. Terörizme karşı haçlı seferi düzenlediler. Irak’ta bir milyon insan öldü. Afganistan’da yüzbinlerce insan öldü, sonuç sıfır.

Sonra Barack Obama doktrini geldi. Bu Arap baharı hikayesi. Bu ülkelerde Türkiye benzeri demokratik ama İslamla barışık, ılımlı İslam dedikleri piyasa ekonomisini kurmak istiyorlar. Başta dediğim gibi üretim fazlaları var, bunu satacak piyasa arıyorlar. 300-500 milyonluk devasa Ortadoğu pazarı var. Bunların ciddi petrol kaynaklarına sahip belli bir kısmı, o petrol ülkelerinde Arap baharı gerçekleşmiyor. Demokrasi kadın hakları falan yok. Batı bloğu Ortadoğu’ya öyle bakmıyor. Hepsi açılsın, üretim yapmasınlar, bizde üretim fazlası var zaten, bizden satın alsınlar. Nasıl satın alsınlar? Bizde fazla para da var borç verelim, bize hem faiz ödesinler hem kar ödesinler, diyorlar. Gerekirse buradaki ucuz iş gücünü de kullanırız. Çin 20 cente adam çalıştırıyorsa biz de 10 cente adam çalıştırırız. Onun için buraların açılması lazım açılması için savaş açtılar olmadı. Arap Baharı ABD’nin itibarını da düşürdü. Bu anlamda Türkiye’nin AB seçimi doğru ama sonuç ne olacak göreceğiz.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner98

banner97

banner96

banner95

banner91

banner90