Öne Çıkanlar Vahap Munyar Hürriyet Yayın Yönetmeni oldu Doç. Dr. Ozan Bakış Doç. Dr. İzak Atiyas Arçelik Üretim Koordinatörü Alp Karahasanoğlu ÇOSB Endüstri 4.0 laboratuarı

Dünyada rekor sayıda nükleer santral devreye giriyor

GİRAY DUDA

Her gün artan enerji ihtiyacını karşılamak için kurulan enerji santralleri, yarattığı sorunlar açısından her düzeyde tartışılıyorlar. En çok tartışılanların başında da nükleer güç santralleri geliyor. Türkiye’de bir nükleer santralin yapımı sürüyor. Diğerinde maliyet hesapları yapılıyor. Bugüne kadarki kazalar nedeniyle korkutucu yönleri olan nükleer santrallerini çeşitli yönleriyle Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şule Ergün’e sorduk.

- Sayın Doç. Dr. Şule Ergün, nükleer santraller, dünyada ve Türkiye’de onyıllardır tartışılan, karşı çıkılan, endişe duyulan enerji üretim seçeneğidir. 2019 yılına başlarken nükleer santrallere toplumların, hükümetlerin bakış açısı nasıl ve hangi yönde ilerliyor?

- Bahsettiğiniz tartışmalar, 2019 yılında da sürüyor. Enerji üretim seçenekleri için bilinen teknolojilerin sorunlarının çözümüne uğraşılırken alternatif teknolojiler de geliştirilmeye çalışılıyor. Enerji üretiminde teknoloji seçimi ülkeden ülkeye önceliği değişmek üzere, birincil kaynakların varlığı, kaynakların nasıl elde edildiği, sürdürülebilirlik, güvenilirlik, ekonomiklik, çevre etkileri, teknolojik hazırlık, halkın kabulü ve artan talep göz önünde bulundurularak yapılmaktadır. Bunlar gözönüne alınarak, bazı ülkelerde nükleer tercih öne çıkarken (Çin, Rusya, Arap Ülkeleri gibi), bazı ülkelerde ise farklı teknolojilerin seçimleri söz konusu olmaktadır.

Nükleer teknolojiye sahip ülkelerde ise enerji sepetine farklı teknolojilerin eklenmesi söz konusu olmaktadır. Dünyada hali hazırda 453 reaktör işletmededir. 55 yeni reaktörün inşaatı devam etmektedir ve geçtiğimiz yıl 4 reaktör tamamen kapatılmıştır.

ÇİN NÜKLEERE ODAKLANDI

- Planlanan nükleer santrallerin sayısı artıyor mu, azalıyor mu? Nükleerden vazgeçmek mümkün mü?

- Planlanan nükleer santrallerin sayısı artmaktadır. Hatta, rekor sayıda reaktör devreye alınmaktadır. Ancak bu, Çin gibi nükleer teknolojiye odaklanmış ülkelerdeki projeler nedeniyle olmaktadır. Nükleer teknoloji kullanımında tecrübeli olan Almanya ve İspanya gibi ülkelerde ise farklı alternatiflerin kullanılması ve nükleer enerjinin enerji sepetindeki rolünün azaltılması söz konusudur. İlk soruya verdiğim cevapta sıralanan nedenlerden dolayı ve ülke özellerinde nükleer teknolojiden vazgeçme ya da bunu ikame etme söz konusu olabilir. Kimi ülkeler bu teknolojinin kullanımını azaltırken, nükleer teknolojiyi kullanan kimi ülkelerde ise (İngiltere, Çekya ve Romanya gibi), yeni projeler hayata geçirilmektedir. Bir de nükleer teknolojiyi kullanmaya başlayacak olan Suudi Arabistan ve Bangladeş gibi ülkelerde de nükleer santral projeleri yürütülmektedir. Hiç bir enerji üretim yöntemi zorunluluk ya da vazgeçilmez değildir, hiç bir teknoloji de mutlaka kullanılmak zorunda değildir. Yukarıda sıraladığım nedenlerden en iyi seçimlerin yapılması söz konusudur.

NÜKLEER SANTRALLERİN KAPASİTE FAKTÖRÜ YÜKSEK

- Nükleer santrallerin seçilmesindeki en önemli etken herhalde elde edilen enerji miktarının büyüklüğü. Giderek yaygınlaşan sürdürülebilir enerji sistemlerinin nükleer santrallerden kazanılan enerjiyi sağlaması mümkün olabilir mi? Bu konuda hep Almanya örneği veriliyor.

- Temiz ve tükenmez olarak adlandırabileceğim enerji sistemlerinin enerji sepetinde yer alması çok önemlidir. Almanya gibi bu sistemlerin kullanımını ekonomik olarak sağlayabilecek ülkeler önemli örnekler teşkil etmektedir. Ülkemizde, enerji sepetinde bu sistemlerin de yer alması için çalışmalar yapılmaktadır. Ayrıca, güvenilir elektrik üretimi ile ilgili çalışmaların da yapılması gerekmektedir. Bu anlamda, nükleer santralleri tercih edilebilir kılan, kurulu gücü değil kapasite faktörü (yani çok kısa kesintilerle talebi karşılayabilmesi) olmaktadır.

Bir güç santralinin belirli bir zaman dilimi içerisinde ürettiği gücün, kurulu güce oranına kapasite faktörü denir. Örneğin rüzgar türbinlerinde kapasite faktörü yüzde 20-40, güneş panellerinde yüzde 15-30, hidroelektrikte yüzde 10-100 (dünya ortalaması 2009'da yüzde 44) ve nükleer enerji santrallerinde yüzde 80-90'dır.

HATALARDAN DERS ÇIKARILIYOR

- En son olarak Japonya’daki beklenmedik nükleer santral kazası dünya çapında korkuları büyüttü. Güvenlik açısından bu santrallerde yine korkutucu güvenlik sorunları yaşanıyor mu? Kısacası bu santraller ne ölçüde güvenli?

- Japonya’daki Fukushima Nükleer Santrali’ndaki gibi kazalardan nükleer güvenlik açısından dersler çıkarılmaktadır ve ülkemizde kurulacak olan nükleer santrallerin güvenlik sistemleri, geçmişte yaşanan kazalardan çıkarılan dersler gözönünde bulundurularak tasarlanmıştır. Bir santralin ne ölçüde güvenli olduğunu söyleyebilmek çok güçtür. Ancak, düşünülebilecek en kötü durumlara karşı hazırlıkların yapıldığı söylenebilir.

TARIMA OLUMSUZ ETKİSİ KESİN DEĞİL

- Yine yaygın biçimde inanılan nükleer santrallerin o bölgedeki tarım üretimine ağır darbeler vuracağı görüşünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bunun bir göstergesi yoktur. Nükleer santrallerde normal işletme sırasında dışarı radyasyon sızıntısı söz konusu olmadığından tarım ve hayvancılık faaliyetleri olumsuz etkilenmez. Nükleer santrallerin çevresinde tarımsal faaliyetler sürebilir; toprak, besin zinciri ya da canlılar herhangi bir zarar görmez. Örnek vermek gerekirse, bugün Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri gibi dünya tarım üretiminin ilk sıralarındaki ülkelerde nükleer santral olduğunu görüyoruz. En fazla tarımsal ürün ihracatı yapan ilk 8 ülkenin tamamında nükleer santraller yer alıyor. Bu, Rusya için de geçerli. Orada da nükleer santrallerin çevresinde tarımsal faaliyetler, bağcılık, hayvancılık, balıkçılık devam ediyor. Ancak büyük kazalar sonrası tarım ürünlerinin radyasyon açısından takibi söz konusu olabilir.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE OLUMSUZ ETKİSİ YOK

- Çevreciler, küresel iklim değişikliğine nükleer santrallerin olumsuz etkisini sık sık vurguluyor. Bu iddialar sizce ne ölçüde gerçekçi?

- Günümüzde, bunun tam tersi tartışılmaktadır. Karbonsuz bir dünya için nükleer santrallerin tercih edilmesi gerektiğini öne süren çalışmalar mevcuttur.

NÜKLEER SANTRALLER KIYILARIMIZI KİRLETMEZ

- Türkiye’nin güzel kıyılarına yapılması planlanan santrallerin deniz suyunu kirletmesi iddialarına ne diyorsunuz? Zaten çok kirli bir deniz olan Karadeniz kıyısındaki santraller geleceğe dönük büyük kirliliğe yol açar mı?

- Sorunuzda kimyasal ya da biyolojijk bir kirlilikten bahsediyorsanız, bu, nükleer santraller için söz konusu değildir. Ancak radyoaktif maddelerle kirlilikten bahsediliyorsa, normal işletme için bu da mümkün değildir, sadece gerçekleşme olasılığı düşük büyük kazalarda denizde kirlilik (denizde yaşamı bitirecek büyüklükte olmayan) söz konusu olabilir.

Nükleer santralde soğutucu su tamamen kapalı bir sistemin içindedir. Sonra bu su, başka bir kapalı sistemdeki suyu buharlaştırır ve elektrik, bu buhar sayesinde üretilir. Ardından buhar yine deniz suyu ile soğutulur. Deniz suyunun, kapalı sistemlerin içinde bulunan radyasyonla teması olmaz. Santrale büyük pompalarla soğutma suyu çekme durumunda canlıların zarar görmemesi için tedbirler alınıyor. Özellikle besin değeri olan küçük canlıların uzaklaştırılması için denizin yapısına zarar vermeyecek şekilde belli teknolojilerle tedbir alınması söz konusu olacak. Deniz suyu sıcaklığının yükselmemesi için de gerekli tedbirler alınıyor. Çevre düzenlemelerinde bu limitler çok net şekilde belirtilmiş durumda ve teknik olarak da basit yöntemleri var.

Türkiye’de sadece Akkuyu Nükleer Güç Santrali deniz yakınına yapılmayacak. Ege’de, Karadeniz’de, Marmara’da deniz suyu kullanan termik santraller var. Dolayısıyla sıcaklık artışını kontrol altına alacak mühendislik çözümleri zaten uygulanıyor.

ÇEVREYE RADYASYON SIZMAZ

- Elbette ki en büyük tehlike ve korku radyasyon yayılması. Kazalardaki büyük radyasyon dağılımının yanı sıra santrallerin işleyişi sırasında da radyasyonun dışarıya dağılabileceği korkusu var. Siz ne diyorsunuz?

- Modern nükleer güç santrallerinin normal işleyiş sırasında dış radyasyon seviyesine bir etkisi yoktur. Tüm nükleer santrallerde radyasyon sızmasının engellenmesi için uluslararası kabul gören tedbirler alınır. Bu tedbirlerin amacı radyasyonu insanlara ve çevreye zarar vermeyecek limitlerde tutmaktır. Santraller, işletme sırasında meydana gelebilecek bazı aksilik durumlarında bile radyasyonun, büyük koruma kabının içinde kalacağı şekilde tasarlanır ve işletilirler. Hatta bu gibi durumlarda koruma kabının içinde belli yerlerde bile radyasyon ve radyoaktif maddeler olmaz.

Özellikle Fukuşima’den çıkarılan dersler sonrası artık santrallerde koruma kabı sayısı arttırılmış durumdadır. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ne kurulacak VVER-1200 tipi reaktörlerde, dışarı radyasyon sızmasını engelleyecek bir iç kabuk; bir de reaktörü doğal ve insan kaynaklı dış etkilere karşı koruyacak dış kabuk bulunacak. Yani bir değil, iki koruma kabı olacaktır.

TURİZME OLUMLU KATKILAR YAPIYOR

- Anlaşıldığı kadarıyla henüz tanışmadığımız nükleerde korkular çeşitlenip artıyor. Turistlerin, nükleer santral bölgelerine gelmekten çekinecekleri gibi düşünceleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Nükleer santraller, ülkelerin coğrafi yapısına, nüfus yoğunluğuna, enerji ihtiyacına göre turist çeken bölgelerin yakınlarına kurulabiliyor. Paris, New York ve Londra’da olduğu gibi. Bu konuda ilginç bir örnek var. Çekya’da Temelin Nükleer Santrali, insan nüfusunun yoğun olmadığı bir bölgede inşa edildi. Ancak bugün santralin yer aldığı Güney Bohemya Bölgesi’nde turizmde kayda değer bir artış söz konusu. Öğrenciler, halk, turistler, özellikle nükleer santralle ilgili bilgilendirme faaliyetleri kapsamında bölgeye geliyor. Yani şeffaf bir işletme, lisanslama ve inşaat süreci, halkta ve turistte güven uyandıracaktır.

Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile bizim ülkemizde de benzer bir tecrübe yaşanabilir. Çok enteresan bir şekilde Antalya bölgesi turizm açısından çok gelişmişken, Mersin’de turizm yatırımları yok denecek kadar az. Nükleer santralin ekonomik canlılık ve turizm açısından faydalı olacağını, bölgede oluşacak altyapının turistik tesislerin inşasını hızlandıracağını düşünüyorum.”

AKKUYU 5 - 6 YIL SONRA ÜRETİME GEÇEBİLİR

- Türkiye’nin ilk nükleer santrali olacak Akkuyu Nükleer Güç Santrali hangi aşamada ve ne gibi aşamalardan geçip ne zaman elektrik üretimine başlayacak?

- Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde birinci ünitenin inşaatı geçtiğimiz yıl başladı, ikinci ünitenin inşaatı için ise sınırlı çalışmalar başlatıldı. Bir nükleer reaktör ünitesinin inşaatı başladıktan 5 ila 6 yıl sonra elektrik üretmeye başlaması beklenir.

PLANLANDIĞI BİÇİMDE İLERLİYOR

- Akkuyu Nükleer Güç Santralinin yapımında belli oranda yerli sanayinin ürettiği ürünlerin kullanımı ve eğitilmiş Türk personelinden yararlanılması planlanmıştı. Bu planlarda değişiklik var mı?

- Bu planda değişiklik yoktur. Sadece santralde değil, ilgili kurum ve kuruluşlarda çalışacak uzmanların eğitim ve öğretim faaliyetleri yürütülmeye devam etmektedir.

Santralin özellikle inşaatı ve sökülmesi sırasında gerçekleşecek istihdam gerçekten çok büyük. Özellikle reaktörler arka arkaya inşa edileceği için inşaat aşamasında 10 bin kişilik bir istihdamdan bahsediyoruz. Elbette Rusya’dan 10 bin kişiyi getirip inşaatta çalıştırmak gibi bir durum olmayacak. Türkiye’den işe alınabilecek kişilerin maaşları, sigortaları vb. gibi maliyet analizleri yapılıyor. İnşaat sırasında sanayinin katkısı söz konusu olacak. Nükleer santrale iş yapan firmalarda nitelikli istihdamda artış bekleniyor. Projenin hazırlık aşamasında da tamamını Ruslardan oluşan bir ekiple yapmak mümkün değil.

4 BİN KİŞİLİK İSTİHDAM YARATACAK

İşletme söz konusu olduğunda yaklaşık 4000 kişilik bir istihdam gerçekleştirilecek. Bu kişilerin nükleer santral tecrübesi edinmesi için çalışmalar sürüyor. Üst yönetici ve üst teknik kişilerin nükleer santrallerde 10-15 yıl tecrübeli kişiler olması gerektiğinden belki ilk yıllarda yüzde yüz yerli insan kaynağı olmayacak ama zamanla kendi mühendislerimiz de tecrübe kazandıkça işletmede yerlileşme artacak. Şimdi bile nükleer santral projesinde lisans veren, izin veren, inceleme yapan Türk insanları, mühendisleri, akademisyenleri, hukukçuları, işletmecileri gibi, farklı tecrübelerde ve eğitim seviyelerindeki Türk insan gücü ve emeğinin katkısı olduğunu belirtmek gerek.

İĞNEADA İÇİN KESİN KARAR YOK

- Sinop ve İğneada’ya yapılması planlanan nükleer güç santrallerinin hangi aşamada olduğunu öğrenebilir miyiz?

- Sinop’a kurulacak nükleer santral için fizibilite çalışmasının sonuçları değerlendirilmektedir. İğneada’da nir nükleer santral yapılması ile ilgili nihai bir karar verilmemiştir.

GELİŞKİN TEKNOLOJİLER KULLANMALIYIZ

- Nükleer teknolojiye sahip olmak, bize elektriğin yanı sıra ne gibi kullanım olanakları getirecek?

- Nükleer teknoloji, teknoloji edinimindeki önemli basamaklardan biridir. Bir ülkeyi daha gelişkin teknolojilerin kullanımına ulaştıran adımlardan biri (tasarım, mühendislik, malzeme bilimleri, ileri üretim teknolojileri edinimi) nükleer teknolojidir. Nükleer santrallerin ülkemizde teknoloji geliştirme kültürü ve güvenlik kültürünü ve sanayide gelişkin üretim tekniklerini kazandırması umudunu taşımaktayım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner83

banner82

banner81

banner80

banner79

banner77

banner76