Öne Çıkanlar ÇOSB ISO 50001 Schulman Plastik ÇOSB Ergene Havzası arıtma çamuru yönetimi Endüstri 4.0 KPMG TÜRKİYE Sinem Cantürk

Türkiye ekonomik saldırıya uğradı

GİRAY DUDA

Yeni yıla girerken, iş dünyasındaki herkes, önümüzdeki aylarda bizi nelerin beklediğini merak ediyor doğal olarak. Dünyada ve Türkiye’de, ekonomide geçen yılki gelişmelerin anlamını ve 2019’a ilişkin beklentilerini, Piri Reis Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Oral Erdoğan’a sorduk.

- 2018 yılı sonunda dünya ekonomisi ve tabii ki Amerikan ekonomisi nasıl gözüküyor? Manzaraya sizin açınızdan bakınca bize neler anlatırsınız? Kısa süre önce tartışmalı bir faiz artışı yaşandı. FED’in kararlarına ABD Başkanı Donald Trump sertçe karşı çıktı. Durgunluk ve enflasyon kaygıları çatıştı, çatışıyor. Sizce ABD ekonomisinin durumu nasıl?

- Dünyadaki gelişmeleri, tarihi gelişmeleri dikkate alıp bir sentez yaparak yorumlamak mümkün. Her bir yılın ekonomisini, örneğin 2018’i yorumlamak için geçmiş tecrübeleri dikkate alarak bir neticeye varmaya çalışıyoruz. 2018’de yaşadıklarımızı ne kadar değerlendirebilirsek ona göre de 2019’u ve 2020’yi tahmin edip değerlendirebiliriz. Burada amacımız geleceği kahin gibi anlamaya çalışmak değil, olasılıkları ortaya koyup kendi tedbirlerimizi, hedeflerimizi, çalışmalarımızı planlamaktır. Birey olarak, devlet olarak, şirket olarak, olasılıklara göre A Planı, B Planı, C Planı ne olabilir diye düşünüyoruz. Bu işin en önemli noktası, herkesin bildiği gibi ekonomik anlamda bugün yaşıyor isek ve gelecekte de yaşayacak insanlar olduğumuza göre ölünceye kadar üretim, tüketim, yatırım, tasarruf kelimeleriyle harmanlandığımız bir süreci konuşuyoruz.

GLOBAL İHRACAT ARTIŞTA

2018’i anlamak isterken önce birkaç küresel veriyi değerlendirmemizde fayda var: Dünyada mal ihracatı 2017’de yüzde 10 artarak 17.7 trilyon dolar hacminde gerçekleşmiş. 2018’de ise yüzde 10.7 artışla 19.6 trilyon dolara yükselmesi bekleniyor.

- Ortalama yüzde 10’luk artış ilk bakışta oldukça iyi gözüküyor.

- Yani 2018 yılı dünya ticareti açısından olumlu geçmiş. Bu rakamlar değer bazında. Miktar bazında daha da artıyor. İşsizlik açısından baktığımızda, 2018 yılında, ABD’de yüzde 3.8 civarında, Euro bölgesinde yüzde 8.3’de ve gelişmiş 7 ülkede (G - 7) yüzde 4,6 düzeyinde oranlar görüyoruz. Ama bir Güney Afrika’ya baktığınızda yüzde 28, Yunanistan’da yüzde 20 gibi çok olumsuz tablolar da var.

2018’le ilgili mal ihracatını değerlendirdiğimizde yüzde 15 enerji ve maden, yüzde 10 tarım, yüzde 5 diğer ürünler ve yüzde 70 mamul ürün ihracatı görüyoruz. Yani tüketim bazlı, mamul anlamında ihracatın yüzde 70’lerde olduğunu anlıyoruz.

Borsa endekslerine de göz atalım. Gelişmiş ülkelerde yüzde 6 gibi bir kayıp, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 16 dolayında bir düşüş var.

PETROL NEDEN GERİLİYOR?

Dünyayı yorumlamak için, bu verilere birkaç tamamlayıcı fiyat verisi eklememiz gerekiyor. Aralık 2018 itibariyle altın fiyatı 1.290 dolar civarında. Uzun süredir bu seviyelerde altın.

Buna karşılık petrol 50 dolara doğru geriledi. Bu yıl içinde 80 dolar düzeyinden buraya geldi. Demek ki altın hemen hemen aynı seviyede iken petrolde ciddi düşüş var. Yani daha rezerv amaçlı tutulabilecek altını tutuyoruz. Aslında altına hücum da görünmüyor. Ama tüketim ve yatırımın temsilcisi petrolde ise aşağı yönlü hareket var. Yani bir daralma sinyali mi geliyor? Eğer öyle ise altında ani yükselmeler gelebilir mi? Gelirse bu bir savaş sinyali olabilir mi? Altını manipüle edebilmek için bu bir tuzak mıdır, kazanç sağlamak, rant yaratmak için. Bu tür sorular aklımıza geliyor.

Aralık 2019, yani bir sene sonrası için Euro/Dolar paritesi 1,18 olarak fiyatlanıyor. Şu anda 1,14’lerde.

AMERİKAN EKONOMİSİ BIÇAK SIRTINDA

- Peki 10 yıl önce ABD’de konut kredilerinin geri ödenememesi ile patlayan krizi yaşadık. Konut fiyat endeksleri bugün için neler söylüyor?

- Amerika’nın Case Shiller konut fiyat endeksi 2008 krizinde 185’lere kadar ulaşmıştı. Şimdi geldiği yer 206. Yani sonradan bir çok ekonomistin de gördüğü, Case Shiller endeksi 2006 yılından sonra aşırı biçimde yukarıya gittiğinde aşağı kırılması ciddi bir resesyon kaygısıydı. Subprime Mortgage Krizi deniliyordu. Şimdi ise Amerika için o kritik denilen düzeyin üstüne gelmiş, ısınmış bir ekonomiyi konuşuyoruz. Aynı anda da Merkez Bankası (FED) aşırı ısınmaya karşı ‘ben faizleri artırıyorum’ diyor. Ama kısa vadeli faizleri aşırı artırma noktasına gelmiş iken uzun vadeli faizleri aşırı artıramadı. Kısa ve uzun vadeli faizler arasındaki açıklık (spread) daraldı. 2006’da da spread daralmıştı hatta hemen ardından kısa vadeli faizler uzun vadelinin aşağısına gelmişti. Bunlar bir resesyon sinyalidir zaten.

Yani şu anda Amerikan ekonomisi bıçak sırtında. Arada kaldılar. ‘Ya biz fazla ısındık, faizleri artırmalıyız ama artırırsak bu kez de resesyon yaşayacağız’ diye düşünüyorlar. Bu bence dünyanın ve 2018’in kritik noktası : Amerikan ekonomisi ikilemde.

Buradan devam edersek, örneğin, Amerika’daki tahvil verim eğrisi şu anda yüzde 2,33’ler civarında. Bir yıl sonrası da çok artacak gibi görünmüyor. Orada da 2,38’ler görünüyor. Yani çok yakın. Verim eğrisi, ‘biz resesyondan kurtulacağız’ mesajını vermiyor. Sorguluyorum, acaba Amerika 2019 sonu, 2020 yılı başında bir ‘yumuşak resesyon’ geçirebilir mi?

Bu arada FED’in politikasına da değinirsek, bu ikilem, kurumsal bazda, FED ile ABD Başkanı arasındaki ikilemi de ortaya koyuyor. FED, ‘faizi artıracağız çünkü ısınma var’ diyor. Başkan da ‘fazla artırırsan bu zaten sıkıntının kendisini yaratacak.” diye karşılık veriyor. İki taraf da haklı oluyor. O yüzden bu tartışma yeni gerilimler getirir. Bu ikilemler hayra alamet olmayabilir.

ÇİN DÜNYA TİCARETİNİ DOMİNE EDİYOR

- Sonuçta politikacılar hızlı büyümeyi, ısınmayı sever. Trump bu açıdan haklı. FED ise doğal olarak üstüne düşen görevi hakkıyla yerine getirme kaygısı içinde.

- 2017 – 2018 yılı itibariyle dünyada kabaca GSYİH’lerin toplamı 80 trilyon dolar civarına gelmiş. Bunu yaratan birinci ülke ABD, ikincisi de Çin.

Cari hareket açısından baktığınızda ise Çin açıkça öne çıkıyor. Anormal ihracatçı olarak dünyada ticareti domine eder hale gelmiş durumda. Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne üyeliği ile birlikte ticarette muazzam bir yükselişi var. O günlerden bugünlere gelirken arada tabii ki bir takım gelişmeler yaşandı. Kritik faktör, Amerika, Japonya, Kore, Çin gibi diğer ülkeler kendisine ihracat yapan, üreten ülkeleri tercih ediyordu. Tabii Çin böylece ticarette öne çıkmış oldu.

ABD VE AVRUPA ÜRETİMDEN SOĞUDU

Bunun sonucunun ne olduğunu 2008 yılında gördük. Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Amerika ve bazı diğer ülkelerde olduğu gibi kendileri üretmekten yavaş yavaş soğudular. Nüfusları da yaşlanıyor. Bu, ekonomideki istihdam sorunlarını, verimsizlik sorunlarını gelişmiş ülkelerde beraberinde getirdi.

Amerika 2008 itibariyle durumu fark edince bundan çıkmak istedi. Artık bir geri dönüş tercihlemesi yapmak istedi. Bu hareket bir derece sonuç verdi ama yetmediği anlaşılıyor. Bir kere büyümesini yüzde 7’nin altına indirdi. Eskiden yüzde 8 – 8.5 gibi büyüyordu. Hatta şu anda 6’ları konuşuyoruz. Bu arada, ciddi bir rezerv biriktirdiği için yüzde 6 – 6.5’ların kendisine yeteceğini düşünüyor. Aslında cepten yiyor.

Orada Çin’in de dikkatli olması gerekiyor. Ateşle oynamak gibi bir durum oluyor. Çünkü çok büyük bir nüfusu var. Evet, 100 milyon zenginin olsa da bir milyar dolayında aç insanın var. Onun sosyal patlama etkilerini göz ardı edemeyecek bir ülke. Yani 2019’un bu tartışmalar, ticari savaşlar, korumacılıkların bir patlama yılı olup olmayacağını konuşacağız. 2019’da bu yumuşayacak mı patlama mı yaşayacak?

TÜRKİYE’YE EKONOMİK SALDIRI YAPILDI

- Hocam, Türkiye, 2018 Haziran seçimleri sonrasında ekonomik açıdan çok çalkantılı günler geçirdi. Dövizdeki büyük sıçramalar, arkasından gelen yüksek fiyat artışları, enflasyon ve faizdeki yükselmeler herkesi kaygılandırdı. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

- Türkiye’yi önce yılın geneline bakarak değerlendirelim. 2018 yılında, siyasi ve ekonomik açılardan Türkiye’de anormal, olağandışı diyebileceğimiz gelişmeler gerçekleşti. Siyasi olarak, Başbakanlığa dayalı parlamenter demokrasiden Cumhurbaşkanlığına dayalı rejimine geçiş ve TBMM’nin yeniden oluşumu süreci yaşandı. Buna bağlı olarak da bürokrasinin yeniden yapılanması süreçleri kolay bir dönem değil. Bunların düzelmesi uzun bir süre alacak.

Ekonomi tarafında ise düz ifade ile Türkiye’ye yönelik ekonomik bir saldırı ile karşı karşıyayız. Daha sübjektif değerlendirme ile şunu demem mümkün, bu bir oyun teorisi sürecidir. Dünyadaki ülkeler, devletler aracılığıyla kendi milletlerinin refah düzeyini artırmak için uğraşırlar. Bu çerçevede de, bazen, zamana göre sık sık da olabiliyor, kendi refah düzeyini artırmak amacıyla başkalarının refah düzeyini düşürme süreci yaşanıyor. Bunları bir kısa vadede yapılıyor diye değerlendirmek eksik tanım oluyor. Aslında bu oyunun genel tarzıdır diye düşünüyorum. Bir anlık bir saldırı değildir. Aslında, genel olarak saldırı içindeyiz demek istiyorum.

EKONOMİDE GÜÇLÜ OLMALIYIZ

- O halde bu saldırılara karşı her zaman hazır olmak mecburiyetindeyiz.

- Bunun için de nasıl savunma sanayiinde hamleler yapıyorsak ve her an bize saldıracak olanlara karşı savunma diyorsak, ekonomide de, milletimizin refah düzeyini artıracak araçları güçlü kılmamız lazım. Güçlü kılamaz isek, örneğin diğer savaş aracı olan ABD Doları, TL denilen savaş aracına karşı güçlü olunca kızabiliyoruz. Halbuki bizim her an güçlü olmamız gerekiyor. Bu, Türkiye üzerine kısa süreli ekonomik hareketti demek bence olayları kısa vadede çözmemizi engeller. Olgunun bu olduğunu bilerek hareket etmemiz gerekir.

GECE TL NEDEN DEĞER KAYBEDİYORDU?

- Bunun her an olabileceğini düşünerek hareket etmemiz lazım öyle mi?

- Bu anlamda 2018’i çok sert yaşadık. 2018’deki olaylarda çok net biçimde söylediğimi hatırlıyorum, Türkiye’de akşamüstü seanslar kapanıyor, TL, akşam 10.00’da veya gece 01.00’de anormal değer kaybediyordu. Bu hareket nerede oluyor? Hangi Türk vatandaşı bu saatte nasıl işlem yapıyor? Gerçek alıcı satıcılar değil bazı az sayıdaki kişi aralarında işlem hacmi yaratarak sanki piyasa varmış gibi ve fiyat anormal yükseliyormuş ya da düşüyormuş gibi hareket oluşturdular. Esas amaç arkadaki genel kitlenin bunu gerçek sanmasını sağlamak. Böyle olunca gece doların fazla çıktığını zannedenler ertesi gün sürü psikolojisiyle etkilenerek dolara hücum ederler. Bunlar yer yer yapılmış olabilir demiyorum, kesinlikle yapıldığına inanıyorum.

MÜDAHALELERE HAZIR OLMALIYIZ

- Yeniden olabileceğini de düşünmek gerekiyor değil mi?

- Evet. Aynı hareketler tekrar tekrar olabilir. Sizin bu anlamda güçlü bankacılık, sermaye piyasası araçlarına ve kurumlarına, hukuk sistemine sahip olmanız gerekiyor. Rekabet piyasasını çok güçlü kurmanız gerekiyor. Gözetleme, denetim mekanizmasının çok hızlı, anlık işlemesini sağlamanız gerekiyor. Anlık müdahalelere hazır olmalısınız.

Bir de şu var. Bu tip olaylar yaşandıkça tecrübe kazanıyorsunuz. Şu anda bunlara karşı tecrübe de kazandığımızı düşünüyorum. Hani iş aleminde iş insanları birkaç kere başarısız olursa o tecrübesini daha sonra başarılı olmak için kullanırlar. O yüzden sanayici açısından da bunu öneriyorum. Batan şirketler nasıl batmışın daha fazla incelenmesi gerekir ki nasıl batmamak gerektiğine yönelelim. Tabii ki batmanın ana faktörü yükümlülüklerimizin gelecekte beklediğimiz varlıkların üzerinde olması durumudur. Buna hazır olamama, tedbir alamama veya bilmeme durumudur.

Bu konuda bizim hep yaptığımız hat, burada tabii ki mikro ekonomiye geçiyoruz, sanayicimizin ne düşünmesi gerekir diye, 2019 yılı sıkışabilir diyoruz. Bu yıl yerel seçimler de var. Ardından umarız en iyileri olacak. Ama dünyada bir türbülanslı ortam görünüyor. O yüzden de şirketler, sanayiciler açısından ne gerekiyor. Hem tedbirli olmayı bileceksen. Yatırım yapma zamanı ise de kaçırmayacaksın. Bunlar zor kararlar.

KISA VE UZUN VADELİ PLANLAR UYUŞMALI

- Hazine ve Maliye Bakanı tarafından açıklanan Yeni Ekonomi Programımız var. Bu program hedeflere uygun ilerliyor mu? Sizin gözleminiz nedir?

- Türkiye, 2023 hedefleri ve uzun vadeli planları olan bir ülke. Fakat öyle anlık yeni durumlar çıkıyor ki o zaman yeni şeyler konuşuluyor. Örneğin, enflasyon TÜFE’de yüzde 25 ve ÜFE’de yüzde 30’ların üstüne çıkınca ‘Haydi Enflasyonla Mücadele Edelim’ programı ortaya çıkıyor. Biz zaten doğduğumuzdan beri enflasyonla mücadele ettik. 2002 - 2003’den sonra yüzde 5’lere doğru bir gevşeme dönemine geçtik. Faizler de güzel seviyelere yaklaştı.

Ama ne oldu da oradan yine uzaklaştık? Burada bir problem var. Demek ki kısa ve uzun vadeli modellerin de uyuşması gerekiyor. Mevcut ortaya konulan Ekonomide 3D programında tabii ki öncelikle Dengelenmek gerekiyor. Çok önceden bir Merkez Bankası başkanımız yüzde 5-5-5 olsa istikrarla gideriz diyordu. Büyüme, faiz ve enflasyonu kurgularsak, cari açığı da yüzde 3’lerin altında tutarsak… Ekonomide topyekün modeli kurgulamakta sıkıntı çekiyoruz. Çünkü çok dinamik bir ülkeyiz. Ben yönetenlere Allah sabır ve enerji versin diyorum. Bu ortamda çalışmak kolay değil.

SİNERJİK BİR YAPIYLA MODEL BAŞARILMALI

Tabii ki her zaman bir metod geliştireceğiz. Ben o aktif modeli kuranlar veya yönetenler içinde değil isem kötülemeyle değil destek olmayla uğraşmalıyım. Yarın ben olsam da olmasam da fark etmez. Türkiye için herkes her modeli şöyle düşünecek. Sadece kötülüme değil, artısı eksisiyle birlikte görüşlerim şudur diye paylaşmayı bileceğiz. Yönetenler de artısı eksisiyle birlikte sizi dikkate alıyorum diyecek. Böylece daha sinerjik bir yapıyla modelin başarılması mümkün. Model eksik ya da çok iyi olabilir, önemli değil. Daha iyi yönetebilmek, uygulayabilmek önemli. O yüzde 81 milyonun da inandığı şekle getirmeye çalışıyoruz. Elbette bu zor bir şey. Herkes aynı şeye inanmak zorunda değil.

FAİZ RİSKİ NEDENİYLE ENFLASYON VAR

- Sizi rahatsız eden temel ekonomik sorunların başında hangileri geliyor?

- Benim her dönemde ısrarla vurguladığım bir şey var. Bugün manşetlik olduğuna inandığım, demediğim yer kalmadı. Ama dedikten sonra biraz farklı anlayanlar tarafından farklı bir modele döndürülüp sanki doğrusu oymuş gibi zorlandığını gördüğüm durumlar var. En önemli durum, Türkiye’de mali sistemde gerçek rekabetçi konum oluşmamasıdır. Bana göre sanayi kesiminde daha fazla oluşmuştur. Mali kesimin sermaye piyasaları anlamında gelişmesi sağlanamamıştır. Bunların neticesinde Türkiye’de başta mali kesimde ciddi bir vade uyuşmazlığı vardır. Vade uyuşmazlığı demek, varlıkların vade yapısıyla, ortalama geri ödeme süresiyle borçlarınızın ortalama geri ödeme süresi arasında dağınıklık ve tutarsızlık vardır. Bu da anormal faiz riski üretmektedir. Sayın Cumhurbaşkanının da dediği gibi bu anlamda ben şöyle ekliyorum, faiz riski nedeniyle enflasyon vardır. Türkiye’de vade uyuşmazlığından kaynaklanan faiz riski vardır. Bu faiz riski beklentisi nedeniyle de fiyatlar hep yukarı yönlü düzenlenmektedir. Yani enflasyonun ana sebebidir.

MEVDUATA BAĞIMLI BANKACILIKTAN KURTULMALIYIZ

Ekonomide enflasyon varsa zaten faiz üretir. Bunu çözmek için Türkiye’de mevduata bağımlı bankacılık sisteminden kurtulmak gerekiyor. Bu anlamda özellikle Varlık Fonu sürecinde ısrarla modellerle ortaya koyduğumuz, ilettiğimiz bir süreç vardır. O da bankaların elinde yüksek montanda bulunan, özellikle konut kredisine (mortgage) dayalı senetlerin menkul kıymetleştirilmesi tamamlanmalıdır. Yasaya 2007 yılında konuldu ama yapılamaz durumda. Türkiye’de konut kredilerine dayalı menkul kıymetleştirme mutlaka yapılmalıdır.

KREDİLERİN MENKUL KIYMETLEŞTİRMESİ YAPILMADI

- Varlığa dayalı menkul kıymet çalışmalarının başlatıldığını biliyorum.

- Ama bu 2007’nin olayıdır, tarihi bir buluş falan da değildir. Bunun nasıl yapılması gerektiği de önceden ortaya konulmuştur. Çok net söylüyorum 2007 yılında Sermaye Piyasası Kanununun içine ipoteğe dayalı kredilerde menkul kıymetleştirme konulmuştur. Tabii hemen yapılması için. O zamandan bu yana neden yapılmadı. Bu önemli bir nokta. Türkiye ile ekonomik savaşta olanlar mı bunu yaptırmadı? Ben bunu paranoya gibi soruyorum.

BORSADA HİÇ YABANCI ŞİRKET YOK

Buna ek olarak bankaların elinde yüksek montanlı bulunabilen, reel sektöre yönelik verilmiş kredilerin de menkul kıymetleştirilmesi gerekir. Bu konularda çok zayıfız. İstanbul finans merkezi olacaksa, önceden yüksek montanlı, hareketli finans sistemini başarmamız gerekiyor. Yani binaları yapıyor bir çok binaya yer hazırlıyoruz ama esas işlem tarafını da başarmamız gerekiyor. Borsa İstanbul diyoruz ama burada da zaafımız var. Bir tane yabancı şirkete işlem gördürtebildik mi ? Hayır. Hatta siz Nasdaq ile ortaklık yaptınız. Bu adımlar bunun için yapılmadı mı? Uluslararası olmak istemiyor muyduk? Uluslararası finans merkezi olacak isek borsamızın da tam olarak uluslararası nitelikte olması gerekir. Yani sermaye piyasası anlamında gelişme istiyor isek leasing, faktoring, forfaiting şirketlerinin önü tam olarak açılmalı.

Değerleme şirketleri de sorunlu. Bir değerleme yaptırıyorsunuz, şirketler bir çok kısıttan dolayı gerçek değerleri yazamıyor. Çok altındaki değerleri koyuyorlar. O zaman da Türkiye’de kredibilite düşüyor. Emlak değerleri düşük oluyor ve bu nedenle kredi alamıyorsunuz. Kredi alamayınca yatırım yapamıyorsunuz veya işletme sermayesini sürdüremiyorsunuz.

2019 BÜYÜMESİ 3-3.5 OLUR

- Son olarak büyüme, enflasyon, faizler gibi temel göstergelerdeki 2018 yılı ve 2019 yılı tahminlerinizi alabilir miyiz?

- 2018 büyümesi yüzde 3 dolayında gerçekleşebilecek gibi görünüyor. Son çeyrek ise hafif negatif veya hafif pozitif olabilir. Tabii ki bunları mevsim etkisi dikkate alınmadan söylüyorum. Alınırsa negatif olma olasılığı yüksek. 2019 için temennim yüzde 3 – 3,5’i başarabilmek. Çünkü ilk çeyrek ve ikinci çeyrek belki biraz sıkıntılı geçebilir. Ama ihracata yönelik kazanımımızı koruyabilirsek doların aşırı değer kaybetmesi ihtimallerine göz yummazsak, Merkez Bankası ve ekonomi yönetimi bu konuda tedbirli olursa o zaman rekabetçi gücümüzü koruyup ithalata bağımlılıktan yerli üretimi sağlayabilirsek yüzde 4-5’leri görebiliriz. Tabii doların ya da dövizin aşırı değer kaybetmesi mümkün olmazsa.

Ana eksende cari açığa dayalı büyüyeceksek bundan yorulduk. Cari açığı yap, aşırı borçlan ve büyü. Sonuç, 2-3 sene sonra anormal ekonomik, sosyal sıkıntılar ve gerilimler. O zaman, bu dengelenme ve değişim dönüşüm programı kapsamında cari açığı düşük tutarak büyüme modelini başarmalıyız.

DÖVİZ GİRİŞİ GEREKİYOR

- Herkeste büyüme olursa tabii ki cari açık olur düşüncesi yerleşmiş durumda.

- Cari açık olsun ama kontrol edilebilir düzeyde olsun diyorum. Cari açığın ucu kaçıp da ekonomi yüzde 8-9 büyüyünce seviniyoruz. Yüzde 9 o kadar sevinilecek bir durum olmuyor. Cari açık oranını yüzde 3-4 düzeyinde tutar iken büyümeyi de yüzde 5-6 düzeyinde dengeli biçimde yürütmeliyiz. Aşırı ısınmayı önlemeliyiz. Bunun takibi iyi olmalı. Euro/dolar paritesinde 1.18 civarı kesin görülür diye düşünüyorum. Hatta 1.28’leri de zorlayabileceğine inanıyorum. Altında ister savaş bahanesiyle veya başka bir tuzak hazırlama anlamında yukarı hareket yaptırılabilir diye hissediyorum.

Petrolde yine bir toparlanma olacaktır. 80’e doğru bir hareket de olabilir. Şu kışı atlatınca petrolde hareket gelebilir. Enflasyonun 2019’da yüzde 15’e gerileyebilmesi için döviz girişi gerekiyor. Döviz girişi fazla olursa işin kötüsü TL değeri artıyor ve rekabetçiliğimiz düşüyor. O zaman biz kendi rekabetçiliğimizi artıracak şekilde enflasyonun fazla düşüşüne de izin vermemeliyiz ve o da dengeli azalmalı. Yüzde 16 civarında bir enflasyon olabilirse iyi olur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner81

banner80

banner79

banner78

banner77

banner76

banner75