Öne Çıkanlar GİRAY DUDA Türkonfed Global Sanayici Arçelik Üretim Koordinatörü Alp Karahasanoğlu Necat Öney

‘Türk futbolunda klasik yöntemlerle kulüpleri yönetmek kolay değil’

GİRAY DUDA

Yüz milyonlarca kişinin yaşamının merkezi haline gelen futbol, dünya çapında inanılmaz büyüklükte kaynak yaratıyor ve kullanıyor. Çin ve ABD gibi dev ülkelerin son dönemdeki ataklarıyla yıldan yıla hızla büyüyen futbol ekonomisinin Türkiye ve dünyadaki durumunu, bugününü ve yarınını futbol ekonomisti Tuğrul Akşar ile konuştuk.

- Tuğrul bey sizinle birkaç yıl önce yaptığımız konuşmada futbol ekonomisinin geleceği ile ilgili söylediğiniz her tahmin ve ortaya koyduğunuz projeksiyon büyük bir isabetle tuttu. Türk futbolu, belki de tarihinin en karışık, ekonomik yönden en kötü dönemini yaşıyor. Neden böyle oldu?

- Elbette bunları görebilmek için kahin olmanıza gerek yok. Birazcık dünyayı takip ediyorsanız, gelişmeleri izliyorsanız ne olabileceğini öngörebilirsiniz. Yani işin özünü biliyorsanız, futbol dünyasında olup bitenlerin de farkında iseniz neyin olabileceğini, neyin olamayacağını kestirebiliyorsunuz. Benim avantajım şu. Ben dünyayı ve içerideki gelişmeleri çok sıkı takip ediyorum.

Bir de bakış açımı etkileyecek, kararımı değiştirecek bir ilişkim olmadığı için çok daha objektif  bakış açısına sahip olabiliyorum. Hiçbir kimse ve kurumla organik bağım yok. O yüzden gördüğümü, öngörümü söyleyebiliyorum. Çok zor bir şey değil.

2003 YILINDA KULÜPLERİ UYARMIŞTIM

Geçenlerde yazılarımı topladım. 2003 yılında bir yazı yazmışım. O zamanki adı UEFA finansal fair play değil, UEFA kuralları idi. UEFA kuralları çok kulübün canını yakabilir, son güne kalmadan bu konuda önlem almanız gerekir, demişim. Kulüplerimizi çok zor günler bekliyor, diye yazmışım. Aradan 13 yıl geçti. Daha farklı şeylerle de karşılaştık. O zaman UEFA kurallarını hiç kimse bilmiyordu. Futbol kulüpleri kendilerine çeki düzen vermeliler, bu borçlanma düzeyiyle, bu yönetsel yapı ile gidersek ileride karşılaşacağımız sorunlar bize ciddi sıkıntılar yaratır, bu sıkıntıların altından kalkabilmek için yol yakınken önlem almalılar demişim. Bakın o zaman yazdığım yazının başlığı şöyle: Takımlarımızı bekleyen tehlike UEFA kriterleri.

Geriye dönüp baktığımızda, iktisadi anlamda, mali anlamda, yönetsel anlamda neredeyse hiç yol alamamışız. Çok üzüntü verici bir şey bu. Hiç yol alamamışız.

GELİR MİKTARI YÜZDE 360 ARTTI

- Evet, bu konu yıllardan bu yana sayısız kez konuşulup yazılmasına rağmen, en büyüklerinden en küçüklerine kadar tüm kulüpler aynı kötü durumda. Futbol Federasyonu da onlardan farklı değil. Deloitte’un, ileriki sayfalarda yayınladığımız Futbol Ligi raporu var. Avrupa Para Ligi’nin en büyükleri sürekli olarak gelirlerini artırıyorlar. Türkiye’deki büyük kulüpler de gelirlerini artırıyor ama bir türlü zarardan da kurtulamıyorlar. Kulüplerin gelirleri, futbolun daha iyiye gitmesine, esenliğe kavuşmasına neden yardımcı olmuyor?

- Burada ilginç olan nokta şu. Türk futbolu, son 15 yılına baktığımızda iktisadi anlamda gelirlerini artırmış durumda. 150 milyondan 750 milyon liraya çıkardı. Yüzde 360 dolayında bir gelir artışı var. Ama kulüplerin hemen hepsi finansal darboğaza düştüler. Gelirleri artmasına rağmen giderleri daha çok arttı. Zaman içerisinde bu giderleri karşılayacak yeni gelir sağlamakta da zorlandılar. Makas terse açıldı, darboğaz uçuruma döndü. Kulüpler buradan kurtulamadılar.

Bir başka konu da kulüp futbolu bazında 2000’li yıllardaki başarılar tekrarlanamadı. Yani iktisadi olarak gelirlerimiz artarken finansal darboğaza düşmüşüz, sportif performansa da ulaşamamışız. Son 15 yılın kısa özeti budur.

Parasal gelirler bu kadar artarken Türk futbolu sportif anlamda neden başarılı olamıyor. Türk futbolu bu dönemde finansal olarak neden düzlüğe çıkamıyor. Bunların arka planına baktığınızda, Türk futbolunun kendisini güncelleyemediği, reorganize edemediği görülüyor.



YÖNETİMLER YETERSİZ KALDI

Yönetimler, gelişen ekonomik koşullara uyum sağlayamadı, karşısına çıkan çok önemli problemleri çözemedi, bunları çözebilecek yetkinlikte kulüp yöneticileri maalesef işbaşına gelemedi, bunlar olmadığı için de bu kaynaklar yerinde kullanılmadı ve çarçur edildi. Gelirleri sürekli artırmak mümkün olamadığı için, giderleri de her zaman kısamadığınızdan dolayı bu, genel performansa olumsuz yansıdı. Bu, çok net bir şey. İstikrarlı bir gelir artışını sağlarsanız, bu sizi sportif anlamda da yukarıya taşıyor. Ama bu gelir artışının yerinde kullanılabilmesi için de yönetim yeniden organize olmalı. Yani klasik, konvansiyonel yöntemlerle futbol kulüplerini yönetmek çok kolay değil. Rekabetin koşullarını, dünyayı anlayacak ve kendisini buna göre konumlayacak bir yönetsel anlayış gerekli. Kurumsal yönetişim futbol kulüplerinde egemen yönetim biçimi haline getirilemediği için kazanılan paralar har vurup harman savruldu. Bir süre sonra da artık futbol kulüpleri oyuncuların bonservis bedellerini bırakın aylık ücretlerini ödemekte zorlanır hale geldiler.

DEVLETİN DESTEĞİYLE YAŞIYORLAR

Bu durumda Devlet yine devreye girdi. 150 milyon dolar olan naklen yayın gelirlerini 350 milyon dolara çıkardı. Kulüplerin cebine hak etmedikleri bir parayı koydu. Bu yetmedi, sponsor oldu. Türkiye’de futbolun ana sponsoru devlettir. Baktığınız zaman bunu net olarak görürsünüz. Futbol kulüpleri böylece, bir süre sonra devletin desteğini alarak yaşamlarını sürdürme alışkanlığına sahip oluyorlar. Bu da sportif ve yönetsel bir tembellik içine girmelerine yol açıyor. Kulüp yöneticilerinin yönetsel hataları kulüp kongrelerinde aklanıyor, ibra ediliyor.

İBRA VE DENETİM MÜESSESESİ ÇALIŞMIYOR

- UEFA’nın kulüplere belli sınırlamalar getirmesine rağmen, Türkiye’de devlet, kulüplere, siz istediğinizi yapın, size vergi kolaylığı da getiririm, sponsorluk da sağlarım diyor. Ayrıca neden genel kurullarda önceki dönem hata yapanlardan hesap sorulmuyor.

- Kurumsal olarak ibra müessesesi çalışmıyor. İbra, adı üstünde aklamak demektir. Bir takvim yılı ya da bir dönem sonunda yönetim kurulunun yaptıklarıyla ilgili hesap vermesidir. Genel kurullarda delegeler her zaman yönetim kurullarını aklıyor. Yani ibra kurumu çalışmıyor. Bu kadar borç batağına batmış, kulübün kaynaklarını çarçur etmiş ve bunun karşılığında herhangi bir sportif performansa ulaşamamış bir yönetim için, ‘Bunlar bizdendir, onları yönetsel olarak ibra etmeyelim ama mali olarak ibra edelim’ denilerek ‘kol kırılır yen içinde kalır’ mantığıyla hareket ediliyor. Genel Türk kültürüne uygun bir davranış tarzı.


BORSA ŞİRKETLERİ AYRI, KULÜPLER AYRI

- Büyükler aynı zamanda borsa şirketi. Daha şeffaf ve yatırımcıya güven verici biçimde davranmaları gerekmez mi?

- Bunlar borsa şirketi değil. Şu açıdan değiller. Biz kulüpleri konuşuyoruz. Borsa İstanbul’da hisseleri işlem gören Sportif AŞ’lerin ana ortakları spor kulüpleri dernekleri. Bunların adları Sportif AŞ’dir ama hissedarlara baktığınız zaman altın hissedarları ve ana hissedarları Galatasaray Spor Kulübü Derneği, Fenerbahçe Spor Kulübü Derneği veya diğer derneklerdir. Onlar Sermaye Piyasası Kurulu’na tabi ticari şirketler.

DERNEK YAPISIYLA YÜRÜMEZ

Bir de bu kulüplerin sahipleri olan spor kulübü derneklerin yaptığı olağan veya olağanüstü genel kurullar var. Bizim konuştuğumuz, asıl sorun yaşanan yer burasıdır. Dernek yapısı içinde bugüne kadar alışılagelmiş tarz ve davranışları sürdürüyorlar.

Sportif anlamda takımların gücü, yeteneği ne ise rekabette bir sonuca ulaşıyorsunuz. Yeniyorsunuz veya yeniliyorsunuz. Rekabet yeşil sahalarda var ve siz orada mücadele ediyorsunuz.

İktisadi, mali gelir anlamında, finansal anlamda da rekabet var. Çok gelir yaratmak için yeni kaynaklar peşinde koşuyor, ürünler çıkarıyorsunuz. Fakat şunu anlamıyorum. Bu kadar rekabetin olduğu yerde finansal olarak sıkıntı ve darboğaz içinde olan kulüpler neden kollanır? Bırakın rekabet çalışsın. Siz o kadar yönlendirme yaptınız, vergiyi almadınız, sosyal güvenlik primini ötelediniz. Bunlar aslında kamu kaynaklarının haksız ve sosyal adaleti de yaralayacak biçimde harcanmasıdır. Bir kere devletin bunu yapmaya hakkı yok. Bunlar amatör kulüpler değil, profesyonel futbol kulüpleri.

DEVLET REKABETİ MANİPÜLE EDİYOR

- Küçük kulüplere de belki aynı hakları tanısanız da sonuçta büyük kulüpleri önemli miktarda, haksız biçimde desteklemiş oluyorsunuz.

- Efendim, Türkiye’de sportif anlamdaki rekabet de düzenleniyor. Bu şu demektir. Gelir kaynaklarını böyle adil olmayan biçimde kullanırsanız, üç kulübü kollayıp diğer 15 takıma da bunlarla rekabet edin derseniz, aslında orada rekabeti regüle, manipüle etmiş olursunuz. Devlet eliyle rekabet yeniden örgütleniyor.

SPORTİF BAŞARISI OLMAYANA KAYNAK AKTARILMASIN

- Yani bu kulüpler kollanmış oluyor.

- Elbette kollanıyorlar. Nasıl kollanıyorlar? Stat yeri veriliyor, vergi borçları affediliyor, sigorta borçları öteleniyor, borsada bir takım işlemler yapmasına izin veriliyor. Bunların yönetsel olarak ibra edilmesine ses çıkarılmıyor. Sponsorluk anlamında bir takım vergisel avantajlar getiriliyor. Bütün bunların hepsi spor adına dense de belirli kulüplere gidiyor. Bunlar, aslında rekabetin serbest yapılmadığının, manipüle edildiğinin bir göstergesi. Yapacaksan, Türkiye’deki tüm kulüpler için yap. Bunlar senin verdiğin kaynakları iyi kullanmıyorlarsa, çarçur ediyorlarsa, sonunda da sportif başarı gelmiyorsa bunlara kaynak aktarmakta ısrar etme. Ne halleri varsa görsünler. Kamunun kaynaklarını, sosyal adaleti bozacak biçimde neden bu kulüplere transfer ediyorsunuz. Çünkü bunu yaptığınız sürece bu kulüpler, ekonomik rahatlık, tembellik içine çöküyorlar. İlave gelir yaratma yeteneğine sahip değiller.


AVRUPA’DA NEDEN BAŞARIN YOK

Türkiye’de zaten üç büyük takımın şampiyon olma ihtimali üçte bir oranında. Her yıl zaten üç takımdan birisi şampiyon oluyor. Eğer kıstas Türkiye şampiyonluğu ise bu takımlar başarılı. Ama günümüz endüstriyel futbolunda lokal başarı yetmiyor. Sen Avrupa’da ne durumdasın. Bu kadar destek almana rağmen Avrupa’da neden sportif başarı ortaya koyamıyorsun. Ben bunu sorguluyorum. Sen Türkiye’de zaten şampiyon olacaksın. Nüfuz alanın çok geniş ve taraftar tabanın da çok büyük. 45-50 bin kişilik stadın var. Medya gücü elinde. Siyasi olarak da destek görüyorsun. Burada şampiyon olamazsan bu zaten senin hatan.

İLERİYE DÖNÜK STRATEJİLERİ YOK

Önemli olan Edirne’nin ötesinde ne yaptığın. Oralarda bu kulüplerin stratejik gelişme planları yok. Bu planlar olmayınca karşımıza şu çıkıyor: Türk futbolu kulüp bazında da üst düzeyde de iyi yönetilmiyor. Bırakılsa su yolunu bulur ama o da bırakılmıyor. Futbola müdahale arttıkça bu bir hak gibi görülmeye başlanıyor. Bunlara girilince bu işin içinden çıkma ihtimali ortadan kalkıyor. Kısacası, bugün Türkiye’de futbolun iktisadi ve finansal gelişimi ile sportif gelişimi arasında tersine açılan makas söz konusu. Futbol kulüpleri artan gelirlerin ileriye dönük stratejik kullanımı için planlar yapmadıkları için, kurumsal yönetimleri egemen yönetim biçimi haline getirmedikleri için, 20-30 yıl öncesinin yönetim anlayışıyla bugünün parasal gelişmesini yönetmeye kalkıyorlar. Bu da olmuyor. O zaman elbise dar geliyor. Bugün artık futbol sadece bir sportif organizasyon değil ki. Futbol aynı zamanda bir finans problemidir. Bu finans işini çözemezseniz başarılı olma şansınız yok.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner98

banner97

banner96

banner95

banner91

banner90