<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>GLOBAL SANAYİCİ</title>
    <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr</link>
    <description>TÜRKİYE'NİN ÖNDE GELEN SANAYİ, EKONOMİ, İŞ DÜNYASI DERGİSİ</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/rss/gezi" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 20 Apr 2026 06:04:31 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/rss/gezi"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[ULUSLARARASI ÖRGÜTLERİN YÖNETİM MERKEZİ... BRÜKSEL]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/uluslararasi-orgutlerin-yonetim-merkezi-bruksel</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/uluslararasi-orgutlerin-yonetim-merkezi-bruksel" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- Belçika’nın başkenti Brüksel, günümüzde NATO, Avrupa Birliği ve çok sayıda uluslar arası örgütün merkez ofislerinin bulunduğu şehir, biliyorsunuz. Bu yüzden Avrupa’nın hatta dünyanın başkenti diye tanımlayanlar bile bulunuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">DR. HİLAL ÜNALMIŞ</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Çocukluk yıllarınızdan çizgi roman kahramanı Belçikalı genç gazeteci Tenten'i ve köpeği Milu'yu hatırlar mısınız? Dünyanın bütün ülkelerini gezen, maceradan maceraya koşan, her macera ve araştırmadan sonra Belçika'ya dönen Tenten'in artık yeni maceraları yayınlanamıyor. Ancak Tenten Belçika'nın bir marka değeri ve sanal bir turizm elçisi olarak yaşamın içinde...</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Neden Tenten ile başladım? Aralık ayının ilk haftasında ben de her yıl sonunda olduğu gibi Brüksel’deydim. Bütün yıl sağlık politikaları alanında yaptığımız çalışmaları değerlendirmek, AB'nin toplumsal sağlık konularındaki toplantısına katılmak, biraz soluklanmak, biraz da Brüksel sokaklarında dolaşmak için...</span></p>

<p><br />
<span style="font-family:"Arial",sans-serif"><b>DÜNYANIN BAŞKENTİ DİYENLER DE VAR</b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Belçika’nın başkenti Brüksel, günümüzde NATO, Avrupa Birliği ve çok sayıda uluslar arası örgütün merkez ofislerinin bulunduğu şehir, biliyorsunuz. Bu yüzden Avrupa’nın hatta dünyanın başkenti diye tanımlayanlar bile bulunuyor.</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Avrupa'nın her ülkesinden Belçika’da çalışanlar, yaşayanlar çok. Belçika'nın kurulduğu dönemdeki kendi halkı, Valonlar ve Felemenklerden biraz da Almanlardan oluşuyordu. 1831 yılında bağımsız bir krallık olarak batı Avrupa’da tarih sahnesine çıkan Belçika az da olsa sömürge sahibi olmuş, dönemin kralı 2. Leopold sömürgeleri kendi şahsi malı olarak görmüş ve gelen kazançla Belçika’da bugün bile yapılması zor önemli yapıları yaptırmıştı. Gotik tarzdaki bu yapılar özellikle Brüksel’i tarihi bir şehir olarak öne çıkartırken turistlerin de çok ilgisini çekiyor. Gece gezmeyi sevenler ışıklandırılmış tarihi binaların arasında ve meydanlarda güzel saatler geçirebiliyorlar. Unesco'nun da dünya mirası olarak listesine aldığı Brüksel tarihi meydanı “La Grand Place” gerçekten görülmeye değer...</span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">ESKİ SÖMÜRGELERİNDEN ÖZÜR DİLEDİLER</span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Günümüzde demokrasi ve insan hakları konularına sahip çıkan Belçika krallığı ve parlamentosu, eski sömürgelerinden, vaktiyle uyguladıkları şiddet için özür diledi.</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Belçika, Avrupa Birliği’ni kuran 6 ülkeden biri olarak Almanya, Fransa, Lüksemburg, Hollanda ile sınır komşusu ve AB'yi sahiplenmiş şekilde yola devam ediyor. Son verilere göre 11,5 milyon nüfusu var. Hatta bunların 40 bine yakını da Türk asıllı...</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilal_unalmis_parlamento_girisi.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="text-transform:uppercase">Avrupa Parlamentosundaki Toplantımız</span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu kez ben Avrupa Parlamentosu'nda yapılacak “From Risk to Action” başlıklı sağlık toplantısına davetliydim. “Riskten Aksiyona” diye çevirebileceğim bu toplantıya kanun yapıcılar, sağlık politikaları alanında çalışanlar, sağlıkla ilgili sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri ve doktorlar katıldı. Çok sayıda ülkeden katılımcılar, kaldığımız otellerden yürüyerek parlamento binasına gittik. Aralık ayı ve Brüksel çok soğuk... Bina girişinde hepimizin adına hazırlanmış yaka kartlarımızı alıp içeri girdik. </span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Toplantı açılışını Yunan parlamenter Nikos Papandreu yapacak diye biliyorum. Avrupa Parlamentosu Toplumsal Sağlık Komitesi Başkanının soyadı bana yabancı gelmiyor. Acaba Yunanistan’ın eski Başbakanları ile aynı aileden mi, yakını mı diye düşündüm. İnternetten kontrol ettim. Evet öyleydi. Politikacılık da sanki krallık gibi babadan oğullara-kızlara geçiyor neredeyse günümüzde... Açılış konuşmasından sonra tanıştık, Türkiye'den katıldığımı söyledim, birlikte fotoğrafımız da çekildi. Çalışma alanımı da anlattım. Gayet nazik ve gerçekten bilgili bir uluslararası politikacı ile tanıştığım için memnun oldum.</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilal_unalmis_papandreu.jpg" /></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Toplantı sonunda katılımcılar AB binalarının arasındaki meydanda kadrajımıza sığdırabildiğimiz ölçüde fotoğraflar çektik... Binalar arasında “Democracy in Action” yazıyordu... Bunu da Demokrasi İş Başında” diye çevirebilirim</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilal_unalmis_demokrasi_in.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="text-transform:uppercase">Heykeller... Müzeler...</span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Brüksel tarihi bir şehir eski heykeller kadar yeni yapılmış heykeller de var. Ayrıca AB kurucu ülkelerinden biri olması ve halen AB ne ev sahipliği yapması dolayısıyla diğer AB ülkelerinden de tarihi kimliklerin heykelleri kentin köşelerinde yer alıyor. Don Kişot gibi roman kahramanından Jean<span style="color:#002b11">-Claude Van Damme gibi sinema oyuncusuna, çocukların sevdiği çizgi film kahramanları Şirinlerden,<b> </b></span><span style="color:#38443a">Madam Chapeau’ya çok çeşitli alanlardan çok sayıda heykel var...</span> </span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">KÜÇÜK ÇOCUK HEYKELİNİN İKİ AYRI ÖYKÜSÜ</span></b></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilal_unalmis_kucuk_cocuk.jpg" /></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Heykel denilince aklımıza hep heybetli görüntüler gelir ama Brüksel'in en meşhur heykeli 61 cm boyunda bir erkek çocuk heykeli...Aslında bir çeşmenin üzerinde süs gibi ama yüzyıllardan beri artık önemli bir sembol haline gelmiş. Adı Manneken Pis... Her gün binlerce ziyaretçisi var. Kimi birlikte fotoğraf çektiriyor kimi üzerine yeni bir giysi giydirmeye çalışıyor kimi ise kendi ülkesinin ya da spor takımının bayrağını örtüyor... Kim olduğu, neden bu heykelin yapıldığı konusunda çeşitli hikayeler anlatılıyor. Brüksel’in eski mahallelerinden birinde bir köşe başında çeşmenin havuzuna çişini yapan bir çocuk... Bir hikayeye göre zengin bir adamın oğlu imiş ve birgün bakıcıların elinden kaçmış, annesi babası deliye dönmüşler, ertesi gün bahçede çişini yaparken bulunmuş ve babası bu çeşmeyi ve heykelini yaptırmış... Bir başka hikayeye göre 1600’lerin başında o bölgede dericiler çalışırmış. Derilerin daha kaliteli olması için çevredeki bütün çocukları toplar, derilerin üzerine çişlerini yapmalarını isterlermiş... Sonra da böyle bir heykel yaptırmışlar. Belçikalılar için bu heykelin çok önemli olduğunu düşünen Fransız askerleri de bir ara bu heykeli çalmaya kalkışmışlar...Her neyse artık gören herkesi gülümseten bir şehir süsü...Son görüşümde eline minik bir gitar verilmişti...</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu arada aklıma Nasrettin Hoca heykeli geldi. Ben görmedim ama gören, etrafında temizlik yapan bir Türk hanım ile tanıştım. Belçikanın Scaherbeek bölgesinde yine bir Türk heykeltraş Metin Yurdanur’un bronzdan yaptığı Nasrettin Hoca heykelinden söz etmeden geçemeyeceğim. O çok bildiğimiz, eşeğine ters oturmuş görüntüsü ile halk filozofu Nasrettin hoca Belçika’daki köşesinden selam veriyor.</span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">ŞİRİNLERİN DE MÜZESİ VAR</span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Brüksel’in müzesi de çok çeşitli... Bizim çocukların Şirinler diye tanıdığı çizgi film The Smurfs’ın bir müzesini bile gezebilirsiniz. El yapımı çikolata müzesi de ilginç gelebilir...Tarihi ve kültürel müzelerden istediğinizi seçebilirsiniz. </span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bir de Brüksel’in 68 yıllık Atomium’una da gitmelisiniz. Önünde bir fotoğraf çektirmek Brüksel’e gittiğinizin en büyük şahidi olacaktır. Şahsen benim böyle bir fotoğrafım var... 1958 yılında EXPO fuarı için yapılan ve 6 ay sonra kaldırılması planlanan bu dev atom modeli, o kadar ilgi görmüş ki kaldıramamışlar. Hala ilgi devam ediyor. Demir kristal kafesinde, atomun165 milyar kez büyütülmüş halinden esinlenilmiş.</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilal_unalmis_atomium.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="text-transform:uppercase">Schelde nehri tam bir su yolu...</span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Belçika zaten denize kıyısı olan bir ülke ama ciddi su yolları da var. 9 tane nehir adı geçiyor kaynaklarda. Ben bunlardan Schelde nehrinde daha önceki gelişlerimden birinde, tabii sıcak bir havada tekne ile gezdiğimi hatırlıyorum. Schelde nehri Fransa’da doğuyor, Belçika’nın batısından geçiyor ve Hollanda’dan da Kuzey Denizine dökülüyor. Benim gibi deniz ve nehir görmeyi seven birisiyseniz mutlaka bir tekne gezisi yapın derim.</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Her ülkenin olduğu gibi Belçika'nın da resmi ya da gayri resmi bayramları, ulusal günler ve sembolleri var elbette... Valonların, Felemenklerin, Fransızca konusanların ve Almanca konuşanların kendilerine has özel günleri var ve kutluyorlar... Gelincik ise Belçika’nın sembol çiçeği imiş...</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Pek çok ülkede olduğu gibi armalarında aslanı kullanıyorlar. Midye patates kızartması milli yemekleri, sabah kahvaltısında da waffle gözde yiyecekleri.</span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="text-transform:uppercase">Basın kuruluşları birarada</span></span></b></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilal_unalmis_basYn_merkezi.jpg" /></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yazıya başlarken “Brüksel sokaklarında dolaşmak” demiştim ya evet biraz dolaşayım derken International Press Center tabelası olan bir binaya rastladım. Türkiye'den de bir medya kuruluşu var mı acaba bu binada diye merak ettim ve içeri girdim. Gerçekten hem Anadolu Ajansı hem de TRT bu binada çalışıyormuş. Görevli ile biraz sohbet ettik, AB binalarından birinin çok yakınında olan bu binadaki ofislerde çalışan gazeteciler bize her gün Belçika'dan haber geçiyorlar...</span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="text-transform:uppercase">Kral Philippe’den sonra tahta kızı geçecek</span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Belçika’da bir kraliyet ailesinin bulunduğunu yazmıştım. Ancak öyle medyatik bir aile değiller. Kral Philippe iyi eğitim görmüş devlet kurumlarını iyi bilen bir kral ve yine Belçikalı soylu bir kadınla evlenmiş. 2013 yılından beri tahtta ve şu anda 4 çocukları bulunuyor. Büyük kızları gelecekte kraliçe olarak tahta geçecek.</span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="text-transform:uppercase">Tenten takvimi</span></span></b></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Dönüşte havaalanında biraz zamanım vardı Belçika’nın markası olan Tenten maceralarından bir tane alayım istedim. Çizeri Herge 1929 yılında Tenten maceralarını yazmaya ve çizmeye başlamış. Ölümünden sonra yeni bir macera yayınlanmamış diye biliyorum. Gerçi şimdi yapay zeka ile neler yapılmıyor ki. Önüme 2026 yılının Tenten takvimleri çıktı. Bu yıl çalışma masamda bana Tenten çizgilerinin yer aldığı yıllık takvim eşlik edecek. </span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilal_unalmis_tenten.jpg" /></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu ay yine fotoğraflarda Vegar yardımcı oldu. Teşekkür ederim.</span></p>

<p></p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GEZİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/uluslararasi-orgutlerin-yonetim-merkezi-bruksel</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Feb 2026 18:26:41 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2026/02/uluslararasi_orgutlerin_yonetim_merkezi_bruksel_h2461_419cf.jpg" type="image/jpeg" length="92936"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanalların, teknelerin güzel kenti: AMSTERDAM]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/kanallarin-teknelerin-guzel-kenti-amsterdam</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/kanallarin-teknelerin-guzel-kenti-amsterdam" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- Kaç kez giderseniz gidin yokuşları, merdivenleri olmadığı için Amsterdamı rahatça hatta yürüyerek bile gezebilirsiniz. Gözünüze en çok bisiklet park alanları, bisikletle dolaşanlar, kanalların içinde botlarla gezenler çarpacak. Merkezde tarihi yapılar, birbirine bitişik ince 3-4 katlı binalar göreceksiniz...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">DR. HİLAL ÜNALMIŞ</span></b></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">3 gün içinde 5 milyon turisti ağırlayan “Sail Amsterdam 25” festivali haberlerini görünce ve Hollanda'nın en tanınmış ressamı Van Gogh'un iki binden fazla eserinin “Işığın İzinde” adı ile İstanbul'da dijital olarak sergileneceğini okuyunca; bu ay Amsterdam ağırlıklı bir Hollanda yazısı yazmaya karar verdim. Zaten Mayıs ayında Amsterdam’daydım, yeni fotoğraflar çekmiştim, bir sağlık kongresine katılmıştım, üstelik Amsterdam'da çalışan birkaç genç ile de Hollanda konusunda görüşmüştüm... Hepsini biraraya getirirsem gözleme dayalı güzel bir Hollanda yazısı ortaya çıkabilir diye düşündüm. Lalesi, tahta ayakkabıları, peyniri, yeldeğirmenleri, ressamları, pilot kralı, Lahey Adalet Divanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Ajax futbol takımı ile sayfalarınızda, Hollanda ve Amsterdam. </span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/amsterdam_hilal1.jpg" /></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Hollanda'ya kaç kere gittim diye bir liste çıkarmaya çabaladım. Hatırladığım kadarı ile 8 kez gitmişim. Her birinde farklı bir neden, farklı gözlemler, farklı tanışmalar, farklı bir heyecan olmuş. Onları da hatırlayarak ama özellikle son gidişimin gözlemlerini ve fotoğraflarını size sunarak başlıyorum..</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/amsterdam_sail_festival.jpg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">6 MİLYON GÖÇMEN VAR</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Hollanda, Türkler açısından çok uzak, bilinmeyen bir ülke sayılmaz.1960'lardan itibaren, 3 kuşak işçi, göçmen ve öğrenci olarak Türklerin gittiği bir ülke.18 milyona yakın nüfusu var ve bu nüfusun 450 binini Türkiye'den gidenler oluşturuyor. Faslılar, Balkanlardan gidenler, eski sömürgelerden gidenler ve son sığınmacı akımları ile yaklaşık 6 milyon göçmen kabul etmiş. </span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/amsterdam_park1.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">PARLAMENTER MONARŞİ</span></b><br />
<span style="font-family:"Arial",sans-serif">Monarşi yani bir kraliyet ailesi var ama parlamenter sistem ile yönetiliyor. Tarih konusunda çok bilgi sahibi olmayanlar Hollanda'nın bağımsızlığını İspanya'dan aldığını bilmeyebilirler. Roma İmparatorluğu zamanında bu imparatorluğun bir parçası olan günümüz Hollanda toprakları, daha sonra İspanya yönetimi altında yaşamış, 1581 yılında da bağımsızlığını ilan etmiş. Hoş, İspanya bunu hemen kabul etmemiş tabii ancak 67 yıl sonra 1648'de tamam demiş... Hollanda, Napolyon Fransasının isgalini, II Dünya Savaşı sırasında Alman Nazi ordusunun isgalini de yaşamış, Belçika'nın ayrılması gibi sınır değişikliklerini de görmüş.</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Günümüzde 41.865 km kare'lik bir kuzey batı ülkesi... AB kurucu ülkelerinden biri ama bugün çok sayıda Hollandalı AB'ye karşı çıkıyor. Hollanda ekonomisi göçmenler ve AB yüzünden fazla harcama yapıyor diye kızıyorlar. Almanya'da Merkel'in politikayı bırakmasına yol açan göçmen krizi Hollanda'da da kendini hissettiriyor. AB'den fayda değil zarar gördüğünü iddia edenler bile var. Oysa ki Hollanda ekonomisi güçlü bir ekonomi, kişi başına düşen gelir açısından iyi ülkelerden birisi...</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/amsterdam_bisiklet1.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">BOT VE BİSİKLET</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Hollanda'nın başkenti Amsterdam bir kanallar kenti.. .Bu özelliği ile botlar ve bisikletler ile ulaşımını halleden çok sayıda insan yaşıyor. Benim yaşımdaki Türklere sorsam kanallar şehri neresidir diye hemen “Venedik” derler... Bizim gençliğimizde Venedik'in romantik bir imajı vardı. Bugün gençlere sorunca önce Amsterdam sonra Venedik, St Petersburg, Brugge diye sayıyorlar.</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Hollanda, göçmenler, öğrenciler için cazip olduğu kadar turistler için de cazip... Geçtiğimiz yıl tam 21 milyon turist ağırlamış. Avrupa'nın en çok turist ağırlayan ilk 10 ülkesi içinde yeralıyor.</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Biliyorsunuz kongre, konferans, fuar, festival gibi ticari, kültürel ve akademik etkinlikler de uluslararası misafirlerin sayısını milyonlara çıkarıyor. Benim son Hollanda seyahatimde de 3 günüm RAI Kongre Merkezi'nde geçti. 70 konferans salonu 11 sergi alanı, 4 bin araçlık otoparkı olan RAI'de ilk kez 1961 yılında bisiklet fuarı açılmış. </span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/amsterdam_kanal.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">LALE VE PEYNİRLERİNİ HERKES BİLİR</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Tarım ve hayvancılık denilince Hollanda'nın bir önceliği var... Meyvelerini, başta lale olmak üzere çiçeklerini ve peynirlerini bilmeyen yoktur herhalde. Geleneksel peynir festivalleri küçük kasabalarda bile hala yapılıyor. Denizcilik de önemli bir çalışma alanı... Sömürgecilik dönemini hatırlayalım; denizcilik alanında güçlü oldukları için denizaşırı noktalarda sömürge sahibi olmuşlardı. </span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/amsterdam_lale_kadYn.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">KRALİYET AİLESİ FAZLA GÜNDEMDE DEĞİL</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“Şimdi sömürgelerinin durumu nedir?” derseniz biraz gerilere giderek anlatayım. Yukarıda Hollanda'nın bir kraliyet ailesi var demiştim Şu anda Kral Willem-Alexander görevde. Annesi kraliçe Beatrice görevi oğluna devretmeyi uygun buldu. Kral o güne kadar Hollanda'nın havayollarında pilot olarak çalışıyordu. Kraldan önce Hollanda tam 3 nesil kraliçeler tarafından yönetildi. Annesi Beatrice, anneannesi Juliana ve ninesi Wilhelmina... II. Dünya Savaşı sonrasında 1949'da Kralice Juliana, kolonilerin bağımsızlığını imzaladı...</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Halk kraliyet ailesinden memnun mu? Doğrusu çok ciddi bir şikayetleri yok. Hollanda Kraliyet ailesi, Birleşik krallık kadar dünya basınının odağında değiller. Hatta şu andaki kralın babası Alman asıllı ve eşi kralice Arjantin asıllı... Gelecekte kralın büyük kızı tahta geçecek bakalım o kimi eş olarak seçecek. Özetle kraliyet ailesi, meşrutiyet çok önemli bir sorun değil ..</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Şimdi biraz fotoğraf için sokaklarda kanallar arasındaki yollarda dolaşalım:</span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">KANALLAR ŞEHRİ GÜZELLEŞTİRİYOR</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Kaç kez giderseniz gidin yokuşları, merdivenleri olmadığı için Amsterdamı rahatça hatta yürüyerek bile gezebilirsiniz. Gözünüze en çok bisiklet park alanları, bisikletle dolaşanlar, kanalların içinde botlarla gezenler çarpacak. Merkezde tarihi yapılar, birbirine bitişik ince 3-4 katlı binalar göreceksiniz... </span><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu binaların bakımı, korunması çok kolay olmasa gerek... Kaldırım kahveleri de turistlerce tercih ediliyor herhalde neredeyse her köşede bir bu tür “Cafe” var. Tarihte kurulan bütün şehirlerin su ile bağlantılı olduğunu düşünürsek Amsterdam da Amstel nehri üzerinde, hatta 2 büyük su kanalı, bu nehrin kolları, üzerlerinde de çok güzel tarihi köprüler inşa edilmiş...</span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">YENİ YAPILANMALAR MERKEZİN DIŞINDA</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ben ulaşım için bota da bindim tramvaya da taksiye de... Sadece bisiklet kullanmadım. Bu son gdişimde otelim şehir merkezinde değildi o yüzden daha çok taksiye bindim. Katıldığım kongre RAI'deydi... Otelimin özelliği de Kongre merkezine yakın olması ve etrafında yeni modern yapılanmanın devam etmesiydi diyebilirim. Şehrin tarihi merkezi Unesco tarafından “Dünya Mirası” listesine alınsa da şehir dışında yeni yapılanmalar her yerde görülüyor.</span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">MÜZELERE ÇOK ZAMAN AYIRMALISINIZ</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Müze biletlerini artık internet üzerinden rahatça alabiliyorsunuz biliyorsunuz. Resim sanatına ilgi duyanlar için Amsterdam harika bir şehir. Rijksmuseum, dünyanın önemli ve zengin müzelerinden biri, tarih, sanat, zanaat, eski teknoloji türü görseller sergileniyor. Hollanda'nın Güney Asya'da deniz aşırı kolonisi olduğu için oradan gelen eserler de var tabii... 2-3 günlük turlarda bu tür müzeleri gezebilmek olanaksız. Uzun süreli zaman ayırmanız gerekiyor. Ben sadece Van Gogh müzesinde 1 günümü geçirmiştim. Evimde bir Van Gogh tablosu yok ama fincan kolleksiyonumda o tabloların kopyaları üzerine basılmış fincanlarım var. Yıldızlı gece, badem çicekleri tablolarını seviyorum ve onların kupalarından çay içmek bana Hollanda günlerimi hatırlatıyor. Tabii sadece Van Gogh değil, Vermeer'in İnci Küpeli Kız'ı da kolleksiyonumda... Hatta bu son gidişimde havaalanından hediye olarak aldığım çikolataların üzerinde de meşhur ressamlarının çizimleri vardı. Bir resim sergisine katılan 3 öğrenciye resim sanatına daha çok ilgi göstermeleri için bu çikolataları hediye ettim.</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Müzede, Rambrant'ın yüzyıllar önce yaptığı Gece Devriyesi tablosunun karşısında durup dakikalarca ve dikkatlice ayrıntılara bakacağınıza eminim. Işık ve gölge ayrıntısı muhteşem ötesi...</span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">SCHIPHOL HER ZAMAN KALABALIK</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Amsterdam'daki havaalanı Schiphol büyük bir havalanı olmasına rağmen her defa bana çok kalabalık görünür. Günümüzde bir havalanında ne bulunması gerekiyorsa Schiphol'de var.. Havaalanından tren ile sehir merkezine rahatlıkla ulaşılabiliyor. Tren temiz, rahat ve güvenli, ben tren yolculuğunu çok sevdiğim için Hollanda'da tren ile yolculuk yapmanızı öneririm.</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/amsterdam_degirmen.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">YELDEĞİRMENLERİ ÇALIŞIYOR</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Hollanda denilince herkesin aklına gelen yeldeğirmenlerinden de söz etmek isterim. Günümüzde 1200 kadar yeldeğirmeni çalışmaya devam ediyormuş. Eski yıllarda un öğütmek, su pompalamak amaçlı kullanılan yel değirmenleri bugün biraz görsellik sunuyor ama karayı denizden ayırmak için su pompalamaya devam ediyormuş. Amsterdam'dan kolayca Zaance Schons'a gidip yeldeğirmenlerini görebilirsiniz. Yıllar önce bir Hollanda seyahatimden anneme yeldeğirmeni biçiminde bir müzik kutusu almıştım. </span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/amsterdam_laleler.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">RENGARENK, ŞAHANE LALELER</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Gelelim lale bahçelerine... Lale bahçelerine gidince, o rengarenk şahane laleleri görünce lale soğanlarının Osmanlı İmparatorluğu döneminde buradan Hollanda'ya gittiğini de düşününce içiniz biraz burulacak. Lale bahçeleri de Keubenhof yerleşim bölgesinde. Mevsiminde lale soğanı satın alıp getirebilir ve evinizin balkonunda birkaç lale yetiştirebilirsiniz. Her köşede lale, lale soğanı, tohum satıldığını belirteyim. En kötüsü ahşaptan yapılmış çok güzel boyanmış laleleri de beğenirseniz birkaç tane alıp evinizin bir köşesinde süs olarak kullanabilirsiniz</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Amsterdam merkezde herkesin fotoğrafını çektiği ya da önünde poz verdiği kuleyi de unutmayalım. Özgün bir Amsterdam fonu olan kule ortağ çağ şehir surlarının ana kapılarından birinin parçasıymış . Bir dönem madeni para basımı için kullanılmış.</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">8 yıl önce Dam Meydanı yürüme alanına yerleştirilen Rokinfontein adındaki çeşme de ilginç bir şehir süsü diyebilirim. Çeşmeler genellikle ilgi gördüğü için sanırım böyle bir yarım insan yüzü şeklinde bir heykel-çeşme yerleştirilmiş. Ama buradaki fıskiyeler ve etrafa su saçılması, yayaları yakındaki cafeleri rahatsız etmiş. Belediye suyu kesmiş . Şimdi sadece heykel olarak geçenlerin dikkatine sunuluyor.</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Dam Meydanına gelince arka fona kraliyet sarayını alıp bir selfi de yapabilirsiniz. Hatta saray turuna da katılabilirsiniz.</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ama BM Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni de görmek istiyorum derseniz LaHay'e gitmeniz gerek. Ben bu tür kurumlara ilgi duyduğum için gitmiştim.</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sayfalardaki bazı fotoğrafları da bir kaç hafta önce Hollanda gezisi yapan Vegar verdi ona da teşekkür ediyorum.</span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Son Hollanda seyahatim de böyle geçti. Sizlerle paylaşmaya çalıştım. Önümüzdeki günlerde, Sütlüce'de açılan Van Gogh'un 2000 eserinin bulunduğu dijital sergisine giderek Hollanda ile ilişkimi resim sanatı düzeyinde sürdüreceğim.</span></p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GEZİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/kanallarin-teknelerin-guzel-kenti-amsterdam</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Sep 2025 22:26:17 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/09/kanallarin_teknelerin_guzel_kenti_amsterdam_h2415_f7535.jpg" type="image/jpeg" length="99515"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[​​​​​​​İsveç ve Stockholm yakın plan]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/isvec-ve-stockholm-yakin-plan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/isvec-ve-stockholm-yakin-plan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- İsveç Avrupa'nın kuzeyinde İskandinavya yarımadasının ortasında Finlandiya ve Norveç arasında 450.295 kilometrekare yüzölçümü olan bir ülke... 11 milyona yakın nüfusu var.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:13px;"><span style="font-size:14px;"><b><span arial="" style="font-family:">Dr. HİLAL ÜNALMIŞ</span></b></span></span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Mayıs ayının sonunda 11 günümü geçirdiğim bir ülkeye götüreceğim bu ay, bu sayfalarda sizi... Nereye mi? Kuzeydeyiz bu sefer, İsveç'te hem de beyaz gecelerdeyiz...</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">İstanbul'dan havalanan uçağım 4 saati tamamlamadan pilotumuz iniş anonsu yaptı... Arlanda Havalimanına iniyoruz. 5 arkadaş buluşacağız. İspanya'dan, Sırbistan'dan ve ABD'den gelenler benden önce havaalanındalar ve bir kafede beni bekliyorlar. Evsahipliği yapacak olan arkadaşımız İsveçli Tove aynı zamanda birlikte yürüttüğümüz “Sağlıkta Çoklu Kültür” projesinin başkanı... Çok eğlenceli bir toplantı olacağı belli... Uçaktan indiğim gibi Tove, telefonla beni arıyor ama benim onların oturduğu kafeye varmam biraz zaman alacak. AB vatandaşı olmadığım için ayrı bir kuyruğu girmem, pasaport polisinden geçmem gerekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilalisvecekip.jpg" /><br />
<span arial="" style="font-family:"><b>GÖL KIYISINDA 11 YATAK ODALI EV</b></span></span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Neyse bütün işlemlerimi tamamlayarak valizimi de aldım ve ekip arkadaşlarımla buluştum... Kahkahalarla birbirimize sarılıyoruz... Stockholmdeyiz ama şehir içine girmeden havaalınından trene binerek Hallsberg'e gidiyoruz. Tove bize “otele gerek yok benim ailemden kalan evde konaklayacağız” dediği zaman bu evin, göl kıyısında kendi özel iskelesi, 3 salon 11 yatak odası, 2 büyük mutfağı, yemek odaları, şahane taş sobaları, çok sayıda banyo ve tuvaleti, büyük bir bahçesi , bahçesinde ayrıca kücük bir ev boyutunda yiyecek deposu olan yüzyıldan fazla Tove'nin ailesinin kullandığı bir ev olacağını düşünememiştim doğrusu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilaltoveninevi.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Yolda tren penceresinden hem İsveç topraklarını ormanlarını, yerleşim yerlerini izliyorum hem de İsveç hakkındaki bilgilerimi tazeliyorum...Trende arkadaşlarımla yanyana oturmadığımız için İsveç-tren-ben başbaşayız. </span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilalkitapci.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">İsveç Avrupa'nın kuzeyinde İskandinavya yarımadasının ortasında Finlandiya ve Norveç arasında 450.295 kilometrekare yüzölçümü olan bir ülke... 11 milyona yakın nüfusu var ve göçmen almaktan çekinmiyor. Zeten 4 milyona yakın vatandaşı sonradan İsveç'e göçen kişilerden oluşuyor. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span arial="" style="font-family:">KRALIN YETKİLERİ OLDUKÇA SINIRLI</span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">İsveç’in başkenti Stockholm. Yönetim biçimi monarsi, krallık ile yönetiliyor gibi görünüyor ama meşruti monarsi...Konuştuğum İsveçlilere göre taç giyme töreni bile yapılmamış, yetkileri sınırlı kral 16. Carl Gustaf 1973'ten beri kral... Halk kralı ve ailesini seviyor gibi...Tarihi sarayda yaşamıyor. Ülkeyi parlamento ve seçilmişler yönetiyor. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Resmi dil İsveçce ama yerel başka diller de var. İsveç, her yıl en mutlu ülkeler anketinde ilk 10 içinde yer alıyor. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">İnternet altyapısı çok çok iyi, 5G teknolojisi kullanıyor. Markalaşmayı seviyor, Dünyanın en ünlü markalarından bir çoğunun merkezi İsveç... Arabalarda emniyet kemerini ilk bulan ve kullanan insanlar İsveç’te yaşıyor. En sağlam araç, evde en kolay monte edilebilen mobilyalar, geri dönüşümden enerji yaratmak, ilk merkez bankasını kurmak yine İsveç'in ilklerinden...</span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilalnobelmuzekonser.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span arial="" style="font-family:">YÜKSEK REFAH VE EŞİTLİK</span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Güvenli, özgür, refahı yüksek herkesin birbirine eşit baktığı bir ülke... AB üyesi ve son dönemde Türkiye'nin de onayı ile NATO üyesi oldu. Kimseye maaşını sormadım ama yaşanılan evler, arabalar, bir rahatlık içinde olduklarını gösteriyor. Ancak hayat pahalılığından yakınmalar da var... Özellikle öğrenciler için kiraların çok yüksek olduğunu çok duydum.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">İsveç'te kaç üniversite varmış diye incelediğimde, dünyanın en eski üniversitesinin 1477'de Uppsala'da kurulduğunu öğrendim. Bu üniversite ile övünüyorlar. Bugün 27 üniversitesi var. Dünyadaki ilk 100 üniversite arasında 3 üniversitesi bulunuyor ki bu önemli bir başarı... Zorunlu eğitim de 1800'lerde başlamış.</span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilaleskisehirmerkezi.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span arial="" style="font-family:">NAKİT KULLANIMI MİNİMUM DÜZEYDE</span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Resmi paraları Euro değil, İsveç kronu. Ama daha çok kredi kartı kullanılıyor. Bu günlerde 1 kron, 4,17 TL... Şimdi farkında vardım ki elime hiç İsveç Kronu almadım. ben de hep kredi kartı kullandım... Ülke alışkanlıklarında 1 kron bile önemli...Geri dönüşümü çok önemsediklerini yukarıda yazdım ya işte özendirmek için bazı malzemelerin geri dönüşümüne katkıda bulunanların hesabına 1 kron yatırılıyor.</span></span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Ve sigara... Avrupa'da tutün kullanımında çok alt sıralardalar... İsveç’te sigara içenlerin oranı yüzde 6 diye açıklanıyor. Ama caddelerde gençleri elektronik sigara içerken gördüm. Bunu sayıyorlar mı bilemiyorum.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Bir de alfabesine göz attım, Latin Alfabesi'ndeki 26 harf aynen var ve 2 tane değişik aksanlı A ile bir farklı Ö harfi de eklenmiş. Böylece Türk Alfabesi gibi 29 harf olmuş...</span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilalnobelmuzesionu.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span arial="" style="font-family:">MARIEDAMM... GÖL KIYISI… </span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Hallsberg'e varınca Tove'nin arabası ile evinin bulunduğu Mariedamm'a doğru yola çıktık...</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">İşte, göl, orman, mavi kömürler, geyikler ile süslü, kuzeyin “beyaz geceleri” içine girdim... İsveççe “Vita nätter” dönemi yani... Masal gibi...</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Ama biz önce projemizi tamamlayacağız... Son rapor için, son tartışmaları son görüşmeleri yapacağız... Sonra beyaz geceler ve çevrenin büyüleyici atmosferi yaşanacak...Ve ekibimize Norveç'ten katılan bir arkadaş daha geliyor... 6 kadın, sadece yemek saatlerinde mola verip yoğun bir tempoda çalışıyoruz. İsveç sağlık çalışanlarından konuklarımız da oluyor, onları dinliyoruz.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Mariedamm'daki ilk gecemizde Eurovizyon şarkı yarışması da var... Taş soba ile ısıtılmış bir büyük salonda Eurovizyon şarkı yarışmasını da izledik. Norveçli arkadaşımız iddialı hatta elinde minik bir bayrak da var ama Avusturya kazanıyor... Uzun zamandır biz Eurovizyon'a katılmadığımız için bana da değişik geldi yeniden şarkı yarışması izlemek... </span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilalabba.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Bu arada ABBA grubunu hatırladım. İsveçli grup 1974 yılında birinci olmuş ve sonraki yıllarda bütün dünyada tanınmıştı. Doğrusu ben de ABBA şarkılarını severdim. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span arial="" style="font-family:">HAVA 24.00’DE KARARIYOR</span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Ve uykumuz geldi ama hava daha aydınlık... Çünkü beyaz gecelerin başlangıç dönemindeyiz. Gece 24.00 'e doğru hava kararıyor, gece yarısı 03.30 gibi de yeniden aydınlanıyor... Hava soğuk… Belki bu kadar soğuk olmasa, gece dışarı çıkıp göl kıyısında yürüyecek, bir etkinliğe katılıp beyaz gecelerin keyfine varacağız ama şahsen bana çok soğuk geliyor... Aynı şekilde Barselona'dan arkadaşım Dr. Teresa da üşüyor. “Biz Mediterranean'den geliyoruzzzz” diye Akdenizli olduğumuzu vurguluyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilalgeyik.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span arial="" style="font-family:"><span style="text-transform:uppercase">Orman ve Maden bölgesi</span></span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Ertesi gün çalışma molasında ormana geyikleri, tavşanları görmeye, maden sahasına gittik ve madencilerle öğle yemeği yedik. Bu madencilerden birinin, 25 yıl önce Türkiye'den giden madencilere eğitim veren ekipte olduğunu öğrendik. Bu bölgede mavi taş biçiminde kömür de çıkıyormuş. Mavi damarları olan 3 parça taş kömür, İstanbul'da şimdi çalışma masamın üzerinde duruyor. Boliden adlı madencilik şirketi bu bölgede ve kuzey teknolojisi ve mühendislik için çeşitli madenleri üretiyor, işliyor, teknolojide sürdürülebilirliği sağlıyormuş. Belediye ve bölge halkı bu şirketi seviyor ve destekliyor. Çünkü iş olanağı ve geliri yüksek sanırım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilalmavikomur.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Ormanlık bir arazide kurulmuş olan Mariedamm köyünde öyle bitişik nizam evler yok. İki ev arası neredeyse 1 km'ye yakın... Eski yıllarda geyikler, tavşanlar, turnalar ve başka bir çok hayvan evlerin arasında yaşarmış. Geyik sürüleri çok ilgi çekermiş ve ne yazık ki avcılar bu sürülerin azalmasına yol açmış. Biz gezimizde geyik sürüsü değil ama yine de 3 defa geyik gördük...Tavşanlar gördük, sevindik. “Moose Safari” diye şakalaştık... Ama ömrümde ilk kez dişisi için dans eden Turna gördüm canlı canlı... Gerçekten çok hoştu...</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">5 günümüz Mariedamm'da geçti. Yemek yediğimiz restoranlar, ahşap eşyalar, çevre gezileri, bizim grupla tanışmak isteyerek bizi evlerine davet eden komşular hepsi çok keyifliydi. Çeşitli ülkelerden gelip buralara yerleşenler de var içlerinde... Zaten İsveç nüfusunun bir bölümünü göçmenler oluşturuyor. Stockholm'e gideceğimiz gün hava biraz yumuşadı ve Halsberg istasyonunun önünde sadece kazakla bir fotoğraf çektirebildim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilalistasyon.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Haydi Stockholm'e gitmeden önce genel olarak bir İsveç bilgileri vereyim... İsveç, Norveç, Finlandiya üçlüsü İskandinav ülkelerini oluşturuyor. Tarihte bir dönem birlikte olmuşlar, sonra ayrı devletler kurmuşlar... İsveç 200 yıldır savaşmıyor komşu ülkelerle barış içinde...</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Trenle Stockholm'e vardık...Yine ziyaretler, görüşmeler var. Hava bana göre soğuk ama Stokholmü yaşamadan da dönmeyeceğim. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span arial="" style="font-family:"><span style="text-transform:uppercase">Viking Müzesi</span></span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">İskandinav bölgesinde tarihte Vikinglerin yaşaması, korsanlık ve tüccarlıkla 11. yüzyıla kadar varlıklarını sürdürmeleri, filmler ve bazı tarihi romanlar için iyi bir kaynaktır oluşturuyor. Filmlerde güçlü fizikleri, uzun sarı saçları, savaşçılıkları, ahşap gemileri ile betimlenirler. Şu anda da İsveç, Norveç, Danimarka, İzlanda ve Forea adalarında yaşayanların atası olarak Vikingler kabul edilirler. Stockholm'de bulunup da Viking Müzesi'ne gitmeden olmaz. Hem klasik sergi türü müzecilik hem de günümüzde ışıksız ortamda sergilenen ve objeleri yeni tarz görsel tekniklerle izlemek ilginç oluyor... Lunaparklardaki arabalar gibi bir arabaya biniyorsunuz, karanlıkta arabanız gidiyor, bir anda ışıklar yanıyor ve bir Viking köyünde kendinizi buluyorsunuz. Ani geçişler dönüşler, yükselen müzik sesi ürkütücü de gelebilir, çok eğlenceli de... </span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilalvikinggemi.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Bugün artık kullanılmayan bir Viking alfabesi de var... Müzede bir köşe alfabe köşesi... Ben de hemen hangi ses hangi işaretle yazılıyor öğreniverdim ve alfabenin bulunduğu tahtanın altına kendi adımı Viking harfleri ile yazdım. Sanırım müzeyi gezenlerin bir bölümü de benim yaptığımı yapıyor ve akşamları bu yazılar siliniyor ve tahta ertesi güne hazırlanıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilalvikingadam.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Viking kralının tahtına oturup fotoğraf çektirmek, bir Viking savaşçısı ile elele tutuşmak, Viking gemisine binmek müzedeki sıradan eğlenceler. Rehberimizin bir dünya haritası etrafında 1 saati bulan konuşması ise günümüzde hızla tüketmeye alışmış ziyaretçiler için sıkıcıydı... Laf aramızda ben de sıkıldım. Bu kadar detaylı tarih öğrenmek isteyenler kitaplardan okuyabilir ya da belgeselleri izleyebilirler diye düşündüm. </span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilalvikingce.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span arial="" style="font-family:">VE NOBEL AKADEMİSİ ÖDÜLLERİ MÜZESİ</span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Günümüzde Nobel adını duymayan yoktur herhalde. Her yıl fizik, kimya, edebiyat, ekonomi, tıp, barış gibi pek çok alanda dünya çapında ödül olan Nobel ödülü “Dünyayı Değiştiren Fikirler” sloganıyla veriliyor. Bir günümü de Nobel Prize Museum'da geçirebilir, müzede sergilenenleri inceleyebilirim.</span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilalnobelaron.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Türkiye'den uzun zaman önce İsveç'e gidip yerleşen bir arkadaşımla buluştuk ve Nobel Ödülleri Müzesine gittik. Bina tarihi olduğu için çok katlı değil. Girişte arkadaşım ikimizin de emekli olduğunu söyledi. Herhangi bir kimlik istemeden beyana güvenerek indirimli bilet kestiler. Nereden başlasak derken önce Alfred Nobel'in kabartma resmi ile fotoğraf çektirenlere gözüm takıldı, biz de aynı eylemle başladık. İyi ki de bu fotoğrafı aradan çıkarmışız, biraz sonra kalabalık bastı ve benzer fotoğraf için kuyruk oluşmaya başladı...</span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilalnobelkartpostal.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Müzede benim ilgimi çekecek konular ve objeler çok abartılmadan sade şekilde sergileniyor. Nobel kazanan çok sayıda kişinin gözlükleri örneğin... Dalai Lama'nın gözlüğü en önde olduğu için onu net hatırlıyorum. Malala Yusufzai'nin kırmızı eşarbı, Walesa'nın üzerine çıkıp işçilere konuşma yaptığı çöp kutusu, bilim adamlarının el yazısı ile yazılmış mektupları, Afrika'da yürütülen sağlık kampanyalarındaki sağlık çantası, çocuklar için hazırlanmış sevimli laboratuvarlar gayet ilgi çekiciydi. Satış mağazasından da hem Fizik hem Kimya ödülü kazanmış olan Madam Curie'nin bir sözünün üzerinde yazılı olduğu bir bardak, bir bez çanta, kalemler, kitap ayraçları gibi hediyelikler aldım.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span arial="" style="font-family:"><span style="text-transform:uppercase">Alfred Nobel</span></span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Türk ve Türk asıllı olarak 3 kişinin Nobel ödülü aldığını hatırlarsınız. Türkiye kamuoyunda bu ödüllere çok sevinen olduğu gibi umursamaz görünen hatta eleştiren epeyce insan gördük. Ben yine de bu ödülü kazanabilmenin önemli olduğuna inananlardanım. Alfred Nobel dünyada dinamitin mucidi olarak biliniyor. Bu çalışmalar sırasında kardeşi dahil birçok kişinin ölümünü dahi yaşayan Nobel, soyadı ile bir ödül kurulmasını vasiyet etmişti. Bugün Nobel ödülleri dünyanın en prestijli ödüllerinden olarak kabul ediliyor. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span arial="" style="font-family:"><span style="text-transform:uppercase">Heykel sorunu</span></span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Tarihte bir dönem kahraman sayılan kişilerin bazı partilerce son yıllarda heykellerinden rahatsızlık duyuluyor bilirsiniz. İsveç kralları 12. Karl (Demirbaş Şarl) ve Gustav 2. Adolf'un heykellerinin şehir merkezinden kaldırılması, daha az görülebilecek yerlere yerleştirilmesi için 12 yıl önce bir girişimde bulunulmuş ama hala yerlerindeler gördüğüm kadarıyla... Şehrin <span style="color:#262626">merkezi yerlerine barış, özgürlük, hoşgörü, çeşitlilik ve dayanışmayı çağrıştıran simgeleri içeren heykellerin konulması gerektiğini </span> ileri süren politikacılar ile tarihçiler tartışmışlar... Tarihçiler elbette kral heykellerinin bulunmasını isteyen taraf...</span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilalheykel.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Tarihi krallık sarayının ve şu anda bazı bakanlıkların binalarının olduğu Royal meydanında çok sayıda heykel, gelen turistlere fotoğraflar için fon oluşturuyor. Bu bölge bir adacık... Eski şehir anlamı taşıyan <b>Gamla Stan </b>diye adlandırılıyor. Bütün tarihi binalar heykeller bu adanın içindeler. Nobel akademisi ve bazı dini yapıları da burada görebilirsiniz. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Şehrin başka yerlerinde heykel yok mu... Elbette var... İsveç asıllı Hollywood yıldızı İngrid Bergman'dan ufo'lara, göçmenliği betimleyen heykellerden mitolojik tanrılara çok çeşitli klasik ve modern heykel bizi selamladı...</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span arial="" style="font-family:">DEMİŞBAŞ ŞARL</span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Bizim tarihimizde Demirbaş Şarl adıyla bildiğimiz kral 12. Karl'ın (Charles) heykelinin önünde bir fotoğraf çektirmek hoş olacaktı... Rusya ile yaptığı Poltova savaşında (Bugün Ukrayna sınırları içinde kalmış) yenilen ve yaklaşık 1500 askeri ile 1709 yılında Osmanlı İmparatorluğuna sığınan 12. Karl, 5 yıl kadar Osmanlı padişahı 3. Ahmet'in onayı ile burada yaşadı. Daha sonra Osmanlı-Rusya ilişkilerine zarar verdiği gerekçesi ile ülkesine gönderildi. Bu kral bazı görüşlere göre topraklarını genişletmek isteyen bir kahraman bazı görüşlere göre de sefalete yol açan yenik bir kral... Ben yorum yapmayacağım, tarihçi de değilim... Ama arkadaşlarımla birlikte Demirbaş Şarl'ın heykelinin önünde durduk kaidesindeki yazıyı okuyup bir fotoğraf çektirdik.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span arial="" style="font-family:"><span style="text-transform:uppercase">Sivil Toplum da genç sanatçılar da çok önemseniyor</span></span></b></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">İsveçte sivil yönetim ve sivil toplum çok önemli kabul ediliyor. 15 yıl önce kalp nakli yaşamış olan eski parlamenter Penilla Gunther'in kurduğu Fokus Patient adlı kurumu ziyarete gittik. Penilla gayet sağlıklı görünüyor. Aynı mekanda Citizens Affairs adlı sivil toplum da çalışmalarını sürdürüyor. 5000 sivil toplum kuruluşu ile ilişkide olduklarını söylediğinde biraz şaşırdım. Bu sayı hiç de az değil, yaptıkları toplantıları ortak çalışmaları anlatınca çok takdir ettim. </span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilalpatient.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Ertesi gün bir nadir hastalık olan PBC için kurulmuş dernek hakkında bilgi almak için yine bir buluşmamız var. Konuşma sırasında dernek başkanının oğlunun modern dansçı olduğunu öğreniyoruz. Ve bizi ertesi akşam gösteriye davet etti. Tabii ki gittik. Modern dansta bütün duyguları art arta yaşamak mümkün... Güzel bir akşam oldu, hem de genç dansçılarla tanıştık...</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Dünyanın öbür ucunda bile olsa İsveç toplumu her olayla ilgilenmek istiyor. Sanat çevreleri bu olayla ilgili sergiler açıyor toplantılar düzenliyor ve dikkat çekiyorlar. Ben de o sırada olan sergileri gezdim.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span arial="" style="font-family:"><span style="text-transform:uppercase">YEMEK Kültürü</span></span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">İsveçte bulunduğum süre içinde hem ana hem ara öğünleri hiç atlamadan keyifle beslendim. Kahvaltı bir tören gibi... Sofraya neredeyse 10 çeşit peynir geliyor. Yeşillikler, turplar, her renk domates, biber ve meyveler zaten var. Salam çeşitleri yenildi, hatta benim için hindi salamı alınmıştı. Bir de çok sevdikleri tuzlu tereyağları var... Kocaman makinelerde kahve yapılıyor ve herkes en az 3 koca fincan kahve içiyor. Ekmek çeşitlerini sayamadım... O kadar çoktu. Bal tabii var ama bizim kahvaltılarımızda meyvelerden yapılmış reçel de yediğimizi söylediğimde inanamayıp gülenler oldu. Gereksiz şeker yüklemesi diye yorumladılar. Ama onlar çok severek tuzlu tereyağı yiyorlar... Bana biraz içine tuz katılmış margarin gibi geldi. Ben de onların tuzlu tereyağını “gereksiz tuz yüklemesi” diye yorumladım. Aaa bir de tuzlu dondurmaları var...Y edim biraz ama açıkcası sevmedim. Kaymaklı dondurma neredeeee, tuzlu dondurma nerede...</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Mariedamm'a ilk gittiğimiz gün deniz ürünlerinden ve ekmekten özel olarak yaptırılan pasta gibi döşenmiş bir yiyecek sofraya gelmişti. Deniz ürünlerini sevdiğim için beğenerek yedim. Ülkede her bütçe için her türlü restoran bulabilirsiniz. Bizim gittiğimiz restoranları sayarsam, İtalyan, Vietnam, Moğolistan da diyeceğim. Hepsinde de bizim kültürümüze uygun tatta yiyecek buldum.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span arial="" style="font-family:"><span style="text-transform:uppercase">Dr. Tove</span></span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Size biraz da İsveç'te bize ev sahipliği yapan sevgili arkadaşım Tove'den söz etmek isterim ama o birkaç paragrafa sığmayacak ölçüde dopdolu bir kadın... Emekli öğretim üyesi, yazar, sivil toplum lideri, anne hatta büyükanne, 9 dil konuşan ve daha birçok sıfatı olan bir çağdaş kadın... “Kuzey Burnu ve Cebelitarık Boğazı arasında Özgür Ayaklar Üzerinde” diye tercüme edebileceğim kitabın ve daha birçok kitabın yazarı... Tove, o dönemde 11 yaşında olan oğlu ile yürüyerek evet sadece yürüyerek, sırtlarında eşyaları ile bir maceralı yolculuk yaşamışlar. Bu yürüyüş 1983-84 yıllarında; 1 yıl, 3 ay sürmüş ve 400 sayfalık bir kitap yayınlanmış. Onunla arkadaş olduğum, aynı projelerde çalıştığım için kendimi şanslı sayıyorum. Tack tack Tove... </span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/hilaltovekitap.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">İsveç'e indiğim andan itibaren merhaba ve teşekkür ederim demeyi öğrendim... İkisi de kolay. Hej, merhaba demek ve Hey diye söyleniyor... Teşekkür ederim ise Tack ve Tak diye seslendiriliyor... Dönüşümde İsveççe 20 -25 kelimeyi ögrenmiştim artık...</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span arial="" style="font-family:">Puss Puss İsveç ve puss puss İsveçteki dostlarım...</span></span></p>

<p></p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GEZİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/isvec-ve-stockholm-yakin-plan</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Jul 2025 11:43:21 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/07/isvec_ve_stockholm_yakin_plan_h2388_ede41.jpg" type="image/jpeg" length="80106"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İtalya'nın moda, sanat, ticaret başkenti: MİLANO]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/italyanin-moda-sanat-ticaret-baskenti-milano</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/italyanin-moda-sanat-ticaret-baskenti-milano" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Daha önce de gittiğim Milano'dan bu defa bol fotoğraf, gözlem, yeni bir Milano fincanı, Verona bardağı ve İtalyan Mutfağı Sertifikası ile döndüm...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><strong>DR. HİLAL ÜNALMIŞ</strong></span></p>

<p></p>

<p>Her biri turizmde marka olan İtalyan şehirlerinden Milano ve Verona'dayız bu ay...</p>

<p></p>

<p>Hıristiyanlığın mühürlerinden Duomo Katedrali'nin önünde bir fotoğraf çektirmeden olmaz.</p>

<p></p>

<p>Bir akşam pizza ve İtalyan dondurması yapma kursuna katılmadan hiç olmaz.</p>

<p></p>

<p>Dünya modasını yöneten Milano'dan son model bir giysi ya da ayakkabı-çanta-şapka takım almadan dönmek hiç hiç olmaz...</p>

<p>Scala'ya gidip bir opera izlemeden dönersek zaten Milano'ya gitmiş sayılmayız...</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/milanolascala.jpg" /></p>

<p>Ama benim gibi daha önce Milano'ya gitmiş biriyseniz bunların hepsini zaten yapmışsınızdır. O yüzden bu defa bol fotoğraf, gözlem, yeni bir Milano fincanı, Verona bardağı ve İtalyan Mutfağı Sertifikası ile döndüm...</p>

<p>Haziranın ilk haftasında dünyaca ünlü İtalyan tenor Andrea Bocelli İstanbul'da konser verirken ben de Milano'da dünyanın en büyük opera kurumlarından biri La Scala'nın meydanda yapacağı halka açık konserine tesadüf ettim. Benim Duomo Meydanında gezdiğim sırada sahne kuruluyordu ve daha önce yapılmış konserlerin ses kayıtları sunuluyordu. Bu şahane müziği dinleyerek dolaşmak bile bana iyi geldi. Milano şehrinin simgelerinden olan 1778'de yapılmış La Scala'nın repertuarı gezginlere de oldukça çekici geliyor.</p>

<p><b>NÜFUS, YAŞAM MALİYETİ</b></p>

<p>Milano, İtalya'nın kuzeyinde Lombardia Bölgesinde kurulmuş. Başkent Roma'dan sonra 2. büyük şehir... Nüfusu 1 milyon 400 bine yakın. Çok sayıda oteli var çünkü en çok turist alan şehirlerden biri... Tarihi bir şehir, tarihsever turistler için ilginç ama aynı zamanda ticaret, endüstri, müzik ve kültür merkezi. Dünyaca bilinen en büyük moda şirketlerinin merkezi Milano'da. Bu da Milano'nun pahalı bir şehir olmasına yol açıyor. Temel ihtiyaçların karşılanması maliyetinin bile diğer İtalyan şehirlerinden daha yüksek olduğu belirtiliyor.</p>

<p><b>TARİHİ YAPILAR İLE MODERN YAPILAR YANYANA</b></p>

<p>Milano, katedralleri, tarihi binaları ile biliniyor daha çok ama son yıllarda inşa edilmiş gökdelenleri de artık büyük ilgi topluyor. Şehrin merkezinde tabii tarihi yapılar yer alıyor ama çevrede çeşitli şirketlerin adını taşıyan gökdelenler var. Hatta bazılarının mimarisi de ilginç... Bunlardan biri CityLife projesinin bir parçası olarak inşa edilen Libeskind Tower ya da Il Curvo adlı gökdelen... Diğer gökdelenlerden ayrılan özelliği yamuk ve kavisli olması. Polonya asıllı Amerikalı mimar Libeskind tarafından yapılmış bir proje ve 3 yıl önce açılmış... Tam 175 m yüksekliğinde ve 28 katlı. Bu post modern mimari akıma dekonstrüktivizm deniliyor. Bu yamuk binayı arkama alıp bir fotoğraf çektirdim tabii ben de...</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/milanoeYikgokdelen.jpg" /></p>

<p><b>MİLANO MODA HAFTASI</b></p>

<p>Milano dünyanın önemli moda merkezlerinden biri dedik. 2024 Moda Haftası 17 Eylül'de başlayacak 23 Eylül'e kadar sürecekmiş. 6 ayda bir moda fuarı düzenleniyor, tabii 2 mevsim önceden gidiyor moda... Çok sayıda tasarımcı katılıyor. Büyük şovlar yapılıyor. Ben hiç denk gelmedim. Moda Merkezi, dünyanın en büyük moda fuarları burada yapılıyor denilince etrafta gezen insanların son moda giysiler içinde olacağı akla geliyor. Ama hayır, yolda, restoranda, konserde bizim gibi giyinmiş insanlara rastlıyorsunuz. O moda ikonları nerededir, o son moda giysileri ki bazıları itici gelir, nerede giyerler bilmem. Moda haftasına katılmak da kolay değil doğrusu, bir sürü evrak isteniyor. Kendinizi kanıtlamış bir tasarımcı olmanız, şirketinizin olması, vergi veriyor olmanız, markanızın tescilli olması ve önümüzdeki 5 yıl için stratejinizin ne olduğunu açıklamanız isteniyor. Bunun gibi birçok koşul belirleniyor. Yani genç tasarımcılar gideyim de kendimi göstereyim diye kolayına gelemiyorlar. Öyle zamanlarda belki otellerde yer bile bulmak zordur.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/milanomodahaftasi.jpg" /></p>

<p>Milano'nun merkezi denilen Duomo Meydanındaki Galleria Vittorio Emanuele II yüzyıllar önce yapılmış bir kapalı alan alışveriş merkezi... Bizim kapalı çarşı misali tarihi bir özelliği var... Şu anda dünyanın en lüks markalarının mağazaları bulunuyor. Şöyle vitrinlere bakayım deseniz vitrinde fazla bir şey yok... Tahminimce randevu ile geliniyor. İçeride sizin nerede giyeceğinize bağlı olarak hizmetinizi alıyorsunuz. Ama diğer yerlerde daha orta sınıf için gördüğüm kadarıyla çanta boyları küçük, ayakkabılar yüksek topuklu, bol renkli, ayakkabı çantanın aynı renk olması gibi bir durum artık demode bile sayılabilir. Orta-üst sınıfa hitap eden mağazalarda da giysilerde fildişi rengi gözüme çarptı.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/milanogaleria.jpg" /></p>

<p>Birkaç gün önce TV haberlerinde duyduğum bir ayrıntıyı da sizleri aktarmak istiyorum. Her biri moda devi olan şirketlerden üçünün üretim merkezine kayyum atanmış... Tam 34 sayfalık bir gerekçe ile çalışanların insanlık dışı koşullarda makinelerin 24 saat aralıksız çalıştırılması gibi iddialar ileri sürülmüş.</p>

<p><b>PIAZZA DEL DUOMO MEYDANI</b></p>

<p>Milano'nun merkezi Piazza del Duamo Meydanı dedim ya şimdi neden bu meydan önemli ona değinelim. Dinin yerel halkın hayatında çok önemli olduğu dönemde inşa edilen Duaomo Katedrali, etrafındaki alış veriş olanakları, İtalya'yı birleştiren kral Vittorio Emanuel'in at üzerindeki heykeli, opera binası yaşam alanını oluşturduğu için şehrin merkezi kabul edilmiş. Günümüzde İtalya'ya Afrika'dan gelen sığınmacılar buralarda kuş yemi satıyorlar...</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/milanokatedral.jpg" /></p>

<p><b>KONGRE MERKEZİ</b></p>

<p>Ben bu defa Milano'ya EASL (European Association Study of Liver-Avrupa Karaciğer Çalışmaları Birliği) Kongresi için gittim. Davet epostalarında şimdiye kadar rastlanmayan bir uyarı okudum. Çevresel sürdürebilirlik için yanımızda suluklarımızı getirmemiz nazikçe isteniyordu. Sebillerde plastik bardak kullanılmayacağı hatırlatılıyordu. Ben de tabii hemen valizime bir su kabı koydum. Sebillerin yanında bulunan bardaklar kartondu ve onların da daha az kullanılması sağlanacaktı bu uyarı ile... Avrupa yavaş yavaş plastiği günlük kullanımdan kaldırmaya kararlı...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/milanoeasltoplantisalonu.jpg" /></p>

<p>Kongre demişken Milano'nun dev kongre merkezinden de söz etmeliyim... Kongremiz MiCO adlı kongre merkezinde gerçekleşti. İlginç bir bina. Oldukça geniş alanda 18 bin kişilik kongrelere ev sahipliği yapacak donanımda... Çok katlı değil ama geniş alanında 70 konferans salonu ve 54.000 metre kare sergi alanı var...</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/milanoelpa.jpg" /></p>

<p>Ana kongre salonu içindeki küçük toplantılar için kulaklık kullanarak katılma sistemi çalışıyor. Bu sistemde farklı toplantıların sesleri birbirine karışmadan her bir grup kendi içinde toplantısını sürdürebiliyor. Konuşmacının mikrofonu ile dinleyicilerin kulaklıkları frekans ayarları ile eşleşiyor herkes kendi ilgilendiği toplantıyı dinleyebiliyor.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/milanokongresalonu.jpg" /></p>

<p>Kongre salonu MiCO'nun mimarisi de ilginçti. Binanın üzerine dev bir kuyruklu yıldız düşmüş gibi inşa edilmiş... Eski Romalılarda kuyruklu yıldızın bir mucizeyi müjdelediği inancı vardı herhalde. Gece renkli ışıklar ile bezenen kongre binası bu kuyruklu yıldız şeklindeki damı ile gerçekten çok hoş bir görsellik sunuyor.</p>

<p><b>İTALYAN MUTFAĞI SERTİFİKAM VAR ARTIK...</b></p>

<p>Biliyorsunuz İtalyan Mutfağı dünya mutfakları arasında tanınmış bir mutfaktır. Bizim gibi hamur işini seven toplumlar İtalya'ya gittiklerinde hiç aç kalmazlar... Towns of Italy adı bir “pizza, kornet ve dondurma” yapmayı öğreten kursa bir akşam ekip olarak katıldık. Doğrusu çok eğlenceli geçti. Evimde çeşitli hamur işleri yaptığım için burada da pizzayı gayet kolay yapacağımı düşünmüştüm. Kurs salonuna girdik. Mermer masada hepimiz için ayrı ayrı bir kasenin içinde un ve bir ölçü mayalı su hazırlanmıştı. Hocamızın dediklerini dinleyip ellerimizi gayet dikkatle yıkayıp beyaz önlüklerimizi giydik ve başladık pizza hamurumuzu yoğurmaya... Sonra hocamız ve yardımcı hocalar herkesin hamurunu sırayla toplayıp dinlenmeye aldılar. O arada kornet yapmayı öğrendik. Vanilyayı öyle marketten poşette alıp kullanmak yok, doğrudan vanilya bitkisini kullanarak hazırladık. Ve hamurlarımız dinlendi. Bu sefer sırayla masanın başına geçip hamurumuzu bir orta boy pizza hamuru haline getirmek için çevresine avuç içimizle dairesel hareketler yapmaya başladık. Aaaa bir türlü tam yuvarlak olmuyor, tam oldu derken bir taraf bozuluyor... Neyse hoca beğenince üzerine domates sosumu sürdüm, mozzarelle peynirimi serptim, biraz nane yaprağı biraz biber ile hocama teslim ettim. Doğru fırına...</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/milanopizzakursu.jpg" /></p>

<p>Şimdi sıra İtalyanların Gelato diye adlandırdıkları dondurma yapmaya geldi... Hızlı bir şekilde süt krema, şeker karıştırılıyor isterseniz meyve eklenip dondurucuya...</p>

<p>İşte pizzam pişti, herkes kendi pizzasını yiyecek. Günün yoğunluğu yüzünden neredeyse hepimiz ciddi açız... Benimki tam yuvarlak olmamıştı ama lezzeti harikaydı. Peynirini biraz fazla koymuşum</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/milanohazYrpizza.jpg" /></p>

<p>Hocam iyi bir Margarita ustası olabileceğimi söyledi. Bir de tam yuvarlak açabilseydim. Pizzadan sonra kendi yaptığımız kornetlerin içinde dondurmamızı da yedik. Epey bir kalori aldık ve akşamın sonunda adımıza hazırlanmış sertifikalarımızı da aldık... Açıkçası bunca yıldır çok sayıda sertifika almışımdır ama ilk kez bir mutfak sertifikam oldu...</p>

<p><b>LEONARDO DA VİNCİ</b></p>

<p>Rönesansın en önemli kimliği Leonardo da Vinci bir dönem Milano'da da yaşamış ve o çok meşhur son yemek tablosunu Milano'daki Santa Maria Dele Grazie katedralinin iç duvarına fresk olarak yapmış... Her ne kadar sandalyede oturup masada yemek yemek İsa'nın yaşadığı dönemde olmayan bir sosyal durumsa da, bu yüzden eleştiriler alıyorsa da, eser günümüze kadar gelen en meşhur tablo diyelim. Bugün biraz yıprandığı belirtiliyor, renkler biraz solgun ama her gün binlerce meraklı saatlerce kuyrukta bekleyip ya da günler öncesinden bilet alıp bu esere görmeye koşuyor... Ben de daha önceki bir gidişimde görmüş ve koleksiyonuma üzerinde son akşam yemeği baskısı olan bir fincan almıştım.</p>

<p>Teknik konulara meraklı ve Leonardo'yu seven biriyseniz mutlaka Leonardo da Vinci Bilim ve Teknoloji Müzesi'ne zaman ayırın derim.</p>

<p>Bu sefer benim kaldığım otelin adı da Leonardo idi... Eh İtalya'da bu ada her yerde rastlayabiliriz.</p>

<p>Şehrin bu kadar birikimi dolayısıyla, Milano'da sanat tarihi ve mimarlık eğitiminin dünyaca önemli kabul edildiğini, günümüzde dünyanın her köşesinden sanat tarihi ve mimarlık konularında eğitim almak için binlerce öğrencinin üniversitelere kabul edildiğini de söyleyebilirim.</p>

<p><b>TOPLU ULAŞIM, TAKSİ</b></p>

<p>Milano'da sanki trafik tıkanıklığı çok yoktu. Zaten büyük meydanlara açılan yollarda yaya turist çok yoğundu. Artık kredi kartlarının otobüs içinde geçmesi büyük kolaylık. Bütün büyük ve turistik şehirlerde sanıyorum uygulanıyor. Metrosu dakik çalışıyor, sadece kapıların açılıp kapanması bir dakika içinde oluyor. Bizim ekip metroya bineceğiz derken kapılar kapanıverdi. Yarımız içerde yarımız durakta kaldı. Kahkaha içinde gideceğimiz durağa gittik ve geride kalan arkadaşlarımızın bir sonraki metro ile gelmelerini bekledik.</p>

<p>Avrupa şehirlerinde Türk taksi sürücülerine sık rastlıyoruz ama Milano'da hiç rastlamadım.</p>

<p><b>VE VERONA</b></p>

<p>Milano'ya gitmek için Bergamo Havaalanını kullanmıştım. Bu havaalanı Verona ile Milano arasında, aynı uçakta yolculuk ettiğimiz bir genç çift “Verona'ya gidiyoruz” deyince benim de aklım takılmıştı. Milano'ya kadar gelmişken 1,5 saatlik bir kara yolu ile Verona'ya gitmek Romeo ve Juliet’e bir selam çakmak güzel olacaktı. Hem tren hem otobüs sık sık çalışıyor Milano-Verona arasında...</p>

<p>Verona, 260 bin kadar nüfusu olan küçük bir şehir ama bir Orta çağ masalının içine girer gibi oluyorsunuz. UNESCO Dünya Mirası olarak ilan edilmiş... Bir yanda Roma İmparatorluğu kalıntıları, bir yanda Garda Gölü'nün güzelliği, öte yanda Adige nehrinin akışı, aynen doğal güzellikle ama tarihi bir açık hava müzesinde geziyor gibi hissediyorsunuz.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/milanojulyet.jpg" /></p>

<p>Ayrıca 16. yüzyılda, İngiliz yazar William Shakespeare'nin yazdığı dünyaca ünlü eser Romeo ve Juliet’in geçtiği şehir Verona... Bir an düşünüyor insan 16. yüzyıl koşullarında taa İngiltere'den kalkıp buraya gelerek mi yazmış... İşte bunu bilen yok... Ama Romeo Juliet o bölgenin bir hikayesi... Şu anda Verona şehri zaten bundan çok memnun. Juliet’in Evi diye gösterilen bir hoş ev var önünde de Juliet olduğunu düşünebileceğimiz bir genç kız heykeli...Balkon galiba bu eve sonradan eklenmiş, eh turistler için cazip eklemeler yapılması doğal... Evi izlerken balkonda Juliet’in güzelliğini, Romeo'ya olan aşkının kuvvetini hayal etmek artık size kalmış... Romeo ile Juliet’in yaşları hakkında bilginiz var mı? Delikanlı 17, kızımız da 13 yaşındaymış... Neyse ben de Romeo ile Juliet’e bir selam çakmış oldum.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/milanoarena.jpg" /></p>

<p>Roma kalıntıları dedim ya bunların başında şu anda 30 bin kişilik seyir kapasiteli Arena geliyor. Pembe mermerden inşa edilmiş olan Arena büyük konserlere ev sahipliği yapıyor. Buraya gelen turlarda bir gösteri bileti de tur ödemesinin içinde oluyormuş. Opera, konser, tiyatro hangisine denk gelirseniz, keyifli olur tabii.</p>

<p>Taş köprüye bakıp bunca yüzyıl kimler gelmiş kimler geçmiş bu köprüden diye düşünebilirsiniz. Bir de tabii İtalya'da bol olan katedrallere ilgi duyuyorsanız rahat rahat gezme şansınız var.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/milanokopru.jpg" /></p>

<p>Verona'da ne yedin diye sorarsanız “arancini” ikram edildi. Daha önce yememiştim pirinçleri kızartıp top gibi şekil vermişler. Domates sosu ve mozzarella peyniri ile yeniyor. Sos ve peynir güzel de kızarmış pirinç bana çok güzel gelmedi. Ben alışık olduğum lezzet, bizim su böreği gibi hazırlanmış lazanyayı tercih ettim. Ayrıca zeytin sanarak yediğim minik meyveler de meğerse olgunlaşmamış şeftali imiş... Buna önce güldük ama zeytin boyutunda şeftaliyi niye yiyip ziyan ettiklerini de pek anlamadım...</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/milanobardak1.jpg" /></p>

<p>Verona'yı sevdin mi derseniz evet çok sevdim... Bu sefer hızlı bir ziyaret oldu sadece Verona için gelmek, keyifle dolaşmak ve tarihi arenada bir konser dinlemek isterim.</p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GEZİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/italyanin-moda-sanat-ticaret-baskenti-milano</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jul 2024 12:03:42 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2024/07/italya_nin_moda_sanat_ticaret_baskenti_milano_h2231_e2b98.jpg" type="image/jpeg" length="76373"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bom Dia Lizbon!]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/bom-dia-lizbon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/bom-dia-lizbon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- Portekiz’in başkenti Lizbon aynen İstanbul gibi 7 tepeli bir şehir. Yüzyıllardır ayakta olan Lizbon'un tarihi dar sokaklarında kaybolmanın çok keyif verici bir duygu olduğunu düşünüyorum. Bir şehri tanımak için en iyi yol işte bu...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><b><span arial="" style="font-family:">DR. HİLAL ÜNALMIŞ</span></b></span></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Günümüz müfredatında var mıdır emin değilim ama ben ilkokul öğrencisiyken 4. sınıfta ‘Coğrafi Keşifler’ konusunu işlemiştik. Yeni kıtaların keşfi konusu çok ilgimi çekmiş ve kaşiflerin hayatlarını bile ansiklopediden okumuştum. Babam denizaltıcı olduğu için zaten hep deniz kıyısı yerlerde yaşıyorduk ve deniz benim hayatımda vardı. Babamın Amerika Birleşik Devletleri'nden denizaltı alıp Türkiye'ye getiren ekipte olması, koca okyanusu denizaltı ile geçmiş olması bana heyecan verirdi. Tabii o zaman çocuktum yüzyıllar önce okyanusların aşılıp kıtalar bulunmasının insanlığa “soykırım, sömürgecilik, kölecilik, emperyalizm” gibi akımları getirdiğini tam değerlendiremiyordum.</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/lizbonportekizbayrak.jpg" /></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Portekiz'e giderken aklıma bunlar geldi. Bugün okyanus kokulu bir kentte yaşamak güzel bir duyguydu bana göre. Haydi gelin Portekiz başkenti Lizbon'da bana eşlik edin, beraber dolaşalım. Biraz tarih, biraz coğrafya, biraz günümüz turizmi, biraz müze diyelim... Kulağımızda Fado diye aldandırılan Portekiz müziğinin içli melodileri, “Ola Lizbon” diye Lizbon'u selamlayalım.</span></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">İstanbul'dan tam 5 saat süren uçak yolculuğu ile General Humberto Delgado'nun adı verilmiş havaalanına indim. </span></p>

<p></p>

<p><b><span arial="" style="font-family:">OLA LİZBON</span></b></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Lizbon aynı İstanbul gibi 7 tepeli bir şehir. Yüzyıllardır ayakta olan Lizbon'un tarihi dar sokaklarında kaybolmanın çok keyif verici bir duygu olduğunu düşünüyorum. Bir şehri tanımak için en iyi yol işte bu... </span><span arial="" style="font-family:">“Portekizce biliyor musunuz?” derseniz “Hayır bilmiyorum ama Brezilya'ya gittiğim zaman öğrendiğim birkaç önemli kelime ve cümle var. “Portekizce ve Brezilya'nın alakasını kuramazsanız hatırlatayım Latin Amerika'nın en geniş ülkesi Brezilya bir zamanlar Portekiz'in sömürgesiydi. Bugün o topraklarda 216 milyon insan Portekizce konuşuyor. Sadece orada değil Afrika'da ve Asya'da daha önce Portekiz kolonisi olan, bugün bağımsız 8 ülkede de Portekizce konuşuluyor. Hatta bir Portekizce Konuşanlar Birliği kurmuşlar.</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/lizbondarsokaklar.jpg" /></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Portekiz bütün bunları okyanus kıyısında bir ülke olmasına, okyanus ötesine gitmeye istekli denizcilerinin, kaşiflerinin olmasına borçlu...</span></p>

<p></p>

<p><b><span arial="" style="font-family:">400 YIL MÜSLÜMANLAR YÖNETTİ</span></b></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Tarih boyunca çeşitli uygarlıkların yaşadığı bu coğrafyada 400 yıl kadar Müslümanlarca yönetilen Endülüs Emevi Devleti hüküm sürmüştü. O dönemde 3 dinden insanların da yaşadığı bu topraklar Hristiyanların Arapları yenmesinden sonra ağır katliamlar görmüş.</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/lizbontarihisurlar.jpg" /></p>

<p><span arial="" style="font-family:">1910'da monarşiye son verilmiş ve sonraki diktatörlük yılları derken 1974'te Karanfil Devrimi ile demokrasiye geçilmiş.</span></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Bugün dünyanın yeni düzeninde Portekiz, Avrupa'nın güneyinde Atlas Okyanusu kıyısında 10 milyonu biraz aşan nüfusu ile 92.090 Km karelik küçük bir devlet. NATO'ya ve AB'ye üye...</span></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span arial="" style="font-family:">Portekiz bayrağında yer alan <span style="background:#d3e3fd"><span style="color:black">kırmızı renk, bağımsızlıkları için verilen mücadeleyi simgelemekteymiş.</span></span> <span style="background:#d3e3fd"><span style="color:black">Bayrakta bulunan yeşil renk ise ülkenin refahını anlatmaktaymış.</span></span> İki rengin arasında da yüzyıllardır kullanılan arma yer alıyor.</span></p>

<p></p>

<p><b><span arial="" style="font-family:">GUTERRES</span></b></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri <span style="background:#d3e3fd"><span style="color:#040c28">António Manuel de Oliveira Guterres'in de Portekizli olduğunu unutmayalım.</span></span> Üniversitede fizik eğitimi alan ve bir süre akademisyen olarak çalışan Guterres, Portekiz başbakanlığı, Sosyalist Enternasyonal Başkanlığı, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Başkanlığı görevlerini yürüttü. Halen 75 yaşında olan Guterres BM'in 9. genel sekreteri...</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/lizbonguterres.jpg" /></p>

<p><b><span arial="" style="font-family:">LİZBON’U GEZİYORUZ</span></b></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Lizbon’un en büyük ve ikonik meydanı “Terreiro do Paço” olarak da adlandırılan “Praça do Comercio” (Ticaret Meydanı). Bu meydanda 1755 yılında meydana gelen büyük depremde yıkılan Riberia Sarayı bulunuyormuş. Günümüzde ise Tejo Nehri’ne açılan meydanda King Jose I’in heykeli ve bir ucunda Arco da Rua Augusta (Zafer Takı) yer alıyor. Ticaret Meydanı deniliyor çünkü tarih boyunca bu alanda ticaret yapılmış. Denizaşırı seferlerden gelen gemilerin malları burada satılmış. Hatta bugün üzüntü ile karşılasak da köle ticareti bile bu meydanda yapılırmış...</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/lizbonticaretmeydanY.jpg" /></p>

<p><b><span arial="" style="font-family:">SARI TRAMVAY</span></b></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Lizbon kendi nüfusu açısından çok kalabalık bir kent değil ama turisti bol. Turistlerin çok sevdiği 2 araç var ki ikisi de hoş. Biri link yapan sarı tramvay diğeri asansör...</span></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Sao Jorge Kalesi Lizbon’un muhteşem manzarasını tepeden izleyebileceğiniz bir konumda. Geçmişi 6. yüzyıla kadar uzanan kale, Romalılar, Vizigotlar ve Araplar tarafından kullanılmış, 1255 yılında ise kraliyet sarayına dönüştürülmüş. 1940 yılında yenileme çalışmaları yapılan ve şehrin en çok turist çeken noktası olan kalenin girişinde uzun bir ziyaretçi sırası olsa da göreceğiniz manzara için beklemeye değer. </span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/lizbonsaritramvay.jpg" /></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Belli bir noktaya kadar kaleye çıkmak ya da Lizbon’daki en büyük ve ihtişamlı kilise olan Santa Maria Marior (Se Katedrali)’ne gitmek için şehrin sembollerinden biri olan 28 numaralı tramvayı kullanabilirsiniz. Şansım varmış ki ben de tramvaya binebildim. Hoş bir şehir gezisi yapmış oldum.</span></p>

<p></p>

<p><b><span arial="" style="font-family:">ASANSÖRDEN KENT MANZARASI</span></b></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Lizbon oldukça yokuşlu bir şehir olduğu için Elevador da Bica, Ascensor da Gloria gibi kısa mesafeli aşağıdan yukarı sokaklara taşıyan asansör ve fünikülerler var. Bunlardan biri Baixa bölgesinde bulunan Elevador de Santa Justa, hem estetik görüntüsü hem şehri tepeden görme imkanı sağlamasından dolayı oldukça ilgi görüyor.</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/lizbonasansormanzara.jpg" /></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Kentte “Miradouro” denen pek çok manzara terası bulunuyor. Teraslar özellikle gün batımlarında yiyecek- içeceklerini alıp manzara izlemeye gelenlerle doluyor.</span></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Etrafında Carmo Rahibe Manastırı ve Carmo Kilisesi bulunan Rossio Meydanı, Orta Çağ döneminden beri şehir merkezi olarak kullanılıyor. Baixa bölgesinde şehrin tam göbeğinde bulunan bu meydan önemli kutlamalara, eylemlere ve etkileyici yapılara ev sahipliği yapıyor.</span></p>

<p></p>

<p><b><span arial="" style="font-family:">TEJO NEHRİ VE KÖPRÜLERİ</span></b></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">İspanya topraklarında doğup Portekiz kıyısında okyanusa dökülen Tejo Nehri Lizbon için önemli. Şu anda üzerinde turistler için tekne gezileri yapılıyor ama tabii sadece bu değil... Portekizli kaşif Vasco de Gama adına 1998 yılında açılmış köprü de önemli. Gama'nın Portekiz'den çıkıp deniz yolu ile Hindistan'a gidişinin 500. yılında açılmış. İstanbul Boğazı üzerindeki köprüler ile aynı model olan bu köprü Avrupa'nın en uzun köprülerinden biri... Viyadükleri ve yan yolları ile 17 km'yi geçiyor. Arkama köprüyü ve Tejo Nehrini alıp bir fotoğraf çektirmek istedim. </span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/lizbonkopru.jpg" /></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Bu asma köprülerin en meşhuru San Fransisco'daki ama dünyada birkaç tane daha var. Ben İskoçya'da da görmüştüm. Tejo Nehri üzerine kurulu 25 Nisan Köprüsü San Francisco’da bulunan Golden Gate Köprüsü’ne benzerliği nedeniyle Golden Gate’in ikiz kardeşi olarak anılıyor. 1962 yılında yapımına başlanan köprüye başta diktatör lider António de Oliveira Salazar’ın adı verilmiş, ancak 25 Nisan 1974 yılında Portekiz’de ortaya çıkan karanfil devriminden sonra adı ‘25 Nisan Köprüsü’ olarak değiştirilmiş.</span></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Köprünün bir ayağının kıyısında görünen, kollarını Lizbon şehrine açmış şekilde tasvir edilmiş İsa heykeli, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Portekiz’in kurtuluşu adına 1959’da inşa edilmiş.</span></p>

<p></p>

<p><b><span arial="" style="font-family:">FADO</span></b></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Portekiz halk müziği Fado, deniz seferine çıkan ve geri dönmeyen eşler için yakılan bir tür ağıt.</span><br />
<img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/lizbonamelia.jpg" /></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Keder, hüzün, özlem ve aşkı anlatan Fadoyu başta Bairro Alto bölgesi olmak üzere çok sayıda lokalde, turistik restoranda yemek eşliğinde dinleyebilirsiniz. 2011 yılında İnsanlığın Kültür Mirası ilan edilince üst sınıf insanlar da dinlemeye başlamış. Bitkin düşmüş bir ruh halini anlatan fadolar dinleyenin ruhunu da birkaç şarkıdan sonra yoruyor. Amelia Rodrigues adlı şarkıcı en meşhur Fado şarkıcısıydı...</span></p>

<p></p>

<p><b><span arial="" style="font-family:">KÜLTÜR MERKEZLERİ - ÜNİVERSİTELER</span></b></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Geçmişte boğa güreşlerinin yapıldığı Campo Pequeno günümüzde konser ve sanat gösterilerine ev sahipliği yapıyor.</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/lizboncampapaqueno.jpg" /><br />
<span arial="" style="font-family:">Birçok müze ve sanat galerisine ev sahipliği yapan Lizbon’da dünyaca ünlü Gülbenkian Müzesi, Lizbon Müzesi ve Ulusal Sanat Müzesi, şehrin kültürel mirasını sergiliyor.</span></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Çok geniş bir bahçe içerisinde yer alan Calouste Gulbenkian Müzesi, mimarlar Ruy Jervis d’Athouguia, Pedro Cid ve Alberto Pessoa tarafından Calouste Sarkis Gulbenkian’in yaklaşık 6.000 parçalık özel koleksiyonunu barındıracak şekilde tasarlanmış.</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/lizbongulbenkyan.jpg" /></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Lizbon'da biri teknik üniversite olmak üzere 4 tane üniversite bulunduğunu da öğrendim. Onları ziyaret edemedim ama bilimsel kongrelerin düzenlendiği Culturgest'e gittim. Dünya Sağlık Örgütü'nün düzenlediği bir sağlık zirvesine rast geldim.</span></p>

<p></p>

<p><b><span arial="" style="font-family:">OKYANUS AKVARYUMU</span></b></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/lizbonokyanusakvaryum.jpg" /></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Biliyorsunuz İstanbul'da Florya'da bir akvaryum var ve 17.000 deniz canlısını barındırıyor. Yazımın başında dedim ya deniz benim hayatımda hep var. Okyanus Akvaryumunu duyunca heyecanla bilet aldım. İstanbul akvaryumunun çok ötesinde deniz canlıları göreceğimi umdum ama pek öyle olmadı. Tabii hoş ama adının başında Okyanus olunca benim beklentim yüksekti. Yine de Avrupa'nın en büyük akvaryumunu görmüş oldum.</span></p>

<p></p>

<p><b><span arial="" style="font-family:">BELEM</span></b></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Lizbon’un batısında kıyı şeridinde yer alan Belem bölgesi ziyaret edilmesi gereken yerlerden.</span><br />
<img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/lizbonbelemmanastir.jpg" /></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Torre de Belem (Belem Kulesi) Portekiz Kralı I. Manuel döneminde mimar ve heykeltıraş Francisco de Arruda tarafından 1514-1520 yılları arasında inşa edilmiş. 4 kattan oluşan kule şehri koruma amacı ile inşa edilmiş ve Portekizli kaşifler için bir sığınak olarak kullanılmış.</span><br />
 </p>

<p><span arial="" style="font-family:">Belem Kulesi ile birlikte Unesco Kültür Mirası kapsamında bulunan Mosteiro dos Jerónimos (Jeronimos Manastırı)’nın yapımına 1501 yılında başlanmış ve 70 yıl sürmüş. Yapımında kaşiflerin keşiflerde elde ettikleri ganimetlerin kullanıldığı söylenen manastır gotik mimari tarzda inşa edilmiş. 32 metre yükseklikte ve 12 metre genişliğindeki manastırın hem dış hem de iç cephe işlemeleri kendine hayrına bırakıyor. Manastırın içinde pek çok Portekiz kral ve kraliçesinin yanı sıra Vasco De Gama ve ünlü Portekizli şair Fernando Pesoa’nın da mezarı bulunuyor.</span></p>

<p></p>

<p><b><span arial="" style="font-family:">KAŞİFLER ANITI</span></b></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Padrao dos Descobrimentos (Kâşifler Anıtı) 1960 yılında Prens Henrique el Navegante’nin ölümünün 500. yılı anısına yaptırılmış. Yelkenli bir gemiye benzeyen 50 metre yükseklikteki anıtta Prens Henry the Navigator ile keşiflere katkıda bulunan Bartolomeu Dias, Macellan ve Vasco Da Gama gibi ünlü denizcilerin heykelleri yer alıyor.</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/lizbonkaYifleraniti.jpg" /></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Belem dönüşünde zamanında eski bir kumaş fabrikası olan şimdiyse sanat ve eğlence merkezine dönüştürülmüş, içerisinde vintage mağazalar, galeriler, yeme-içme mekanları yer alan LXFactory’e uğrayabilirsiniz.</span></p>

<p></p>

<p><b><span arial="" style="font-family:">HEDİYELİK SARDALYA KONSERVESİ</span></b></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Pek çok restoran, kafe ve alışveriş yapılabilecek mağazaya ev sahipliği yapan Baixa/Chiado bölgesinde birbirinden lezzetli deniz ürünlerini tadabilirsiniz. Portekizin meşhur Morina balığının yanı sıra konserve balıklar da oldukça fazla tüketiliyormuş. Boydan boya okyanus kıyısındaki bir yerde neden konserve balık yenilir diye düşünebilirsiniz. Kulağa enteresan gelse de birbirinden dikkat çekici konservelerin yer aldığı konsept mağazalardan yakınlarınıza hediye olarak konserve sardalya getirebilirsiniz. Ben aldım, küçücük bir konserveye 10 Euro ödedim. Okyanus kıyısı olunca tabii deniz ürünleri bol ama yaşamda Arap etkisi silinse de Arap mutfağının etkisi biraz devam ediyor.</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/lizbonokyanussardalyasi.jpg" /></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Mutfak denilince Portekiz’in meşhur tatlısı Pastais de Belem'i tatmadan geçmek olmaz. Reçetesi bir sır gibi saklanan Pastais de Belem'i dışı milföy, içi krema diye tarif edebiliriz ancak tadını anlatmak mümkün değil, yemek gerek... Pastane önünde bekleyenlerin oluşturduğu kuyruktan da gözünüz korkmasın, ister içeride bir kahve eşliğinde oturun, ister al-götür şeklinde sipariş verin ama mutlaka deneyin. Ben tatlı seven bir insan olduğum için bu tür tatları hiç atlamıyorum.</span></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Hediyelik denilince de sarı tramvayların süslediği minik magnetler en yaygını...</span></p>

<p></p>

<p></p>

<p><b><span arial="" style="font-family:">“EU TE AMO LIZBON”</span></b></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Her gezinin bir sonu var tabii... Artık İstanbul'a geri dönme zamanı geldi. Her sabah kalkıp Lizbon'a “Bom Dia” diyordum. Şimdi “Adeus” diyerek ayrılıyorum ama “Eu te amo Lizbon” cümlesini de ekliyorum. Yani “Seni seviyorum Lizbon”. </span></p>

<p></p>

<p><span arial="" style="font-family:">Valizimde koleksiyonuma eklenen yeni Lizbon fincanım, telefonumda fotoğraflarım ve hoş anılarım...</span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GEZİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/bom-dia-lizbon</guid>
      <pubDate>Mon, 20 May 2024 22:30:55 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2024/05/bom_dia_lizbon_h2205_b6566.jpg" type="image/jpeg" length="99342"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
