İşadamları neden ‘tek parti’ iktidarı ister


Demokrasi herkese lazım. Şu sıralar en çok da Suriye, Mısır, Libya ve bazı Ortadoğu ülkelerine çok lazım. O kadar ki, bunların büyük bölümünde halkın refah düzeyi yüksek ama demokrasisizlik bu halkı patlama noktasına getirdi. Halk açısından böyle de iş dünyası açısından nasıl? Biz ekonomi gazetecileri yıllar boyu iş dünyasının ne yaptığını, ne ettiğini, ülkenin genel siyasi ortamıyla ilgili her değişimde nasıl tepki verdiğini izleriz. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği, İstanbul Sanayi Odası, İstanbul Ticaret Odası, Anadolu’daki sanayisi ve ekonomisi hızla gelişen bazı illerimizin oda başkanları ve ayrıca sözü önemsenen duayen işadamları siyasete mesafeli kalmaya çalışırlar. En azından tüm siyasi partilere aynı mesafede durmaya özen gösterirler. Çünkü işadamı fabrikasındaki çarkların dönmesine, ticaretinin sürmesine bakar. Bazıları, ‘cebine bakar’ dese de bir sanayicinin ya da çok sayıda insana maaş veren bir tüccarın sadece cebini doldurduğunu söylemek artık sakil kalıyor. Gelişmiş ülkelerdeki sendikacılığın ‘işyerini koruma’yı da önemseyen bir anlayışa geldiğini düşünürsek bu durumu daha iyi anlarız.
►SİYASET VE EKONOMİ
Siyaset ile ekonominin ne kadar birbirine muhtaç olduğunu anlatmaya hiç gerek yok. Şimdi bir parti ülkeyi yönetmeye adaysa, ekonomi politikaları, projeleri ile yarışmak zorunda. O yüzden liderlerin ekonomi vizyonu ve ekonomi kadrosu çok önemseniyor. Buraya kadar her şey güzel. ‘Her parti ekonominin iyiye gitmesini istiyorsa ister tek başına, ister koalisyonla iktidar olsun ekonomide başarılı olur’ diyebiliriz ama kazın ayağı öyle değil. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi olunca, koalisyon durumunda ekonomik icraatlar aksıyor. Limak Holding’in patronu Nihat Özdemir, TRT Haber’de katıldığı Ekonomi Kulübü’nde çok ilginç sözler söyledi. Koalisyon döneminde bir YPK kararının 6 ayda, önemli bakanlar kurulu karalarının birkaç ayda tamamlanabildiğini oysa tek partili iktidarda YPK kararının 1 günde, bakanlar kurulu kararının ise en fazla 1 haftada çıktığını anlattı. Bu ne demek? Koalisyonlarda işler çok yavaş yürür ya da belli konularda hiç yürümez. Oysa tek başına iktidarlarda bir konuda tamam denmişse bununla ilgili süreç çok kısalır ve herkes mutlu olur. İşadamı işini bitirir, devlet verdiği işi en kısa sürede, kaynak israfı yapmadan teslim alır v.s. Buraya kadar iş sürecine ilişkin durumu anlattık. Bir de ülkenin genel makroekonomik durumu var ki o cephede de çok ilginç veriler aktarabilirim.
►EN HIZLI BÜYÜME DÖNEMLERİ
Türkiye ekonomisinin en hızlı yıllık ortalamayla büyüdüğü dönem hangi dönem biliyor musunuz? 1923-1938 yılları arasında yüzde 7.8’lik yıllık büyüme rakamıyla Atatürk dönemi. Ne var bu dönemde? Atatürk var ama tek başına iktidarı da var. İsmet İnönü dönemini geçelim çünkü gerçekten zorlu yılardı. Dolayısıyla olağanüstü dönemi kategorize etmek yanlış olur. Cumhuriyet tarihinin ikinci en yüksek ortalama yıllık büyüme rakamı ise 1950-1960 arasında yüzde 6.3 ile Adnan Menderes dönemidir. 1965- 1971 arası Süleyman Demirel döneminde yılda ortalama yüzde 5, 1983-1991 Turgut Özal döneminde yüzde 5.1 ve 2003-2010 Ak Parti döneminde ise yılda yüzde 5.5 büyüdük. 1994-2002 arası koalisyonlar döneminde yüzde 2.7, 12 Eylül askeri yönetimi döneminde (1980-1983) döneminde ise yüzde 4.5 büyüdük. Ne kadar ilginç veriler değil mi?
İşte işadamları büyük çoğunlukla diyorlar ki “Kim kazanacaksa ne olur tek başına iktidar olacak kadar iyi bir sonuçla kazansın, aksi takdirde Türkiye yine çok değerli yıllarını kaybeder.”