<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>GLOBAL SANAYİCİ</title>
    <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr</link>
    <description>TÜRKİYE'NİN ÖNDE GELEN SANAYİ, EKONOMİ, İŞ DÜNYASI DERGİSİ</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/rss/soylesi" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 03 May 2026 00:39:51 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/rss/soylesi"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[2026’dan sonra ticarette hız değil hizmet sürekliliği öne çıkacak]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/2026dan-sonra-ticarette-hiz-degil-hizmet-surekliligi-one-cikacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/2026dan-sonra-ticarette-hiz-degil-hizmet-surekliligi-one-cikacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- UTİKAD Başkanı Bilgehan Engin, “2025 sonrasında rekabetin anahtarı hızdan ziyade belirsizlik dönemlerinde hizmet sürekliliğini sağlayabilmek olacaktır. Türkiye’nin stratejik konumunu gerçek bir lojistik avantaja dönüştürebilmesi için alternatif koridorları güçlü liman altyapısı, etkin demiryolu bağlantıları, dijitalleşmiş gümrük süreçleri ve şeffaf veri paylaşımıyla desteklemesi büyük önem taşıyor.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:14px;"><strong>GİRAY DUDA</strong></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Lojistik, pandemi döneminde dünya ticaretinde yaşanan büyük tedarik sıkıntıları, her an patlayan bölgesel krizler dolayısıyla üstünde çok konuşulan bir sektör oldu. Lojistiğin bugünü, yarınını ve dönüşeceği yeni biçimleri sektörün en büyük meslek örgütü UTİKAD’ın başkanı Bilgehan Engin ile konuştuk. </span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- 2025 dünya lojistik trendlerine baktığımızda jeopolitik risklerin tedarik zincirlerine ciddi etkileri olduğunu görüyoruz. Sizce ticaret yolları ve stratejik lojistik koridorlar nasıl şekilleniyor?</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- 2025 dünya lojistik trendlerine jeopolitik bir perspektiften baktığımızda, ticaret yollarının artık yalnızca en kısa veya en ucuz güzergah mantığıyla değil; risk, süreklilik ve öngörülebilirlik ekseninde yeniden şekillendiğini görüyoruz. Kızıldeniz, Süveyş Kanalı, Karadeniz ve benzeri kritik geçiş noktalarında artan güvenlik riskleri, tedarik zincirlerini kırılgan hale getirirken, firmaları rota çeşitlendirmeye ve alternatif senaryolar üretmeye zorluyor. Bu durum, taşıma sürelerinin uzamasına, maliyetlerin artmasına ve stok yönetiminde daha temkinli yaklaşımların benimsenmesine neden oluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Jeopolitik gelişmelerle birlikte ticaret politikalarındaki korumacı eğilimler ve bölgesel gerilimler, küresel ticaretin yönünü de değiştiriyor. 2025 itibarıyla küresel ticaret haritasında yalnızca hacimlerin değil, akış yönlerinin de yeniden tanımlandığını görüyoruz. Asya–Avrupa hattında yaşanan belirsizlikler, Körfez, Doğu Afrika ve Hint Okyanusu havzasını daha görünür kılarken, firmalar tedarik ağlarını daha yakın ve daha güvenli bölgelere kaydırma arayışına giriyor. Nearshoring ve friend-shoring gibi kavramlar bu dönemde teorik tartışmaların ötesine geçerek operasyonel kararlara dönüşmüş durumda.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/bilgehan_engin2.jpg" /></span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">ARTIK ÇOK MODLU KORİDORLAR ÖNE ÇIKIYOR</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu ortamda stratejik lojistik koridorların önemi daha da artıyor. Deniz taşımacılığındaki riskler yükseldikçe, demiryolu, karayolu, limanlar ve lojistik merkezlerini entegre eden çok modlu koridorlar öne çıkıyor. Türkiye açısından Orta Koridor, Asya ile Avrupa arasında alternatif ve tamamlayıcı bir hat olarak jeostratejik değerini güçlendirirken; Kalkınma Yolu Projesi de Körfez’i Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayan yeni bir ticaret omurgası oluşturma potansiyeli taşıyor. Bu tür girişimler, yalnızca birer altyapı projesi değil, aynı zamanda küresel ticarette güvenli ve sürdürülebilir erişim arayışının bir sonucu olarak görülmeli.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">UTİKAD perspektifinden bakıldığında, 2025 ve sonrasında rekabetin anahtarı hızdan ziyade belirsizlik dönemlerinde hizmet sürekliliğini sağlayabilmek olacaktır. Türkiye’nin stratejik konumunu gerçek bir lojistik avantaja dönüştürebilmesi için alternatif koridorları güçlü liman altyapısı, etkin demiryolu bağlantıları, dijitalleşmiş gümrük süreçleri ve şeffaf veri paylaşımıyla desteklemesi büyük önem taşıyor. Bu yaklaşım, hem sektörümüzün küresel şoklara karşı dayanıklılığını artıracak hem de Türkiye’yi bölgesel ve küresel ölçekte güvenilir bir lojistik üs konumuna taşıyacaktır.</span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“TEK ROTA, TEK SENARYO” GERİDE KALDI</span></span></span></b></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Kızıl Deniz - Süveyş hattı gibi ana ticaret yollarındaki kesintiler maliyetleri ve teslim sürelerini etkiledi. Bu gibi büyük dar boğaz riskleri lojistik pazarını nasıl yeniden biçimlendiriyor?</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Kızıldeniz–Süveyş hattında yaşanan kesintiler, küresel lojistik sisteminin ne kadar kırılgan olabildiğini bir kez daha ortaya koydu. Bu tür ana ticaret arterlerinde meydana gelen riskler, yalnızca geçici gecikmelere değil; navlun maliyetlerinden stok politikalarına, sözleşme yapılarından hizmet taahhütlerine kadar tüm lojistik ekosistemin yeniden düşünülmesine yol açıyor. Alternatif rotalara yönelmek zorunda kalan taşıyıcılar için transit süreleri uzarken, artan yakıt tüketimi ve kapasite dengesizlikleri maliyet baskısını kalıcı hale getiriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu büyük dar boğaz riskleri, lojistik pazarında “tek rota, tek senaryo” yaklaşımının sürdürülebilir olmadığını net biçimde gösterdi. Şirketler artık yalnızca en verimli görünen hatlara değil, kriz anlarında devreye girebilecek ikinci ve üçüncü alternatiflere de yatırım yapıyor. Bu durum, navlun sözleşmelerinin daha esnek yapılara kavuşmasına, uzun vadeli planlamalarda risk priminin daha belirgin hâle gelmesine ve lojistik hizmet sağlayıcılarından daha güçlü kriz yönetimi kabiliyetleri beklenmesine neden oluyor.</span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">LOJİSTİK, TEDARİK ZİNCİRİNİN TAMAMINA DÖNÜŞÜYOR</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Kesintiler aynı zamanda çok modlu taşımacılığı ve bölgesel lojistik çözümleri öne çıkarıyor. Deniz yolundaki aksamalar, demiryolu ve karayolu bağlantılarının stratejik önemini artırırken, aktarma limanlarının, lojistik merkezlerin ve serbest bölgelerin rolü yeniden tanımlanıyor. Bu süreçte lojistik yalnızca bir taşıma faaliyeti olmaktan çıkarak, tedarik zincirinin tamamını yöneten stratejik bir hizmet alanına dönüşüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">UTİKAD açısından bakıldığında, bu gelişmeler sektör için hem risk hem de fırsat barındırıyor. Türkiye’nin jeostratejik konumu, farklı ticaret yollarının kesişim noktasında yer alması sayesinde, dar boğazlara alternatif çözümler üretme potansiyeli sunuyor. Ancak bu potansiyelin hayata geçebilmesi için altyapının güçlendirilmesi, dijitalleşmenin hızlandırılması ve kamu–özel sektör iş birliğinin derinleştirilmesi gerekiyor. Bu sayede lojistik pazarı, dar boğazların yarattığı belirsizlikten beslenen değil, bu belirsizliği yöneten ve dönüştüren bir yapıya kavuşabilir.</span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">LOJİSTİKTE KRİTİK UNSUR OPERASYONEL ESNEKLİK</span></span></span></b></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Şirketler bu tür dışsal risklere karşı nasıl hazırlıklı olabilirler?</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Bu tür dışsal risklere karşı hazırlık, lojistik firmalar ile dış ticaret yapan şirketler açısından benzer kaygılara dayanmakla birlikte, farklı sorumluluk alanları ve karar mekanizmaları üzerinden ele alınmalı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Lojistik firmalar açısından bakıldığında, en kritik unsur operasyonel esneklik ve kriz yönetimi kapasitesidir. Artık sadece taşıma organizasyonu yapan değil, belirsizlik dönemlerinde müşterisine alternatif senaryolar sunabilen, rotayı, taşıma modunu ve zaman planını hızla yeniden kurgulayabilen firmalar öne çıkıyor. Bu nedenle lojistik şirketlerinin tek bir hat veya tek bir pazar bağımlılığından uzaklaşması, farklı coğrafyalarda ve modlarda iş ortaklıkları geliştirmesi büyük önem taşıyor. Aynı zamanda gerçek zamanlı veri takibi, görünürlük çözümleri ve dijital karar destek sistemleri, risklerin erken fark edilmesini ve müşterilerle şeffaf iletişimi mümkün kılıyor. İnsan kaynağı tarafında ise, kriz dönemlerinde inisiyatif alabilen, farklı senaryoları okuyabilen ve müşteriyle güven ilişkisini koruyabilen ekipler, rekabet avantajının temel unsuru hâline geliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/bilgehan_engin_liman.jpg" /></span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">FİRMALAR, LOJİSTİĞİ STRATEJİK İŞ ORTAĞI KABUL ETMELİ</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Dış ticaret firmaları açısından ise hazırlık, lojistiği operasyonel bir maliyet kalemi olarak değil, stratejik bir iş ortağı olarak konumlandırmakla başlıyor. Şirketlerin tedarik ve satış planlarını tek bir ülkeye, tek bir taşıma yoluna veya tek bir teslim süresi varsayımına göre kurgulaması artık ciddi bir risk unsuru. Bu nedenle alternatif pazarlar, alternatif tedarikçiler ve farklı taşıma senaryolarını içeren esnek sözleşme yapıları giderek daha fazla önem kazanıyor. Stok yönetiminde “sıfır stok” gibi aşırı optimize modeller yerine, kritik ürünlerde güvenlik stoğu ve esnek teslim planları öne çıkıyor. Ayrıca dış ticaret firmalarının, lojistik hizmet sağlayıcılarıyla düzenli bilgi paylaşımı yapması, jeopolitik ve operasyonel riskleri birlikte değerlendirmesi ve karar süreçlerine lojistik perspektifi erken aşamada dahil etmesi, olası kesintilerin etkisini önemli ölçüde azaltıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">UTİKAD perspektifinden bakıldığında, bu iki tarafın da ortak paydası öngörülebilirliği artırmak ve sürprizleri yönetilebilir hâle getirmek. Küresel ticaretin bu kadar dalgalı olduğu bir dönemde kazananlar, riskleri tamamen ortadan kaldıranlar değil; risklere rağmen tedarik zincirini çalışır tutabilenler olacaktır.</span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">LOJİSTİK, TİCARET VE İHRACAT POLİTİKALARININ KALDIRACI</span></span></span></b></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sizce Türkiye ekonomisi lojistiği hâlâ “taşıma” olarak mı görüyor, yoksa stratejik bir üretim alanı olarak mı konumlandırıyor?</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Türkiye’de lojistiğe bakışın son yıllarda belirgin biçimde dönüştüğünü söylemek mümkün. Uzun bir dönem boyunca lojistik, ağırlıklı olarak “taşıma” ve “nakliye” faaliyetleriyle özdeşleştirilen, maliyet odaklı bir alan olarak algılandı. Ancak küresel tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar, jeopolitik riskler ve pandemi sonrası dönemde ortaya çıkan arz güvenliği tartışmaları, lojistiğin aslında üretim, ticaret ve rekabet gücünün ayrılmaz bir parçası olduğunu net biçimde ortaya koydu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bugün sektör tarafında, lojistiğin yalnızca bir taşıma faaliyeti olmadığına dair güçlü bir farkındalık oluşmuş durumda. Lojistik hizmet sağlayıcıları; depolama, katma değerli hizmetler, veri yönetimi, dijitalleşme ve tedarik zinciri tasarımı gibi alanlarda çok daha entegre çözümler sunuyor. Bu yaklaşım, lojistiği üretimin devamlılığını sağlayan, pazara erişimi mümkün kılan ve firmaların küresel rekabette konumunu belirleyen stratejik bir üretim alanı haline getiriyor. Artık rekabet, yalnızca yükü bir noktadan diğerine taşımakta değil; bu süreci ne kadar öngörülebilir, esnek ve sürdürülebilir yönettiğinizde şekilleniyor.</span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">KAMU LOJİSTİKE NAKLİYE DİYE BAKMIYOR</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Kamu idaresi tarafında da benzer bir zihniyet değişimi görülüyor. Örneğin Ulusal Ulaştırma ve Lojistik Ana Planımız, lojistiği parçalı bir nakliye faaliyeti olarak değil, altyapı, gümrük süreçleri, dijitalleşme, insan kaynağı ve uluslararası entegrasyon başlıklarını kapsayan bütüncül bir sistem olarak ele alıyor. Demiryolu yatırımları, liman bağlantıları, lojistik merkezler ve gümrük işlemlerinin dijital dönüşümü bu yaklaşımın somut göstergeleri arasında yer alıyor. Bu çerçevede lojistik, sanayi ve ihracat politikalarını destekleyen temel bir kaldıraç olarak konumlanıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat penceresi bulunuyor. Sektörün dönüşüm iradesi ile kamu politikalarındaki bütüncül yaklaşımın daha güçlü bir eşgüdümle ilerlemesi, Türkiye’yi yalnızca bir transit ülke değil, bölgesel ve küresel ölçekte değer üreten bir lojistik üs haline getirebilir. Bu noktada kritik olan, lojistiği hala bir “taşıma maliyeti” olarak değil, ekonominin rekabet gücünü artıran stratejik bir üretim ve hizmet alanı olarak kalıcı biçimde konumlandırabilmektir.</span></span></span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/bilgehan_engin_tren.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">DOĞRUDAN DÖVİZ KAZANDIRAN BİR EKOSİSTEM</span></span></span></b></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Bakanlık tarafından dile getirilen “Her 3 dolarlık hizmet ihracatının 1 doları lojistikten geliyor” vurgusu, sektöre bakışı nasıl değiştirmeli? Bu oranın sürdürülebilir biçimde artırılması için hangi yapısal adımlar şart? Hedef nedir?</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcımız Durmuş Ünüvar’ın Türkiye Logistics Summit 2025 etkinliğinin açılış konuşmasında yapmış olduğu “Her 3 dolarlık hizmet ihracatının 1 doları lojistikten geliyor” vurgusu, lojistiğin Türkiye ekonomisindeki yerinin artık tartışmasız biçimde stratejik bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2024 yılında hizmet ihracatının 117 milyar doları aşması ve bunun yaklaşık yüzde 35’inin lojistik ve taşımacılıktan gelmesi, sektörün yalnızca destekleyici bir alan değil, doğrudan döviz kazandıran bir üretim ve hizmet ekosistemi olduğunu net biçimde ortaya koyuyor. 2025 yılında lojistik ve taşımacılığın payının 40 milyar dolar seviyesini zorluyor oluşu, lojistiğe bakışın “maliyet unsuru” ya da “taşıma faaliyeti” çerçevesinden çıkıp, ekonomik büyümenin ve dış ticaret performansının ana kaldıraçlarından biri olarak yeniden tanımlanmasını zorunlu kılıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu oranın sürdürülebilir biçimde artırılabilmesi için, nicelikten çok niteliğe odaklanan yapısal adımların atılması gerekiyor. Lojistik gelirlerinin büyümesi yalnızca daha fazla taşıma yapmakla değil, daha fazla katma değer üretmekle mümkün. Depolama, dağıtım, tedarik zinciri yönetimi, dijital çözümler, veri odaklı planlama ve entegre hizmet modelleri bu dönüşümün temel unsurları arasında yer alıyor. Aynı zamanda altyapı yatırımlarının, gümrük süreçlerinin, dijital entegrasyonun ve çok modlu taşımacılığın bir bütün olarak ele alınması, sektörün uluslararası rekabet gücünü kalıcı biçimde güçlendirecek başlıklar olarak öne çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">LOJİSTİKTE YETKİN İNSANLAR YETİŞTİRMELİYİZ</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu dönüşümün merkezinde insan kaynağı bulunuyor. Nitelikli insan gücü olmadan ne dijitalleşmenin ne de hizmet çeşitliliğinin sürdürülebilir olması mümkün. Mesleki eğitimden üniversite programlarına, sektör–akademi iş birliklerinden sürekli mesleki gelişim modellerine kadar uzanan geniş bir yelpazede lojistikte yetkin insan yetiştirilmesi, bu hedefin en kritik yapı taşı. Aynı şekilde kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları arasında güçlü bir iş birliği ve ortak vizyon oluşturulması, dağınık ilerleyen çabaların sinerjiye dönüşmesini sağlayacaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu çerçevede hedef, lojistiğin hizmet ihracatı içindeki payını yalnızca oran olarak artırmak değil; Türkiye’yi bölgesel ve küresel ölçekte yüksek katma değerli lojistik hizmetlerin üretildiği bir merkez haline getirmektir. Açık ve net bir hedefe sahip olmak, rüzgârın yönünü avantaja çevirebilmenin ön koşuludur. Stratejik hedefi olan, insan kaynağına yatırım yapan ve bütüncül bir yaklaşımla hareket eden bir lojistik ekosistemi, Türkiye’nin hizmet ihracatındaki bu güçlü pozisyonunu kalıcı bir başarıya dönüştürebilir.</span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">SEKTÖRDE YAPISAL DÖNÜŞÜMÜ ESAS ALIYORUZ</span></span></span></b></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Lojistik sektörü bugün yaklaşık 110 milyar dolarlık bir pazar büyüklüğüne sahip. UTİKAD’ın 200 milyar dolar hedefi hangi hedef, dönüşüm ve gelişmelere dayanıyor?</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- UTİKAD’ın 200 milyar dolar pazar büyüklüğü hedefi, bugün yaklaşık 110 milyar dolar seviyesinde olduğu ifade edilen lojistik sektörünü yalnızca sayısal olarak büyütmeye yönelik bir beklentiden ziyade, sektörün yapısal dönüşümünü esas alan stratejik bir vizyona dayanıyor. Bu hedef, lojistiğin klasik taşıma faaliyetleriyle sınırlı bir alan olmaktan çıkıp, yüksek katma değer üreten, teknolojiyle entegre, ihracata doğrudan katkı sağlayan bir üretim ve hizmet ekosistemi hâline gelmesini amaçlıyor. Mevcut büyüklük, Türkiye’nin jeostratejik konumu ve hizmet ihracatındaki güçlü pay dikkate alındığında, bu vizyonun gerçekçi bir potansiyele yaslandığı görülüyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu hedefin temel dayanaklarından biri, lojistik hizmet ihracatının Türkiye ekonomisi içindeki artan ağırlığıdır. Türkiye Logistics Summit 2025 kapsamında paylaşılan verilerde de vurgulandığı üzere, lojistik sektörü döviz kazandırıcı faaliyetler arasında lokomotif konumda bulunuyor. UTİKAD’ın 200 milyar dolar hedefi, yalnızca daha fazla taşıma yapılmasına değil; depolama, dağıtım, tedarik zinciri yönetimi, katma değerli lojistik hizmetler, dijital çözümler ve entegre servis modelleriyle gelir yapısının derinleştirilmesine dayanıyor. Başka bir ifadeyle büyümenin anahtarı hacimde değil, nitelikte aranıyor.</span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">NİTELİKLİ İNSAN GÜCÜ HEDEFİMİZİN TEMEL YAPI TAŞI</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu dönüşümün ikinci önemli ayağını altyapı, entegrasyon ve bölgesel konumlanma oluşturuyor. Türkiye’nin Orta Koridor, Kalkınma Yolu ve benzeri stratejik hatlar üzerindeki rolü, lojistiğin sadece transit bir faaliyet değil, planlanan, yönlendirilen ve katma değer üretilen bir merkez faaliyeti olarak konumlanmasını mümkün kılıyor. Liman bağlantıları, demiryolu yatırımları, lojistik merkezler ve gümrük süreçlerindeki dijitalleşme; sektörün ölçek büyütmesinin yanı sıra uluslararası rekabet gücünü artıran unsurlar olarak bu hedefin altyapısını oluşturuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">UTİKAD’ın ortaya koyduğu vizyonda insan kaynağı da kritik bir yer tutuyor. Türkiye Logistics Summit 2025 çerçevesinde dile getirildiği gibi, nitelikli insan gücü olmadan ne dijital dönüşümün ne de hizmet çeşitliliğinin sürdürülebilir olması mümkün. Mesleki eğitimden akademik programlara, sektör–akademi iş birliklerinden sürekli mesleki gelişim modellerine kadar uzanan geniş bir çerçevede yetkin insan yetiştirilmesi, 200 milyar dolar hedefinin en temel yapı taşlarından biri olarak görülüyor. Kadın istihdamı, genç yeteneklerin sektöre kazandırılması ve yönetsel kapasitenin güçlendirilmesi de bu büyümenin kalıcı olmasını sağlayacak unsurlar arasında yer alıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sonuç olarak UTİKAD’ın 200 milyar dolar hedefi, bugünkü pazar büyüklüğünün basit bir ikiye katlanması hedefi değil; lojistiğin Türkiye’de nasıl bir rol oynayacağına dair net bir yön tarifidir. Amaç, lojistiği taşımanın ötesinde stratejik bir üretim ve hizmet alanı olarak konumlandırmak, Türkiye’yi bölgesel ve küresel ölçekte yüksek katma değerli lojistik hizmetlerin üretildiği bir merkez hâline getirmektir. Bu hedef; dönüşüm, iş birliği ve uzun vadeli vizyon gerektirir ve sektörün önüne net bir istikamet koyar.</span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">TÜRKİYE’Yİ STRATEJİK BAĞLANTI NOKTASI YAPIYORLAR</span></span></span></b></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Orta Koridor ve Kalkınma Yolu gibi projeler, küresel ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde öne çıkıyor. Sizce bu koridorlar Türkiye için nasıl fırsat pencereleri açıyor?</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Küresel ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği, güvenlik ve öngörülebilirliğin maliyet kadar belirleyici hâle geldiği bir dönemde, Orta Koridor ve Kalkınma Yolu gibi projeler Türkiye için çok boyutlu fırsat pencereleri açıyor. Bu koridorlar, yalnızca alternatif güzergâhlar olmanın ötesinde, Türkiye’nin küresel tedarik zincirlerinde oynayacağı rolü yeniden tanımlama potansiyeli taşıyor. Özellikle Asya–Avrupa hattında yaşanan kırılmalar, tek bir ana rota bağımlılığının sürdürülebilir olmadığını gösterirken, Türkiye’yi doğu–batı ve kuzey–güney ekseninde stratejik bir bağlantı noktası haline getiriyor.</span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">ORTA KORİDOR REKABET AVANTAJI YARATIYOR</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Orta Koridor açısından bakıldığında, bu hat Türkiye’ye Çin ile Avrupa arasındaki ticarette yalnızca bir geçiş ülkesi değil, değer üreten bir lojistik merkez olma imkanı sunuyor. Demiryolu ağırlıklı yapısı sayesinde daha öngörülebilir transit süreleri ve daha düşük karbon ayak izi sağlayan Orta Koridor, sürdürülebilirlik ve hız beklentilerinin arttığı günümüz ticaretinde önemli bir rekabet avantajı yaratıyor. Bu durum, Türkiye’de limanlardan lojistik merkezlere, gümrüklerden dijital altyapıya kadar uzanan entegre bir ekosistemin gelişmesini teşvik ediyor.</span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">GÜNEYDEN GELEN AKIŞLAR İÇİN ÇOK ÖNEMLİ</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Kalkınma Yolu ise Körfez bölgesini Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayan yeni bir omurga oluşturarak, Türkiye’nin güneyden gelen ticaret akışlarında merkezi bir rol üstlenmesini mümkün kılıyor. Basra Körfezi çıkışlı yüklerin Türkiye’ye yönelmesi, hem denizyolu üzerindeki dar boğazlara alternatif yaratıyor hem de Türkiye’nin bölgesel ticarette stratejik bir dağıtım ve konsolidasyon merkezi olarak konumlanmasını destekliyor. Bu hat, aynı zamanda Türkiye’nin Orta Doğu, Körfez ve Avrupa pazarları arasında lojistik entegrasyonu derinleştirmesi açısından da önemli bir kaldıraç niteliği taşıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">UTİKAD perspektifinden bakıldığında, bu koridorlar Türkiye için yalnızca altyapı yatırımı veya transit gelir artışı anlamına gelmiyor. Asıl fırsat, lojistik hizmetlerin çeşitlenmesi, katma değerli operasyonların Türkiye’de konumlanması ve küresel firmaların tedarik zinciri kararlarında Türkiye’yi stratejik bir merkez olarak görmeye başlamasıdır. Bu süreç doğru politikalar, güçlü kamu–özel sektör iş birliği ve nitelikli insan kaynağıyla desteklendiğinde, Türkiye’yi ticaret yollarının üzerinde bulunan bir ülke olmaktan çıkarıp, ticaretin yönünü ve kalitesini etkileyen bir lojistik üs konumuna taşıyacaktır.</span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“TEK KORİDOR YÖNETİMİ”NDE DİJİTALLEŞME ÇOK ÖNEMLİ</span></span></span></b></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- “Tek koridor yönetimi” yaklaşımı sahada ne anlama geliyor? Lojistik firmaları bu yaklaşımın somut faydalarını ne zaman hissedecek?</span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“Tek koridor yönetimi” yaklaşımı sahada, bir ticaret hattının yalnızca fiziki altyapıdan ibaret görülmemesi; o hattın geçtiği tüm taşıma modlarının, gümrük süreçlerinin, veri akışının ve operasyonel karar mekanizmalarının tek bir bütün olarak yönetilmesi anlamına geliyor. Yani limandan demiryoluna, sınır kapısından lojistik merkeze kadar uzanan zincirin her halkasının ayrı ayrı değil, ortak standartlar, ortak hedefler ve eşgüdüm içinde çalışması hedefleniyor. Bu yaklaşım, koridoru kullanan firmalar açısından belirsizliği azaltan, sorumluluk alanlarını netleştiren ve operasyonel sürtünmeleri minimize eden bir yapı yaratıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu noktada dijitalleşme, tek koridor yönetiminin olmazsa olmazı olarak öne çıkıyor. Fiziksel altyapı ne kadar güçlü olursa olsun, eğer veri akışı parçalıysa, gümrük süreçleri manuel ilerliyorsa veya taraflar aynı bilgiye eş zamanlı erişemiyorsa, koridor yönetimi gerçek anlamda çalışmıyor. Tek koridor yaklaşımı, taşıma planlamasından sınır geçişlerine, belge yönetiminden gerçek zamanlı yük takibine kadar tüm sürecin dijital platformlar üzerinden izlenebilir ve yönetilebilir olmasını gerektiriyor. Bu sayede hem kamu otoriteleri hem de lojistik firmaları, koridor performansını ölçebilir, darboğazları önceden tespit edebilir ve hızlı müdahale edebilir hale geliyor.</span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">TEK KORİDOR YÖNETİMİ TÜRKİYE’NİN ELİNİ GÜÇLENDİRECEK</span></span></span></b></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Lojistik firmaları açısından somut faydalar, bu bütüncül yönetim ve dijital entegrasyon hayata geçtikçe kademeli olarak hissedilecek. İlk aşamada teslim sürelerinde daha yüksek öngörülebilirlik, sınır ve aktarma noktalarında bekleme sürelerinin azalması ve operasyonel planlamada daha az sürprizle karşılaşılması öne çıkacak. Orta vadede ise maliyet yapılarının daha şeffaf hâle gelmesi, hizmet taahhütlerinin güçlenmesi ve uluslararası müşteriler nezdinde güvenilirlik algısının artması bekleniyor. Uzun vadede ise lojistik firmaları, yalnızca taşıma yapan değil; koridorun sunduğu veriyi kullanan, tedarik zinciri tasarlayan ve katma değerli hizmet üreten aktörlere dönüşecek.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Tek koridor yönetimi yaklaşımının asıl kazanımı, rekabetin firmalar arasında değil, koridorlar arasında yaşandığı bir dönemde Türkiye’nin elini güçlendirmesidir. Lojistik firmalarının bu faydaları tam anlamıyla hissetmesi, dijital altyapının yaygınlaşması, kamu–özel sektör koordinasyonunun kurumsallaşması ve sahadaki uygulamaların standart hale gelmesiyle mümkün olacak. Bu adımlar atıldıkça, tek koridor yönetimi kavramı bir vizyon ifadesi olmaktan çıkıp, günlük operasyonların doğal bir parçası hâline gelecektir.</span></span></span></p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/2026dan-sonra-ticarette-hiz-degil-hizmet-surekliligi-one-cikacak</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Feb 2026 16:40:20 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2026/02/2026dan_sonra_ticarette_hiz_degil_hizmet_surekliligi_one_cikacak_h2460_79b50.jpg" type="image/jpeg" length="16754"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[2025 yılı sanayi açısından bir kayıp yıldı]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/2025-yili-sanayi-acisindan-bir-kayip-yildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/2025-yili-sanayi-acisindan-bir-kayip-yildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[​​​​​​​- Prof. Dr. Kenan Mortan, “2025’te şunu çok net gördük. Öz sermaye fukarası olan 2,9 milyon KOBİ eğer bankacılık sektöründen beslenemezse diyeti, perhizi çok sınırlı bir süre yapıyor. Onlar konkordato gibi teknik kelimeleri de bilmiyorlar, kapatıyorlar, faaliyetlerini siliyorlar. Nitekim 2025'te Türkiye'de milli gelir içinde sektörlere göre sanayinin payının çok aşağılara düşmesini siz de ben de düşünmeliyiz.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Prof. Dr. Kenan Mortan, Paris EISTI Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Prof. Mortan’ı Türkiye’de bulunca dergimiz adına bir söyleşi fırsatı yakaladık. Prof. Mortan ile tam Venezuela operasyonu dönemine denk geldiği için bu konuyu ve kendisinin üst düzey uzmanlık alanı olan sanayiyi ve KOBİ’leri konuştuk. </span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Kenan hocam siz Paris’teydiniz, uzun süredir görüşemedik. Şimdi yeniden bir araya gelmişken hem 2025 hem de 2026 yıllarına ilişkin olarak sanayi sektörünün durumunu konuşalım istiyorum. Bu konunun uzmanlarından birisisiniz. Yıllarca KOBİ’lere eğitmenlik, akıl hocalığı yaptınız. </span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu arada tabi Global Sanayici Dergisi, 17 yaşına gelmiş. Türkiye'de kalmadı böyle dergi. Dopdolu. İçeriği çok zengin. Ne kadar güzel konuları ele alıp yazıyor, söyleşiyorsunuz. Okurken çok özel bir lezzet aldım. </span></span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/kenanmortanvenezuela.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">ZIMNİ YALTA ANLAŞMASI VAR</span></span></b></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Hocam, söyleşimize ABD Başkanı Donald Trump’ın uluslararası hukuku altüst ederek Venezuela Başkanı Nicolas Maduro ve eşini kaçırması konusuyla başlamak istiyorum.</span></span></b><b> </b><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu operasyon ve arkasından sıra sende, sana da geleceğim diyerek başka ülkeleri tehdit etmesi, Grönland'ı alacağım demesi uzun dönemde, önümüzdeki dönemde ABD ve dünya ekonomisini nasıl etkiler? </span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Bir kere dünya siyasetini nasıl etkiler diyelim, ekonomi sonra geliyor.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Benim gördüğüm, görebildiğim çok net bir şey var. 3 büyük ülkeden söz edeceğim. ABD, Rusya ve Çin. Sanki aralarında zımni bir Yalta Antlaşması var. Yalta Anlaşması, biliyorsunuz 1945 yılında, İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyanın paylaşımını yapmıştı. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sen orayı al ben burayı alıyorum durumu var. Şimdi anlıyorum ki Ukrayna'da sayın Trump'ın ‘bitirin bu işi’ demesi, yani burası Rusya'nın bölgesi ilan edilecek anlamına geliyor. Onun için ‘bırakın’ diyor. </span></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Dünden bu yana 3 kez üst üste dinlediğim ABD Dışişleri Bakanı diyor ki ‘Batı yerküre bize aittir.’ Kuzey, Güney Amerika ve tabii ki yukarıda çok açık biçimde göz koyduğu Grönland bölgesi de onlara ait oluyor. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Dolayısıyla, “Avrupa ortada istediğini yapsın, zaten onların yaptığı bir şey yok”, demeye getiriyorlar.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sonuç olarak Ukrayna, Belarus ve Baltıkların da Rusya'ya ait olması gerekiyor. Yani eski Sovyetik dönemin haritasını elimizde tutuyoruz. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Güney Doğu Asya da Çin'e bırakılıyor. Ben böyle bir zımni bölüşüm olduğunu anlıyorum.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Tepkilere bakın. Rusya ve Çin’den ciddi bir açıklama gelmiyor. Avrupa bir şey söyleyecek. Garibim ne diyeceğini bilemiyor. Hak hukuk gibi laflar ediyor. Dolayısıyla demektir ki bu, bu türden temaslar bundan sonra çok rahat kabul görecek. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Siyaseten dünyada insanın yeniden şekillendiği bir oluşum var önümüzdeki 60 ayda falan diyelim de bir iki ay gibi sorgulamaya gidilmesin.</span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">HERKES KENDİ BÖLGESİNDE YATIRIMLAR YAPACAK</span></span></b><br />
 </p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Ama hocam bu operasyonlar dünya çapında korkuya yol açıyor. Türkiye'de pek çok kişi Türkiye'ye de gelirler mi diye aralarında tartışıyorlar. Yani bunun insanlar düzeyinde yatırım, tasarruf, paraları saklama, altına yönelme gibi çok değişik biçimde etkisi olmaz mı? </span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Çok fazla olur ama büyük kitleler zaten kültürsüz oldukları için hiçbir konuda tepki göstermiyorlar. İklim küresel çapta normaldi, felakete dönüştü. Paris İklim Antlaşması imzaladık 2015'te. Onuncu yılında, bırakın Amerika'yı, hiçbir ülkenin bu anlaşmaya uymadığını gördüm. Herkes kendi hedeflerine yürümeye devam etti.</span></span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Tabi ki yatırımları, şunları bunları etkileyecek ama şöyle bir şey olacak sayın Duda.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Herkesin kendi bölgesi var ya, kendi bölgesinde bölge iç yatırımını sağlayacak. Çin bölgesi kendi bölge içinde dengelerini sağlayacak. Yani yeni iç dengeler oluşacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Amerikalı yatırımcının Kamerun’da yatırımı şimdilik söz konusu olmayacak. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Hemen eklemek istiyorum, Jeopolitik gibi lafların arkasına sığınmıyorum; enerjinin giderimi çok ciddi bir sorun olmuşa benzer. Yani bunu sağlayan hamlesini yapar diye biliyorlar. Dolayısıyla Amerika, ‘Venezuela’da petrolü ben yöneteceğim’ diyor.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yani Çin'e damarını keseceğim, sen git nereden bulursan bul, diye sesleniyor? O da Afrika'dan bulacak şimdi. Dolayısıyla burada herkesin jeopolitik anlamda stratejik olan enerji sağlama çabası da öne çıkacak.</span></span> <span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Gelişmişiyle, az gelişmişiyle, orta gelişmişiyle özellikle Çin'le ABD arasında çok ciddi bir egemenlik savaşına tanık olacağız. </span></span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/kenanmortanpara.jpg" /></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><b>SANAYİNİN DÜŞTÜĞÜ DURUMU SİZ DE BEN DE DÜŞÜNMELİYİZ</b></span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Peki hocam buradan ülkemize dönelim. Siz uzun yıllar İş Bankası'nın ekonomi sitesinde sanayi ve KOBİ’ler üzerine yazılar yazdınız, reel sektörden gelen soruları yanıtladınız. Sizin gibi bir uzmanı bulmuşken bugünkü konumuz sanayi olsun, sanayi sektörünü konuşalım. 2025 yılı Türk sanayisi açısından olumsuz bir rutinlikte sürdü bitti. 2025 bir denge yılı mıydı yoksa gerçekten bir kayıp yıl mıydı sizce?</span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Elbette kayıp yıldı sayın Duda. Çünkü şunu çok net gördük. Öz sermaye fukarası olan 2,9 milyon KOBİ eğer bankacılık sektöründen beslenemezse diyeti, perhizi çok sınırlı bir süre yapıyor. Ondan sonra da onlar konkordato gibi teknik kelimeleri de bilmiyorlar, kapatıyorlar, faaliyetlerini siliyorlar. Nitekim 2025'te Türkiye'de milli gelir içinde sektörlere göre sanayinin payının yüzde 10’lara düşmesini siz de ben de düşünmeliyiz.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye, tipik bir transit ülkesi, hizmet sektörüne açık bir transit ülkesi durumuna gelmiş bulunuyor. </span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Dolayısıyla KOBİ’lerin perhizi 3. yılına dayandı. Önce bir ağlaştılar, sonra acaba dediler. En sonunda da sessiz sedasız dağıldılar. Birleşmeyi de bilmiyorlar çünkü öyle bir şey fıtratlarında yok. </span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">ORTAK AR-GE DESTEKLERİ VAR, BAŞVURU YOK</span></span></b></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Evet hocam sizin dediğiniz çok önemli. Bakın bu birleşme konusu hiç gündeme gelmedi neredeyse, kimseler tarafından önerilmedi de.</span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ama şu sosyolojiyi biraz bilen bunun çok yeterli olmayacağını bilir. Bakın KOSGEB desteklerinde ortak AR-GE destekleri vardır, cömert desteklerdir. Oraya başvuru 1-2'den fazla değildir. KOSGEB, şirket olmadan 3 kuruşun beraberliğini arar. Ama olmadı.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yani Türk saray mantalitesinin ortak çalışmaları baba ile oğulları arasında yok iken, böyle kuruş arasında olamayacağını net olarak gördük. Tabii ki alyans dediğimiz bir araya girişler var, anlamlı örnekler var, ama bunların sayısı 2 elin 10 parmağını geçmeyeceğine göre anlamlı örnekler değil. Büyütemeyiz.</span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">TEKSTİL SÜRDÜRÜLEBİLİRLİKTE GERİ KALDI</span></span></b></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Hocam sanayinin kayıp yılında en büyük darbeyi yiyen de tekstil sektörü oldu. Tekstil çok mu zayıf? Şirketler kapandı. Başka ülkelere fabrikaları taşıdılar? Tekstil kendisini toparlayabilir mi? Bu nasıl olabilir? </span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sayın Duda, orada şöyle bir şey oldu. Ben bu sene 3-4 anlamlı konfeksiyon kuruluşunu gezme imkanı buldum. Yani bu dijital dönüşümü yapan sürdürülebilirdik kriterlerine uyan. Sizin 2024 raporu var ya, çok önemli bir rapor, o raporu sadece okunmayan, hayata geçiren bir şirketler.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Şunu gördüm ki uluslararası alıcılar, sürdürülebilirdik detaylarında çevre faktörlerini çok öne çıkarmışlar. Kadın çalışan sayısını, çocuk çalışan sayısını filan falan. Benim sektörüm bunlara çok dikkat etmiyordu zaten. Uyum sağlamayı da nasıl geçiştiririz dedi. Ve gerekeni Türkiye'de ne yazık ki 10-20 tanesi yaptı. </span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">MISIR’A GİTMEK KISA VADELİ ÇARE</span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bir de Mısır tartışmamız var. Şu an tam rakamını vereyim, 295 kuruluşumuz Mısır'da. Ama Mısır, ayda 100 dolar ücretiyle sadece iş gücü maliyetini düşürüyor. Türkiye'de 200 dolar, Mısır'da 100 dolar.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ama Batı, İsveç'teki alıcı, Almanya'daki alıcı şunu söylüyor: Arkadaş hayır, boyanın çevre kriterlerine uygun kullanıldığını bilmek istiyorum. Aprelemenin uygun olduğunu bilmek istiyorum.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Orada doğrusu Eximbank diye bir çıkış yaptılar. Orada giyim sanayicileri yönetimi de iyi bir baskı grubu olarak bilgilendirme işlemi yaptı ama sanki Eximbank kaynakları da buna yetersiz. Kısa vadeli çaresi şu an Mısır'a gitmekten ibaret. </span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">GERÇEKÇİ OLALIM, BU KAN KAYBI SÜRECEK</span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ama son sayınızda Ahmet Temiroğlu bey çok önemli bir şey söylemiş. Pazarın yoksa hiç oralarda da durma demiş. Oradan sen nakliye faktörünü nasıl halledeceksin? Bu, kısa dönem kurtuluşu anlamında bir olay. Öyle düşünelim.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Kısa vadeli çare göremiyorum. Çünkü son 10 yıl sistematik olarak peyderpey yapılabilecek bir işti bu. Akşamdan sabaha gelmez ki.</span></span> <span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Dolayısıyla kısa vadeli çözüm olmayacak. Bu sabahki ekonomi haberi 98 bin işçimizin işini kaybettiğini söylüyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yüzü aşkın iş yerinin de kapandığınızı görüyoruz. Bu kan kaybı sürecek. Orada gerçekçi olalım.</span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Peki hocam, sanayideki temel sorun sizin pek çok kez vurguladığınız gibi finansmana erişim sorunu. Burada da ilk akla gelen faizler oluyor tabii ki. </span></span></b></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Faizler de enflasyonla bağlantılı olarak sürüyor. Şu anda sürdürülen yüzde 30 küsurluk enflasyon önümüzdeki dönemde nereye kadar gider faizler bu kapsamda ne olur? </span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Finansmana kolay ulaşabiliyor muyum? Nasreddin Hoca'nın öyküsünü anlatayım. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Hocanın evine hırsız girmiş. Yahu hoca insan bir kilit asmaz mı demişler. Destur çekmiş, geçiştirmiş. Yahu hoca efendi insan damını yaptırmaz mı? Adam tabii girer demişler. Hoca yine destur çekmiş. </span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sonunda, y</span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">ahu demiş, tamam, bütün kusur bende de hırsızın hiç kusuru yok mu demiş. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Şimdi yani bu faizin başlangıç noktasına dönelim. Bu araba dördüncü vitesle değilse de üçüncü vitesle giderken acaba birinci vitesle de gider mi diye bir vites değişikliği yapılmadı mı? Evet, yapıldı. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Orada bir teker kırılmadı mı? Evet. Bir teker kırmanın sonucunu şimdi toparlamaya çalışıyor sayın Şimşek. Dolayısıyla yani bunun da uzun vadeli bir olay olduğunu da biliyoruz.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sayın Adnan Bali İş Bankası konferanslarında şunu anlatır: Der ki ülkelerin bir basamak üste çıkması yani yatırım yapılabilir seviyesinde bir basamak üste çıkması genellikle iki ile altı yıl arasında bir zaman alır. Evet. Üç basamak aşağı düşmesi ise yirmi dakikalık bir şey oluyor. Bir yanlışlık yapıldı ve düzeltme çalışmaları yapılıyor. Görünen o ki 2026’da da bu sürecek. Merkez Bankası da 3-4 kez enflasyon hedefinde düzeltme yapacak. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">KOBİ cephesinde işte arabasını satabilen, yazlığı varsa satabilen, sevgili eşinin altını varsa satabilen biraz daha istim yapmaya bakacak. Gerisini ben yapamıyorum diye devredecek.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu arada bu kobilerin büyük bir kısmı dersem yakışıksız olur ama anlamlı bir bölümünün de birbirlerinin tekrarı olduğunu, sektörde artık tıknefes kaldıklarını, kriz olmasa da yaşayamayacaklarını, uluslararası rekabete uyamayacaklarını ‘kral çıplak’ diyecek biri olarak ben de müsaadenizle söylemiş olayım. </span></span></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/2025-yili-sanayi-acisindan-bir-kayip-yildi</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Feb 2026 16:18:32 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2026/02/2025_yili_sanayi_acisindan_bir_kayip_yildi_h2459_f8adf.jpg" type="image/jpeg" length="41036"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Türk vatandaşlarının verileri  milli olarak değerlendirilmeli']]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/turk-vatandaslarinin-verileri-milli-olarak-degerlendirilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/turk-vatandaslarinin-verileri-milli-olarak-degerlendirilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- Prof. Dr. Seniye Ümit Fırat, “Yapay Zeka büyük verinin hem üreticisi hem tüketicisidir. Dünyayı kuşatan büyük veri, su ve enerji kadar stratejik bir öneme sahiptir. Tüm ülkeler ve Türkiye, küresel bağlamda güçlü kalabilmek için kendi vatandaşlarının verilerini milli olarak değerlendirebileceği ve diğer ülkelerin verilerinden de faydalanabileceği dijital girişimleri hızla hayata geçirmelidir.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:16px;">GİRAY DUDA</span></strong></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Yapay zeka hızla önümüzde ilerlerken, hakkında konuşulacak bir çok konuyu da arkasında bırakıyor. Teknolojiyi yakalamaktan hukuksal sorunlara kadar gündeme gelen yapay zekayı yakından tanımak ve yarattığı problemleri öğrenmek amacıyla Endüstri Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Seniye Ümit Fırat ile konuştuk. </span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Sayın hocam, Prof. Dr. Daron Acemoğlu, yapay zekada yatırımı olan büyük şirketlerin küresel eşitsizliği artırdığını ve artıracağını vurguluyor. Sizce bu durum KOBİ'lerin inovasyonunu nasıl engelliyor? </span></span></b></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Evet, sayın Daron Acemoglu gibi Nobel ödüllü akademisyenler de dahil, MIT'den bir grup Mayıs ayı başında Harvard Business Review’da bu konuda görüşlerini bildirdiler. Özetle, Yapay Zekanın (YZ) gelir eşitsizliklerini kötüleştirme kapasitesinden endişe duyduklarını ve sıradan Amerikalı işçilerin de YZ’nın işler ve meslekler üzerindeki etkisinden kaygılandığını açıkladılar. YZ’nin işler ve meslekler üzerinde etkisi çok geniş bir konu, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ve Birleşmiş Milletler’in kapsamlı yayınları var. Aslında, çok çeşitli alanlarda YZ’nın performansındaki gelişmelere rağmen bu teknolojiye duyulan güven azalıyor. YZ donanımı ve alt yapısı olmayan işgücünde ve iş sahiplerinde kaygılar giderek büyüyor. Ve eşitsizliklerin artmasını, YZ dışında kalanlar aleyhine tetikliyor. ”YZ donanımı olan, avantajları toplar” mottosu hakim endüstride. Bu tamamen doğru değil tabii…</span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Diğer yandan, WEF, Haziran başında “Yapay zeka dijital katılımı nasıl artırabilir ve eşitsizlikle nasıl mücadele edebilir?” sorusu üzerine yoğunlaşan yayınlar yaptı.<b> </b>Yani YZ’nin artıracağı eşitsizlikler, ekonomiden, topluma, endüstriden eğitim ve sağlık sektörüne kadar tüm alanları etkiliyor.</span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">‘TÜRK VATANDAŞLARININ VERİLERİ MİLLİ OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİ’</span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">YZ teknolojilerinin temel girdisi ve çıktısı veridir. ”Büyük veri” adını verdiğimiz günümüz akışlarında; görseller, videolar, sayı tabloları, metinler vb gibi çok çeşitli formlarda cep telefonları ve internet aracılığı ile dolaşımda olan veri- bilgi- birikim sözkonusudur. YZ büyük verinin hem üreticisi hem tüketicisidir. Dünyayı kuşatan büyük veri, su ve enerji kadar stratejik bir öneme sahiptir. Tüm ülkeler ve Türkiye, küresel bağlamda güçlü kalabilmek için kendi vatandaşlarının verilerini milli olarak değerlendirebileceği ve diğer ülkelerin verilerinden de faydalanabileceği dijital girişimleri hızla hayata geçirmelidir. </span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">‘YAPAY ZEKANIN TEK BESLEYİCİSİ BÜYÜK VERİ’</span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Tabii bu, şirketler için de geçerli... Veri en büyük güç, veriyi doğru, zamanında ve etkili kullanan daima birkaç adım önde olacak , olmakta zaten… YZ’nın yegane besleyicisi veri ve büyük veri. Sahip olunan verinin büyüklüğü, doğruluğu, kapsamı belirleyici güç oluyor ve bu da eşitisizlikleri arttırıcı rol oynuyor. Burada sahip olmak dediğimizde, veriyi toplama, depolama, işleme, sonuç çıkarma işlemlerinin ne kadar hızlı, zamanında yapılabildiği, kullanılan alt yapı teknolojilerinin gücü ve kapasitesi, veri bilimi alanında donanımlı insan gücü ve yetenekler de devreye giriyor. Güç bunların hepsinin bir bileşkesi ve bu bileşkenin büyüklük farkları rekabet açısından büyük eşitsizlikler yaratıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/seniye_umit_grafik.jpg" /></span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">‘BÜYÜK FİRMALAR TEDARİKÇİLERE TEKNOLOJİLERİNİ SUNMALI’</span></span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Ümit hocam, KOBİ’lerin ve büyüklük şirketlerin de hızlı dönüşüm hareketlerine girişmesi mi gerekiyor?</span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Evet. Bu bağlamda hem şirketler hem de ülkeler bazında dijital dönüşüm ve dijital egemenlik gibi unsurları içeren, insan odaklı, kapsamlı ve bütüncül bir yaklaşım benimsenmesi gerekir. </span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Sonuç olarak KOBİ’lere baktığımızda daha önce Yalın Yaklaşım uygulamalarında gördüğümüz ve çok başarılı vakalar ortaya çıkaran modelleri ben endüstri mühendisliği bakış açısıyla YZ ve dijitalleşme dönüşümü için de öneriyorum. Çoğu tedarikçi ve yan sanayi olarak çalışan KOBİ’lerin müşterileri olan büyük şirketler tarafından, onlar için teknolojik ağ bağlantıları geliştirilmesi gerekiyor. Devlet destekleri, sektör destekleri yanında büyük firmalara da iş düşüyor. Üretim / ürün kalitesini yükseltmek isteyen her büyük firmanın tedarikçilerine paylaşımlı teknolojiler sunması, dijital bütünleşme süreçlerini teşvik etmesi kaçınılmaz yollardan biri olarak görünüyor. </span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">‘2,6 MİLYAR İNSAN İNTERNETSİZ’</span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Çoğumuz için dijital teknolojiler, iletişim, iş, alışveriş, öğrenme veya eğlence olsun, hayatımızın hemen hemen her alanına derinlemesine yerleşmiş durumda. Ancak WEF raporuna göre, küresel nüfusun üçte biri olan yaklaşık 2,6 milyar insan hala internet erişiminden yoksun, bu da onları bağlantıdan yoksun bırakıyor ve yapay zekanın tüm avantajlarından yararlanamıyor. Yani eşitisizlik nedeni. </span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Dijital teknoloji bir engel değil bir köprü olmalı, her sesin yükseltilmesini ve tüm toplulukların güçlendirilmesini sağlamalıdır. Yapay zeka, tıpta ilaç keşfi, finansal sistemlerde dolandırıcılık tespiti, tarımda mahsul takibi veya otonom araçlar olsun, insanlık için birçok acil sorunu çözme potansiyeline sahiptir. Ancak bu tür yenilikler, teknolojiyle ilişkili derin etik sorunları, toplumsal riskleri ve kötüleşen eşitsizlikleri gizleyemez.</span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/seniye_umit_grafik_spot.jpg" /></span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">‘HÜKÜMETLER REKABETÇİ ORTAMLAR SAĞLAMALI’</span></span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Türkiye'deki firmalar bu açığı kapatmak için hangi ortak stratejileri benimsemeli? Yapay zekayı üretime adapte etmek zor ve masraflı mı?</span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- YZ’nin yaygınlaşması, artan bir büyüme hızı ile gerçekleşiyor.</span></span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:#666666"> McKinsey & Co, </span></span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">YZ’yı en az bir işletme fonksiyonu alanında kullanan şirketlerin oranının 2017'de %20 iken, 2025'te %78'e çıktığını bildiriyor. Yapay zeka geliştirme ve altyapısı; büyük eğitim verileri, güçlü çipler veya bilgisayarlar ve yetenek gerektirir. Rekabet yoğunlaştı ve güçlü teknoloji şirketleri tarafından domine ediliyor. Birkaçı, teknolojinin geleceğini tekeline almakla tehdit ediyor, </span></span><span style="font-family:"Arial",sans-serif">startup firmaların <b> </b><span style="color:black">ihtiyaç duyduğu bilgi işlem gücüne, verilere ve gelişmiş modellere erişimi engelliyor. Bu nedenle, hükümetler yapay zeka ve dijital girişimciliğin gelişebileceği bir ortam yaratmada önemli bir rol oynayacaktır. Hükümetlerin yapay zeka tekellerini düzenlemesi ve bunlara göz kulak olması ve yeni kurulan şirketler için platformlar sağlaması gerekir. Yenilik, küçük ve orta ölçekli işletmeler için destekleyici düzenlemeler, teşvikler ve fonlara erişim ile gelişebilir. Açık kaynaklı modellere teşvik ve yatırım yapmak, şeffaf yapay zeka modelleri oluşturmak ve yapay zeka sistemleri arasında birlikte çalışabilirliği desteklemek, herkes için eşit şartlar yaratabilecek önlemlerdir. YZ, birçok sektörde öğrenme, inovasyon ve hayat değiştiren çözümlerin önünü açmanın güçlü bir yolu olabilir. Bu nedenle uygulanması çok önemlidir: YZ sistemleri yaygın ilerlemeye yol açabilir veya eşitsizlikleri artırabilir.</span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">‘DİJİTAL DÖNÜŞÜM MALİYETLİ’</span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Tüm bunlar içinde firmalar, dijital dönüşüm ve YZ teknolojilerini dışlayamaz. Her yatırım maliyetlidir. Tüm teknoloji transferleri sancılıdır. Hiçbir dönüşüm bütçesiz ve sıkıntısız gerçekleşmiyor. Yıllar önce başlayan ERP yazılımlarının uygulanması ve entegrasyonlarında da çok başarılı vakalar yanında, literatüre geçen büyük çaplı hezimetler de yaşandı. Burada planlama, teknolojinin seçimi, teknolojinin uygulama biçimi, satın alma veya kiralama seçenekleri gibi geniş çapta bir fizibilite çalışması gerekir. Üretim /hizmet işletmenize en uygun teknolojinin belirlenmesi en önemli kritiktir. Bu süreçte gelecekte büyüme/ küçülme stratejileri vb. de dikkate alınmalıdır. Maliyeti gözönüne almak yeterli değildir. Donanımlı bir teknik kadronun bulunması ve onların danışmalığı ilerlemek önemlidir. Diğer yandan kamu veya özel kuruluşların finansal destekleri gibi faydalı unsurları da araştırmak gerekiyor.</span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">‘YAŞAM YAPAY ZEKA İLE DONATILMIŞ DURUMDA’</span></span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Bireylerin yapay zekayı "araç" olarak kullanmayı öğrenmesi neden önemli? İnsanlar iş dışında hangi temel yapay zeka becerilerini öğrenmeli, edinmeli? </span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Bireylerin, YZ ile etkileşimlerinin birincisi günlük hayatları içinde, diğeri profesyonel iş yaşamlarında ortaya çıkıyor. Çoğu zaman günlük hayat ile profesyonel iş yaşamı arasında kesin çizgiler bulunmadığı için bu ayrıma bile gerek kalmıyor. Günümüzde yaşam YZ ile kuşatılmış durumda. Dolayısı ile artık YZ’nın devre dışı kaldığı, dijital teknolojilerden arınmış bir yaşam yok. Bu durum, her bireyin en azından günlük yaşamının kalitesi açısından YZ araçları ile tanışık olmasını, onları öğrenmesini zorunlu kılmaktadır. </span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/seniye_umit_gozluk.jpg" /></span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">‘YAPAY ZEKA OKURYAZARLIĞINA HER YERDE İHTİYAÇ VAR’</span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">“<b>Yapay Zeka okuryazarlığı</b> “ olarak adlandırdığımız bir kavram var. Bunu başlangıçta iş yaşamları için telaffuz ediyorduk. Ancak şimdi her yerde, yaşamın her alanında ihtiyacımız var. Yani YZ okuryazarlığı sadece teknoloji ile çalışanların becerisi olmaktan çıktı. YZ okuryazarlığı herkesi bir yapay zeka uzmanına dönüştürmekle ilgili değil. Bunun yerine, bireyleri yapay zekayı sorumlu ve etkili bir şekilde anlama, kullanma ve onunla etkileşim kurma bilgi ve becerileriyle donatmakla ilgilidir. Bireylerin yapay zeka teknolojileri hakkında bilinçli kararlar almasını, bunların etkilerini anlamasını ve sundukları etik değerlendirmeleri yönetmesini sağlamakla ilgilidir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">YZ okuryazarlığı; insanların giderek dijitalleşen bir dünyada güvenli ve etik bir şekilde katılım sağlamak için yapay zeka sistemlerini ve araçlarını eleştirel bir şekilde anlamalarını, değerlendirmelerini ve kullanmalarını sağlayan bilgi ve becerileri içerir.YZ okuryazarlığı becerileri, bireylerin bu teknolojinin getireceği risklerden kendilerini korumalarını kolaylaştırır. Özellikle düşük seviyede becerisi olan veya hiç dijital becerisi olmayan kişilerde YZ Okuryazarlığının geliştirilmesi günlük yaşam bakımından çok önemlidir. Dijital olarak dışlanmış kişilere yönelik yapay zeka okuryazarlığı desteği sağlamak gerekiyor. </span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">‘HERKESE YAPAY ZEKA EĞİTİMİ’</span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- <b>Günlük hayatta yapay zeka okuryazarlığı için temel beceriler nelerdir?”</b></span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Yapay zekadan yararlanmak için teknoloji sihirbazı olmanıza gerek yok. Yapay zeka, dijital olarak dışlananlar için oyun alanını eşitlemek amacıyla eşsiz bir şans sunmaktadır, ancak aynı zamanda dijital uçurumu derinleştirme riski de taşımaktadır. Good Things Foundation,</span></span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"> <span style="color:black">İngiltere'de dijital katılım konusunda faaliyetlerde önde gelen bir sivil toplum kurumudur. Şöyle bir misyon tanımı var: “Herkesin dijital olarak eşit, yetenekli ve güvenli olmasına yardımcı olma misyonundayız, böylece daha mutlu, sağlıklı ve daha iyi durumda olabilirler.” Kurumun Ekim 2024 ayında yayınlanan raporunda, “YZ ile güvenli bir şekilde etkileşim kurmak için temel dijital becerilerden yoksun 8,5 milyon İngiltere yetişkinine nasıl destek olabileceklerini” araştırıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Dijital olarak dışlanmış kişiler çevrimiçi olma ve dolayısıyla yapay zekaya erişme konusunda engellerle karşı karşıyadır. Bunlara cihazların uygun fiyatlı olmaması, internet erişimi ve çevrimiçi ortamda güvenli bir şekilde gezinmek için gereken becerilere ve/veya özgüvene sahip olmamak dahildir. Temel becerileri öğrenen kişiler (örneğin e-posta gönderme, bilgi arama) yapay zekanın fazladan bir karmaşıklık katmanı eklediğini düşünür ve yapay zeka ve yetenekleri karşısında bunalmış hissetme eğilimindedir. İnsanları dijital katılım konusunda destek aramaya iten günlük gerçekler ( mobil uygulamadan kredi başvurusunda bulunma veya çevrimiçi randevu alma gibi), yapay zekanın sıklıkla başka bir zorluk olarak görülmesi anlamına gelir, bu nedenle insanlar bu konuda daha fazla bilgi edinmeye daha az açık olabilir. Öncelikle bunun üstesinden gelmelerini sağlayacak özellikle yetişkinler için düzenlenecek eğitimlere ihtiyaç var.</span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">DİJİTAL YERLİ VE DİJİTAL GÖÇMEN FARKI</span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Bu noktada bir de <b>“dijital yerli</b>” ve <b>“dijital göçmen</b>” kavramlarını hatırlatmak isterim. Son yıllarda adeta bir kuşak çatışması teorisi gibi gündemde. Kavramsal olarak, dijital yerli fikri mantıklı görünüyor.. Teori, “kişisel bilgisayar ve İnternet'in en son çağında doğanlar ile dijital teknolojilerin her yerde ortaya çıkmasından önce doğanlar arasında derin bir fark olduğudur”. Bu teknolojik patlama sırasında doğanlar dijital ve bilgisayar teknolojisine yerli olacaklar ve daha yaşlı olanlar ise dijital göçmenlerdir ve dijital teknolojilere hayatlarının ilerleyen dönemlerinde rast geleceklerdir. Bunun anlamı, dijital yerlinin dijital göçmenin çok fazla aşina olmadığı teknolojilere yakın ve hakim ve bu teknolojilerde yetenekli olduğu ve dijital becerilerdeki bu bölünme nedeniyle ikisinin iletişim kurmasının zor olacağıdır. Bağlam için, bu durumu mobil telefonda bir uygulamayı kullanmak veya akıllı TV de kaydediciyi programlamak için çocuğa ihtiyaç duyan ebeveyn veya büyükanne/büyükbabanın klişesi gibi düşünebilirz. Burada da dijital yerli ile dijital göçmen arasında büyük bir uçurum oluşmakta, başlangıçta bahsettiğimiz YZ kaynaklı firmalar arası eşitsizliğin bireyler arasında da gittikçe büyüdüğünü göstermektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/seniye_umit_grafik_spot2.jpg" /></span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">‘DİJİTAL GÖÇMEN HEP MAĞDUR OLACAK’</span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Bu kavram,yaşanmakta olan gerçekliğe dayanmaktadır ve bildiğimiz bir klişe var: Hızlı bir arama motoru, başlıklarında "dijital yerli" ifadesi bulunan yüzlerce makaleyi ortaya çıkarabilir. Makalelerin birçoğu yerli olmayanların dijital yerlinin nasıl düşündüğünü ve çalıştığını anlamalarına yardımcı olacağını iddia eder, yerli olarak etiketlenenlere normdan yabancıymış gibi davranır veya daha da ürkütücü olanı, dijital yerlinin norm haline geldiğini ve yerli olmayanların artık modası geçmiş bir azınlık olduğunu iddia eder. Bu argümanın daha da az nüanslı bir versiyonu da sıklıkla öne sürülür: "Bu çocuklar teknoloji hakkında her şeyi biliyor!" Bu klişe, bir bakıma ayrımcılığın ve eşitsizleşmenin ta kendisidir. Ancak dijital dünya, dijital yerli lehine çalıştığı için dijital göçmen hep mağdur olacaktır. Bu eşitsizlik, iş ortamlarında da kendini göstermektedir, dijital göçmen kategorisine giren bir kısım yönetici kesim, dijital yerli çalışanları ile gizli veya açık bir çatışma yaşamaktadır ki bu yıllar boyunca süregelen kuşak çatışmalarından daha büyük etkiler yaratmaktadır. Dijital yerlinin kültürü de farklıdır ve kültür çatışmaları da yönetişim açısından farklı boyutlardadır günümüzde.</span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">‘HANGİ TEKNOLOJİ SİZE GEREKLİYSE ORADAN BAŞLAYIN’ </span></span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Yapay zeka alanındaki hummalı çalışmalar hemen her gün yenilikler ortaya çıkmasını sağlıyor. Bir konuyu anlamaya çalışırken başka yeniliklerle önünüze çıkıyorlar. Yüksek hızlı tren gibi geçiyor neredeyse yapay zeka. Dünyanın yönünü, olup bitenlere anlayabilmek için nereden başlamalı, nasıl bir yöntem izlemeli?</span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Tanımlamanız çok doğru... YZ tabanlı teknolojiler yüksek hızla geçip gidiyor, birini tanımaya fırsat bulamadan bir sonraki versiyon geliyor. Bu hızlı akış içinde en yakınımızdakinden başlamak gerekir. Bu biraz, yıllardır öğrenci yetiştirdiğim Endüstri Mühendisliği alanına özel bir bakış açısı olabilir. Zaman kıymetli, kayıpları minimize etmenin bir yöntemi de rotaları kısaltmaktır. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde hangi teknoloji ile haşır-neşir olmamız gerekiyorsa ondan başlamak lazım. Zaten o kadar “herşey birbiri ile ilgili” modunda ilerleyen YZ teknolojilerinin birine odaklandığınızda onunla ilglili pek çok alanı da öğrenmeniz gerekiyor. Herkes sanki Silikon Vadisi benzeri yerlerde çalışacak gibi kodlama öğrenmek zorunda değil, ancak işbirliği yapacağı YZ teknolojisini tanımak, öğrenmek gerekiyor. O sistemin avantaj- dezavantajlarını, risklerini – getirilerini analiz edebilecek kapasiteyi kazanmak gerekiyor. Bu bireyler için de böyle, kurumlar için de.</span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">‘YAPAY ZEKA SUÇLARI HIZLA YAYILIYOR’</span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">YZ tabanlı tehditler ve YZ suçları hızla yayılıyor, farklı kalıplar ile ortaya çıkıyor. YZ’nın toplumsal etkisine yönelik araştırmalar ve düzenlemeler, inovasyonun faydalarını olası zararları ve kesintileri ile de ele almak zorunda. Ancak, AI araştırmalarında son dönemlerdeki artışın beklenmeyen bir sonucu, AI teknolojilerinin suç eylemlerini kolaylaştırmak için yeniden yönlendirilme potansiyelidir, Bu kısaca YZ-Suçları terimi ile ifade edilmektedir. Yazına baktığımızda, YZ-Suç sosyal medya kullanıcılarına yönelik dolandırıcılığı otomatikleştirmeye yönelik yayınlanmış deneyimler ve simüle edilmiş piyasaların YZ tarafından yönlendirilen manipülasyonunun gösterimleri sayesinde teorik olarak uygulanabilir durumdadır.. Ancak, YZ-Suçları hala nispeten genç ve doğası gereği disiplinler arası bir alan olduğundan (sosyo-yasal çalışmalardan Fen bilimlerine kadar uzanır), bir YZ-Suçunun geleceğinin nasıl olacağı konusunda çok az kesinlik var.</span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Bu durumda, etik uzmanlarına, politika yapıcılara ve kolluk kuvvetlerine mevcut sorunların bir sentezini ve olası bir çözüm alanı sağlayarak, YZ- suçlarının öngörülebilir tehditlerinin ilk sistematik, disiplinler arası analizlerinin yapılması gerekmektedir.</span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Sizin yıllar öncesinden ele alıp irdelediğiniz bir konu var. Yapay Zeka uygulamaları ve yapay zekalı robotların ortaya çıkardığı suçların nasıl değerlendirileceği gibi çok önemli bir konu. Yapay zeka, uluslararası hukukta ve Türk hukukunda ne şekilde değerlendiriliyor? Fabrikada işçilere saldıran, yaralayan robotların veya trafikte başka araçlara, yayalara zarar veren otonom araçlardaki suç ve sorumluluk konusunu bize ayrıntılı anlatabilir misiniz? </span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Evet, 2015 yılından bu yana yine sizin Derginizde, farklı sektör yayınlarında, seminerlerimde YZ ve robotların teknolojik, sosyal ve çevresel risklerine özellikle sürdürülebilirlik teorisi ışığında defalarca odaklandım. Yukarıda da değindiğim gibi YZ-suçları olarak adlandırılan kapsam çok ciddi riskler ve tehditler içeriyor. Konu büyük bölümü ile Hukukçuların alanında görünüyor ancak kesinlikle disiplinlerarası olarak incelenmesi gerekiyor. İşgücünü, bazı meslekleri, el emeği ürünleri tehdit eden dezavantajlar, YZ suçları karşısında çok masum kalıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Yazından takip ettiğim kadarıyla, temel iki soruyu yanıtlamak amacıyla araştırmalar ve analizler yapılmaktadır. İlk soru, YZ-suçları kapsamında oluşan temelde benzersiz ve uygulanabilir tehditler nelerdir? Tehditler alan alan (belirli tanımlanmış suçlar açısından) ve daha genel olarak da YZ nitelikleri ve ortaya çıkma şekli, sorumluluk, izleme ve psikoloji sorunları açısından tanımlanmıştır. İkinci soru ise YZ-suçları ile başa çıkmak için hangi çözümler mevcuttur veya tasarlanabilir? Hem genel hem de kesişen temalara odaklanarak ve mevcut toplumsal, teknolojik ve yasal çözümlerin ve bunların sınırlamalarının güncel bir büyük resmi sunarak yanıtlanmaya çalışılmaktadır. YZ-suçlarının sorumluluğu üreticisi ve kullanıcısına aittir. Zaten YZ teknolojisini üreten, eş zamanlı olarak sistemin risklerini önleyici algoritma, program vb. gibi güvenlik sağlayıcı geliştirmeleri de yapmak zorundadır. Kullanıcı tarafında ise, YZ teknolojisine sahip olduğu andan itibaren sorumluluk başlar ve bunun çerçevesi her ürün için detaylı maddeler halinde, sahiplik sözleşmesinde yer almalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Literatürün YZ-suçlarına yönelik önerdiği çözümler kaçınılmaz olarak kesişen temalar kümesi şekindedir. Yani yalnızca kısmi kalsa bile, birden fazla YZ-suç alanına uygulanabilecek durumdadır. YZ-suçları hakkında halihazırda bilinenler (alan-spesifik tehditler, genel tehditler ve çözümler açısından) konusundaki büyük belirsizlik artık yavaş yavaş azalmaya başladı. Daha genel olarak, YZ-suçları araştırmaları hala geliştirme aşamasındadır ve bu nedenle, analizlere dayanarak, gelecekteki YZ-suçları araştırmalarında beş boyut bakımından için geçici bir vizyon artık sağlanabilir. Bu beş boyut: Alanlar, Çift Kullanım, Güvenlik, Kişiler ve Organizasyondur.</span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">‘YAPAY ZEKA KAYNAKLI FELAKETLER OLABİLİR’</span></span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Aynı ölçüde ağır suçlar olmadığı düşünülse de yapay zeka için ne tür küresel etik kuralları acilen geliştirilmeli? Bu kurallar hangi ilkeleri taşımalı? Evrensel bir görüşbirliği, mevzuat birliği sözkonusu olabilir mi? </span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- YZ kaynaklı suçlara, ağır suçlar olur mu olmaz mı şeklinde bakamayız. Çünkü YZ çok büyük ölçekte coğrafi bölgeleri ve milyonlarca insanı tehdit edecek boyutta potansiyele sahip bir teknoloji. Savaşlarda kullanımı gibi. Hile, aldatma, sahtekarlık gib adi suçların ötesinde büyük çaplı organize suçlar, hatta cinayetler ve intiharlara yol açacak kadar ciddi psikolojik etkiye de sahip. Bu kapsamda YZ kaynaklı ağır suçlar hatta toplumlar için felaketler sözkonusu olabilir. Kötü niyetli programcılar ve teknoloji üreticilerinin elinde, eksik düzenlenmiş henüz belli olgunluğa erişememiş hukuki şartlar altında bu korkunç senaryoların gerçekleşme olasılığı mevcut. Tamamen dijital sistemlerle yönetilen banka- finans sistemleri, e-devlet yapıları gibi kurumsal dijital sistemler gözönüne alındığında siber güvenliğin ne kadar kritik öneme sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. Günümüzde bireylerin, kurumların ve devletlerin güvenliğini tehdit eden en büyük risk olarak siber saldırılar gösteriliyor. Yazılım mühendislerinin, zamanlarının büyük kısmını tasarlayıp kurdukları sistemlerin güvenliğini koruyacak, siber saldırıları öngörüp engelleyecek programlar geliştirmek için harcadıklarını biiyoruz. Siber saldırılar, YZ’nın kasıtlı olarak kötü niyetle programlanmış olması durumları kadar ciddi boyutlarda tehlikedir.</span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Herhangi bir oluşumda etik ve kültür çok önemli. Günümüzde YZ kültürü ve etiğinin toplumda yaygınlaşması, teknolojinin gelişimi ile eş anlı olamıyor ama gecikmelerle oluşuyor. Etik ve kültürün hukuki alt yapı ile beslenmesi ve çerçevelerinin çizilmesi çok değerli. Örneğin, </span></span><b><span style="background:white"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:#444444">AB Yapay Zeka Yasası yayımlandı.</span></span></span></b></span></p>

<p style="margin-bottom:15.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="vertical-align:baseline"><b><span style="background:white"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:#333333">‘BİZDE YASAL DÜZENLEMELER AĞIR İLERLİYOR’</span></span></span></b></span></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Yapay zeka regülasyonları konusunda Türkiye’de bir çalışma var mı? Türkiye nasıl bir yol izlemeli?</span></span></b></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Evet ne mutlu ki var. Avrupa Birliği ve dünyanın diğer yerlerindeki regülasyonlar devam ederken, ülkemizde bunun dışında kalmıyor. Ancak düzenlemeler çok hızlı olamıyor. Ayrıca yapılan bu düzenleme ve mevzuatın pratikte nasıl bir karşılık bulacağı önemli. Hepimiz biliyoruz yasa ve diğer mevzuatlarda eksiklik ve aksaklıklar uygulamada karşımıza çıkıyor ve ek ve değişiklikler ile revize ediliyor. Bu noktada, Hukukçu olmadığım için daha fazla söz hakkım olmadığını düşünüyorum. Sadece ilgiyle okuduğum ve değerli bulduğum basılı bir kaynak üzerinden fikir aktarabilirim. Ayrıca şimdi açıklayacağım gelişmeler Türkiye’nin izleyeceği yol hakkında da yön belirleyicidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Uluslararası Standartlar ve Mukayeseli Yaklaşımlar” konulu bir analiz Sayın Ergin Ergül tarafından gerçekleştirildi ve SETA Vakfı tarafından 2025 yılı Şubat ayında yayınlandı. Bu analiz yapay zekanın hukuken düzenlenmesi konusunda, uluslararası ve mukayeseli hukuk alanındaki gelişmeler ile düzenleyici yaklaşımlar ışığında, Türkiye’nin yapay zeka kanunu hazırlarken benimsenmesi gereken hukuki yöntem ve ilkeleri ortaya koymayı amaçlıyor. Türkiye’deki YZ düzenlemelerine ilişkin gelişmeler, yine aynı kaynağa dayanarak şöyle sıralanabilir:</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Ulusal Yapay Zeka Stratejisi (UYZS), On Birinci Kalkınma Planı ile Cumhurbaşkanlığı yıllık programları doğrultusunda hazırlandı. UYZS’nin vizyonu “müreffeh bir Türkiye için çevik ve sürdürülebilir YZ ekosistemiyle küresel ölçekte değer üretmek olarak” belirlendi. Strateji 2021-2025 arasında Türkiye’nin YZ alanındaki çalışmalarını ortak bir zemine oturtacak tedbirleri ve bunları hayata geçirmek üzere oluşturulacak yönetişim mekanizmasını ortaya koyuyor. Stratejide 24 amaç ve 119 tedbir belirlendi. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">YZ alanında <i>ülkemizin ilk ulusal strateji belgesi olma </i>özelliğini taşıyan bu belgeyle Türkiye, YZ stratejisini yayımlayan ülkeler arasında yerini aldı. 2021-2025 eylem planı, YZ alanında son dönemde yaşanan gelişmeler ve ülke ihtiyaçları göz önüne alınarak 12. Kalkınma Planı doğrultusunda 2024-2025 eylem planı olarak güncellendi. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:10.0pt"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">UYZS’de yer alan değerler arasında insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne saygı en başta geliyor. Strateji YZ alanının temel etik ilkelerini de içeriyor: ölçülülük, emniyet ve güvenlik, tarafsızlık, mahremiyet, şeffaflık ve açıklanabilirlik, sorumluluk ve hesap verebilirlik, veri egemenliği ve çok paydaşlı yönetişim. Ayrıca YZ uygulamalarının etik ve hukuki yönlerini ele alan çalışmalar yapılacağı ve uluslararası kapasamda bu alanda yürütülen faaliyetlerin takip edileceği vurgulanıyor.</span></span></span></p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/turk-vatandaslarinin-verileri-milli-olarak-degerlendirilmeli</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Sep 2025 22:42:44 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/09/turk_vatandaslarinin_verileri_milli_olarak_degerlendirilmeli_h2416_423ac.jpg" type="image/jpeg" length="68265"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Futbol kulüpleri artık sportif organizasyonlar değil']]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/futbol-kulupleri-artik-sportif-organizasyonlar-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/futbol-kulupleri-artik-sportif-organizasyonlar-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[​​​​​​​- Tuğrul Akşar, dünya futbolunun geldiği noktayı işaret ederek, “Real Madrid'in yıllık geliri 1 milyar 45 milyon euroya ulaşmış. Bu kulübe siz sadece bir spor kulübü diyebilir misiniz? Mümkün değil. Futbol kulüpleri artık sadece gelir maksimizasyonunun peşinde değil. Marka değerini artırabilmenin peşinde.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><strong>GİRAY DUDA</strong></span></p>

<p>Türkiye’de futbolu, global çapta, kısır maç tartışmalarının ötesinde, özellikle finansal ve mali sonuçları açısından uzun yıllardan bu yana çeşitli platformlarda değerlendiren Tuğrul Akşar’la bu çok geniş bir konunun bir kısmını ele alabilen söyleşi yaptık.</p>

<p><b>- Sayın Tuğrul Akşar, sizinle önceki yıllarda yaptığımız röportajlarda futbolun, futbolda başarının doğrudan para ile yoğun ilişkisi olduğunu ve bu ilişkinin giderek arttığını konuşmuştuk. Anlaşılan bu konu o kadar zirveye tırmandı ve olumsuz etkileri görüldü ki siz de dayanamayıp bununla ilgili kocaman bir kitap yazıp yayınladınız. </b></p>

<p>- Futbolun arkasında her zaman finans var, ekonomi var. Evet, ekonomi ve finansın bir arada olması özellikle iki bin yılından sonra çok önemli hale geldi. Çünkü iki bin yılından sonra futbolun karakteri değişti. Finansal bir niteliğe büründü. Artık futbol kulüpleri sadece bir sportif organizasyonlar değil.</p>

<p>Yani bunu düşünebiliyor musunuz? Real Madrid'in yıllık geliri 1 milyar 45 milyon euroya ulaşmış. Bu kulübe siz sadece bir spor kulübü diyebilir misiniz? Mümkün değil. Şimdi paralar bu kadar büyüdüğü zaman finans da kendiliğinden işin içine giriyor. Finansal karakter var. Futbol kulüpleri artık sadece gelir maksimizasyonunun peşinde değil. Marka değerini artırabilmenin peşinde. Gelir çeşitlendirmesinin peşindeler. Takım değerinin, lig değerinin artırılmasının peşindeler.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/futbol_aksar_foto1.jpg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><b>‘FUTBOLDA KAZANÇ TİCARİ, DAĞITIM İSE POLİTİK BİR OLAY’</b></p>

<p>Marka değerleri ve değer maksimizasyonları, finansallaşmayla beraber futbolu enteresan bir yere götürdü. İşte burada karşımıza şu çıkıyor. Bundan pay alma olayı var. Yani aslında futbolda gelirin yaratılması ekonomik ve ticari bir olay. Fakat oluşan gelirinin kulüplere dağıtımı ise politik bir olay. Çünkü oradaki futbol otoritesi aynen kamu bütçesinde olduğu gibi hangi gelir grubuna ne kadar para arttıracak, ne kadar transfer yapacak? Bu politik bir şey. İşte buradaki olay zurnanın zırt dediği yer. Bu politik anlamda dağıtım kararı verirken birinin lehine, diğerinin aleyhine bir karar ortaya çıkıyor. Bu da zaman içerisinde güçlüyü daha da güçlü hale getirirken bir yerini daha güçsüzleştiriyor ve kalite bu sefer düşmeye başlıyor. Bir yerde işte tüm kaynaklar, gelirler akan belirli kulüpler var. Öbür tarafta damlama ekonomisiyle ancak rekabet etmek, ayakta kalmak zorunda olanlar var. Ondan sonra da rekabet etmeye kalktığınız zaman Edirne ötesinde hiçbir şey yapamıyorsun. Çünkü içeride futbolun kalitesi alt düzeyde.</p>

<p><span style="tab-stops:336.4pt"><b>’45 MİLYARLIK GELİRİN ÜÇTE İKİSİ MERKEZ LİGLERE GİDİYOR’ </b></span></p>

<p><b>- Toplumlarda da gelir dağılımındaki dengesizlik sürerse zengin olan sürekli zenginleşirken fakirlerin varlığı da küçülür.</b></p>

<p>- Evet. Futbolda gelir dağılımında sorun var, dengesizlik var. Bütün bunların ötesinde tabi ki ortada zamanla bir sermaye birikimi oluyor. Yani o sermaye birikiminin oluşturduğu servet paylaşımında problem var. Tüm bunların çıktığı yerde yeşil sahadaki rekabette haksızlık ve dengesizlik var.</p>

<p>Sonuçta çok ciddi bir eşitsizlik ekonomisi üretiyor. Üretilen eşitsizlik ekonomisi maalesef sürdürülebilir değil. Sürdürülebilir olmayan hiçbir şey de hayatta kalamaz. Dolayısıyla birine daha fazla vererek, diğerine daha az vererek bu dengeyi bu şekilde götürmek bir yere kadar yani futbolun geleceği açısından ve istikrar açısından maalesef sıkıntılı. Avrupa'da UEFA’ya bağlı elli beş ülke federasyonu var. Bunların beşine ben Merkez Lig diyorum. İngiliz Premier Lig. Alman Bundesliga, İspanyol La Liga, Fransız Ligua1 ve İtalyan Seri A. Bunlar, toplam Avrupa futbolun gelirlerinin yüzde altmış yedisini yani üçte ikisini alıyor. Kırk milyar euronun üçte ikisi belli Merkez Liglere gidiyor.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/futbol_aksar_foto_spot.jpg" /></p>

<p><b>“GERİ KALANI 50 ÜLKEYE GİDİYOR”</b></p>

<p>Geri kalan elli ülkeye de siz de bununla idare edin diyorlar. Şimdi böyle olunca o zaman dengesiz rekabet ortaya çıkıyor. Siz Şampiyonlar ligi'ne gitseniz. Avrupa Ligi'ne gitseniz hiçbir şey yapamıyorsunuz. Aslında oradaki bu olumsuz prototip aynen bizim Süper Lig'de de geçerli. Evet aynen oradaki o beş büyük lige bütün kaynaklar akıyor. Buraya geliyoruz. Burada da üç kulüp, hatta iki buçuk takım. var. Senin üç yüz milyon euroya ulaşan bir takım kadro değerim var.</p>

<p><b>‘BÜYÜKLER İZLENİYOR VE PARA KAZANIYORLAR’</b></p>

<p><b>- O zaman büyüklerin pastadan daha büyük pay isteme hakları ortaya çıkıyor… </b></p>

<p>- Dolayısıyla dediğim gibi 25 - 26 milyar euroyu beş büyük lig kendi arasında paylaşıyor. Geri kalan 14 – 15 milyar euroyu da 50 lig kendi arasında paylaşıyor. 15 milyarı elliye böldüğünüz zaman lig başına neredeyse 300 milyon euro düşüyor. Parasal bütün kaynaklar onlara akıyor. Ve futbolun tabi o zaman gazı kaçıyor. UEFA da bu işten para kazanmak derdinde.</p>

<p><b>‘UEFA VE FIFA MİLYARLARCA DOLARI BANKADA TUTUYOR’</b></p>

<p><b>- Onu soracağım şimdi. Sanki bu konunun asıl muhatapları iki büyük zirve kuruluş FIFA ve UEFA, futbolun temel sorunu olan bu konuyu hiç gündeme getirmiyorlar mı?</b></p>

<p>- UEFA ve FIFA artık günümüzün değişen futbol yapılanması içerisinde sportif bir organizasyon olmaktan hızla uzaklaştılar. Bunu neye dayanarak söylüyorum? Bunu hem FIFA'nın hem de UEFA'nın faaliyet raporlarını incelediğim için söylüyorum. Şimdi düşünebiliyor musunuz? Yani bugün UEFA'nın temel fonksiyonu, işi ya da misyonu futbolun Avrupa'da gelişimi değil midir? Dolayısıyla futboldan kazandığınızı futbola yatırmanız lazım. Çünkü futbolun gelişimi bunu gerektirir.</p>

<p>Sizin bankalarda tuttuğunuz milyarlarca dolar ve finansal getiri elde ettiğiniz nakit varlıklarınız var evet. Peki futbolun emrine sunmadığınız bu kaynakları orada sadece finansal getiri elde etmek için mi tutuyorsunuz? Örneğin pandemi dönemi yaşadık. Kulüplere bir kuruş destek olmadınız evet. Dolayısıyla kulüpler ciddi sıkıntılarla karşılaştı. Ödemeleri yapacaklar tabi maliyetleri aşağı çekemediler, seyirci yok. Bütün gelirlerde önemli düşüş oldu. Sen UEFA ve FIFA olarak aslında futbola destek olman gerekirken aksine finansal getirinin peşinde koştun. Yani onlar kar maksimizasyonu peşindeler.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/futbol_aksar_kitap.jpg" /></p>

<p><b>‘FUTBOLDA PARA KONUŞUR HALE GELDİ’</b></p>

<p><b>- Bu yaz da FIFA Dünya Kulüpler Turnuvası düzenlendi. Yıl boyunca kesintisiz düzenlenen turnuvaların sonuçta daha çok para kazanmaktan başka bir anlamı da yok herhalde? </b></p>

<p>- Evet, halklar arasında uluslararası ilişkinin gelişmesini sağlayacak bir oyun olarak görmekten daha çok evet bu işten biz ne kadar para kazanırızın derdindeler. Böyle olunca en son işte FIFA Dünya Kulüpler Kupası düzenledi. Baktı UEFA Şampiyonlar Ligi’nden çok ciddi para kazanıyor ben de buradan para kazanmaya devam edeyim dedi. Ve işte haziran temmuz aylarında, o sıcakta, hem de Avrupa izlesin diye gündüz saat 12 güneşinde oynattılar. Şimdi buradan çıkan sonuç şu, bugün futbolda para konuşur hale geldi. Yani futbolda paranın konuşmaya başladığı anda oyunun o masum özellikleri, güzellikler kaybolmaya başlıyor. İşte UEFA'nın böyle bir sıkıntısı var.</p>

<p><b>‘KİRLİ ADAMLAR ORGANİZASYONU’</b></p>

<p><b>- FIFA ve UEFA’nın birkaç yıl önceki yolsuzluk skandallarında başlarındaki kişiler istifa etmek zorunda kaldı. Ben çok ünlü ve zengin yöneticilerin yolsuzluklarına çok şaşırmıştım. </b></p>

<p>- Önce FIFA’da ve sonra da UEFA’da başkanlar yolsuzluk, rüşvet, kayıt dışı hareketlerden dolayı her ikisi de futboldan men edildiler. Ben hep bu UEFA'ya ve FIFA'ya Kirli Adamlar Organizasyonu diyorum. Çünkü onların oradaki yönetim kurulundaki insanlara bakıyorsun hepsi farklı ülkelerden, farklı kriminal kişiler.</p>

<p>Olaylardan dolayı bir şekilde yolu kesişmiş insanlar. Bunlara bakıyorsun hepsinin geçmişinde bir şey var. Evet futbol gibi temiz, masum kalması gereken bir oyunun başına siz bu yöneticileri neden getirirsiniz? Yani demek ki burada bir çıkar maksimizasyonu hikayesi var. UEFA’nın sloganı da şuydu: Her şey futbol için. Artık her şey futbol için değil her şey para için yapılıyor.</p>

<p>UEFA çok güçlü, yani finansal anlamda FIFA kadar güçlü. Güçlü çünkü kulüp futbolu çok öncelikli hale geldi ve Şampiyonlar Ligi ciddi bir marka değeri. Senede 3,2 milyar euro kulüplere para dağıtıyor. Cidi bir şey. O yüzden bunlar paranın tadını alınca parayı da kim getiriyor? Beş büyük lig getiriyor. Yani Şampiyonlar Liginde en büyüklerin dışında final görmek istemiyorlar. Halbuki finalda Galatasaray, AEK gibi takımlar turnuvaya değişik bir heyecan getiriyordu. Aynı büyük takımların karşılaşması heyecanı ortadan kaldırıyor.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/futbol_aksar_foto2_messi.jpg" /></p>

<p><b>‘ÇEVRE LİGLER SÜREKLİ ZARARDA’</b></p>

<p><b>- Futbolda eşitsizlik ve ötesine bu noktadan itibaren geçebiliriz herhalde değil mi?</b></p>

<p>- İşte futbolun heyecana yeniden kavuşması ve büyümesi benim çevre ligler dediğim diğer liglerin devreye girmesi ile mümkün. Bu merkez liglerin etrafında payanda görevi gören, Türkiye'nin de içinde bulunduğu çevre ligler var. Çevreler işte kendi olanaklarıyla Avrupa'da rekabet etmek istiyorlar. Fakat kaynakları yetersiz olduğu için borca dayalı bir büyüme modeli var. Borcun içerisine girince de makroekonomik olumsuzlukların etkisi de büyüyünce bu sefer zarar ve ziyan artıyor. Bu artan zarar ve ziyan bir süre sonra özkaynakları eritiyor. Öz kaynaklar negatife dönüyor. O özkaynalar negatife dönünce bu sportif performans olumsuz etkileniyor.</p>

<p>Yani bir tarafta beş büyük merkez ligde parasal gelir artışı, kar maksimizasyonu, servet birikimi artışı ve refah yaşanırken öbür tarafta sefalet yaşanıyor. Yani benim kitabımda esas ben bunu vurgulamak istiyorum. Yani bunun önüne nasıl geçebiliriz, ne yapmamız gerekirdi?</p>

<p><b>‘68 YILDIR BÜYÜKLERE KAYNAK AKTARILIYOR’</b></p>

<p><b>- Bunlar Türkiye için de geçerli değil mi? Türkiye'de Galatasaray üç yıldır şampiyon. Fenerbahçe iki üç sezondır böyle yavaş yavaş bir şeyler yapmaya, yakalamaya çalışıyor ama beceremiyor. Ondan sonra gelen Beşiktaş'ın üç yıldaki şampiyon Galatasaray'la puan farkı doksan puan olmuş. Üç yılda otuzar puan fark. Alttakilerle puan farkı daha da büyük. Ve bu değişecek gibi de gözükmüyor. </b></p>

<p>- Bu gelir dağılımındaki dengesizliğin daha da artmasına yol açıyor. Ama bunlar tesadüfi değil. Bunlar izlenen bilinçli politikaların bir sonucu. Türkiye'de olay iki kulübe endeksli. Galatasaray ve Fenerbahçe. Bu iki kulübü hatta üç kulübü kattığımız zaman bunların kadro değerleri neredeyse yüzde 40 – 50’sini üç kulüp oluşturuyor.</p>

<p>Süper Lig üç takımdan ibaret değil ki on sekiz takım var. Şimdi on sekiz takımdan üç takım çıkardığın zaman on beş takım kendi arasında oynuyor. Üç takımda iki buçuk takıma düştü. Şimdi ikili rekabete düştü. Şimdi rekabetin iki takıma indiği yerde reyting düşer. Orta ve uzun vadede büyüklerin lehineymiş gibi görünen bu durum aslında onları da vurur. Çünkü içeride rekabetin kalitesini atlamadığın sürece bunun iki olumsuz etkisi var. Bir, Avrupaya'ya gittiğin zaman, futbol kaliten düşük. Düşük yoğunluklu bir rekabete alışan bir ligden geldiğin için eleniyorsun.</p>

<p>İkincisi de maçın sonucu eğer daha baştan belliyse bir süre sonra insanların ilgisi azalmaya başlıyor. Galatasaray. ile Kayserispor maçlarında bir süre sonra oraya gidecek seyirci bulamazsınız.</p>

<p>Şimdi bu riskler var. Fakat şimdi bunlar günü kurtarmaya yönelik politikaların peşinden koştuğu için çok da bunlar onların umurunda değil. Onlar tekerin dönmesi yeter diyorlar. Galatasaray-Fenerbahçe rekabetiyle işi götürürüz diyorlar ama bu son derece yanlış. Çünkü dediğim gibi on sekiz takımın olduğu yerde iki takımla lig götürülemez. Şimdi bu hem Türk futbolunun gelişiminin önünde bir engel oluşturuyor hem de içeride rekabetin düşmesi nedeniyle Avrupa'da bizim sportif performansla gerilememize yol açıyor. Öbür taraftan da bütün kaynakları sen 68 sezondur üç büyük kulübe aktarmışsın. Geriye dönüp bakıyorsun. Iki bin yılında bir UEFA Kupası var. Evet bir tane de Süper Kupa var.</p>

<p>68 yılda kulüpler bazında yıllık süreçte hiçbir başarı yok. O zaman şu sorusu akla geliyor Ya ben 68 boyunca bütün kaynakları üç kulübe verinceye kadar bunu birazcık daha optimal şekilde dağıtsaydım da diğer kulüplerin de rekabet gücünü yükseltseydim acaba daha mı az başarılı olurdu Türkiye? Yani bugünden daha mı kötü olur du? Evet bilemiyoruz. Ama şurası çok açık. Tabii bu kulüplerin arkasında siyasetin de etkisi var. Şimdi borçları oluyor, yapılandırıyor işte vergileri oluyor. Bilançolarına baktığınız zaman görüyorsunuz ertelenmiş vergi borçları var. Bir sıkıntı oluyor işte orada imar izni çıkıyor, bir şey oluyor. Onlara rahatlık sağlayacak statlar yapılıyor. Niye bunların taraftarı çok yaygın? Bunların lobi gücü çok ve kulis yapabiliyorlar. Siyasetle yakın ilişki içerisindeler. Aslında siyasetin de işine gelen bir durum var bu çizgide.</p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/futbol-kulupleri-artik-sportif-organizasyonlar-degil</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Sep 2025 21:26:23 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/09/futbol_kulupleri_artik_sportif_organizasyonlar_degil_h2414_15189.jpg" type="image/jpeg" length="78356"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Kazakistan’ın tarımsal sanayi tecrübemize ihtiyacı var']]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/kazakistanin-tarimsal-sanayi-tecrubemize-ihtiyaci-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/kazakistanin-tarimsal-sanayi-tecrubemize-ihtiyaci-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEİK Türkiye-Kazakistan İş Konseyi Başkanı Selçuk Yüce, “büyük tarım alanları, çok büyük yani milyon hektarlık işlenen tarımsal alanları var. Tarım ve tarımsal ürüne dayalı sanayi de bizim iyi olduğumuz bir alan. Türkiye'nin gerçekten oraya götürecek bilgi, birikimi, deneyimi ve tecrübesine Kazakistan'ın ihtiyacı var.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">Avrasya bölgesinin en elverişli yatırım ve iş ortamına sahip ülkelerinden birisi olan Kazakistan ile Türkiye arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi sürecine katkıda bulunmak, Türk özel sektörünün Kazakistan'da daha fazla varlık göstermesi ve stratejik projelerde yer alması için çalışmalar yapmak amacıyla 1991 yılında DEİK bünyesinde Türkiye-Kazakistan İş Konseyi kuruldu.</p>

<p>Kazakistan'da hayata geçirilen Hızlandırılmış Sınai Yenilikçi Kalkınma Devlet Programı kapsamında gerçekleştirilmesi öngörülen yatırım projelerinin Türk özel sektörüne tanıtılması ve bu projelere ilgi gösteren firmalarımızın desteklenmesi İş Konseyi'nin önemli çalışma alanlarından birisini teşkil ediyor. 2010 yılının Ekim ayında Kazakistan Cumhuriyeti Sanayi ve Yeni Teknolojiler Bakanlığı'na bağlı Kazakistan Ulusal İhracat ve Yatırım Ajansı (KAZNEX INVEST) ile DEİK arasında, işbirliğine dair mutabakat zaptı imzaladı. Bu çerçevede, İş Konseyi ve KAZNEX INVEST iş birliğinde Türk özel sektör temsilcileri ile Kazakistan'ın ilgili kurumlarından yetkililerin bir araya geldiği ve yatırım projelerinin görüşüldüğü toplantılar düzenleniyorlar.</p>

<p>Türkiye ile Kazakistan arasındaki ekonomik, ticari ilişkilerin bugününü, yarınını ve yatırım fırsatlarını Türkiye – Kazakistan İş Konseyi Başkanı Selçuk Yüce ile konuştuk.</p>

<p><b>‘SUDAN ÇIKMIŞ BALIK GİBİYDİ’</b></p>

<p><b>- Sayın Yüce, Kazakistan'la Türkiye ekonomik ilişkilerinde önemli gelişmeler yaşıyoruz. Son dönemde yeni adımlar atılıyor. Kazakistan ayrıca bölgenin çok önemli bir ülkesi. Gerçekten bugün Kazakistan'la ilgili bir çok şeyi sizden öğrenmek istiyoruz. Kazakistan'la Türkiye arasındaki ekonomi ilişkileri nasıl değerlendirirsiniz? Dünü, bugünü açısından…</b></p>

<p><b><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/kazakistan_genel_foto1.jpg" /></b></p>

<p>- Kazakistan'ı isterseniz önce özetle bağımsızlıktan alıp bugüne getirelim. Kilometre taşlarından bahsedeceğim.</p>

<p>Kazakistan 91 yılında bağımsızlığını kazandığında ilk tanıyan biz olduk. Bu önemli bir nokta. Bu bizim dost ve Kazak kardeşlerimiz için unutulmayacak ve her zaman da yadedecekleri bir konu.</p>

<p>Bağımsızlıktan sonra, Kazakistan takdir edeceğiniz gibi yani daha önce Sovyet sisteminde bir ekonomiye sahipti. Tabirimi mazur görün. Sudan çıkmış balık gibiydi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><b>‘KOŞARAK BUGÜNLERE GELDİ’</b></p>

<p><b>- Bağımsızlığa geçiş döneminde bu durumdaydı öyle mi?</b></p>

<p>- Evet, evet. Çünkü her şey birbirine entegreydi. Sovyet sistemindeki o entegrasyon bozuldu. İşletmelerin birçoğu durdu. Gerçekten orada birçok vasıflı insan işsiz kaldı.</p>

<p>Biz bağımsızlıktan sonra Türkiye olarak hemen oralardaydık. Tabirimi yine mazur görün, Akıncı birliği gibi. O günden bugüne Kazakistan gerçekten çok çalışarak ve doğru vizyonu koyarak hızlı bir şekilde dünya ekonomisine entegre oldu. Büyük dönüşümler yaşadı. Sosyo ekonomik olarak gerçekten çok büyük değerler ortaya koydu ve bugün ekonomik olarak kişi başına 14.700 dolarlara gelen bir ekonomiye sahip oldular. Kazakistan'ın 34 yıllık bağımsızlığından bu yana geçen süreçte ve diğer ülkeler belki birer ikişer adım gelişirken Kazakistan gerçekten koşarak buralara geldi. Bundan sonra da gerçekten Kazakistan'ın ileriye dönük vizyonu ile bizler için çok önemli işbirlikleri bu arada gündeme geldi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/kazakistan_baykonur_spot.jpg" /></p>

<p><b>‘TÜRK YATIRIMLARI HER SEKTÖRDE’</b></p>

<p><b>- Türk iş insanlarının Kazakistan'da önemli yatırımları var değil mi? Her alanda gıdada, inşaatta ve çeşitli sektörlerde…</b></p>

<p>- Bizim bu 34 yıllık süreçte, yani bağımsızlıktan bugüne hemen hemen her sektörde Türkiye'den ciddi know how ve işletme deneyimine sahip birçok kurumumuz Kazakistan'da birçok sektörün kurucusu oldu. Nitelikli insan yetiştirdi. Birçok sektörü büyüttü ve bugünlere getirdi.</p>

<p><b>‘YAKIN İŞBİRLİĞİMİZ GİDEREK BÜYÜYOR’</b></p>

<p><b>- O yakın ilişki bugün artık Kazak yatırımlarını Türkiye'ye taşıdı. Kazakistan önemli yatırımlar yapmaya başladı. Turizmde, e-ticarette yatırımların arttığını gördük. Burada Türk iş insanlarının da katkısı var tabii ki. </b></p>

<p>- Tabii, Kazakistan'ın ekonomisinin dönüşmesinde, çeşitlenmesinde Türk girişimcisinin, Türk iş dünyasının önemli katkıları oldu. Türk müteahitliğinin önemli katkıları oldu. O ülkenin yeniden imarında, inşasında. Bugün gerçekten artık Kazakistan'da sermayedarlar var. Ciddi startuplar, işletmeler var.<br />
Kazakistan'ın önemli bir dijital bankası bizim eee çok başarılı bir e-ticaret şirketimizin çoğulluk hissesini satın aldı. Eee bu bunu önemli görüyorum. Bizim ekonomimizde karşılıklı olarak birbirini tamamlayan birçok unsur var. Biz birlikte güçlerimizi birleştirdiğimiz zaman menfaatlerimizi eee yukarıya taşıyabiliyoruz. Muhtemelen bu bankacılık ve e-ticaretteki birleşme yakın dönemde bölgesel işletmeye dönüşecek ve bu her iki ülkenin de ileriye dönük vizyonuna büyük katkı sağlayacak.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/kazakistan_atlar.jpg" /></p>

<p><b>‘TARIMSAL SANAYİYE İLGİ DUYMALIYIZ’</b></p>

<p><b>- Selçuk bey hazır oraya gelmişken biz Kazakistan'da yatırım düşünürsek hangi alanlarda yatırım düşünmeliyiz? Kimlerle orada ortaklık düşünebiliriz?</b></p>

<p>- Kazakistan'ı çok kısa yine belirtecek olursam, Kazakistan yüzölçümü olarak dünyanın 9. Büyük coğrafyasına sahip. Yani bizim 3,5 katı büyüklüğümüzde. Nüfusu 20 milyon. Kazakistan'ın e yaklaşık üçte biri bozkır ama onun ötesindeki yani üçte ikilik bölümü çok büyük bir tarımsal alanlar. Öncelikle tarım yani modern tarımda, modern hayvancılıkta entegre tesisler, büyük çiftlikler söz konusu. Yani büyük tarım alanları, ölçek ekonomisine uygun tarım alanları, çok büyük yani milyon hektarlık işlenen tarım arazileri var. Zaten buğday reoltesinde dünyada önemli bir aktördür Kazakistan. Bir kere tarım ve tarıma dayalı sanayi yani özellikle tarım ve tarım ürüne dayalı sanayi de bizim iyi olduğumuz bir alan.</p>

<p>Türkiye'nin gerçekten oraya götürecek bilgi, birikimi, deneyimi ve tecrübesine Kazakistan'ın ihtiyacı var. Eee bu alanda da çok şükür yakın zamanda iki tane çok büyük önemli yatırımımız başladı. Bunu gururla takip ediyoruz biz de.</p>

<p><b>‘ARTIK MADENLERİ İŞLEYEREK SATIYORLAR’</b></p>

<p><b>- Bu kadar büyük bir ülkenin yeraltı kaynakları, madenleri de önemli miktardadır herhalde değil mi?</b></p>

<p>- Kazakistan gerçekten dünyanın önemli yeraltı kaynaklarına sahip bir ülkesi. Bağımsızlıktan sonra Kazakistan'da çıkartılan madenler dünyaya o ham haliyle satılıyordu. Fakat, her geçen gün Kazakistan ekonomisi de değişiyor. Yönetimine de vizyon ve yeni makro kararlar geliyor. Şu an artık Kazakistan'da madenlerin işlenerek yani üzerine bir katma değer konularak satılması gündemde. Bu alanda yine önemli işbirlikleri ve potansiyel var.</p>

<p>Pandemide hatırlayacağınız üzere tedarik zinciri kırılmıştı. Hakikaten bütün dünya çok büyük sıkıntı yaşamıştı. O dönemde daha hızlı, daha güvenilir bir eee lojistik hat, bin arayış vardı.</p>

<p><b>‘BÜYÜK LOJİSTİK YATIRIMLARI SÜRÜYOR’</b></p>

<p>Kazakistan'ın şu anda orta koridorda hummalı bir lojistik altyapı çalışması var. Bu ne demek? Yeni karayolları yapılıyor. Eski karayolları modernize ediliyor ve burada çok büyük bir iş var.</p>

<p>İkincisi mevcut tren ulaşımını iki katına çıkarmak için büyük yatırımlar yapılıyor. Yine hava kargosunda kapasiteyi arttırmak için şu an üç bölge tespit edildi. Bu üç bölgede hava kargosu için havalimanı projelendirildi. Son olarak da Hazar’da limanın kapasitesi doldu. Dolayısıyla kapasiteyi arttırıcı limanda yatırımlar var. Ve yine roro trenlerini arttırmak için gemi inşasında şimdi bir altyapıya yönelik müteahitlerimize özellikle endüstriyel işlerde gerçekten ihtiyaç var. Bu alanda Kazakistan'ın altyapı çalışmalarında onlara hem destek vermemiz hem de tecrübemizi götürmemizde fayda var. Burada fırsatlar var. Yine lojistikte önemli işbirlikleri var. Ve bizim Türkiye'de özellikle sanayide yani KOBİ'lerde organize sanayi bölgesi tecrübemizi Kazakistan'a götürmemizde fayda var. Yani burada ihtiyaçları var.</p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/kazakistanin-tarimsal-sanayi-tecrubemize-ihtiyaci-var</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Sep 2025 20:51:28 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/09/kazakistanin_tarimsal_sanayi_tecrubemize_ihtiyaci_var_h2412_7d970.jpg" type="image/jpeg" length="18835"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sanayiyi rahatlatacak, yükü azaltacak adımlar atılmalı]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/sanayiyi-rahatlatacak-yuku-azaltacak-adimlar-atilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/sanayiyi-rahatlatacak-yuku-azaltacak-adimlar-atilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, “Sanayi için söylüyorum dış talebi arttıracak bir kur politikasına ihtiyaç var. Yani ekonomiyi yavaşlatırken, iç talebi daha da kısarken dış talebi devreye sokacak bir aksiyona ihtiyaç var. Bunlar yapılırken devlet de harcamaları kısıp kayıt dışıyla mücadele ederek bir kaynak yaratmalı. Zorluk yaşayan sektörler için borçların ve kredilerin yeniden yapılandırması, vergi avantajları gibi yükü azaltıcı adımlara ihtiyaç var.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:16px;">GİRAY DUDA</span></strong></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sanayi sektörünün her fırsatta dile getirdiği, dert yandığı ve aylardan beri süren sıkıntıları aşıp rahata çıkması için neler gerektiği konusunu Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu ile konuştuk. </span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sayın hocam, dünyada hiçbir global konu ABD Başkanı Donald Trump olmadan konuşulmaz. Biz de Trump'dan başlayalım. Donald Trump neler yapıyor? Yüksek gümrük tarifeleri dalga dalga açıklanıyor. Bu tarifeleri yükseltmesinin ABD 'ye faydası oldu mu? Nasıl faydalar bekleniyor?</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Eğer tarifelerin bir gelir unsuru olduğunu düşünecek olursak şu anda 26 -27 milyar dolar aylık, yıllık da 300 -400 milyar dolara ulaşan bir gelir elde edecekler. Evet, böyle bir tablo var. Yani şu anda aslında biraz Trump 'ın kendine güveni de artmış durumda. Çünkü uyguladığı politikaların çok olumsuz bir yansımasını görmüyor. Ama konu Yüksek Mahkemeye gitti biliyorsunuz. Yani bu vergiler iptal edilebilir, uygulanamayabilir. Bunun endişesini de yaşıyor şu anda Trump. Böyle bir tablo var. Yani genel anlamda Trump açısından bakarsanız gelir, büyüme falan iyi gidiyor ve ABD’nin özgüveni artmış durumda.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/erhan_aslanoglu_grafik1.jpg" /><br />
<b>GÜMRÜK VERGİLERİ ENFLASYON YARATMAZ</b></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Her ülkeye yönelik gümrük vergisi artışları, sonuçta ABD’de enflasyonun artışına neden olmaz mı? Fiyatlar yükselmez mi?</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Teknolojik gelişmeler, birim maliyetleri çok bastırıyor, yani bu enflasyonu bastırıyor. İkincisi de Amerika'ya mal satanlar, fiyatları indirerek satıyorlar. Müşteri kaybetmemek için o verginin yükünü kısmen üzerlerine alıyorlar. Bu da enflasyona geçişgenli değil. </span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><b style="font-size: 14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Mahkemeden olumsuz bir şey çıkarsa Trump o yargıçları da görevden alır zaten. Diğer taraftan da ikinci bir şey var, bu FED konusu. Açık ve net bir şekilde FED yöneticileriyle yaptığı tartışmada ‘sizi görevden alırım’ dedi. Hatta bir kadın FED Yönetim Kurulu üyesini, Lisa Cook’u görevden aldığını söyledi. Orada kesin bir sonuç oldu mu? Cook da ‘Beni görevden alamazsın beni öyle bir yetkin yok’ diye karşılık verdi.</span></b></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Tartışmalı konu şu anda da devam ediyor. Trump orada kaybedebilir. Çünkü o üyenin bu kadar suçu olup olmadığı henüz netleşmemiş durumda. Konuşulanlar çok eski dönemlere ilişkin ve o dönemin koşulları ve mevzuatı ayrıydı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- İddiaların çok eski tarihli olduğunu söylüyor.</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Evet. O dönemki yasalara göre suç olmayabilir de. Dolayısıyla daha bu kadar ortada somut sonuç yokken böyle bir şey yapması geri adıma yol açabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/erhan_aslanoglu_trump_powell.jpg" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘İŞSİZLİK VERİLERİ FAİZ İNDİRİMİNE ZORLUYOR’</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Evet bu arada ABD’de bir faiz indirimi gündemde galiba değil mi? Sanki o konuda ortak karara vardılar gibi gözüküyor.</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- FED Başkanı Jerome Powell, bence Trump istedi diye değil de işsizlikteki rakamlar pek hiç açıcı olmadığı için faiz indirimine ikna olmuş gibi sinyal veriyor. Yani bu anlamda faiz indirme ihtimali yüksek. Ama devam edebilir mi? Orası kesin değil. Çünkü bence Amerikan ekonomisi o kadar zayıf değil. Yani işsizlik rakamları nedeniyle biraz fazla panik oldular gibi bir durum var. Ama faiz indirme ihtimalleri yüksek görünüyor. Bence ABD ekonomisi genel olarak iyi durumda. </span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘BÜYÜME ORANI DAHA DA YÜKSELECEK’</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- ABD’nin bu en önemli konularından sonra bizim önemli konularımıza, kısa süre önce açıklanan büyüme verilerine geçelim isterseniz hocam. Bu 4,8’lik büyüme sizin beklediğiniz gibi miydi? Nasıl karşıladınız bu açıklamayı?</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Beklediğimiz gibi geldi. Biz bilgi üniversitesi olarak tahmin yöntemiyle, haftalık verilerle büyüme tahmini yapıyoruz. Zaten 4,3’e yakın bekliyorduk. 4,8 geldi. Yani bizim için sürpriz olmadı. Yüksek bir büyüme bekliyorduk ve geldi. Hatta bundan sonra daha da hızlanacak. Üçüncü ve dördüncü çeyrekte 5’leri göreceğiz çok büyük bir ihtimalle.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/erhan_aslanoglu_grafik_spot.jpg" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘YÜKSEK BÜYÜME ENFLASYONLA MÜCADELE İLE ÇELİŞİYOR MU’</span></b><br />
<span style="font-family:"Arial",sans-serif"><b>- Bir yandan enflasyonla mücadele programımız sürerken herkesin ‘o ne güzel çok yüksek büyüdük’ demesi olumlu mu? Yoksa olumsuz tarafı var mı diye sormak istiyorum.</b></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Bu büyümenin olumsuz tarafı var tabi. Çünkü çok ciddi biçimde enflasyonist etki yaratma potansiyeli var. Yani biz büyürken başka şeylerin düşmesi lazım Türkiye'de. Enflasyonu düşürmek istiyorsan büyüme hızının düşmesi bakımından ters oluyor. Yani büyüme istiyorsak enflasyondan vazgeçiyoruz demektir. Dolayısıyla şu andaki gidişat ona işaret ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘BÜYÜMEDEN VAZGEÇİLEMİYOR’</span></b></span></p>

<ul>
	<li><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Siz, büyümenin daha da artmasını bekliyorsunuz. </span></b></span></li>
</ul>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Evet evet. Yani gidişat o. Faizler indikçe iç taleple büyüyecek. Büyümenin kaynağı da iç talep. Bu da devam edecek. Türkiye'nin siyasi konjonktürü büyümeden vazgeçilecek bir durumda değil. O yüzden büyüme öncelikli olacak görünüyor. Bu durumda da enflasyon zorlanacak, öyle söyleyeyim. Program biraz daha uzayarak devam edecek. Yani büyüme odaklı olacak. Zaten vatandaşın hissettiği enflasyon da daha yüksek kalacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘FAİZLER YÜKSEK KALMAYA DEVAM EDECEK’</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Konuşmamızın bundan sonraki kısmında sanayinin, sanayi sektörlerinin temsilcilerinin yıllardır vurguladığı şikayetleri, dertleri ele alalım. Konularına göre tek tek. Şimdi mesela geçen hafta İSO ikinci 500 araştırması açıklandı. Ve şirketlerin finansman yükü yine çok yüksek. Bu finansman yükünü şu anda bu koşullarda aşağı düşürmek, uygun ve ucuz finansman sağlamak mümkün olabilir mi? Yoksa biraz daha beklemek mi gerekecek?</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Tabii ki faizlerde, faizlerin inişinde bir yavaşlama olacak muhtemelen. Bu büyümede faiz inişleri biraz hız keser. Sanayi şirketlerinin karlılıklarını ve cirolarını dikkate aldığımızda faiz yüksek kalmaya devam edecek. Ne yazık ki…</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ve ana sorun faizler ziyade fiyatlayamama. Yani bence kur. Bu döviz kuruyla ilgili sorun daha ağır. O yüzden de ben finansman tarafında sorunların kısmen hafifleyebileceğini ama ana sorunun pek değişmeyeceği düşünüyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Faiz giderleri, toplam faaliyet giderlerinin yüzde 90’ına ulaşıyor. Evet gibi de uzun zamandır bu şekilde gidiyor. Kazancının büyük kısmını faize veriyor. Bu çok sürdürülebilir bir durum değil. </span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/erhan_aslanoglu_TL_spot.jpg" /></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘100 – 150 BAZ PUAN DÜŞÜREBİLİR’</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Önümüzdeki dönemde bu yüksek büyüme rakamından sonra Merkez Bankası 'nın faiz düşürmesi olası mı? Siz nasıl görüyorsunuz?</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Bence düşürecek. 300 baz puan deniliyordu, 100 ya da 150’de kalabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Yüz, yüz elli baz puan oranında düşse de kredi faizlerine neredeyse hiç yansımıyor.</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Evet. Dolayısıyla yani bundan sonraki yansıma da sınırlı olacaktır. Çok büyük bir ihtimalle.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘TALEP DARALMASI YOK’</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Tabii bunlarla bağlantı olan bir başka konu da çok önemli. Enflasyon düşmediği için maliyetler sürekli yükseliyor. Bu şirketler doğal olarak yaşayan reel şirketler. Yani piyasada yaptıkları alışverişi piyasadan değişik yerlerden tedarik ediyorlar. Ve gerçek eflasyon daha yüksek olduğu için yükleri daha fazla oluyor. Şu andaki göstergeler bu durumda, bu koşullarda bir talep daralmasına işaret etmiyor herhalde değil mi?</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Yok, etmiyor. Ama toplumda gelir dağılımı çok bozuldu. Toplumda talep yaratanlar ücretliler değil. Servet etkisinden faydalananlar. Yani evi olan, biraz parası olan, altını olan, bankada parası olanlar. Serveti olanlar, az ya da çok servete sahip olanların talebi var. Yani talep ücret gelirlerinden değil, servet etkisinden kaynaklanıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘TL REEL OLARAK DEĞERLİ’</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Peki döviz kuru, şu anda gerçekçi kur mu, reel kur mu? </span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Değil. Çok sürdürülebilir gözükmüyor. Yani bu şu anda Merkez Bankası’nın politikası kuru yönetmeye dayanıyor. TL reel olarak değerli. Daha fazla da değerlenmiyor. Bir miktar değer kaybetti son dönemde. </span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘YÜZDE 20 CİVARINDA DEĞER KAYBI UYGUNDUR’</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Döviz kurunun ya da ne bileyim doların, euronun şuralarda olması gerekir diye bir şey söyleyebilir miyiz?</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Söyleyemeyiz ama şunu söyleyeyim, Türk lirasının böyle aşırı değer kaybına gerek yok. Ama dengeleri sağlamak için yüzde 20 civarında falan bir değer kaybı ve sonra da bir enflasyon oranı kadar değer kaybıyla devam etmesi gerekir. Ama hani şu anda iki katına çıkmalı falan gibi böyle bir duruma ihtiyaç yok. Ama bu günkü rakamlarda rekabetçi olamıyor ve bu sektörlere sorun yaratıyor, zarar veriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘EKONOMİ POLİTİKALARI YÖN DEĞİŞTİRMELİ’</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sanayinin en kırılgan sektörünün başında tekstil geliyor. Çok darbe yedi tekstil. Sadece tekstil dediği, hazır giyim vs. Yani aynı gruptaki tekstil şirketleri diyebiliriz. Çok sayıda şirket kapandı. On binlerce kişi işsiz kaldı. Değişik ülkelere gidip orada üretime başlayanlar oldu. Orada mutlu oldular mı belli değil, gidenler dönecek mi? Tekstil nasıl toparlar kendisini?</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Tekstilin kendisini toparlaması için Türkiye'deki ekonomi politikalarının biraz yön değiştirmesi lazım. Tekstil Türkiye'de ihracatçı, rekabetçi olarak dünyadaki o gücümüzü tekrar sağlayarak oluşur. O yüzden yani iç talebin yine azalması, tekstilin içeriye değil de dışarıya odaklanması, bunun içinde kur politikasını değişmesi lazım.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yine rekabet edebileceğimiz, dünyada iyi fiyat verebileceğimiz bir yere getirmek lazım. Sonra da bir kalkınma planıyla tekstili, giyimi, yüksek teknolojiyle daha fazla tanıştırıp katma değerini arttırmalıyız. Ama önce bir ayağa kaldırmak, sonra da orta ve uzun vadeli planın içine koymak gerekiyor. Ayağa kaldırmak için de kur politikasının mutlaka değişmesi gerekiyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘DIŞ TALEBİ ARTIRACAK KUR POLİTİKASI LAZIM’</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Hocam yine aynı kapsamda, İstanbul Sanayi Odası’nın yaptırdığı imalat sanayi PMI araştırması var biliyorsunuz. O da bir buçuk yıldan bu yana, olması gereken 50'nin altında, olumsuz, negatif düzeyde duruyor. Yani bütün göstergeler sanayinin iyi durumda olmadığını ortaya koyuyor. Geniş kapsamlı bir çözüm paketi hazırlanacak olsa şu anda neler yapılabilir. Yeni teşvikler mi vermek gerekir, onlar işe yarar mı?</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Bence çok ciddi bir tasarruf edilmesi, kayıt dışıyla mücadele edilmesi ve kaynak yaratması gerekiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Para politikasını, çok sıkı sürdürmek gerekiyor. Bu tabii ekonomide yavaşlama ve daralma demek. Ama aynı zamanda ekonomide, yani şimdi sanayi için söylüyorum dış talebi arttıracak bir kur politikasına ihtiyaç var. Yani ekonomiyi yavaşlatırken, iç talebi daha da kısarken dış talebi devreye sokacak bir aksiyona ihtiyaç var. Bunlar yapılırken devlet harcamaları kısıp kayıt dışıyla mücadele ettirdiği bir kaynak yaratır. Zorluk yaşayan sektörlerde borçların, kredilerin yeniden yapılandırması, vergi avantajları gibi yükü azaltıcı adımlara ihtiyaç var. Bu arada iyi bir inceleme yaparak gerçekten ne yapsanız kurtulamayacak durumda olan, zombi denilen şirketlerle de vedalaşmak gerekiyor. Yani herkesi kurtarmak değil ama adaletli bir şekilde bankalarla çok spesifik çalışıp kurtarılması gerekenleri de kurtarmak gerek. Ama orada çok net bir skala belirlemek lazım.<br />
<b>‘OSB’LERDE KAYIT DIŞILIK OLMAZ’</b></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Hocam kayıt dışında ne karşı gerçekten bir şey yapmak isteniyor mu? Yaptıkları, yapmak istedikleri şeyler biraz garip. Mesela Bakan Mehmet Şimşek, Mayıs ayı başında televizyon röportajı verirken ‘OSB’lerin kapısına denetçi, vergici koyacağız’ diye açıklama yaptı. </span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Evet, olacak şey değildi o açıklama.</span></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- OSB’lerde çalışanların her şeyi kayıt içinde zaten. Oradaki şirketlerin elektrik, su, doğalgaz harcamaları bile anında kayda geçiyor. Hem sigorta hem de vergi kayıtlarında en küçük şüphe olmaz. Kapıya vergici koyup hangi kayıt dışılığı anlayacaksınız burada. Kayıt dışılık aranıyorsa ben söyleyeyim, bütün kış ayları boyunca sahil kentlerinde yapılan tadilat, tamirat, yenileme, konut yapımı gibi işlerde inanılmaz biçimde kayıt dışılık var. </span></b></span></p>

<p><span style="font-size:14px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Evet, sorunun kaynağını doğru tespit edemeyip yanlış çözümler üretiyorlar. O da işi daha zora sokuyor biraz. Yani ekonomi yönetiminde sorun var. </span></span></p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/sanayiyi-rahatlatacak-yuku-azaltacak-adimlar-atilmali</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Sep 2025 13:00:35 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/09/sanayiyi_rahatlatacak_yuku_azaltacak_adimlar_atilmali_h2410_f0319.jpg" type="image/jpeg" length="71748"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Turizmde kum-deniz-güneş modeli 21’inci yüzyıla göre dönüştürülmeli"]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/turizmde-kum-deniz-gunes-modeli-21inci-yuzyila-gore-donusturulmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/turizmde-kum-deniz-gunes-modeli-21inci-yuzyila-gore-donusturulmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- Yavuzcan Yazıcı, “Türkiye’de kum–deniz–güneş modeli 20. yüzyıldaki kalkınma aracıydı ama artık bu modelin 21. yüzyılın turistine, çevresine ve yereline hitap edecek şekilde dönüştürülmesi gerekir. Büyümek değil, evrilmek zamanıdır” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye için çok büyük gelir kaynağı olan turizmin daha da gelişmesi konusunda projeler hazırlayan iş ve Pazar geliştirme danışmanı Yavuzcan Yazıcı ile klasik turizm, sürdürebilir turizm, turizmde karbon ayak izlerinin azaltılması, iç turizmin büyütülmesi konularını ele alan bir söyleşi yaptık. </span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sayın Yavuzcan Yazıcı, Türkiye ve dünya turizminin son yıllardaki gelişimi nasıl? 2024 yılı sezon kapanışında büyük bir memnuniyet vardı. 2025'de nasıl bir açılış yaşandı? Turizm kentlerinden şikayetler, yakınmalar duyuyoruz. </span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Bu sorular yalnızca turizm sektörüne değil, aslında Türkiye’nin yapısal planlama eksikliğine ve gelip geçici, kısa vadeli ekonomi-politikalarına da ayna tutmakta. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu soru ve sorunları üç ana başlıkta açıklayabilirim; </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/yavuzcanturist.jpg" /></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="text-transform:uppercase">2024 Sezonu: Görünen Başarı, Derİnleşmeyen Kalİte</span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bazı verilere şüpheyle yaklaşsam da 2024 sezonunun Türkiye için niceliksel anlamda şaşırtıcı ölçeklerde başarılı geçtiğini anlıyoruz.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• 50 milyonu aşan turist sayısı…</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Yaklaşık 50 milyar dolar turizm geliri hedeflerine yaklaşılması…</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Başta Antalya, İstanbul, Muğla ve Kapadokya olmak üzere pek çok destinasyonda doluluk oranlarının yüksek seyretmesi sektör profesyonelleri için memnuniyet verici gibi görünüyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ancak bahsi geçen başarı:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Kişi başı harcama düşüklüğü (ortalama 830–850 dolar bandı),</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Kitle turizminin baskınlığı,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Türk lirasının düşüklüğüne rağmen fahiş fiyatlar,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Ekonomik istikrarsızlık ve fiyat dengesizliğinin yerel halkın hayat kalitesi üzerindeki olumsuz etkiler (kira fiyatlarının artışı, altyapı sorunları, kültürel çatışmalar) nedeniyle sorgulanabilir bir “nicelik başarısı” olarak kaldı.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="text-transform:uppercase">2025 Sezon Açılışı: Belirsizlik ve Tedirgin Memnuniyetsizlik</span></span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">2025’in ilk yarısı, özellikle Avrupa ve Rusya pazarlarında bazı yapısal ve politik belirsizliklerle başladı.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Ukrayna-Rusya savaşı,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Euro bölgesindeki ekonomik durgunluk,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Türkiye’deki döviz kuru dalgalanmaları ve enflasyon,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Vize süreçlerinde yaşanan problemler (hem gelen hem de çıkan turiste dönük)</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">sezon açılışını görece temkinli hâle getirdi.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Öte yandan, eskiden olduğu gibi Mayıs sonu itibarıyla problemler varlığını sürdürüyor</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Türkiye’nin tek rekabetçi destinasyonu Antalya yine güçlü başladı.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• İstanbul’da ise Tarihi Yarımada ile Boğaz arasına sıkışıp kalmış, yenilenemeyen tur anlayışı, kentsel dönüşüm ve ulaşım altyapısı şikayetleri ile turizm deneyimini zorlamaya devam ediyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• <a name="_Hlk202000637">Ege’de özellikle Bodrum ve Çeşme gibi destinasyonlarda over tourism, turistlerin şikayetçi olduğu fahiş fiyatlar, alt düzeydeki eğlence anlayışı ve trafik keşmekeşinden kaynaklı gürültü kirliliği, niteliksiz toplama elemanlarla yetersiz hizmet kalitesi sık sık gündeme gelmeye devam ediyor.</a></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">HER YIL HAZIRLIKSIZ YAKALANIYORLAR</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Her yılın Haziran ayında aynı şikayetler neden tekrarlanıyor?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Bu sorunun yanıtı aslında üç düzeyde karşımıza çıkıyor:</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">a) Yapısal Planlama Eksikliği:</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Turizm bölgeleri hâlâ mevsimsel kazanca göre günü kurtaran yaklaşımlarla yönetiliyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Turizm konusunda yetersiz belediyeler, esnaf ve işletmeciler her yıl yeni bir sezonu sıfırdan planlıyormuşçasına hazırlıksız yakalanıyorlar. Aslında ortada ne strateji var ne de plan…</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Örneğin altyapı çalışmaları yazın ortasında sürüyor, plajlar ve yollar geç açılıyor, çevre temizliği yetersiz kalıyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Geçmiş yılı değerlendirip analiz edecek ne çalışma var ne de bir sonraki yılı önlemler alarak planlayıp düzenleyecek turizm bilinci…</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">b) Regülasyon Eksikliği ve Denetimsizlik:</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Gıda, fiyatlandırma, hijyen ve gürültü konularında uygulama ile söylem arasında büyük fark var. Ölçümlenmiş bir veriden hareket etmek diye bir şey söz konusu bile değil.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Örneğin Booking, Airbnb ve kısa süreli kiralık ev pazarına yönelik düzenlemeler hâlâ gri alanda seyrediyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Düzenli, ölçülebilir turist memnuniyeti yerine günübirlik kazanç önceliklendirilmiş durumda. </span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">c) Toplum-Turist Çatışması:</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yerel halkın yaşam alanları ile turistik talepler arasında her geçen yıl büyüyen bir gerilim var.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Konut krizi,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Su ve enerji tüketiminde artış,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Kamusal alanların özelleştirilmesi,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Kültürel uyumsuzluklar...</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">bu karşıtlığı artırıyor. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Halk, turizmden pay alamadığı, turizm gelirlerinden yaşam kalitelerini artırmak gibi geri dönüşler ve faydalar elde edemediği için turizme giderek yabancılaşıyor. Bu nedenle de yöre halkında "turizm varsa huzur yok" duygusu artıyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/yavuzcanturizmvadi.jpg" /></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“TÜRKİYE DAHA FAZLA TURİST ÇEKEBİLİR”</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Türkiye’nin büyük ölçüde kum-deniz-güneş üçlüsüne dayanan klasik turizm potansiyeli sınırlara dayandı mı, daha da genişleme olasılığı var mı?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Bu soru aslında, Türkiye'nin son 40 yılda inşa ettiği turizm modelinin nerede takıldığını, neyi başaramadığını ve neden artık “daha fazlası” değil, “başka bir şey” gerektiğini tartışmaya açıyor. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu bağlamda yanıtı üç düzeyde ele almak yerinde olur:</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Kitle Turizminin Arz-Talep Döngüsü: Doyum Noktası Göründü</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye'nin turizm gelirinin hâlâ yüzde 60'tan fazlası Antalya, Muğla ve kısmen İzmir-Çeşme ekseninden geliyor. Bu bölgelerdeki hizmet altyapısı ve konaklama kapasitesi 1980’lerdeki “Akdeniz modeli” üzerine kurulu:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Düşük fiyatla yüksek doluluk hedefi,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Her şey dahil sistemine bağımlılık,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Standartlaştırılmış, kültürden arındırılmış paketler.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu model özellikle 2015 sonrası döviz krizleriyle birlikte “ucuz Türk lirası üzerinden rekabet avantajı” yaratmaya başladı. Ancak bu, kısır bir döngüye neden oldu:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Kişi başı harcama 2019’da 700 $ iken, 2024’te en fazla 850 $ civarında. Oysa İtalya, İspanya gibi benzer destinasyonlarda bu rakam 1.200–1.500 $.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Türkiye’de gecelik harcama ortalaması: 70–80 $ civarında ki bu, kalite yatırımı yapılmasını oldukça zorlaştırıyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sonuç olarak; </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye artık daha fazla sayıda turisti çekebilir ama daha fazla katma değer yaratamaz. Yani fiziksel genişleme hâlâ mümkün; fakat ekonomik ve kültürel değer üretimi tıkanmış durumda.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Doğal ve Sosyal Tükenme: Sürdürülemezlik Krizi</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Kitle turizmi, yalnızca ekonomik anlamda değil, aynı zamanda ekolojik ve sosyo-kültürel anlamda da maliyet üretmeye başladı.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Overtourism (aşırı turizm): Özellikle Bodrum, Alaçatı, Kapadokya gibi bölgelerde yaz aylarında yerel nüfusun 10 katına kadar çıkan turist yoğunluğu, atık yönetimi, enerji tüketimi, trafik ve güvenlik açısından ciddi sorunlara yol açıyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Toplumsal Yabancılaşma: İlk soruya yanıt verirken de değindiğim gibi yerel halk, turizmden doğrudan fayda göremediği, aksine yaşam kalitesinin düştüğünü hissettiği sürece, sektöre mesafeli hatta düşman olmaya başlıyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Ekolojik erozyon: Denize sıfır otel inşaatları, orman alanlarının turizme açılması, kıyı şeritlerinin kamuya kapatılması gibi uygulamalar artık kamuoyu tepkisi de çekiyor. (Datça’daki Kargı Koyu, Bodrum’daki Cennet Koyu örnekleri) </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu bağlamda kitle turizminin fiziksel kapasitesi değil, toplumsal ve çevresel meşruiyeti sorgulanmaya başlanmıştır.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Artık “Büyüme” Değil, “Dönüşüm” Konuşulmalı</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye’de turizmin önündeki asıl mesele daha fazla turist değil, daha bilinçli, daha nitelikli, daha yüksek katma değerli bir turizm profiline geçiş yapmaktır.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu da ancak şu dört temel dönüşümle mümkün olabilir:</span></p>

<ol>
	<li><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Tematik çeşitlendirme:</span></b></li>
</ol>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">o Gastronomi, kırsal deneyim, agro-turizm, eko-yürüyüş, kültür rotaları gibi yeni temalar.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">o Örnek: Carian Trail, Gastroute, Frig Yolu, GastroAntep gibi modellerin yaygınlaştırılması.</span></p>

<ol start="2">
	<li><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Kentsel destinasyon markalaşması:</span></b></li>
</ol>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">o İstanbul sadece Boğaz ve Yarımada’dan ibaret değil. Üsküdar, Kadıköy, Balat, Galata gibi semtler de tematik deneyimle yeniden tasarlanabilir.</span></p>

<ol start="3">
	<li><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Kısa ama etkili deneyim ekonomisi:</span></b></li>
</ol>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">o Üç günlük şehir kaçamakları, gurme hafta sonları, butik festival deneyimleri ile kişi başı harcama artırılabilir.</span></p>

<ol start="4">
	<li><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Rejeneratif Turizm Yaklaşımı:</span></b></li>
</ol>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">o Ziyaretçinin sadece tüketen değil, katkı veren bir aktör olarak konumlandığı modeller öncelik kazanmalı (örnek: yerel üreticiyle yemek atölyesi, kültürel miras koruma projeleri, permakültür deneyimi).</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sonuç:</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Kum–deniz–güneş modeli Türkiye’nin 20. yüzyıldaki kalkınma aracıydı ama artık bu modelin 21. yüzyılın turistine, çevresine ve yereline hitap edecek şekilde dönüştürülmesi gerekir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Büyümek değil, evrilmek zamanıdır. Aksi takdirde her yıl daha fazla turist gelmesine rağmen, halk daha da fakirleşecek, doğa daha fazla tahrip olacak ve turizm bir kalkınma ve refah aracı değil, yerel halk nezdinde giderek yaşam kalitesini tehdit eden bir musibet, bir yük olarak algılanacaktır.</span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/yavuzcan2.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Türkiye’de turizmde ne ölçüde sürdürülebilirlikten söz edebiliriz?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu soruya dolandırmadan ve net yanıt vermek gerekirse:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye turizminde “sürdürülebilirlik” kavramsal düzeyde sıkça telaffuz edilse de uygulama düzeyinde büyük ölçüde göstermeliktir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Gerçek anlamda sürdürülebilirlik hâlâ birkaç bölgesel iyi örnek dışında, ulusal turizm politikalarına yön veren bir prensip değil, bir pazarlama retoriği olarak işlev görüyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bunu üç başlık altında açabiliriz:</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">1) Sürdürülebilirlik Ne Demekti, Türkiye Ne Anlıyor?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sürdürülebilir turizm, çevresel etkileri en aza indiren, yerel ekonomiyi destekleyen, kültürel mirası koruyan ve toplumsal katılımı artıran bir anlayıştır.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ancak Türkiye’de bu kavram genellikle:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Otelin çatısına birkaç güneş paneli yerleştirmek,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Kahvaltı büfesine “yerel reçel” koymak,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Web sitesine “doğaya saygılıyız” yazmak,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">gibi son derece yüzeysel uygulamalar sergileniyor. Bu bir tür estetik makyaj – yani göz boyama dediğimiz, etik olmayan “greenwashing”dir. </span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Oysa gerçek sürdürülebilirlik, işin bütün tedarik zincirine, ziyaretçi deneyimine ve yönetişim yapısına entegre edilmelidir.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">2) Türkiye’deki Uygulama Pratiği: Dağınık, Plansız, Sığ</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye’de hâlihazırda sürdürülebilir turizm yaklaşımını benimsemiş bazı bölgeler ve projeler var:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Çıralı (Antalya): Caretta caretta koruma bölgesi olarak doğayla uyumlu pansiyon işletmeleri,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Kazdağları ve Ayvalık çevresi: Kırsal eko-köyler, agro-turizm uygulamaları,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Kapadokya: Balon turizmiyle gelen yıpranmaya rağmen butik otel işletmeciliği ve yöresel el sanatlarına dayalı ekonomi.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ancak bu örnekler genelleştirilebilecek yapılar değil, çünkü ne ulusal politikalara entegre ediliyorlar ne de veriyle izleniyorlar.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bir bölge UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bile olsa, çevresindeki yapılaşma kontrolsüz, atık yönetimi yetersiz ve kültürel taşıma kapasitesi aşılmışsa orada sürdürülebilirlikten söz edilemez.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">3) Asıl soruna gelirsek: Ne Ölçüde Sürdürülüyor?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">UNWTO ve GSTC (Global Sustainable Tourism Council) kriterlerine göre bir destinasyonun sürdürülebilir olması için;</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Doğal kaynakların korunması,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Yerel ekonomiye katkı,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Kültürel özgünlüğün yaşatılması,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Toplumla bütünleşme,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Ziyaretçi yükünün dengelenmesi</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">gibi temel ölçütlerin karşılanması gerekir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Peki Türkiye bu kriterlerin neresinde?</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Ne yazık ki Türkiye hâlâ sürdürülebilirlik endekslerinde düşük performans gösteren ülkeler arasında.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• 2023 Global Sustainable Tourism Index verilerine göre Türkiye 35 ülke arasında 27. sıradaydı (kaynak: Euromonitor + McKinsey Travel Sustainability Report 2024).</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Turizm sektöründe emisyon azaltımı, su kullanımı, yerel tedarik zinciri, sosyal etki gibi alanlarda ölçümleme neredeyse hiç yapılmıyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/yavuzcanegespot.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sonuç ve Öneri:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye'de sürdürülebilir turizm bir zorunluluk olarak değil, bir pazarlama söylemi ve tanıtım malzemesi olarak görülüyor. Bu kandırmaca kısa vadede turist çekebilir ancak uzun vadede doğayı, toplumu ve markayı yıpratır.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Eğer bu anlayış değişmezse;</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Yerel halkın turizme olan desteği düşecek,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Doğal miraslarımız tehdit altına girecek,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Kültürel özgünlüğümüz turiste hoş görünmek uğruna “mış” gibi yüzeysel ve yapay bir gösteriye dönüşecek.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Önerim:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı düzeyinde, UNWTO – GSTC uyumlu ulusal bir sürdürülebilir turizm stratejisi yayınlaması, bu stratejiyi yerel DMO’lara entegre etmesi ve tüm destinasyonlarda ölçülebilir sürdürülebilirlik hedefleri tanımlaması artık bir tercih değil, zorunluluktur.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">5) Turizmde karbon ayak izi konusu çok fazla konuşulmuyor ama bu konudaki hassasiyet ve önlemler alma düşüncesi ve çalışması ne ölçüde gerçekleşiyor?</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu soru aslında Türkiye’deki turizmin “sürdürülebilirliği” yalnızca doğa sever bir “mış” gibi bir imaj olarak mı, yoksa iklim krizine karşı somut bir sorumluluk alanı olarak mı gördüğünü anlamamıza imkân veriyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ne yazık ki yanıt net: Karbon ayak izi meselesi, sektörün gündemine hâlâ gerçek anlamda girmiş değil.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bunu üç ana düzeyde değerlendirmek gerekir:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">1) Kavramsal Düzeyde Farkındalık Eksikliği</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Turizm sektöründe karbon ayak izi genellikle sadece ulaşım sektörüyle sınırlı düşünülüyor (özellikle uçak yolculukları). </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Oysa:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Otelcilik,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Yeme-içme,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Etkinlik ve organizasyonlar,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Kentsel altyapı,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Atık yönetimi,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">gibi tüm bileşenler ciddi karbon salınımı üretir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Örnek: Ortalama 5 yıldızlı bir otel, yıllık 1.500 ton CO₂ eşdeğeri salınım yapar (kaynak: Sustainable Hospitality Alliance – 2024).</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu miktar, 320 aracın bir yılda yaydığı CO₂’ye eşittir. Türkiye'de bu farkındalığın otel işletmeciliğine entegre edilme oranı yok denecek kadar az.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">2) Ölçümleme, Şeffaflık ve Raporlama Yokluğu</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye’deki konaklama tesislerinin, karbon ayak izini ölçen ve raporlayan bir ulusal sistem yok ya da ben denk gelip göremedim.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• TÜROB, TÜRSAB ya da Bakanlık düzeyinde karbon ayak izine dair standartlaştırılmış bir izleme–raporlama altyapısı olduğunu duymadım.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Bazı uluslararası zincir oteller kendi iç sürdürülebilirlik standartları kapsamında karbon ölçümü yaptığını biliyorum (örneğin Accor, Hilton, Marriott). Ancak bu uygulamalar bireysel inisiyatif düzeyinde.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Turizm işletmeleri hâlâ “karbon denkleştirme” (carbon offsetting), yenilenebilir enerji geçişi, sıfır atık uygulamaları, yeşil ulaşım teşviki gibi uygulamalara uzak durmakta, çoğu zaman da konuyu maliyet unsuru olarak görüyorlar. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">3) Uluslararası Standartlarla Uyum Yok</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• GSTC (Global Sustainable Tourism Council),</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• UNWTO’nun 2030 Küresel Turizm Emisyon Azaltım Hedefleri,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• WTTC'nin Net Zero Roadmap gibi küresel çerçeveler, ülkelerden emisyon azaltımı konusunda ölçülebilir hedefler talep etmektedir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ancak Türk turizm sektörü, bu hedeflere henüz entegre olmuş değil</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Örneğin İspanya’da 2023’ten beri tüm 4+ yıldızlı oteller için yıllık karbon raporlaması zorunlu hale getirilmişken, Türkiye’de böyle bir zorunluluk ya da teşvik bile söz konusu değil.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sonuç ve Öneri:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye’de turizm sektörü, karbon ayak izi konusunda henüz başlangıç çizgisinde.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Konunun hem regülasyon düzeyinde hem işletme ölçeğinde stratejik öncelik hâline gelmesi gerekiyor. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Aksi takdirde:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Küresel tur operatörleri Türkiye’yi düşük iklim performansına sahip destinasyon olarak etiketleyebilir,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• İklim bilinci yüksek ziyaretçiler Türkiye yerine alternatif ülkelere kayabilir,</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı bağlamında sınırda karbon düzenlemeleri dolaylı olarak turizm sektörünü de vurabilir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Önerim şu:</span></p>

<ol>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Turizm Bakanlığı'nın otelcilik ve tur operatörlüğü için karbon ayak izi ölçüm ve raporlama sistematiğini başlatması,</span></li>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Düşük karbon ayak izine sahip destinasyonlar için “Yeşil Bayrak” benzeri bir teşvik ve görünürlük programı başlatılması,</span></li>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Belediyeler ve DMO’lar eliyle “karbon nötr turizm etkinlikleri” pilot uygulamalarının desteklenmesi gerekmektedir. Tabii ki bunun için de DMO’ların işin uzmanlarından oluşan kurumsal bir yapıya kavuşturulması ve yaygınlaştırılması gerekir. </span></li>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bizim gibi yıllardır DMO odaklı çalışan, proje üretenlerin artık siyasi tercihler nedeniyle görmezden gelinmemesi gerekir. </span></li>
</ol>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">PANDEMİ SONRASINDA İÇ TURİZMDEKİ ARTIŞ</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">6) Ülke içi turizminin son yıllarda çok geliştiğine ilişkin düşüncelere hak veriyor musunuz? Yakın zamana kadar akla gelmeyen kimi kentler arası turizm trafiğinin artması konusunda neler düşünüyorsunuz?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu soruya hem rakamsal hem de davranışsal düzeyde yanıt vermek gerekir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Evet, son 5 yılda özellikle pandemi sonrası dönemde Türkiye’de iç turizmde hem niceliksel bir artış hem de niteliksel bir yönelim değişikliği yaşandı. Ancak bu artışın kalıcı bir dönüşüme mi yoksa geçici bir tepkiye mi karşılık geldiği hâlâ tartışmalıdır.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Şöyle düşünelim; </span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">1) İç Turizmin Yükselişinde Etkili Faktörler</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye’de iç turizmin yükselmesinde neler etken rol oynadı?</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Pandemi sonrası dışa çıkamama hali: Yerli turist yakın çevresini keşfetmeye yöneldi.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Artan döviz kuru: Yurt dışı tatili birçok kişi için erişilemez hâle geldi.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Sosyal medya etkisi: Instagram ve YouTube’daki mikro-influencer’lar aracılığıyla bilinirliği düşük lokasyonlar görünürlük kazandı (örneğin Lavanta Köyü, Salda Gölü, Mardin sokakları, Isparta yaylaları gibi…).</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Otobüsle, karavanla, motorla seyahat gibi esnek, kısa süreli, bireysel seyahat pratiklerinin artışı.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Rakamsal veriyle bakarsak:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• TÜRSAB’a göre 2023 yılında iç turizm harcamaları ilk kez 1,3 trilyon TL’yi aştı.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• 2024’te bu rakamın 1,6 trilyon TL’yi geçeceği tahmin ediliyor (Bkz: TÜRSAB İç Turizm Raporu, Şubat 2024).</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de 2023 yılında 100 milyona yakın yerli seyahat gerçekleşti — bu sayı 2019’a göre yaklaşık yüzde 30 artış demek.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">2) Kentler Arası Turizm Trafiği: Moda mı, Fırsat mı?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Son 5 yılda “bilinmeyen” destinasyonların popülerleştiğini gözlemliyoruz.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bunlar arasında:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Kültürel merkezler: Mardin, Van, Kars, Gaziantep, Hatay</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Doğal deneyim merkezleri: Isparta (lavanta ve gül), Erzurum (karavan ve doğa yürüyüşleri), Eskişehir (şehir içi kültürel tur)</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Kırsal keşifler: Seferihisar, Ayvacık köyleri, Kazdağları, Artvin–Borçka–Şavşat üçgeni</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Gastronomi odaklı destinasyonlar: Afyon, Hatay, Gaziantep, Balıkesir</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu yükseliş, yerel ekonomiler için önemli fırsatlar yaratıyor ancak bu yönelimin kalıcı olabilmesi için üç kritik unsur gerekiyor:</span></p>

<ol>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Erişilebilirlik: Ulaşım altyapısının iyileştirilmesi</span></li>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Deneyim tasarımı: Sadece mekân değil, yaşanacak şey sunulmalı</span></li>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İçerik ve anlatı: Kentin özgün hikâyesi güçlü bir marka stratejisiyle anlatılmalı</span></li>
</ol>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">3) Tehlike: Plansız Talep, Tüketen Ziyaretçi</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ne yazık ki iç turizmde artan talep her zaman sorumlu ziyaretçiye ya da planlı destinasyon yönetimine karşılık gelmiyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Mardin, Amasra, Safranbolu gibi tarihi kentlerde;</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">• Ayder, Salda, Uzungöl gibi doğal alanlarda;</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">aşırı kalabalık, otopark ve konaklama kaosu, altyapı sıkışması, fiyat patlamaları ve çevre kirliliği yaşanmaya başladı.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yani “yerli turist” sayısı artmış olsa da, “nitelikli, kültürel olarak uyumlu ve sürdürülebilir turist” haline dönüşüm sağlanamadı.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu nedenle kentler arası turizm trafiği artarken aslında kültürel taşıma kapasitesi gibi kavramların da acilen gündeme alınması gerekiyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sonuç:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İç turizm, Türkiye’nin kriz dönemlerinde en büyük emniyet supaplarından biri oldu.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ancak bu artışa stratejik rehberlik edilmediği takdirde hem doğa hem kent dokusu hem de sosyal ilişkiler zarar görebilir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, iç turizmi “ucuz alternatif” olarak değil, kültürel bütünleşme, yerel kalkınma ve deneyim ekonomisi fırsatı olarak ele alan bir yaklaşım geliştirmektir.</span></p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/turizmde-kum-deniz-gunes-modeli-21inci-yuzyila-gore-donusturulmeli</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Jul 2025 12:28:57 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/07/turizmde_kum_deniz_gunes_modeli_21inci_yuzyila_gore_donusturulmeli_h2389_ec0a9.jpg" type="image/jpeg" length="66937"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Prompt Mühendisliği, yapay zekadan yüksek performans almanızı sağlar”]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/prompt-muhendisligi-yapay-zekadan-yuksek-performans-almanizi-saglar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/prompt-muhendisligi-yapay-zekadan-yuksek-performans-almanizi-saglar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- Yazılım geliştirme, yapay zeka uzmanı Atıl Samancıoğlu, “Prompt mühendisliği, büyük dil modellerini istenen çıktılara yönlendirmek için verilen girdileri (promptları) doğru ve etkili biçimde tasarlama sanatıdır” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yapay zeka uygulamalarını daha iyi kullanmak için sorgulama ve talep yöntemlerini bilmek beklenen yanıtların daha doyurucu olmasını sağlıyor. Yazılım geliştirme uzmanı Atıl Samancıoğlu ile dil modellerinde ve diğer alanlarda yapay zekayı kullanmanın sağlayacağı faydaları konuştuk. </span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sayın Atıl Samancıoğlu, </span></span></b><b><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Büyük Dil Modelleri (LLM) </span></span></b><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">n</span></span></b><b><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">elerdir? Önümüzdeki yıllarda bu modellerin gelişiminin çok hızlı olacağı öngörüldüğünde, gelecekte hayatımız ve meslekler ne yöne evrilecektir?</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></span><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Büyük Dil Modelleri (LLM), internet üzerindeki metin verilerinden öğrenerek doğal dili anlayabilen ve üretebilen yapay zeka sistemleridir. ChatGPT, Gemini gibi modeller milyonlarca parametreyle eğitilerek neredeyse insan gibi yanıt verebilecek seviyeye ulaştı. Bu modellerin önümüzdeki yıllarda sadece metinle değil, görsel, ses ve video verileriyle çok daha bütünsel çalışacağı kesin. Bu da şu an yaptığımız birçok işi dönüştürecek. Özellikle müşteri hizmetleri, yazılım geliştirme, eğitim, içerik üretimi gibi alanlarda LLM destekli otomasyon artacak. Ancak bu dönüşüm, insan odaklı yaratıcılık ve stratejik düşünmenin önemini daha da artıracak. Meslekler değişecek ama yeni fırsatlar da doğacak.</span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/atYlsamancYoglucosbpano.jpg" /></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">HER ALANA ÖZEL CHATBOTLAR GELİŞTİRİLİYOR</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></span></b><b><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">ChatGPT, Gemini, DeepSeek gibi popüler Üretken Yapay Zeka Uygulamaları haricinde özel amaçlara yönelik chatbotlar nelerdir?</span></span></b></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></span><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Popüler modeller dışında çok sayıda özel amaçlı chatbot da geliştiriliyor. Örneğin sağlık sektöründe hastalık ön tanısı koymaya yardımcı olan, finans sektöründe yatırım tavsiyesi veren ya da hukukta belgeleri inceleyip özet çıkaran yapay zekalar mevcut. Ayrıca şirket içi bilgiye özel, sadece kurum içi belgelerden öğrenen ve dışarıyla veri paylaşmayan özel LLM tabanlı asistanlar da oldukça revaçta. Eğitimde kişiye özel rehberlik sağlayan, tarımda çiftçilere öneriler sunan ya da e-ticarette müşteri davranışlarına göre kampanya yöneten özel chatbot örneklerini de görüyoruz. Yani alan özelinde yapılandırılmış LLM’ler artık kurumsal dijital dönüşümün temel parçalarından biri haline geliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/atYlsamancYoglucosb.jpg" /></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">DOĞRU SORU İLE AYRINTILI YANIT</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></span></b><b><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Prompt Mühendisliği nedir? Bu alanda en öne çıkan konular nelerdir?</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></span><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Prompt mühendisliği, büyük dil modellerini istenen çıktılara yönlendirmek için verilen girdileri (promptları) doğru ve etkili biçimde tasarlama sanatıdır. Basit bir kullanıcı sorusu ile çok farklı yanıtlar alınabileceğinden, doğru yapılandırılmış bir prompt ile modelin performansı ciddi şekilde artabilir. Bu alanda öne çıkan konular arasında rol verme (role prompting), zincirleme düşünme (chain-of-thought), geri besleme ile prompt iyileştirme (self-refinement), ve çok adımlı görevlerde ajan benzeri yapıların oluşturulması (ReAct, AutoGPT gibi yapılar) bulunuyor. Özellikle karmaşık görevleri LLM’lerle çözerken prompt tasarımı kritik bir beceri haline geldi.</span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“YAZILIMCILIK ARTIK DAHA DA ZORLAŞTI”</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></span></b><b><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yapay zekânın gelecek dönemlerde hızla evrileceğini ve gelişeceğini dikkate alarak, özellikle yazılım alanında kariyer yapmak isteyenlere önerileriniz nelerdir?</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></span><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yazılım alanında kariyer yapmak isteyenlerin klasik programlama becerilerinin ötesine geçmeleri gerekiyor. Artık yazılım geliştirme süreçlerinde yapay zekayı entegre edebilmek, API’lerle çalışmak, veri hazırlamak, modelleri doğru şekilde yönlendirmek ve etik/sürdürülebilirlik konularını göz önünde bulundurmak kritik hale geldi. Ayrıca Python, SQL gibi dillerin yanı sıra prompt mühendisliği ve temel makine öğrenmesi ve yapay zeka prensiplerine de hâkim olmak gerekiyor. Yeni dönemde “sadece kod yazan” değil, problemi iyi tanımlayan, doğru aracı seçen ve işlevsel çözümler üreten geliştiriciler öne çıkacak.</span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">GENEL YAPAY ZEKA İÇİN BÜYÜK YATIRIMLAR VAR</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></span></b><b><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Genel Yapay Zekâ konusunda dünyadaki çalışmalar hakkında bilgiler verir misiniz?</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></span><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Genel Yapay Zekâ (AGI) yani insan seviyesinde düşünme ve problem çözme yetisine sahip sistemler henüz tam olarak ortada olmasa da, bu alanda ciddi yatırımlar var. OpenAI, DeepMind, Anthropic gibi şirketler “güvenli AGI” geliştirme konusunda çalışmalar yürütüyor. Çin’de Baidu ve Alibaba gibi devler benzer yatırımlar yapıyor. Bazı araştırmalar modellerin daha fazla veriye değil, daha kaliteli yönlendirmelere (alignment) ve hesaplama verimliliğine ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Ayrıca çok modlu modeller (metin, ses, görüntü birlikte çalışan) AGI’ye giden yolda önemli adımlar olarak görülüyor. Ancak etik, güvenlik ve denetim başlıkları da en az teknik başarı kadar kritik.</span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/atYlsamancYogluyapayzekaspot.jpg" /></span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“SANAYİDE DAHA AZ HATA, DAHA YÜKSEK VERİM”</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></span></b><b><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sanayiciler olarak yapay zekâyı iş süreçlerimize entegre etme aşamasında, bu modelleri etkili bir şekilde yönlendirme sanatının kritik rolünü nasıl daha iyi anlayabilir ve bu alandaki yatırımın geri dönüşünü nasıl maksimize edebiliriz?</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></span><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sanayiciler için en kritik nokta</span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">,</span></span><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"> yapay zekâ projelerinin “havalı bir teknoloji” değil, somut iş değeri üreten çözümler olduğunun farkına varılmasıdır. Yani hedef net olacak: Daha az hata, daha yüksek verim, daha iyi müşteri deneyimi. Bunun için önce süreçlerin veriye dayalı olarak haritalanması, sonra bu süreçlere en uygun yapay zekâ araçlarının seçilmesi gerekiyor. Ayrıca ekiplerin yapay zekâyı nasıl yönlendireceğini öğrenmesi – yani bir nevi “prompt okuryazarlığı” – başarıyı doğrudan etkiliyor. ROI’yi maksimize etmek için küçük ama etkili pilot projelerle başlanmalı ve sürekli ölçüm yapılmalı.</span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“KORKUNÇ MİKTARDA ENERJİ TÜKETİYORLAR”</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">-</span></span></b><b><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"> Yapay zekâ modellerinin enerji tüketimi ve çevresel ayak izi giderek artan bir endişe kaynağı. Bu sürdürülebilirlik sorununa yönelik ne gibi çözümler üretiliyor veya üretilebilir?</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></span><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Gerçekten de büyük modellerin eğitimi terabaytlarca veri ve devasa enerji tüketimi demek. Bu nedenle son yıllarda daha verimli model mimarileri (örneğin LoRA, quantization, distillation gibi tekniklerle sıkıştırılmış modeller), özel çipler (TPU, GPU yerine yapay zekâya özgü donanımlar), yenilenebilir enerjiyle çalışan veri merkezleri ön plana çıkıyor. Ayrıca “tiny model” veya “edge AI” dediğimiz cihaz üstünde çalışan daha küçük ama hızlı modeller de sürdürülebilirlik açısından umut verici. Gelecekte hem performans hem çevresel etki birlikte değerlendirilecek.</span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“İNSAN FAKTÖRÜ ÖNEMİNİ KORUYACAK”</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">-</span></span></b><b><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"> Yapay zekânın gelecekteki gelişiminde “insan faktörü” ne kadar önemli olacak? Modelin tamamen kendi kendine öğrenebildiği bir dünyada, insan zekâsının rolü nasıl evrilecek?</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></span><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Model ne kadar güçlü olursa olsun, yönlendirme, değerlendirme ve değer üretimi hâlâ insanda bitiyor. İnsan zekâsı burada üç alanda önemini koruyacak: bağlamı doğru anlama, etik sınırları belirleme ve yeni problemleri formüle etme. Kendi kendine öğrenen sistemler bile bir hedefe ulaşmak için insan değerlerini anlamaya ihtiyaç duyacak. Yani veriyle eğitilen modeller değil, değerle eğitilen sistemler çağındayız. İnsan, yaratıcı, eleştirel düşünen ve duygusal zekâsıyla bu sistemlerin merkezinde olmaya devam edecek.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:0cm"><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“ELEŞTİREL DÜŞÜNCEDEN VAZGEÇMEMELİYİZ”</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">-</span></span></b><b><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"> Yapay zekâ sayesinde daha rahat ve verimli bir yaşam süreceğimiz kesin. Ancak sizce, bu kolaylıkların bedeli ne olabilir? Gözden kaçırdığımız veya yeterince konuşmadığımız riskler nelerdir?</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></span><span lang="ZH-CN" style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yapay zekâ hayatı kolaylaştırıyor ama bu kolaylık bir “otomasyon konforu” da yaratıyor. İnsanlar bazı temel becerilerini kullanmamaya başlayabilir, karar alma süreçlerinde aşırı bağımlılık oluşabilir. Ayrıca gizlilik, veri güvenliği ve algoritmik önyargılar gibi konular yeterince gündeme gelmiyor. Bir başka tehlike de “bilinçli manipülasyon”: doğru gibi görünen ama yönlendirilmiş içeriklerle kamuoyu etkilenebiliyor. Bu yüzden teknolojiye güvenmek kadar, onu sorgulamak ve şeffaflık talep etmek de şart. Kısacası, konfor için ödenen bedel “eleştirel düşünme” olmamalı.</span></span></span></p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/prompt-muhendisligi-yapay-zekadan-yuksek-performans-almanizi-saglar</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Jul 2025 19:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/07/prompt_muhendisligi_yapay_zekadan_yuksek_performans_almanizi_saglar_h2387_b5c51.jpg" type="image/jpeg" length="93394"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ahmet Öksüz: AB pazarında bile zorlanmaya başladık]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/ahmet-oksuz-ab-pazarinda-bile-zorlanmaya-basladik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/ahmet-oksuz-ab-pazarinda-bile-zorlanmaya-basladik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet Öksüz, “Girdi maliyetlerinin hızla arttığı bir ortamda, ihracatçılarımız çoğu zaman müşteri kaybetmemek için maliyetin altında fiyatlandırmaya gitmek zorunda kalıyor. Özellikle Uzak Doğu ülkeleriyle rekabette zorlanıyoruz.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><strong>GİRAY DUDA</strong></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye’nin lokomotif sektörü tekstilde son yıllarda giderek büyüyen sorunları her yönüyle İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz ile konuştuk. </span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sayın Ahmet Öksüz, son 3 yılda yaşananlar (Kovid ve sonrası, Rusya-Ukrayna Savaşı, enerji krizi, küresel enflasyon, tedarik zinciri kırılmaları) tekstil ve hazır giyim ihracatımızı nasıl etkiledi?</span></b></span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Son 3 yılda küresel ölçekte yaşanan krizler sektörümüzü derinden etkiledi. Pandemiyle başlayan arz-talep dengesizliği, ardından gelen Ukrayna Savaşı ve akabinde başlayan enerji krizi, maliyetleri ciddi oranda artırdı. Küresel enflasyonla birlikte talepte de daralma yaşandı. Bununla birlikte tekstil ve hazırgiyim sektörlerinin en önemli maliyet kalemleri arasında yer alan işçilik giderlerinin TL bazında çok artması da sektörümüzün rekabetçiliğini doğrudan etkiledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/ahmetoksuzmagazagomlek.jpg" /><br />
<br />
<b>“MALİYETİN ALTINDA FİYAT VERİYORUZ”</b></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Segoe UI Symbol",sans-serif">-⁠</span></b><b> </b><b><span style="font-family:"Segoe UI Symbol",sans-serif">⁠</span></b><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">TL'deki değer kaybı ve yüksek enflasyon, yüksek finans giderleri "maliyet kıskacı" mı oldu? Bu sorunlar devam ediyor mu?</span></b></span><br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sektörün girdi maliyetleri hızla yükseliyor; döviz kurunun yatay seyrettiği bu ortamda firmalarımızın rekabet gücü çok zayıfladı. Özellikle faiz oranlarının yüksekliği, yatırım iştahını azaltıyor. Yatırım planları erteleniyor ve bu durum istihdama da doğrudan yansıyor. 2020 yılından bu yana döviz kurunda değişim yüzde 466 oranında artmışken, asgari ücretin işverene maliyeti yüzde 800 seviyesinde arttı ki sektörde çoğu tekstil işletmemizde çalışanlarımız asgari ücretin çok üzerinde maaşlar alıyor. Dolayısıyla çok daha yüksek maliyetlerle karşı karşıyayız. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Girdi maliyetlerinin hızla arttığı bir ortamda, ihracatçılarımız çoğu zaman müşteri kaybetmemek için maliyetin altında fiyatlandırmaya gitmek zorunda kalıyor. Özellikle Uzak Doğu ülkeleriyle rekabette zorlanıyoruz. Düşük maliyetli üretim yapan bu ülkeler karşısında fiyat avantajımızı yitirdik. Bununla birlikte ABD’nin İlave Gümrük Vergisi açıklamaları sebebiyle Türkiye’nin tekstil sektöründe rakibi konumundaki ülkeler, sübvansiyonlarla ve fiyat kırarak ABD’ye yapamayacaklarını öngördükleri ihracatı Türkiye’nin en büyük pazarı konumundaki AB ülkelerine gerçekleştirdiler. Bu da Türkiye’nin 2025 yılı içerisinde rekabetçiliğini olumsuz etkileyen hususların bir diğeri oldu. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Daha kapsayıcı bir finansman mimarisi oluşturulması gerektiğine inanıyoruz. Bu kapsamda yeni KGF düzenlemesi yararlı oldu. Ancak bu düzenleme özellikle küçük işletmeler için kısa vadede can suyu olabilir. Bu nedenle desteklerin orta ve büyük ölçekli üreticileri de içine alacak şekilde genişletilmesi gerekiyor. Bunun yanında, döviz kurunda öngörülebilirliğin sağlanması ve üretim maliyetlerini azaltacak politikaların hayata geçirilmesi sektörümüz açısından en öncelikli beklentilerdir.</span><br />
<img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/ahmetoksuzatolye.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“İSTİHDAM 400 BİN AZALDI”</span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sizin verileriniz, sektördeki iflasların, iş yavaşlatmaların, konkordato taleplerinin ve işten çıkarmaların hangi boyutlarda olduğunu gösteriyor?</span></b><br />
<br />
<span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sektörde yaşanan istihdam kayıpları uyarı niteliğinde. Tekstil ve hazırgiyim sektörlerimiz istihdamı 1,3 milyon seviyelerine kadar ulaşmışken hali hazırda 900 bin seviyelerine gerilemiş durumda. Artan maliyetler, talep daralması ve yüksek finansman giderleri nedeniyle birçok işletme üretimini azalttı veya faaliyetlerini yavaşlattı. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“YEŞİL ENERJİ YATIRIMLARI ZAMAN ALIYOR”</span></b></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><b>- Enerji maliyetleri (özellikle doğalgaz) halen üretimin önündeki en büyük engellerden biri mi? Yenilenebilir enerji yatırımları ve enerji verimliliği çözümleri ne düzeyde?</b></span></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Enerji hâlâ üretim maliyetleri içerisinde en büyük yüklerden birini oluşturuyor. Bu durum özellikle büyük kapasiteli üretim yapan tekstil işletmeleri için ciddi sorun teşkil ediyor. Firmalarımızın sürdürülebilirlik anlayışı çerçevesinde başta güneş enerjisi olmak üzere, rüzgâr enerjisi ve diğer yenilenebilir enerji yatırımları artıyor ancak yaygınlaşması ve destek mekanizması zaman alıyor. Enerji verimliliği projeleriyle maliyetleri düşürmeye çalışan firmalar var ama bu alanda daha fazla teşvik ve yönlendirmenin şart olduğunu gözlemliyoruz. Sektör olarak yeşil dönüşüm sürecinde enerji verimliliğine daha fazla odaklanmamız gerekiyor. Ancak şunu da özellikle belirtmemiz gerektiğine inanıyorum enerji maliyetleri rekabetçiliğimizi belki de en az olumsuz etkileyen kalem. Çünkü devletimizin bu konuda sanayiciyi korumak için geliştirdiği ve etkili şekilde uyguladığı mekanizmalar var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/ahmetoksuzrenkliiplikspot.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“ESNEK VE HIZLI ÜRETİM YAPABİLİRİZ”</span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- "Hızlı Moda" (Fast Fashion) talebindeki yavaşlama ve "Yavaş Moda" (Slow Fashion) eğilimi Türk üreticilerini nasıl etkiliyor? Esnek ve küçük parti üretim kapasitemiz bu dönüşüme ne kadar hazır?</span></b></span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Türk tekstil ve hazırgiyim sektörlerimiz dünyada elyaftan giyim eşyasına kadar tüm üretim aşamalarını gerçekleştirebilen birkaç ülkeden bir tanesi. Bu çok az ülkenin sahip olduğu çok önemli bir değer. Türkiye’nin bu stratejik üretim kabiliyeti, tekstil ve hazırgiyim işletmelerimiz için büyük bir avantaj. Türkiye bu entegre üretim gücünü jeostratejik konumu ile birleştirdiğinde esnek ve hızlı ürün teslimatı konusunda takiplerine karşı avantajlı konumda. Dolasıyla küçük parti üretim sürecinde de tekstil ve hazırgiyim sektörlerimiz büyük ölçüde talepleri karşılayabilecek alt yapıya sahip. Ancak ölçekli üretim sistematiğinden esnek ve küçük parti üretim sistemine geçmek ciddi bir yapısal dönüşümü de elbette gerektiriyor.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“TEKSTİL VE HAZIR GİYİMDE AVRUPA’YA UYGUN ÜRETİM YAPIYORUZ” </span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- AB Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon düzenlemesi Türk tekstil ihracatçıları için ne anlama geliyor? Karbon ayak izini azaltma ve döngüsel ekonomiye geçiş konusunda somut adımlar neler?</span></b></span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- AB Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon düzenlemesi sektörümüz için fırsat ve riskleri beraberinde barındırıyor. En büyük pazarımız olan Avrupa’ya ihracat yapabilmek için bu standartlara uyum sağlamak zorundayız. Bu kapsamda sürdürülebilir üretim, geri dönüşüm ve karbon ayak izinin azaltılması büyük önem taşıyor. Türk tekstil ve hazırgiyim sektörleri olarak Gümrük Birliği sebebiyle Avrupa normlarına uygun üretim gerçekleştiriyoruz. Sektörümüzün yeşil dönüşüme uyum sürecinde adaptasyon kabiliyetinin bu anlamda çok yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Biz de Türk tekstil ihracatının çatı kuruluşu İTHİB olarak sürdürülebilirlik eğitimleri, sertifikasyon destekleri ve “Sustainability Talks” gibi projelerle sektörümüzün sürdürülebilirlik yaklaşımını tabana yayıyoruz. Gelecekte sağladığımız bu uyum ve değişime hızlı adaptasyon sürecimiz rekabet gücümüzü doğrudan belirleyecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/ahmetoksuziplik.jpg" /></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“DİJİTALLEŞME TÜM SEKTÖRÜN GÜNDEMİNDE OLMALI”</span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></b><b><span style="font-family:"Segoe UI Symbol",sans-serif">⁠</span></b><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Dijitalleşme üretim verimliliğini ve hızını artırmada ne düzeyde kullanılıyor? KOBİ'lerin bu dönüşüme uyumunda en büyük engeller neler?</span></b></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Dijitalleşme, tekstil sektörünün verimlilik analizi ve süreç takibi anlamında büyük katkı sağlıyor. Ancak bu dönüşümde KOBİ’lerin geride kalma riski var. Yüksek yatırım maliyetleri, teknik bilgi eksikliği ve dijital altyapıdaki yetersizlikler dönüşümün önündeki en büyük engeller. Özellikle otomasyon, yapay zekâ ve veri analizine yatırım yapılması gerekiyor. Devlet destekli dijital dönüşüm teşvikleriyle KOBİ’lerin rekabet gücü artırılabilir. Dijitalleşme sadece büyük firmaların değil tüm sektörün gündeminde olmalı.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“KÜRESEL FİRMALAR TÜRKİYE’DE ALIM OFİSİ AÇMALI”</span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Türkiye, "ucuz işçilik" yerine "yüksek katma değerli, teknolojik, sürdürülebilir ürünler" vurgusuna ne ölçüde geçebildi? Markalaşma ve tasarım odaklı üretimde ilerleme nasıl? Türk Tekstili" markasını dünyada daha güçlü konumlandırmak için atılması gereken en önemli adım sizce nedir?</span></b></span></p>

<p><br />
<span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sürdürülebilirlik, tasarım ve teknoloji odaklı üretim bizim çıkış yolumuz. Ancak bu dönüşümde henüz yolun başındayız. Markalaşmada ciddi eksiklerimiz var. Katma değerli ürünlerin ihracat içindeki payını artırmalıyız. İTHİB Futuretex İstanbul Yarışması gibi projelerle genç tasarımcılarımızı destekliyoruz. Markalaşma, sektörü dış rekabette öne çıkaracak tek gerçekçi seçenek. Tasarıma yatırım yapan firmaların başarısı, bu alandaki potansiyeli net biçimde ortaya koyuyor. Bu çerçevede uzun vadede en önemli önceliğimiz markalaşmaya daha fazla yatırım olacak. Markalarla iş birliktelikleri, marka satın alma, uluslararası tekstil işletmeleriyle ortaklıklara gidilmesi katma değerimizi artıracak ve üretim maliyetlerine ilişkin girdiğimiz bu darboğazdan firmalarımız kurtulmuş olacaktır. Örneğin küresel markaların Türkiye’de alım ofisi açmalarına yönelik destek mekanizması kurgulanmalıdır. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türk tekstil ve konfeksiyon ihracatında alıcılar büyük ölçüde global markalardır. Türkiye'de bir küresel marka, en az 250 milyon dolar tutarında bir alım garantisi ile ofis açmakta; söz konusu ofislerin en büyük faydası tedarik zincirinde Türkiye'nin konumunu güçlendirmek olmaktadır. Bununla birlikte Türkiye Varlık Fonunun küresel marka alması sağlanmalıdır. Küresel ölçekte varlık fonlarının büyük markaları satın aldıkları bilinmektedir. Küresel ölçekte yaşanan durgunluğun da etkisiyle satışa çıkarılan küresel giyim markalarının satın alınması, satın alınacak küresel markanın en büyük tedarikçisinin ise Türk tekstil ve hazırgiyim sektörleri olması sağlanmalıdır. Alınacak marka; Türk tekstil ve hazırgiyim sektörlerinin üretimini, ihracatını ve istihdamını artıracak, markalı ihracat teşvik edilerek katma değerli ihracat gerçekleştirilebilecektir.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“GELECEĞİN MESLEĞİ TEKSTİL MÜHENDİSLİĞİ”</span></b></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></b><b><span style="font-family:"Segoe UI Symbol",sans-serif">⁠</span></b><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Nitelikli işgücü bulma ve gençlerin sektöre ilgisizliği sorunu nasıl aşılabilir? Mesleki eğitim ve sektör imajı için ne yapılmalı?</span></b></span><br />
 </p>

<p style="margin-bottom:12.0pt"><span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Teknolojik gelişmelere ve trendlere uyum sağlayabilme kabiliyeti çok yüksek olan Türk Tekstil ve hazır giyim sektörlerini daha ileriye taşımak için nitelikli mühendislere ihtiyaç her geçen gün artıyor. Ekonomiyi; mühendislikle, estetikle, tasarımla ve modayla birleştiren Tekstil Mühendisliği üretim süreçlerini ve teknolojilerini kapsayan çok disiplinli bir mühendislik dalı olarak her alanda karşımıza çıkıyor. Savunma sanayisinden medikale, inşaattan nanoteknolojiye, elektronikten otomotiv sektörüne kadar pek çok alanda üretim ve tedarik süreçlerinde çalışma imkânı sunuyor. Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan sektörde, 81 ilin tamamında faaliyet gösteren fabrika ve üretim tesisleri bulunuyor. Tekstil mühendisliği gerek ülkemizde gerekse dünyada uzun vadede sağladığı olanaklarla geleceğin meslekleri arasında yer alıyor. Nitelikli personel ihtiyacını karşılayabilecek iş garantili burs projemiz olan Tercihim Tekstil Mühendisliği projemiz gibi projelerin sayısı ve niteliği artırılmalı. Özellikle tekstil ve hazırgiyim sektörlerinin ara personel ihtiyacı da her geçen gün artıyor. </span></span></p>

<p style="margin-bottom:12.0pt"><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“SANAYİYİ GENÇLERİMİZ İÇİN CAZİP KILMALIYIZ”</span></b></span></p>

<p style="margin-bottom:12.0pt"><span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ara eleman olabilecek personel daha çok hizmet sektöründe çalışmayı tercih ediyor. Bu konu maalesef imalat sanayiimizin tüm üretim kollarında aynı şekilde karşımıza çıkıyor. İmalatın, sanayiinin, üretmenin değeri; gençlerimizin sanayide bir altın bileziğe sahip olması paha biçilemez. Gençlerimizin sanayide istihdamına yönelik yeni çalışma başlıkları belirlemeliyiz. Bu çerçevede tekstil ve hazırgiyim gibi emek yoğun sektörlerin istihdam potansiyeli olan il ve ilçelere kaydırılması amacıyla Anadolu’ya taşınmasını sağlayacak bölgesel asgari ücret mekanizmasının devreye alınması gerekmektedir. Sanayi sektörü ile ilgili meslek liselerinden mezun kardeşlerimizin, sanayide kesintisiz çalışması halinde, 5 yıl boyunca asgari ücretleri üzerinden herhangi bir kesinti yapılmaması da beklentilerimiz arasında. Söz konusu düzenlemeyle hem işveren maliyeti azalacak hem de imalat sanayiinde istihdam teşvik edilmiş olacaktır. Sosyal yardımlar – işsizlik yardımları özellikle genç nüfusta kullandırılırken çok daha seçici davranılmalıdır.</span></span></p>

<p style="margin-bottom:12.0pt"><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“STA’LAR SORUN YARATIYOR”</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- </span></b><b><span style="font-family:"Segoe UI Symbol",sans-serif">⁠</span></b><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sektörün önümüzdeki 5 yıl için en acil çözülmesi gereken öncelikleri sizce nedir?</span></b></span></p>

<p style="margin-bottom:12.0pt"><br />
<span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Tekstil sektörü, hazırgiyim sektörü ile Türkiye ekonomisine en fazla dış ticaret fazlası sağlayan sektörlerin başında gelmektedir. Tekstil sektörü, Türkiye ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olarak ithalatta haksız rekabete karşı korunmaktadır. Ancak Uzakdoğu Asya ülkelerinden dampingli olarak ya da menşe sapması ile yapılan ithalat, üretim dengelerini olumsuz etkilemekte ve sektörün kapasitesini âtıl bırakmaktadır. Ayrıca Gümrük Birliği ve yürürlükte bulunan STA'lar üzerinden gerçekleştirilen ticaret sapmaları bir taraftan da devletimizi vergi kaybına uğratmaktadır. Bu çerçevede Güney Kore ve Malezya başta olmak üzere ülkemizin sahip olduğu STA'ların bazıları, sektörümüzün dezavantajını ortaya koyan en önemli örnekler olarak öne çıkmaktadır. </span></span></p>

<p style="margin-bottom:12.0pt"><span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Öte yandan yerli üretimi ithalat kaynaklı haksız rekabetten korumak için alınan ticaret politikası önlemleri, Dahilde İşleme Rejimi (DİR) uygulamalarıyla etkisiz hale getirilmektedir. İhracat koşulu beyanıyla ülkeye giren ürünlerin iç pazarda satıldığı, ihraç edilen ürünlerde farklı kalite ve değerlere sahip emsal ürünler kullanıldığına dair şikayetler her geçen gün artmaktadır. Özellikle cari açıkla mücadele eden ülkemizin, hazırgiyim sektörü ile birlikte son 12 yıllık dönemde 175 Milyar $ dış ticaret fazlası veren tekstil sektörünün üretim alt yapısını iyi değerlendirmesi gerekmektedir. Bu kapsamda haksız ithalat artışına karşı Ticaret Bakanlığımız ile sürekli koordineli halde çalışan tekstil sektörünü, haksız rekabete karşı koruyacak ilave önlem mekanizmalarının devreye alınması en önemli beklentiler arasında yer almaktadır.</span></span></p>

<p style="margin-bottom:12.0pt"><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“MENŞE SAPMASINA KARŞI ÖNLEM ALINMALI”</span></b></span></p>

<p style="margin-bottom:12.0pt"><span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Korumacılık eğilimlerinin bir süre daha devam edeceği göz önüne aldığımızda, menşe sapması konusunun dış ticaret politikalarımız açısından çok daha fazla önem kazandığını aşikardır. Bu kapsamda Gümrük Birliği’nin modernizasyonu ve menşe şartlarının ağırlaştırılması alınması gereken öncelikli önlemler olarak değerlendirilmektedir. Bu çerçevede mevcut STA'ların Fas ve Tunus'un sektörümüze uyguladığı gibi yeniden gözden geçirilmesinin ve gelişmiş ülkelerle STA yapılmasının yerinde olacağı değerlendirilmektedir. Özellikle Vietnam, Tayland, Endonezya ve Hindistan gibi Türkiye’nin tekstil sektöründeki önemli rakipleri konumundaki ülkelerle yapılması planlanan STA’larda tekstil sektörü kapsam dışında bırakılmalıdır. Bu kapsamda sektörümüzün talebi, gelişmiş ülkelerle STA yapılmasıdır. Aksi durumda; entegre üretim gücüne sahip olan tekstil sektöründe taviz verilmesi durumunda; Türk tekstil sektörü üretim – istihdam ve yatırımlarının sekteye uğrayacaktır.</span></span></p>

<p style="margin-bottom:12.0pt"><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“AYAĞA KALKMAMIZ İÇİN 3 TEMEL KOŞUL”</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><b><span style="font-family:"Segoe UI Symbol",sans-serif">-⁠</span></b><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"> Tekstil, konfeksiyon ve hazır giyim sektörlerin güçlü biçimde ayağa kalkması için ne gibi koşulların oluşması gerekiyor?</span></b></span></p>

<p><span style="font-size:13px;"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sektörün yeniden güçlü bir şekilde ayağa kalkması için üç temel koşulun sağlanması gerekiyor: Sürdürülebilir maliyet yapısı, markalaşma odaklı ihracat ve nitelikli iş gücü arzı. Üretim maliyetlerinin kontrol altına alınması, enerji ve istihdam desteklerinin sürmesi şart. Aynı zamanda, Ar-Ge ve tasarıma dayalı üretimin teşvik edilmesi gerekiyor. Eğitim altyapısı ile sanayi arasında köprü kurarak gençleri sektöre çekmeliyiz. Bu adımlar sektörümüzü yeniden küresel rekabette ön sıralara taşıyacaktır.</span></span></p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/ahmet-oksuz-ab-pazarinda-bile-zorlanmaya-basladik</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Jul 2025 18:52:19 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/07/ahmet_oksuz_ab_pazarinda_bile_zorlanmaya_basladik_h2385_ebcd1.jpg" type="image/jpeg" length="96642"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Önümüzdeki 5 yıl, sanayinin stratejik dönemi olacak"]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/onumuzdeki-5-yil-sanayinin-stratejik-donemi-olacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/onumuzdeki-5-yil-sanayinin-stratejik-donemi-olacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yenasoft Yönetim Kurulu Başkanı Cem Şirolu, “Endüstri 5.0 perspektifinden baktığımda, önümüzdeki beş yıl sanayi şirketleri için oldukça stratejik bir dönem olacak. Artık sadece dijitalleşmek yetmiyor; bu teknolojilerin insana, topluma ve çevreye katkı sağlayacak şekilde uygulanması gerekiyor. Üretim hattında robotlarla birlikte insanların da yaratıcı ve katma değer üreten roller üstlenmesi gerekiyor.“ dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><strong>GİRAY DUDA</strong></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Yıllarca hakkında sayısız haber, röportaj yaptığımız Endüstri 4.0’dan sonra bu sayımızda da yeni aşama olan Endüstri 5.0 ve dijital dönüşüm hakkında ayrıntılı bilgi almak için Yenasof CEO’su Cem Şirolu ile konuştuk.</span></span></span><br />
 </p>

<p style="margin-left:0cm"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Sayın Cem Şirolu, bizim yaygın olarak şu anda kullandığımız dijital dönüşüm deyimini, daha önce Endüstri 4.0 olarak kullanıyorduk. Endüstri 4.0 bugün için ne anlam ifade ediyor? </span></span></span></b></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Endüstri 4.0 kavramını, yaklaşık on dört yıl kadar önce üretim sektöründeki dijitalleşmeyi tanımlamak için kullanıyorduk. Endüstri 4.0, akıllı fabrikalar, otonom makineler, sensörler aracılığıyla toplanan verilerin analiz edilerek üretim süreçlerinde verimliliği artırmayı hedefliyordu. Bugün geldiğimiz noktada ise Endüstri 4.0 hâlâ geçerliliği koruyor, ancak artık bu dönüşüm sadece üretimle sınırlı değil. Artık finans, sağlık, eğitim, kamu hizmetleri gibi sektörler de dijitalleşme sürecine dahil oldu. Endüstri 4.0, dijital dönüşümün üretim alanındaki uygulamasını ifade ederken, dijital dönüşüm kavramı bu sürecin tüm sektörlere yayılmış, daha kapsamlı bir haline karşılık geliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Dolayısıyla Endüstri 4.0 özellikle üretim yapan işletmeler için bugün hâlâ çok kıymetli. Ancak artık onu daha geniş bir dijital dönüşüm vizyonunun içinde değerlendirmek gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/cemsiroluinsanrobot1.jpg" /><br />
<br />
<b>İNSANLARLA ROBOTLARIN İŞBİRLİĞİ</b></span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Endüstri 5.0 gibi yeni aşamalara geçtik mi? Farkları nedir?</span></span></span></b><br />
 </p>

<p style="margin-left:0cm"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Endüstri 4.0, üretimin dijitalleşmesi, otomasyon ve verimlilik artışı üzerine kuruluydu. Endüstri 5.0 ise bu teknolojik altyapıyı koruyarak, insanın bu sürecin merkezinde kalmasını savunuyor. Endüstri 5.0, yetenekleri geliştirilmiş insanı üretim denklemine dahil ederek insan-makine iş birliğine odaklanıyor. İnsan yaratıcılığı ve uzmanlığını geliştirerek teknolojiyle birleştirip, esnek, sürdürülebilir ve kişiselleştirilmiş üretim süreçleri oluşturulması hedefleniyor. Böylece insanlarla robotların birlikte daha verimli, sürdürülebilir, çevik ve dayanıklı üretimin olduğu bir dünyayı yaratmasını hedefliyor. Yani sadece iş dünyasına değil, sürdürülebilir bir geleceğe de katkı sağlamayı hedefliyor.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">VERİ YÖNETİMİ VE YAPAY ZEKA ENTEGRASYONU</span></span></span></b><br />
 </p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Endüstri 5.0 perspektifinden bakıldığında, sanayi şirketlerinin önümüzdeki 5 yılda odaklanması gereken en kritik dijital dönüşüm adımları nelerdir?</span></span></span></b></p>

<p></p>

<p style="margin-left:0cm"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Endüstri 5.0 perspektifinden baktığımda, önümüzdeki beş yıl sanayi şirketleri için oldukça stratejik bir dönem olacak. Artık sadece dijitalleşmek yetmiyor; bu teknolojilerin insana, topluma ve çevreye katkı sağlayacak şekilde uygulanması gerekiyor. </span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Öncelikle insan-makine işbirliğini güçlendirmek gerekir. Üretim hattında robotlarla birlikte insanların da yaratıcı ve katma değer üreten roller üstlenmesi gerekiyor. İnsanların robotlarla birlikte çalışabilmesi için insanların eğitimlerle bu işbirliğine hazır hale getirilmesi gerekir. </span></span></span></p>

<p style="margin-left:0cm"></p>

<p style="margin-left:0cm"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">YAPAY ZEKA ENTEGRASYONU</span></span></span></b></p>

<p style="margin-left:0cm"></p>

<p style="margin-left:0cm"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">İkinci olarak veri yönetimi ve yapay zeka entegrasyonu. İnsanlarla makineler birlikte çalıştığında insanlara ait büyük miktarda veri saklanması gerekecek ve bu durumda veri gizliliği ve güvenliği de önemli adımlardan biri. Ayrıca sensörlerle toplanan bu büyük verinin anlamlı içgörülere dönüştürülmesi ve karar verme süreçlerine entegre edilmesi kritik.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:0cm"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/cemsirolukimdir.jpg" /></p>

<p style="margin-left:0cm"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ODAKLI DİJİTAL ÇÖZÜMLER</span></span></span></b></p>

<p style="margin-left:0cm"></p>

<p style="margin-left:0cm"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Üçüncü önemli başlık, sürdürülebilirlik odaklı dijital çözümler. Enerji verimliliği, karbon ayak izinin azaltılması, döngüsel ekonomi gibi kavramlar artık sadece çevresel değil, rekabetçi açıdan da kritik. Son olarak, siber güvenlik ve dijital etik gündemdeki konulardan biri. İnsan makine işbirliği esnasında güvenli bir ortam yaratılması ve hem teknolojik hem de etik sorunların ele alınması çok önemli. </span></span></span></p>

<p style="margin-left:0cm"></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">İŞE TEKNOLOJİDEN DEĞİL VİZYONDAN BAŞLAMALI</span></span></span></b></p>

<p style="margin-left:18.0pt"></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Bir sanayi şirketi CEO'su size "Dijital dönüşüme nereden başlamalıyım?" diye sorsa, ilk öneriniz ne olurdu?</span></span></span></b></p>

<p style="margin-left:18.0pt"></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Dijital dönüşüm, bir teknoloji projesi değil, bir strateji meselesidir.</span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black"> Dolayısıyla işe, teknolojiden değil, vizyondan başlamak gerekir.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">DİJİTAL DÖNÜŞÜM KOBİ’LER İÇİN ÇOK UYGUN</span></span></span></b></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- KOBİ'ler için dijital dönüşümün maliyetleri nasıl daha sürdürülebilir hale getirilebilir? </span></span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- KOBİ’ler ayrı dinamikleri olan firmalar. Aslında iş yapış şekilleri dijital dönüşüm için çok uygun. Zaten tasarım işlerinin bir parçası.Veri yönetimini kolaylaştırıp, işbirliğini iyileştirip, ürün geliştirme süreçlerini kontrol edip</span></span></span> <span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">revizyon yönetimini gerçekleştirebilirler. Bu alanda kalırlarsa maliyetler kolayca karşılanabilir bir hal alır.Fayda olarak da maliyetlerini ve hata oranlarını düşürürler.</span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">ÇALIŞANLAR UYUM SAĞLAMALI</span></span></span></b></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Sanayi şirketleri dijital dönüşümde en sık hangi kültürel dirençlerle karşılaşıyor? Bu direnci kırmak için ne gibi stratejiler önerirsiniz?</span></span></span></b></p>

<p></p>

<p style="margin-left:0cm"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Genellikle çalışanlarda bir direnç oluyor, eski alışkanlıklarını bırakmak ve yeni prosedürlere göre hareket etmek zorlayıcı oluyor. Bu da projenin uzun sürmesine veya verimsiz olmasına neden oluyor. Üst yönetimin buna stratejik bir anlam yükleyerek sorgulaması gerekiyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:0cm"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Bilgili dirençli bir proje yöneticisi ile her şey kolaylaşıyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:0cm"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/cemsiroluendustr5spot.jpg" /></p>

<p style="margin-left:0cm"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">GENÇ NESLİ ÜRETİM SEKTÖRÜNE ÇEKMELİ</span></span></span></b></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Türkiye'de sanayide nitelikli insan kaynağı eksikliği dijital dönüşümü nasıl etkiliyor? Çözüm önerileriniz neler? </span></span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Türkiye’de sanayide nitelikli insan kaynağı eksiğinin en büyük sebebi, dokunmatik ekranlarla büyümüş genç insan kaynağını, eskilerde kalan teknolojide çalıştırmak istememiz. Teknolojinin içine doğmuş genç nesli üretim sektörüne çekebilmek için robotlu üretime geçilmesi gerekir. Ortak sistemlere gidiliyor. Çoklu sektörlü işbirlikleri olmazsa, küresel olarak ne bir işletme ne de bir ülke olur.</span></span></span><br />
 </p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Teknoloji ve insan istekleri farklı ürünlere talebi arttığı için, ortak çalışarak 2030’a kadar 12 trilyon dolarlık bir pazar yaratılabileceği ortaya kondu. O zaman bu pazara uyum sağlayabilecek teknolojilere geçiş yapılmalı. Akıllı fabrika, karanlık fabrika, dijital fabrika konularına know-how yatırımı yapılması kritik.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">KARBON AYAK İZİ BAŞTAN TASARLANMALI</span></span></span></b></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Yeşil dönüşüm ile dijital dönüşümün kesişiminde sanayi şirketleri için ne gibi fırsatlar görüyorsunuz? </span></span></span></b></p>

<p><br />
<span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Karbon emisyonları nedeniyle dünya sağlığında yaşanan değişimle birlikte üretimde karbon ayak izi büyük önem taşıyor. Bir ürünün karbon ayak izinin yüzde 90’ı, henüz üretim sürecine gelmeden önce tasarım sürecinde belirlenebiliyor. Karbon ayak izinde bir düşüş elde etmek isteniyorsa, tasarım sürecinden başlanarak kalıp ve iş sürecini değiştirmek gerekir. Bu sebeple ürün yaşam döngüsü çok önemli. </span></span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="background:white"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">SAVUNMA SANAYİ DÜNYA İÇİN ÜRETİM YAPIYOR</span></span></span></span></b></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- İkiz dönüşüm, son yıllarda sıkıntı yaşayan sanayi sektörü için daha da zorlayıcı oldu mu?</span></span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Türkiye’deki OEM’ler (Orijinal ürün üreticileri), dijital dönüşümü gerçekleştiren firmalar ve tedarikçilerini de bu noktaya getiriyorlar. Savunma sanayisinde çağın gereğini yerine getirdikleri için ön plana çıkıyorlar. Dünya ile aynı mantıkta üretim yapıyorlar. Hatta bazıları dünyadaki rakiplerinden çok daha ilerideler. KOBİ’lere de bunu yaymamız gerekiyor. </span></span></span></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Yenasoft olarak sanayi şirketlerine yönelik dijital dönüşüm çözümlerinizde hangi ihtiyaçlardan yola çıkıyorsunuz? </span></span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Burada en önemli konu müşterilerimizle sık aralıklarla toplantı yaparak projeyi doğru fazlara bölmek.</span></span></span><br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Müşterimizin isteklerini ve problemlerini doğru teşhis ettikten sonra çözüm mimarisi arkadaşımız faz faz projeyi devreye alır ve bu arada kullanıcı eğitimleri verilir. Testler bitince proje canlıya alınarak proje tamamlanır.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">SANAYİDE ESNEK İMALAT HATLARINA GEÇİLMELİ</span></span></span></b></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- Sanayi şirketleri dijital dönüşümde "eski altyapıyı modern sistemlere entegre etme" konusunda zorlanıyor. Bu süreçte sizin sağladığınız en kritik destek nedir?</span></span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">- 2021 yılında kurduğumuz Yenaplus ile birlikte şirketlerin eski verilerinin dijital ortama aktarılmasını sağlıyoruz. Önce var olan dataları temizliyoruz, ardından bunu bulut üzerinden platforma taşıyarak ürün yaşam döngüsü dediğimiz PLM sistemini kurarak, kurumsal hafızayı koruma altına alıyoruz. </span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Yeni dünyada daha esnek imalat ekipmanlarına ihtiyaç var. Çünkü üretim hattında sürekli olarak değişen pazar beklenti ve ihtiyaçlarına göre üretim hattında değişiklikler yapılması gerekiyor. Sanayi şirketleri esnek imalat hatlarına geçilmeli, sürekli planlama, yapay zeka ve proses mühendisliği kullanılarak buradan bilgiler alarak geliştirerek maliyetleri düşürerek hem yurtiçi hem de yurtdışında rekabetçi hale gelmesi gerekiyor. Eski yöntemlerle yapılan bir imalat hattının günümüz pazar koşullarında başarılı olma ihtimali bulunmuyor. </span></span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Türkiye savunma sanayisinde İHA’lar vb. alanlarda çok başarılı. Burada birçok mühendislik disiplin kolu bulunuyor. Fizik, matematik, akışkanlar, elektronik. İHA, SİHA düzgün bir şekilde çalışabilmesi için elle hesaplanarak çalışır hale getirilmesi mümkün değil. Motor, kanatlar, içindeki elektroniği, uzaktan kontrol vb. Fabrikalarda da birçok disiplin var. 24 saat çalışan fabrikalarda sensörlerle veri alarak anlık olarak verileri alarak ve yapay zeka desteğiyle analiz ederek üretim sürecinin ilerletilmesi gerekir.</span></span></span></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/onumuzdeki-5-yil-sanayinin-stratejik-donemi-olacak</guid>
      <pubDate>Sun, 18 May 2025 10:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/05/onumuzdeki_5_yil_sanayinin_stratejik_donemi_olacak_h2359_72049.jpg" type="image/jpeg" length="84015"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekilmesinin maliyeti büyük olacak']]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/abdnin-paris-anlasmasindan-cekilmesinin-maliyeti-buyuk-olacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/abdnin-paris-anlasmasindan-cekilmesinin-maliyeti-buyuk-olacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Öztürk, “Trump, ben Paris Anlaşmasından çekiliyorum, diye bir açıklama yaptı. Bu durumda önümüzdeki yıllarda yeryüzü 2 derecenin üstünde ısınacak. Bu nedenle önümüzdeki süreçte en fazla sera gazının olumsuzluğundan en çok etkilenecek ülkelerin başında Türkiye ve Akdeniz ülkeleri geliyor. Bu bölgede kuraklık, susuzluk ciddi biçimde artacak ve tarımsal üretim de ciddi biçimde düşecek.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><strong>GİRAY DUDA</strong></span></p>

<p>İklim değişikliği ile birlikte gelen yangınlar, su taşkınları, sıcaklık artışları gibi global çaplı olaylar birbirini izlerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Paris Anlaşması’ndan çekileceklerini açıklamasının yaratacağı sorunları ve diğer güncel çevre problemlerini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı son müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk ile enine boyuna konuştuk.</p>

<p><b>- Sayın Prof. Dr. Mustafa Öztürk, sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilirlik kelimeleri dünyanın gündeminde yıllardır ön sıralara oturdu. Her oturum ve toplantıda bu konu zevkle konuşuluyor. Konuşulduğu ölçüde, sürdürülebilirlik için doğru, faydalı çalışmalar yapılabiliyor mu?</b></p>

<p>- Türkiye sürdürülebilir kalkınma bakımından Avrupa Birliği ülkelerine göre çok geri düzeyde. Sürdürülebilir kalkınma demek, kullan-at yerine onu sürekli kullanma, atık halinde gelse bile bir şekilde yeniden kullanma ve atık oluşmasını önleme ve enerji tüketimini verimli şekilde kullanma ve proseslerde çıkan herşeyin verimli ve ekonomik biçimde değerlendirilmesi demektir. Yani, kullan-at yerine kullan-sürdür, kullan-devam et anlamına geldiğini de söyleyebiliriz. Türkiye bunu yaygınlaştırabilirdi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/mustafaozturkfabrikaduman.jpg" /></p>

<p>Bir sıkıntı başladı bugünlerde. Özellikle onu da belirtmek istiyorum. ABD’nin yeni yönetimi, ‘sera gazı salınımına, karbon emisyonuna ve atmosferik ısınmaya inanmıyoruz’ dediler. Bu ülke de dünyada Çin’den sonra en büyük sera gazı salınımına sahip bir ülke. Böyle olunca önümüzdeki dönemde ciddi bir tartışma ortamı başlayacak. Bu da özellikle Türkiye gibi ülkelerde, Akdeniz ülkeleri dahil olmak üzere pek çok ülkede, sera gazı emisyonlarının ve sera gazı konsantrasyonlarının atmosferdeki etkilerini daha şiddetli, daha olumsuz olarak göreceğiz.</p>

<p><b>DÜNYA 2 DERECENİN ÜSTÜNDE ISINACAK</b></p>

<p>Bu olmazsa ne olur? Trump, ben Paris Sözleşmesi’nden çekiliyorum, diye bir açıklama yaptı. Bu durumda önümüzdeki yıllarda yeryüzü 2 derecenin üstünde ısınacak. ABD’de fosil yakıt lobisi çok etkili. Bu lobi sadece ABD’de değil, Kuzey Afrika ülkeleri, Çin gibi ülkelerde de çok etkili. Bu nedenle önümüzdeki süreçte sera gazının olumsuzluğundan en çok etkilenecek ülkelerin başında Türkiye ve Akdeniz ülkeleri geliyor. Bu bölgede kuraklık, susuzluk ciddi biçimde artacak ve tarımsal üretim de ciddi biçimde düşecek.</p>

<p><b>DAHA ÇOK YANGINLAR, KURAKLIK GÖRECEĞİZ</b></p>

<p><b>- Hocam Paris Anlaşması’ndan başka ülkeler de çekilir mi?</b></p>

<p>- Henüz bunu açıklayan olmadı. ABD’nin çekilmesinin şu vahim sonucu olacak. Örneğin Türkiye’de binaların ısınması için harcanan enerji aslında önemsenecek miktarda değil. Türkiye’de en büyük enerji tüketimi soğutma enerjisi için kullanılmaktadır. Paris Anlaşması diğer ülkeler tarafından da tartışılmaya başlanırsa bu işin sonunu hayırlı görmüyorum. Yeryüzü önümüzdeki dönemde daha fazla ısınacak, bu kesin. Bu olumsuzluk ciddi etkilerini birkaç yıl gösterecek. Aslında en büyük etkilerini da ABD’de gösterecek. Biliyorsunuz Amerika’da çok büyük yangınlar oldu. Orman yangınları, kuraklık, yeraltı sularının çekilmesi benzeri olaylar daha sık yaşanacak. Türkiye’de de bunları yaşayacağız.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/mustafaozturkormanyangini.jpg" /></p>

<p><b>“MÜSİLAJA DİKKAT”</b></p>

<p><b>- Sonuçta bu aşama dünyaya yüzmilyarlarca dolarlık maliyet ortaya çıkarır değil mi?</b></p>

<p>- Aynen öyle. Bakın, bizim ülkemizde Marmara Denizi’nde müsilaj oluşması gibi olaylarla daha sık karşılaşacağız. Özellikle küresel ısınmadan dolayı atmosferik ısınmanın etkisiyle Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde soğutma enerjisi tüketiminde ciddi artışlar olacaktır.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/mustafaozturkmusilaj.jpg" /></p>

<p>Bunun yanında zaten şu anda Konya Ovası’nda ciddi bir kuraklık ile karşı karşıyayız. Özellikle Konya, Aksaray, Göller Bölgesi’nde yağışların yetersiz olduğunu söyleyebiliyoruz. Bu yağışların azlığı iki tane vahim sonuç doğuracak. Bunlardan birisi, içme suyu temininde sıkıntılar başgösterecek, özellikle Konya ve Aksaray bölgelerinde. İkincisi, biliyorsunuz Konya bölgesi aslında bir tahıl ambarı durumundadır. Ama tahıl üretiminde ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalacağız. Yeraltı sularındaki çekilme daha da artacak.</p>

<p><b>“ÇİM EKİMİNE SON VERİN”</b></p>

<p>Bu sebepten, bu ve benzeri yerlerde su kaynaklarının yanında mesela Konya, İstanbul, Tekirdağ gibi bölgelerde özellikle büyükşehir ve benzeri belediyelere çok basit bir çözüm öneriyorum. Çim ekimine son verin. Yerine sarmaşık ekilebilir. Ayrıca bu bölgelerde mısır, şeker pancarı gibi bitkilerin ekimine de son verilmeli. Çünkü bu tür bitkiler aşırı su sever. Türkiye’nin bunların yerine suyu az seven bitkilerin üretimine geçmesi gerekiyor. Suyu, verimli, doğru kullanmanın yollarından birisi de bu.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/mustafaozturkcimler.jpg" /></p>

<p>İstanbul’un yüzölçümünün yüzde 50’si çatı veya beton. Çatılarda kesinlikle yağmur suyu hasatı yapılmalı. Bu zorunlu hale getirilmeli. 5 bin metrekare gibi çağdışı uygulamalara son verilmeli, özellikle seralar gibi yerlerde bu uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır.</p>

<p><b>YERALTI SULARI BİLE AZALIYOR</b></p>

<p><b>- Hocam, sanayide kullanılan büyük miktarlardaki suyun azaltılması da yıllardan bu yana tartışılıyor. Çok değişik formüller, çözüm yolları ile su tüketimi düşürüldü ama yine de çok yüksek. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?</b></p>

<p>- Türkiye’nin doğru sanayileşmeye, iklime dirençli üretime geçmesi lazım. Yani suyu az kullanan sanayileşmeye kaymalı. Marmara Bölgesi’nde su seven, suyu çok kullanan sanayi kollarının çok olduğunu biliyoruz. Trakya bölgesinde yüzeysel suyu bırakın, yeraltı suyu bile ciddi biçimde azalıyor. Aynı biçimde, Konya, İzmir ve Denizli bölgesinde de aynı durum var. O zaman bu sanayi kuruluşları kullandıkları suyu ileri derecede arıtacak ve proseste yeniden kullanacaklar. Yani sıfır atık su oluşturacaklar. Yeni su kullanımını minimize edecekler. Ya da bu sanayiler temiz sanayi sektörlerine doğru kayma yapacaklar. Değişime, dönüşüme gidecekler. Aşırı yoğun su kullananan sanayi sektörlerine Türkiye’de hızla son verilmeli.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/mustafaozturkyeraltYsuyu.jpg" /></p>

<p><b>SU FAKİRİ ÜLKE OLUYORUZ</b></p>

<p>Türkiye’de kişi başı su tüketimi 1.300 metreküpten 1.200 metreküpe düşebilir. Bunun anlamı da Su Fakiri Ülke olmamızdır. Buraya doğru da gidiyoruz.</p>

<p>Diğer yandan tarımda, sanayide kullanılan atık suların yanı sıra Türkiye’de en çok su buharlaşarak kayboluyor. Sıcakların artması yüzünden buharlaşmanın etkisi çok ciddi oluyor. Göl ve göletlerimizdeki su kaybı durmaksızın artıyor. Bu sebepten dolayı da göletlerin ve barajlardaki suyun buharlaşmasını önleyici önlemlerin yanı sıra dip çamurunu tarayarak su buharlaşmasının önüne geçmemiz lazım.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/mustafaozturksufarikispot.jpg" /></p>

<p><b>ÜRETİLEN ÇİMENTO İÇERİDE KULLANILACAK</b></p>

<p>Avrupa Birliği’nin çimento, demir-çelik, alüminyum gibi malzeme alımında sera gazını azaltan kuruluşlardan alım yapması çok düşünülen, tartışılan bir konu. Ama şu var ki Türkiye bir deprem ülkesi. Yıkıcı depremlerden ve kentsel dönüşümlerden dolayı üretilen çimento şu anda ülkemizin içinde kullanılıyor. En az 5-10 sene bu böyle devam edecek. Avrupa ülkelerine çimento ihraç edilmesine gerek kalmayacak. Demir çelik de, alüminyum da keza öyle.</p>

<p><b>TUZ GÖLÜ KURUYOR</b></p>

<p><b>- Tuz Gölü’nün üzücü durumuna da değinelim mi hocam. Bizim coğrafya derslerinde gururla okuduğumuz, uzaktan sevgi duyduğumuz Van Gölü ve Tuz Gölü küçülüyor. Tuz Gölü’nün durumu daha da vahim değil mi?</b></p>

<p>- Evet bu çok önemli. Tuz Gölü kuruyor. Altını çizerek söylüyorum. Hem de yoğun biçimde kuruyor. Tuz Gölü’nde 250 milyon tonun üzerinde tuz olduğu tahmin ediliyor. Türkiye’nin tuzunun yüzde 50-60’ı Tuz Gölü’nden temin ediliyor.</p>

<p>Konu sadece tuz değil. Bu göl önemli bir ekolojik bölge. Milyonlarca kuşun konaklama bölgesi. 2021 yılında yaklaşık 5 bin flamingo yavrusu öldü, sıcak hava dalgaları ve kuraklıktan, yeterli miktarda su kaynağı bulamamaktan dolayı. Bu olay tekrar ciddi boyutlara doğru gidiyor. Derinlikler pek çok bölgede azaldı ve adacıklar ortaya çıktı. Derinlikler azaldıkça buharlaşma daha şiddetli oluyor. Tuz Gölü’nde bu tehlike bu yaz ciddi biçimde kendisini gösterebilir. Bunun için acil olarak kolları sıvamak lazım.</p>

<p><b>TUZ GÖLÜ’NE SU AKTARILMALI</b></p>

<p><b>- Peki ne yapılabilir hocam?</b></p>

<p>- Su transferi yapılabilir. Başka bölgeden Tuz Gölü’ne su aktarılmalı. Tarım arazilerinin sulanması için de benzer çalışmalar yapılmalı. Yeraltı sularının yoğun kullanıldığı tarım yerine az yoğun kullanılan tarım türleri tercih edilmeli.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/mustafaozturktuzgoluflamingo.jpg" /></p>

<p><b>BİYOGAZ TEŞVİKLERİ SÜRDÜRÜLMELİ</b></p>

<p><b>- Türkiye’nin temiz enerji sınıfındaki güneş, su, rüzgar enerjisi yatırımlarında hızlı büyüme yaşanıyor. Yeterli mi? Sürdürülebilir kalkınma açısından ülkemizde temiz enerjide alınacak ne kadar yol var? Başka neler yapılabilir?</b></p>

<p>- Türkiye temiz enerji bakımından iyiye doğru gidiyor. Suyu, rüzgarı, güneşi giderek daha fazla kullanıyor. Ama bir enerji kaynağımız daha var. Bu da atıktan üretilecek biyogaz tesisleridir. Bu alandaki teşvikler yakın zamanda düşürüldüğü için biyogaz üretecek firmalar bu yatırıma girip girmemeyi düşünüyorlar. Biz bu tesisleri kapatalım mı diyorlar. Eğer bu tesisler kapatılırsa Türkiye’de ciddi bir çevre, atık kirliliği oluşur. Çünkü bu arıtma çamurlarından, hayvan gübrelerinden, atıklardan önemli miktarda biyogaz elde ediliyor. Ama teşvik sisteminin devam etmesi lazım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu etmezse de önümüzdeki dönemde hayvan gübrelerinden çıkan atıklar, mesela Marmara Bölgesi’nde yüzde 85 oranında tarımsal kaynaklı kirleticiler Marmara Denizi’ni kirletiyor. Sonuçta Marmara Denizi kış aylarında bile müsilaj ile karşı karşıya kalabiliyor. Geriye kalan yüzde 15 orandaki kirleticiler de sanayi tesislerinden geliyor. Hayvan çiftliklerinin atıklarının içinde ciddi miktarda azotlu, fosforlu kirleticiler var. Tarım arazilerinde ve benzeri yerlerde aşırı azotlu, fosforlu gübre kullanıldığı müddetçe Marmara Denizi kullanılamaz. Bunun için de en iyi çözüm Marmara Bölgesi’nde biyogaz üretimi ve kompoz üretimidir. Böylece, buralarda atıkların Marmara Denizi’ne dökülmesi önlenmeli ve ayrıca çevreci enerji üretimi yapılmalıdır.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/abdnin-paris-anlasmasindan-cekilmesinin-maliyeti-buyuk-olacak</guid>
      <pubDate>Sat, 17 May 2025 14:38:08 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/05/abdnin_paris_anlasmasindan_cekilmesinin_maliyeti_buyuk_olacak_h2356_35449.jpg" type="image/jpeg" length="26001"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kesikbaş: Afetler ve iklim değişikliği tehditlerine karşı hazırlanıyoruz]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/kesikbas-afetler-ve-iklim-degisikligi-tehditlerine-karsi-hazirlaniyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/kesikbas-afetler-ve-iklim-degisikligi-tehditlerine-karsi-hazirlaniyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, “Topluma dönük bir sanayi odası vizyonumuzla hazırladığımız bu rapor, sanayi ekosistemi olarak karşı karşıya olduğumuz riskleri daha iyi anlamak ve bu risklere karşı etkili çözümler geliştirmek amacıyla oluşturduğumuz bir rehber niteliğindedir.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Eskişehir Sanayi Odası (ESO), Eskişehir’in sanayi ekosistemini daha dirençli ve sürdürülebilir hale getirmek amacıyla hayata geçirilen yeni bir eylem planı ve strateji belgesini kamuoyuna sundu. Eskişehir Teknik Üniversitesi ile işbirliği içerisinde hazırlanan Eskişehir Sanayi Ekosistemi Dirençlilik Strateji ve Eylem Planı, Eskişehir sanayisinin doğal afetler ve iklim değişikliği gibi küresel tehditlere karşı dayanıklılığını artırmayı hedefliyor.</span></span></span></p>

<p class="SPOT"></p>

<p class="SPOT"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">‘HERKESİ BU EYLEM PLANINI UYGULAMAYA DAVET EDİYORUZ’</span></span></span></b></p>

<p class="SPOT"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Hazırlanan eylem planı ile ilgili açıklama yapan Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, sanayi ekosisteminin afetlere karşı daha dirençli hale gelmesinin hem ekonomik sürdürülebilirlik hem de toplumsal refahımız için çok kritik olduğunu belirtti. </span></span></span></p>

<p class="SPOT"></p>

<p class="SPOT"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">"Topluma dönük bir sanayi odası vizyonumuzla hazırladığımız bu rapor, sadece sanayi tesislerimizin değil, aynı zamanda yarattığımız 100.000’i aşkın istihdam ve beraberindeki sanayi ekosistemi olarak karşı karşıya olduğumuz riskleri daha iyi anlamak ve bu risklere karşı etkili çözümler geliştirmek amacıyla oluşturduğumuz bir rehber niteliğindedir. Ülkemizin son yıllarda yaşadığı Kahramanmaraş depremleri, sel felaketleri, orman yangınları ve en son Ocak 2025’te Bolu’da yaşanan elim otel yangını gibi olaylar, afetlere hazırlıksız yakalanan bir sanayi ekosisteminin sadece ekonomik değil, kentsel ve toplumsal bir çöküşe de sürüklenebileceğini göstermiştir. Bu nedenle, tüm üyelerimizi ve paydaşlarımızı bu eylem planını benimsemeye ve uygulamaya davet ediyoruz" diye ekledi.</span></span></span></p>

<p class="SPOT"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/celalettinkesikbasfabrika.jpg" /></p>

<p class="SPOT"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Raporda öne çıkan stratejik hedefler arasında lojistik altyapının iyileştirilmesi, yapı sağlığı izleme sistemlerinin kurulması, sanayi yapılarının dayanıklılığının desteklenmesi, eğitim ve farkındalığın artırılması gibi konular yer alıyor.</span></span></span></p>

<p class="SPOT"></p>

<p class="SPOT"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black"><span style="text-transform:uppercase">‘Eskişehir Sanayisinin Geleceğini Belirsizliklerine Karşı Korumalıyız’</span></span></span></span></b></p>

<p class="SPOT"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Eskişehir Sanayi Odası ve Eskişehir Teknik Üniversitesi iş birliğiyle hazırlanan sanayi ekosisteminin dirençliliği raporunun kentin geleceği için gerekli tedbir ve önlemleri ortaya koyduğunu belirten Başkan Kesikbaş, “Ancak bu rapor, sadece teknik detaylar ve stratejik planlardan ibaret değildir. Aynı zamanda, Eskişehir’in kalbi olan sanayi ekosisteminin karşı karşıya kalabileceği büyük risklere dikkat çeken bir uyarıdır. Bir afetin şehre neler yaşatabileceğini göz önünde bulundurmak zorundayız. Sessizliğe gömülmüş fabrikalar, işsiz kalan binlerce insan, kapanan üretim hatlarını hayal edin. Yıkılan sadece binalar değil, insanların yıllarca inşa ettiği emek, hayaller ve güvenli yarınlardır. Bu rapor, böylesine yıkıcı bir senaryonun önüne geçmek için atılacak adımları belirliyor. Sanayi ekosistemimizin dayanıklılığını artırmak, Eskişehir’in yarınlarına yapılacak en büyük yatırımdır” dedi.</span></span></span></p>

<p class="SPOT"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">‘TEKNOLOJİ ÜSSÜ OLMAYI PLANLIYORUZ’</span></span></span></b></p>

<p class="SPOT"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Bu arada, Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş Anadolu'nun sanayisinde teknoloji üssü olmayı planlayan Eskişehir'in modern sanayi ile nasıl iç içe geçtiğini ve geleceğe yönelik hedeflerini anlattı.</span></span></span></p>

<p></p>

<p><span lang="ZH-CN" style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Eskişehir</span></span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">’in</span></span><span lang="ZH-CN" style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black"> daha yaşanabilir ve sürdürülebilir sanayi </span></span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">olması noktasında neler yaptığını açıklayan Kesikbaş şu ayrıntılı açıklamayı yaptı:</span></span><br />
 </p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">“</span></span><span lang="ZH-CN" style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Eskişehir, sanayi ve çevre dengesini başarıyla gözeten şehirlerden biri olarak Türkiye’nin öne çıkan merkezlerinden biri. Eskişehir Sanayi Odası (ESO) olarak, sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm konularında öncü adımlar atıyoruz. Hazırladığımız "Eskişehir İl Merkezinin Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Yeşil Şehir Programı Kriterlerine Göre Değerlendirilmesi Raporu," şehrimizin su, enerji, atık yönetimi ve arazi kullanımı gibi kritik alanlardaki mevcut durumunu kapsamlı şekilde analiz ederek çevresel sürdürülebilirlik adına önemli yol haritaları sunuyor. Ayrıca ESO bünyesinde kurduğumuz Sürdürülebilir Yeşil Sanayi Birimi, sanayi kuruluşlarımızın yeşil dönüşüm süreçlerini hızlandırarak, emisyon azaltımı ve inovasyon gibi alanlarda ilerlemelerine destek veriyor. Sanayinin sosyal sorumluluğunun farkında olarak, konut ve altyapı sorunlarından ulaşım zorluklarına kadar Eskişehir’in toplumsal meselelerine de raporlarla ışık tutuyoruz. Eskişehir’de imalat alanında 100 binden fazla kişiye istihdam oluşturulduğu ve şehrin her üç ailesinden biri geçimini sanayi sektöründen sağladığı için, bu alanlardaki sorunları gündemde tutarak, çalışanlarımızın yaşam kalitesini artırmayı sürdüreceğiz.</span></span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">”</span></span></p>

<p></p>

<p><span lang="ZH-CN" style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">YATIRIMIN CAZİP MERKEZİ </span></span></p>

<p><span lang="ZH-CN" style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Eskişehir</span></span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">’in </span></span><span lang="ZH-CN" style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">stratejik konumu, nitelikli iş gücü ve güçlü sanayi altyapısıyla yatırımcılar için cazip bir merke</span></span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black"> olduğunu vurgulayan Kesikbaş, “</span></span><span lang="ZH-CN" style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Ancak bizim için önemli olan, bu potansiyelin yalnızca mevcut sektörlerle sınırlı kalmaması ve özellikle yüksek katma değerli, ileri teknolojiye dayalı yatırımların şehrimize çekilmesidir. Eskişehir havacılık, savunma sanayii, raylı sistemler ve beyaz eşya gibi sektörlerde ciddi bir birikime ve güçlü bir altyapıya sahip. Bununla birlikte, yenilenebilir enerji, biyoteknoloji, sağlık teknolojileri ve yazılım geliştirme gibi geleceğin sektörlerinde de önemli yatırımlar bekliyoruz. Eskişehir’in ihracat performansı bu hedefimizi destekler nitelikte. 2024 yılında Eskişehir'in toplam ihracatının yüzde 30'undan fazlası, orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerden oluşmakta. Türkiye ortalamasının yalnızca yüzde 4 olduğu düşünüldüğünde, Eskişehir'in yüksek teknolojili ürünlerde ne kadar güçlü bir altyapıya ve vizyona sahip olduğu açıktır. Bu başarı, şehrimizin teknoloji odaklı yatırımlar için ne denli uygun bir ekosisteme sahip olduğunu göstermektedir. Biz, bu ekosistemi daha da geliştirmek için sanayicilerimize her türlü desteği sunmaya devam ediyoruz</span></span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">” dedi. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black"><span style="text-transform:uppercase">YATIRIM BEKLEDİĞİMİZ SEKTÖRLER</span></span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Gelecek yatırımların, </span></span><span lang="ZH-CN" style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Eskişehir'in mevcut sanayi yapısı ve potansiyeli </span></span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">göz önünde </span></span><span lang="ZH-CN" style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">bulundurulduğunda, öncelikli olarak mevcut havacılık, savunma, raylı sistemler, beyaz eşya ve makine imalatı gibi sektörler</span></span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black"> olmasının daha akılcı olduğunu vurgulayan Celalettin Kesikbaş, “</span></span><span lang="ZH-CN" style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Bu sektörler, şehrimizin ihracatında önemli bir paya sahip ve yüksek katma değerli üretim yapısıyla ekonomimize büyük katkı sağlıyor. Bunun yanında yenilenebilir enerji ve çevre teknolojileri gibi sürdürülebilirlik odaklı sektörlerin de Eskişehir'de gelişmesini çok önemsiyoruz. Bu alanlar hem çevresel hem de ekonomik anlamda gelecek vaat ediyor. Şehir olarak karbon nötr hedeflerine odaklanmış durumdayız ve bu dönüşüm sürecinde sanayicilerimizin yanındayız. Hedefimiz, şehrimizi dünya genelinde bir teknoloji üssü haline getirmek.</span></span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">” diye konuştu. </span></span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/celalettinkesikbasyonetim.jpg" /></p>

<p><span lang="ZH-CN" style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">“GELECEĞİN ÜRETİMİNE LİDERLİK EDİYORUZ”</span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Eskişehir Sanayi Odası olarak, tarihi, kültürü ve sanayisiyle Eskişehirli olmanın gururunu hissettirmeyi amaçladıklarını vurgulayan ESO Başkanı Kesikbaş, yaptıkları faaliyetleri şöyle anlattı: </span></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">“</span></span><span lang="ZH-CN" style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Eskişehir</span></span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">,</span></span><span lang="ZH-CN" style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black"> tarihi, kültürü ve sanayisiyle Türkiye’nin en özel şehirlerinden biri. Eskişehir Sanayi Odası olarak hem sanayicilerimize hem de halkımıza bu kente ait olmanın gururunu daha derinden hissettirmeyi amaçlıyoruz. Eskişehirli olmayı, sanayiciler ve girişimciler için bir marka değeri haline getirme hedefimizle, sunduğumuz hizmetleri güçlendiriyor ve sanayicilerimizin uluslararası rekabet gücünü artırıyoruz. Eğitim programları, danışmanlık hizmetleri ve uluslararasılaşma projeleriyle firmalarımızı global arenada ön plana çıkarıyoruz. ‘Yeşil Sanayi’ ve ‘Dijital Dönüşüm’ projeleriyle geleceğin üretim süreçlerine liderlik ediyoruz. Sosyal sorumluluk projeleri ve mesleki eğitimlerle gençlere fırsatlar sunarken, her başarılı girişimin Eskişehir’in markasına değer kattığını izliyoruz. Amacımız, Eskişehir’i sürdürülebilirlik, inovasyon ve yaşam kalitesinde Türkiye’nin örnek şehirlerinden biri haline getirmek.</span></span></p>

<p><span lang="ZH-CN" style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">ESO olarak önümüzdeki dönemde "üçüz dönüşüm" olarak adlandırdığımız yeşil, dijital ve toplumsal dönüşüm alanlarına odaklanmayı planlıyoruz. Bu entegre yaklaşım, sanayimizin çevresel etkilerini azaltırken, teknolojik yenilikleri kullanarak verimliliği artırmayı ve toplumsal faydayı ön planda tutmayı amaçlıyor. Ayrıca, ihracatımızı artırmak ve yeni pazarlara açılmak için üyelerimize yönelik eğitimler, danışmanlık hizmetleri ve uluslararası iş birliği fırsatları sunuyoruz. Bu çalışmalarla, Eskişehir sanayisinin sürdürülebilir büyümesini ve rekabet gücünü artırmayı hedefliyoruz.</span></span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">”</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Türkiye'nin Kahramanları Eskişehir'de buluştu</span></span></strong></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Eskişehir Sanayi Odası (ESO) ve Güvenilir Ürün Platformu iş birliğinde gerçekleştirilen Türkiye'nin Kahramanları Eskişehir Buluşması etkinliği, yerli üreticiler ile büyük alıcıları bir araya getiren önemli bir organizasyona ev sahipliği yaptı. Eskişehir Sanayi Odası Hizmet Binası</span></span><span lang="EN-US" style="color:black">’</span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">nda düzenlenen etkinlik kapsamında organize edilen fuar, yerli üreticilere geniş çaplı iş bağlantıları kurma fırsatı sundu.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Fuarda, farklı sektörlerden birçok yerli üretici stant açarak ürünlerini tanıtma ve doğrudan alıcılarla buluşma imkânı yakaladı. 35 büyük alıcı firma, fuara katılarak yerli üreticilerle birebir görüşmeler gerçekleştirdi ve iş birlikleri için önemli adımlar atıldı. Bu buluşma, Eskişehir sanayisinin gelişimi açısından büyük bir önem taşırken, aynı zamanda yerli üretimin desteklenmesi ve ulusal ekonomiye katkı sağlanması adına önemli bir platform oluşturdu.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Etkinlik, Güvenilir Ürün Platformu Başkanı Celal Toprak’ın moderatörlüğünde, protokol üyelerinin katılımıyla yapılan açılı</span></span><span lang="EN-US" style="color:black">ş</span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black"> konuşmalarıyla başladı. Eskişehir Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş, yerli üreticilerin daha güçlü ve rekabetçi olabilmesi için bu tür organizasyonların önemine vurgu yaparak, Eskişehir’in sanayi alanındaki gücünü ve potansiyelini en iyi şekilde değerlendirmek adına çalı</span></span><span lang="EN-US" style="color:black">ş</span><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">malara devam edeceklerini belirtti. Kesikbaş, "Yerli üretimi desteklemek ve sanayicilerimizi alıcılarla buluşturmak için böyle önemli bir organizasyona ev sahipliği yapmaktan büyük gurur duyuyoruz. Eskişehir, üretim gücü ve sanayi altyapısıyla Türkiye’nin en önemli sanayi kentlerinden biri. Bu tür fuarlarla üreticilerimize yeni kapılar açmaya devam edeceğiz." dedi </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt da etkinlikte yer alarak şunları ifade etti: "Eskişehir, inovasyon ve sanayi alanında önemli bir merkez haline gelmiştir. Burada yerli üreticilerin desteklenmesi ve yeni iş birliklerine adım atması, sadece Eskişehir için değil, ülke ekonomisi için de büyük bir kazanım olacaktır."</span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black"><span style="text-transform:uppercase">Standlar Ziyaret Edildi</span></span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Fuara, iş dünyasının yanı sıra yerel yönetim temsilcileri ve sanayi sektörünün önde gelen isimleri de katılım gösterdi. Eskişehir Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş, Başkan Yardımcıları Sinan Özeçoğlu ve Fatih Düş, Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Özdemirel, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Ayşe Ünlüce, ve Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Çağrı Özeçoğlu, etkinlik kapsamında açılan stantları ziyaret ederek firmalarla birebir görüşmeler gerçekleştirdi.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">Etkinlik kapsamında 35 büyük şirketin temsilcileri gün boyu standları ziyaret ederek yerel üreticilerin ürünlerini inceleyerek, iş geliştirme ve e-ticaret üzerine değerlendirmelerde bulundu, üreticilere yol haritaları çıkarıldı.</span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/kesikbas-afetler-ve-iklim-degisikligi-tehditlerine-karsi-hazirlaniyoruz</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Mar 2025 18:30:11 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/03/kesikbas_afetler_ve_iklim_degisikligi_tehditlerine_karsi_hazirlaniyoruz_h2338_c9c16.jpg" type="image/jpeg" length="43530"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Satışlarımız değişmedi cirolarımız düştü”]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/satislarimiz-degismedi-cirolarimiz-dustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/satislarimiz-degismedi-cirolarimiz-dustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- Takım Tezgahları Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TİAD) Başkanı Murat Akyüz, “Teşvik ve destek programlarının yetersizliği, yüksek enerji fiyatları, teknolojik yatırımlara yönelik faiz politikaları ve finansman sorunu, hammaddeye erişim zorluğu ve Çin’in pazarı domine etmesiyle ülkemiz sanayisi; düşük kar marjlarıyla “durumu idare ediyor” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><strong>GİRAY DUDA</strong></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Takım tezgahları sektörü, sanayinin temel sektörlerinden önde geleni sayılabilir. Takım Tezgahları Sanayicileri ve İş İnsanları Derneğinin Başkanı Murat Akyüz ile 2024 yılının nasıl geçtiğini, başlıca sorunlarını ve beklentilerini konuştuk. </span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sayın Murat Akyüz, öncelikle bize TİAD’ı kısaca tanıtıp kuruluş amacı ve misyonu hakkında bilgi verebilir misiniz?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- TİAD’ı anlatmak için öncelikle sektör hakkında bilgi vermek faydalı olur. Takım tezgahları, “makina üreten makinalar” olarak bilinen üretim teknolojileridir. Bu teknolojiler, ana yatırım mallarıdır ve talaşlı imalatın, metale şekil vermenin var olduğu her yerde takım tezgahlarına ihtiyaç vardır. Takım tezgahları derken sadece CNC’lerden değil; onların tamamlayıcı ekipmanları (takımlar, bağlama sistemleri, takım tezgahlarının yedek parçaları ve ilgili diğer ekipman/makineleri, vb.), metroloji ve kalite kontrol ekipmanları, üretim teknolojilerinde kullanılan yazılımlar, eklemeli imalat makineleri, robotlar, otomasyon ve mekatronik sistemler, lazer kaynak, optik ekipman işleme, vb. gibi çok geniş bir alandan söz ediyoruz. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">1992’de kurulan TİAD, yukarıda saydıklarımızdan oluşan teknoloji yelpazesinin imalatı, ihracatı, satış sonrası teknik hizmetleri, teknoloji transferiyle katma değerli üretim ve ihracat gücünün artırılması için destek hizmetleri alanında faaliyet gösteren sanayici ve iş insanlarını bir araya getirerek; sektörün mesleki ilkelerini oluşturup uygulanmasını sağlamak ve üyelerini yurtiçinde ve yurtdışında ilgili platformlarda en iyi şekilde temsil etmek amacıyla kurulmuş bir mesleki sivil toplum kuruluşudur. </span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">TÜRKİYE’NİN TAKIM TEZGAHI İHTİYACINI ÜYELERİMİZ KARŞILIYOR</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- TİAD'ın üye profili hakkında bilgi verebilir misiniz?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Gururla belirtiriz ki Türkiye’nin takım tezgahı ve ilgili tamamlayıcı sistemleri ihtiyacının yüzde 80’inden fazlası TİAD üyeleri tarafından karşılanıyor. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Dernek üyelerimiz takım tezgahları imalatı, ihracatı, satış sonrası teknik hizmetler ve teknoloji transferi yoluyla Türkiye sanayisini ve ekonomisini güçlendiriyor. Ayrıca sektördeki hizmet sağlayıcılar da TİAD’a katılımcı üye olabiliyor. Leasing firmaları, Enerji veya Teşvik Danışmanlık Şirketleri ve Dış Ticaret Uzmanı-Gümrük Müşaviri üyelerimiz var. Birbirine fayda sağlayıp karşılıklı gelişen, dolayısıyla Türkiye sanayisini zenginleştirip coğrafyamızdaki imalatçıların küresel pazarda rekabetçiliğini artıran üyelerimiz mevcut. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ayrıca derneğimizin üye profilinde, dünyada markalaşan çok kıymetli sanayi kuruluşları önemli konumda. Teknoloji transferiyle sektöre hizmet veren bu üyelerimiz, temsil ettikleri markaların yatırımlarını coğrafyamıza çekerek ürünlerini ülkemizde üretmeye teşvik etti. Azımsanamayacak şekilde ABD, Kore, Tayvan, Avusturya, Almanya merkezli markalar, TİAD üyeleri sayesinde ülkemizde üretiyor. </span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">VAR OLANI KORUMAYA ÇALIŞIYORUZ</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- <b>TİAD üyelerinin ciro, satış ve kar verileri bir anlamda Türkiye ekonomisinin durumunu da ortaya koymaktadır. Son birkaç yılın verileri nelerdir ve siz bunları nasıl yorumluyorsunuz.</b></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Bilhassa üretici üyelerimizden satış adetlerinin 2023’le benzer, başa baş seyretse bile ciro bazında düşüşle karşı karşıya olduklarını dinledik. Paranın maliyeti arttı! </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Dünyada olduğu gibi ülkemizde de üretimde daralma var. Bu daralmaya paralel olarak sektörümüzün ve talaşlı imalat sanayisinin ana gündemi: Üretim maliyetlerini düşürmek, üretimde maliyet yönetimi, var olanı korumak… </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Teşvik ve destek programlarının yetersizliği, yüksek enerji fiyatları, teknolojik yatırımlara yönelik faiz politikaları ve finansman sorunu, hammaddeye erişim zorluğu ve Çin’in pazarı domine etmesiyle ülkemiz sanayisi; düşük kar marjlarıyla “durumu idare ediyor.” </span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">AR-GE VE İNOVASYON AZALDI</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Endişelenerek izlediğimiz konulardan biri, düşük kar marjı ve cirolar sebebiyle üretim sanayisinin, Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinden tasarruf etmeye çalışması. Çünkü bu durum bir sonraki dönemin inovatif faaliyetlerini baltalayıp daha da düşük karla idare etmeye zorlayacaktır. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sayısal veriler ışığında duruma baktığımızda sektörün karlılığı yıllara göre değişmekle birlikte yüzde 3 ile yüzde 15 arasında değişim gösteriyor. Takım tezgahlarının üretiminde son 5 yılda yüzde 39’luk ciddi bir büyüme gerçekleşti. Bu büyüme hem yerli sermaye ile üretim yapan firmaların büyümesi hem de yurtdışından gelen yatırımların artması sayesinde oldu. Yurt içi kullanım, diğer bir tabir ile satış/ciro tarafında da imalat sanayimizin hızlı gelişimiyle orantılı olarak (özellikle havacılık, savunma ve medikal) büyük bir gelişim yaşandı. Sektörün cirosu 5 yılda ikiye katlandı.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">SANAYİDE ÇALIŞACAK PERSONEL LAZIM, HEM DE ÇOK…</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Takım tezgahları sektöründe yaşanan en büyük zorluklar nelerdir?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Nitelikli personel sorunu sektörün gündeminde ilk sırada. Sanayide çalışacak personel lazım, hem de çok lazım… Ancak maalesef meslek okullarındaki eğitimin beklentinin üstünde olamayışı, meslek okullarındaki öğretmenlerin mesleklere yönelik mevcut bilgisini teknolojik imkanlar sebebiyle güncelleyemeyişi, öğrencileri daha okul sıralarında kaybetmemize sebep oluyor. Meslek okullarından mezun olanların sadece yüzde 10-14 civarı okuduğu alanda çalışıyor. Sanayicilerin yanlış İK politikalarının da maalesef bu durumda payı var. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/tiadmakinaspot1_1.jpg" /></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">SEKTÖRÜMÜZÜN TALEPLERİ VAR</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Uygulanan kur politikası nedeniyle her sektörün sıkıntı yaşadığı bir dönemde TİAD üyelerinin ihracat ve ithalat faaliyetleri nasıl bir trend izliyor. Karlılık ne yönde gidiyor ve bu konuda talepleriniz var mı? </span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sektörün karlılığı yıllara göre değişmekle birlikte yüzde 3 ile yüzde 15 arasında değişim gösteriyor. </span><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Satışlar başa baş gitse bile veya bir parça daha fazla olsa bile kar marjı düşük. Sanayicilerimiz, düşük kar marjıyla adeta idare edip bugünü kurtarmaya ve darboğazı geçmeye odaklı. Elbette sanayici iş insanları olarak taleplerimiz var. Karlılık için;</span></p>

<ol>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Etkili teşvik ve destek politikaları </span></li>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Enflasyon ile dengeli döviz kuru </span></li>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Teknolojik Yatırım yapmak isteyenlerin İGV gibi ek külfet olan vergilerden muaf tutulması gerekiyor. Bunun sonucu olarak hem verimlilik artacak hem de yatırımlar katlanarak devam edecektir.</span></li>
</ol>

<p></p>

<p style="text-align:justify"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">ÜRETMEKTE VE İHRACATTA ISRARLIYIZ</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">-Yurtdışı pazarlarında Türk takım tezgahlarının rekabet gücü hakkında ne düşünüyorsunuz?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Türkiye takım tezgahları sektörü dünyada rekabetçi. Ama yeterli düzeyde mi, hayır değil. Tabi dünyada rekabet denilince, ölçek ekonomisi ve kitlesel satın alma yöntemini kullanan Çin ile rekabet tamamen farklı bir boyutta değerlendirilmeli.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ancak üretimin bir ülke politikası olmamasına, yeterli teşviklerin var olmamasına rağmen; sanayimiz, üretmekte ve dünyaya sunmakta ısrarlı. Bu da kesinlikle Türkiye’nin dinamizmiyle alakalı. Çünkü buradaki üretim hikayesi; krizlere, resesyonlara fazlasıyla talimli. </span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘OKUMAZSAN SENİ SANAYİYE VERİRİM’</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Türkiye'de takım tezgahları sektörünün dünya ile rekabet edebilmesi için neler yapılması gerekiyor?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Öncelikle mesleki eğitimde ve eğitimde reform gerekiyor. “Okumazsan seni sanayiye veririm” sözünün rafa kalkması, meslek liselerinin en alt tabaka olarak görülmekten vazgeçilmesi ve 2000’li yıllar öncesindeki gibi değerli hale getirilmesi elzem. Meslek okulları stratejiktir. Sanayinin ve Türkiye’nin geleceği olan meslek okulları, liselere giriş sınavlarında başarılı olamayanlara layık görülmemeli. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Rekabetçilikte en büyük rol Ar-Ge, Ür-Ge ve İnovasyonundur. Know-how buradan doğar. Ayrıca üretenin, üretmek isteyenin ve benzersizi üretenin devlet ve yatırım fonları tarafından desteklenmesi gerekiyor. Bilhassa dış ticarette kolaylık sağlamak önemli bir avantaj yaratır. </span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">ÇOK YÖNLÜ MESLEKİ EĞİTİM</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- TİAD'ın teknik eğitim ve bilgi paylaşımı konusundaki faaliyetleri nelerdir? Sektörde kalifiye iş gücü yetiştirmek için TİAD olarak neler yapıyorsunuz?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sektörel bazda mesleki eğitimler ve seminerler düzenlemek, Sektöre belgeli ve bilgili iş gücü sunmak için çalışmalar yapmak TİAD’ın misyonu arasında. Bu sebeple TİAD; 2007 yılından bu yana mesleki eğitim sağlayan TİAD Akademi ve 2013 yılından bu yana işgücünü standardize eden ve belgeleyen TİAD Mesleki Test Merkezi ile sektöre hizmet ediyor. Ayrıca TİAD’ın resmi yayın organı TT Magazin, mesleki gelişim, akademik faaliyetler, eğitim ve bilgilendirmeye yönelik farkındalık yaratma ve kamuoyu oluşturmaya yönelik yayınlar yapıyor.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">AR-GE VE İNOVASYON OLMADAN REKABETÇİLİK OLMAZ</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- İmalat sanayisinde yeni teknolojilerin rolü ve etkileri hakkında ne düşünüyorsunuz? Takım tezgahları sektöründe inovasyon ve Ar-Ge çalışmaları ne kadar önemli?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Tarlayı karasabanla mı daha kısa sürede sürersiniz yoksa traktöre bağlı son model bir rotovatörle mi? Teknoloji ve gelişime ihtiyaç duyulmasaydı ve herkes geleneksel olana razı kalsaydı dünya 4 sanayi devrimi görür müydü? </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yeni üretim teknolojileri etkilemenin de ötesinde; tarihi, politikayı, yaşam tarzını değiştirir. Çağı değiştirir! Sadece imalat sanayisinde değil, günlük yaşamımızda bile… Mesela 30 yıl öncesinin postaneleri kaldı mı veya avizeli telefonlar… </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ar-Ge ve İnovasyon olmadan yeni teknoloji, yeni teknoloji olmadan da rekabetçilik mümkün değil. Üretim, bu alanlardan bağımsız değil. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Takım tezgahları sektöründe inovasyon ve Ar-Ge eskisinden daha da önemli hale geldi. Endüstrinin dönüşümü ve dijitalleşmenin sonucu olarak verimlilik, hız ve minimum işletme maliyeti ön planda. Durum böyle olunca ancak dahiyane fikirler geliştirerek ve bunları destekleyerek büyüyebiliriz. Ar-Ge ve inovasyonun önemini somut örneklerle görmek istiyorsanız 1973 yılında kurulan ITRI’nin (Endüstriyel Teknoloji Araştırma Enstitüsü) takım tezgahları endüstrisinde Tayvan’ı ortalıkta yokken günümüzde dünyanın sayılı ülkeleri arasına nasıl soktuğunu araştırabilirsiniz.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">DAHA ÇOK VE HIZLI DESTEĞE İHTİYACIMIZ VAR</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Endüstri 4.0, nesnelerin interneti ve üretimdeki yapay zeka uygulamaları herhalde en çok sizin sektörünüzü doğrudan ilgilendiriyor. Bu konularda üyeleriniz inovatif faaliyetlerini yeterince hızlı hayata geçirebiliyorlar mı? Bilgi ve teknik destekleri yeterli mi?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Üretimde verimlilik artışı için hem dijital dönüşüm hem de geleceğimizi korumak için yeşil dönüşüm bizim için çok önemli. Birçok üye firmamız bu farkındalık ile makine, otomasyon ve yazılım alanlarında elindeki sınırlı kaynaklarla çok önemli çalışmalar yürütüyor. Yapılan çalışmaların hızlanması ve inovatif ürünlerin dünya sahnesinde “Made in Türkiye” etiketiyle yer alabilmesi için daha fazla ve hızlı şekilde desteğe ihtiyacı var. </span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="color:black">VERİMLİLİK ARTIRMA VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM HEDEFİMİZDE</span></span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Takım tezgahları sektörünün 2025 ve 2026 yılı hedefleri nelerdir?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sektörün orta vadeli hedeflerini; verimlilik artırma, dijital dönüşüm ve ihtiyaç duyulan nitelikli personel için çalışmalar yapmak olarak sıralayabiliriz.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">KÜRESEL ÖLÇEKTE AKTİFİZ</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- TİAD'ın ulusal ve uluslararası iş birlikleri ve projeleri nelerdir?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Takım tezgahları sektörünü tüm tarafları ile temsil eden ve Türkiye imalat sanayisi için kritik çalışmaları gerçekleştiren TİAD, hem ülkemizde hem de küresel ölçekte etkinliğini sürdürüyor ve söz sahibi kuruluşlarda sektörü en iyi şekilde temsil ediyor. Yurt içinde T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Makine Teknik Komitesi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Makine ve Teçhizat İmalatı Meclisi ve MAKFED’e üye olan TİAD, yurt dışında takım tezgahları sektörünün Avrupa’daki çatı kuruluşu olan “Avrupa Takım Tezgahları, Takım ve Teknolojileri Ticari Birliği’nin (CELIMO) 2000 yılından bu yana üyesidir. TİAD, CELIMO başkanlığını 2006-2008 ve 2020-2023 yılları arasında yürütmüş olup, halen Yönetim Kurulu Üyesidir. CELIMO, toplam sermayesi 15 milyar Euro’yu aşan 1.000’in üzerinde takım tezgahı alanında faaliyet gösteren firmayı temsil etmekte ve ülkemizdeki üreticiler için birinci derecede önemli bir pazar teşkil etmektedir.</span></p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/satislarimiz-degismedi-cirolarimiz-dustu</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Mar 2025 18:13:29 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/03/satislarimiz_degismedi_cirolarimiz_dustu_h2337_d0d46.jpg" type="image/jpeg" length="70417"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['2025 yılı hem zorluklar hem de fırsatlar yılı olabilir']]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/2025-yili-hem-zorluklar-hem-de-firsatlar-yili-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/2025-yili-hem-zorluklar-hem-de-firsatlar-yili-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- Türkonfed Başkanı Süleyman Sönmez, “2025 hem zorluklar hem de fırsatlar barındıran bir geçiş yılı olabilir.  Ekonomi yönetiminden, enflasyonu düşürme ve finansmana erişimi kolaylaştırma konusunda daha somut adımlar bekleniyor” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px;"><strong>GİRAY DUDA</strong></span></p>

<p>TÜRKONFED, reel sektörün Türkiye çapında en yaygın örgüt ağını kurmuş olan bir dernek. Yüzlerce iş örgütü ve binlerce şirketi bünyesinde bulunduruyor. Sanayi dünyasının nabzını düzenli olarak ve en yakından izleyen TÜRKONFED’in başkanı Süleyman Sönmez’e üretim bölgelerinden gelen ses, yorum ve değerlendirmeleri sorduk.</p>

<p><b>- Sayın Süleyman Sönmez, Türkiye çapında faaliyet gösteren iş dünyası örgütleriniz dolayısıyla ülke ekonomisinin en kapsamlı değerlendirmesini daha doğru yapabiliyorsunuz. Söyleşimize önce geçtiğimiz yılı ele alarak başlayalım. 2024 yılı Türkiye iş dünyası, sanayicileri, ihracatçıları için nasıl geçti ve nasıl tamamlandı?</b></p>

<p>- Sizin de belirttiğiniz gibi TÜRKONFED çok büyük ve çok etkin bir yapı. Çatımız altında 31 federasyon ve ulusal-uluslararası 373 üye dernek üzerinden 100 bini aşkın şirket yer alıyor. Üye tabanımız enerji dışı toplam dış ticaretin yüzde 83’ünü, tarım ve kamu dışı kayıtlı istihdamın ise yaklaşık yüzde 55’ini sağlıyor. Dolayısıyla KOBİ’lerden büyük işletmelere kadar her ölçekten işletmenin ve farklı sektörlerin nabzını tutuyoruz. Tüm bunların ışığında geride bıraktığımız yılın küresel ekonomik dalgalanma, savaşlar, finansal daralma ve iç piyasalardaki yüksek enflasyonun etkisiyle iş dünyası için son derece zorlayıcı geçtiğini söyleyebiliriz. İşletmelerin büyüme ve yatırım yapma planları, yüksek maliyet baskıları, finansmana erişimdeki zorluklar ve belirsizliklerle sekteye uğradı.</p>

<p>Özellikle enflasyonist ortam, işletmelerin maliyetlerini öngörmesini zorlaştırdı ve fiyat istikrarını bozdu. Sanayiciler ve ihracatçılar açısından yüksek üretim maliyetleri, düşen kar marjları ve küresel talepteki dalgalanmalar önemli sorunlar olarak öne çıktı. Rekabet avantajımızı kaybetmemek adına dijital dönüşüm ve sürdürülebilir üretime yatırım yapmak isteyen firmalar, finansman eksikliği nedeniyle büyük zorluklarla karşılaştı. Özellikle KOBİ’ler, yatırım bir yana ayakta kalma mücadelesi verdi.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/suleymansonmez2.jpg" /></p>

<p><b>OVP HEDEFLERİ FAZLA İYİMSER</b></p>

<p><b>- 2025 yılının ilk iki ayını geride bırakırken, uygulanan enflasyonla mücadele programı her şeye damgasını vuruyor. Bu programın işleyişi ve Merkez Bankası’nın kararlarını göz önünde tutarsak 2025 yılına yönelik öngörülerinizi bizimle paylaşır mısınız?</b></p>

<p>- Yeni Orta Vadeli Program (OVP) 2024 yılı için gerçekçi tahminler sunsa da 2025-2027 dönemi hedefleri için bir iyimserlik söz konusu. Özellikle ekonominin mevcut döngüsel durumu göz önüne alındığında, dış denge ve dezenflasyon sürecinin uzama ihtimali beliriyor. Hane halkı ve reel sektör enflasyon beklentilerine bakıldığında hedefin oldukça üzerinde kaldığını görüyoruz.</p>

<p>IMF tanımlı birincil bütçe açığındaki daralma hedefi önemli bir adım ancak bu hedefin yüzde 4 büyüme hedefiyle aynı anda nasıl gerçekleşeceği belirsizliğini koruyor. Mali alanda da vergi gelirlerine yönelik iyimser beklentiler, kamu harcamalarının bileşimindeki bozulma ve faiz dışı harcamalarda planlanan iddialı kesintiler dikkat çekiyor. Para politikası açısından fiyat dinamiklerindeki yapısal sorunlar, dezenflasyon hedeflerini riskli hale getiriyor. Yapısal reformlar konusunda ise OVP’nin reform önceliklerine dair bir takvim sunması olumlu bir adım olsa da somut ve ölçülebilir eylemler yetersiz kalıyor. Ayrıca reformların ekonomik büyüme ile daha güçlü bir şekilde ilişkilendirilmesi, programın güvenilirliğini artırabilirdi.</p>

<p><b>DESTEK PAKETLERİ BEKLİYORUZ</b></p>

<p>Tüm bunların ışığında 2025 hem zorluklar hem de fırsatlar barındıran bir geçiş yılı olabilir. Yüksek enflasyon, finansmana erişim zorluğu, istihdam kayıpları ve özel sektörün borç yükü gibi iş dünyasını ciddi ölçüde zorlayan sorunların bu yılın ilk döneminde de devam edeceği aşikar. Ekonomi yönetimi, orta vadeli planlar açıklamış olsa da enflasyonu düşürme ve finansmana erişimi kolaylaştırma konusunda daha somut adımlar bekleniyor. Şeffaf ve tutarlı bir ekonomi politikası, düşük faizli kredi imkanlarının artırılması ve KOBİ’lere yönelik destek paketlerinin uygulanması gerekiyor. Dolayısıyla toparlanma, uygulanan politikaların etkisine bağlı olacak.</p>

<p></p>

<p><b>BİRİNCİ SORUN FİNANSMANA ERİŞİM ZORLUĞU</b></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><b>- Bünyenizdeki yüzlerce dernek ve binlerce şirketten ekonomik durum hakkında sizi sürekli besleyen mesaj, bilgi ve açıklamalar alıyorsunuz. Size gelen en önemli değerlendirmeler ve talepler neler?</b></p>

<p>- İş dünyasının her kademesinden düzenli olarak geri bildirim alıyoruz. Derneklerimiz ve federasyonlarımız sahada oldukça aktif, işletmelerin karşılaştığı sorunları yakından izliyor ve bunları bizimle paylaşıyor. Biz de TÜRKONFED olarak farklı projelerimiz, etkinliklerimiz ve saha ziyaretlerimiz sayesinde doğrudan iş insanlarıyla temas kurarak güncel gelişmeleri yakından takip ediyoruz.</p>

<p><b>İŞLETMELER TEŞVİKLERİN ETKİNLEŞMESİNİ BEKLİYOR</b></p>

<p>Gelen değerlendirmelere baktığımızda en çok dile getirilen konuların finansmana erişimde yaşanan zorluklar, artan maliyetler ve yatırım iklimindeki belirsizlikler olduğunu görüyoruz. Özellikle KOBİ’ler için finansman büyük bir sorun. Yüksek faiz oranları nedeniyle krediye ulaşmak zorlaşırken birçok işletme büyüme planlarını ertelemek zorunda kalıyor. Sermayeye daha kolay erişimi sağlayacak adımların atılması iş dünyasının en büyük beklentilerinden biri. Bunun yanı sıra bölgesel teşviklerin daha etkin hale getirilmesi, özellikle üretim yapan işletmeler için kritik bir konu. Maliyet baskısı altında faaliyet gösteren iş dünyamız, desteklerin daha adil ve kapsayıcı olmasını talep ediyor.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/suleymansonmezkimdir.jpg" /></p>

<p><b>BÖLGESEL DİNAMİKLER ÖNCELİKLERİ DEĞİŞTİRİYOR</b></p>

<p><b>- Federasyon ve derneklerin açıkladığı şikayet ve değerlendirmeler bölgelere göre farklılık gösteriyor mu? Hangi bölgede iş dünyası mensupları neler söylüyor?</b></p>

<p>- Türkiye’nin farklı bölgelerindeki iş dünyası temsilcileri benzer sorunlarla karşı karşıya olsa da bölgesel dinamikler öncelikleri değiştiriyor. TÜRKONFED olarak geçtiğimiz yıl Ekonomi ve Dış Politikalar Araştırma Merkezi ile birlikte Rekabetçilik Endeksi yayımladık. Bu endeksin ilki 2014, bu ikincisi ise 2023 yılı verilerini kapsıyor. Bu endekste İstanbul ile diğer iller arasındaki rekabetçilik farkının giderek büyüdüğünü tespit ettik. Batı kıyıları ve Marmara-Ankara ekseninde rekabet gücü en yüksek seviyelere ulaşırken doğuya gidildikçe bu güç zayıflıyor. Kaldı ki endeksin en düşük yüzde 20’lik dilimi tamamen Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinden oluşuyor. Bu bölgelerdeki iş dünyasının en büyük sorunlarından biri lojistik altyapı eksikliği. Limanlara ve büyük ticaret merkezlerine uzak olan illerde, ihracatçılar yüksek taşıma maliyetleriyle mücadele ediyor. Öte yandan, bu bölgelere yönelik yatırım teşviklerine rağmen sanayi ve ticaret yatırımları büyük ölçüde İstanbul ve çevresinde yoğunlaşıyor. Bunun temel sebepleri arasında yine lojistik ön plana çıkarken nitelikli insan kaynağına erişim de batıdaki kümelenmeyi artıran faktörlerden biri. Ancak Türkiye’nin ekonomik sürdürülebilirliği için bölgesel rekabet gücünün artırılması büyük önem taşıyor. Bu kapsamda teşviklerin daha kapsamlı bir çerçeveye oturtulması gerekiyor.</p>

<p><b>GÜNEY KOMŞULARIMIZDA İSTİKRAR OLMASINI BEKLİYORUZ</b></p>

<p><b>- Rusya-Ukrayna savaşı, Suriye’deki yeni dönem, Irak ve İran’daki huzursuz ortamdan kaynaklanan olumsuzluklar neler? Bunlar sürecek mi? Risk ve fırsatları nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>

<p>- Son yıllarda yakın coğrafyamızda giderek artan gerilimler ve yaşanan savaşlar hiç kuşkusuz Türk ekonomisi ve iş dünyası üzerinde doğrudan etkiler yaratıyor. Rusya-Ukrayna savaşının özellikle ilk döneminde tedarik zincirinde yaşanan kırılmaların, enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların etkisini yakından hissettik. Suriye’deki gelişmeler, sınır ticaretimizi ve bölgesel istikrarı etkileyen en önemli faktörlerden biri. Sınır bölgelerindeki güvenlik riskleri, ticaretin sürdürülebilirliğini zorlaştırırken iş dünyasının daha uzun vadeli yatırım kararları almasını engelliyor. Irak ve İran’daki ortam da özellikle bölgesel ihracatçılar için önemli bir risk oluşturuyor. Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri’nin verilerine göre, Türkiye’den 2024 yılında Irak’a yapılan 10,7 milyar dolarlık ihracatın 2,9 milyar dolarlık bölümünü Güneydoğulu ihracatçılar gerçekleştirdi. Bu da komşularımızdaki istikrar arttıkça iş dünyamızın, ülkemizin kazanacağının bir göstergesi. Benzer durum İsrail-Filistin ve tüm Orta Doğu coğrafyası için de geçerli.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/suleymansonmeztrump.jpg" /></p>

<p><b>YENİ TİCARET ROTALARI ARAYIŞINDAYIZ</b></p>

<p>Öte yandan tüm bu belirsizlik, ülkemiz için bazı fırsatları da beraberinde getiriyor. Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan değişimler, yakından ve güvenli tedarik avantajı bulunan, kaliteli üretimiyle öne çıkan ülkemizi, özellikle ana pazarımız Avrupa Birliği için daha kritik bir merkez haline getiriyor. Ancak alternatif ticaret yollarının geliştirilmesi, bölgesel iş birliklerinin artırılması ve yeni pazarlara erişim stratejilerinin oluşturulması da dünyadaki hızlı değişimler ve çoklu kriz ortamı dikkate alındığından büyük önem taşıyor. Biz de TÜRKONFED olarak, iş dünyasının bu tür risklere karşı dayanıklılığını artırmak, yeni ticaret rotaları oluşturmak ve bölgesel istikrarsızlıkların ekonomik etkilerini minimize etmek için politika yapıcılarla ve özel sektör temsilcileriyle iş birliği içinde olmaya devam edeceğiz.</p>

<p><b>GLOBAL TİCARET SAVAŞLARI İŞİMİZE YARAYABİLİR</b></p>

<p><b>- ABD’nin yeniden seçilen başkanı Donald Trump’ın hızla başladığı korumacı politikalar, gümrük tarifelerinin yükseltilmesinin Türkiye’ye etkileri nasıl olur?</b></p>

<p>- Trump’ın ikinci dönemine başlamasıyla birlikte devreye aldığı korumacı politikalar, küresel ticarette yeni bir dalgalanma yaratıyor. Bu noktada özellikle ABD ve Çin arasında başlayan ticaret savaşlarının yeniden alevlenmesi Türkiye için bir avantaja dönüşebilir. Çünkü ABD, her ne kadar yerli üreticiyi koruyacağını belirtse de Çin’e alternatif pazarlar da arayacak. Türkiye de üretim kapasitesi, kalite ve coğrafi avantajı ile bu boşluğu doldurabilecek ülkeler arasında yer alıyor. Bu süreçte Türkiye’nin ABD ile olan ticari ilişkilerini daha da güçlendirecek yeni anlaşmalar yapması kritik olacaktır. Öte yandan Çin’e karşı uygulanan önlemler, Türkiye’nin rekabet ettiği Güneydoğu Asya ülkelerini de olumsuz etkileyecek çünkü bu ülkelerin üretim süreçlerinde Çin’den yaptıkları ithalatın etkisi büyük. Dolayısıyla bu anlamda da bir avantajımız söz konusu.</p>

<p><b>ABD, AB’YE GÜMRÜK VERGİSİ UYGULARSA…</b></p>

<p>Öte yandan Trump’ın korumacı politikaları sadece Çin, Kanada ve Meksika ile sınırlı kalmıyor. Trump, AB’ye de gümrük vergisi uygulayacağını açıkladı. Henüz detayları açıklanmadığı için kesin bir şey söyleyemeyiz ancak böyle bir durumda olası riskler, fırsatlardan daha fazla olabilir. Fırsat olarak, tıpkı Çin örneğinde olduğu gibi ABD’ye pazar payımız artabilir. Öte yandan bu durum, en büyük ihracat pazarımız olan AB’nin ekonomisini olumsuz etkilerse alımlar yavaşlar, bizim de AB’ye olan ihracatımız azalır. Yine bu durum dolayısıyla Euro, dolar karşısında değer kaybederse bizim de ihracat gelirlerimiz düşebilir. Türkiye’nin küresel ticaretteki tüm bu risklere karşı daha dayanıklı hale gelmesi için hem yeni pazar arayışlarını hızlandırması hem de mevcut ticaret ortaklarıyla ilişkilerini daha dengeli bir şekilde yönetmesi kritik önem taşıyor.</p>

<p><b>‘İHRACATÇIMIZ ÖNGÖRÜLEBİLİR KUR POLİTİKASI İSTİYOR’</b></p>

<p><b>- Avrupa’daki durgunluk sürerken, Türkiye’deki yüksek faiz ve düşük kur politikalarından olumsuz etkilenen ihracatçıların bugüne ve yakın geleceğe bakışı nasıl? İhracatçılar ekonomi yönetiminden neler bekliyor ve istiyor?</b></p>

<p>- Avrupa’daki durgunluk, AB’ye yönelik ihracatımızı zorlaştıran temel faktörlerden biri olmaya devam ediyor. Durgunluk nedeniyle Avrupalı tüketicilerin alım yaparken daha temkinli olmasının yanı sıra Türkiye’nin rekabet ettiği ülkelere göre daha pahalı olması da ihracatçılarımızı etkiliyor. Uygulanan yüksek faiz politikası firmaların işletme sermayesine erişimini zorlaştırırken düşük kur politikası ise rekabet avantajımızı zayıflatıyor. Bu kapsamda ihracatçılarımızın daha öngörülebilir bir kur politikası yönünde beklentisi bulunuyor. Ayrıca finansmana erişim sorununun çözülmesi için özellikle ihracatçı firmalara özel, uzun vadeli ve düşük faizli kredi mekanizmalarının devreye alınması gerekiyor.</p>

<p><b>DİJİTALLEŞMENİN HER ALANI ÖNCELİKLİ GÜNDEMİMİZ</b></p>

<p><b>- Sanayiciler ve ihracatçılar için yaşamsal öneme sahip konuların başında ikiz dönüşüm geliyor. İkiz dönüşüm Türkiye çapında şirketlerde ne oranda gerçekleştirildi? Bölgelere göre oran değişiyor mu? Oldukça pahalı olan bu dönüşümler için şirketlerin kullanabileceği, rahat ulaşabileceği finansman kaynakları var mı?</b></p>

<p>- Küresel rekabetçilikte istediğimiz sıçramayı gerçekleştirmek için ikiz dönüşüm kaldıracını çok daha etkili kullanmalıyız. Çünkü günümüzde gelişmiş ülkelerle aramızdaki makası kapatacak tek değişken ikiz dönüşüm. Dolayısıyla hem şirketler hem de ülkemiz açısından kritik öneme sahip. Yapay zekadan 5G’nin hızlandırdığı iletişime kadar dijitalleşmenin her alanı öncelikli gündemimiz olmalı. Yeşil dönüşümde de benzer şekilde özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında enerji verimliliğine, yenilenebilir enerjiye odaklanmalı, bunun yanında izlenebilir, sürdürülebilir, şeffaf üretim prensiplerini benimsemeliyiz. Ancak gerek dijital gerekse yeşil dönüşüm konusunda özellikle KOBİ’lerin önünde iki önemli engel var: Finansmana erişim ve bu alanlarda nitelikli çalışan eksikliği. Her ne kadar bazı hibe ve teşvikler olsa da bu konudaki farkındalık düşük olduğundan özellikle KOBİ’lerimiz ikiz dönüşümde geri kalıyor.</p>

<p><b>‘TEKNOLOJİ VE KATMA DEĞER ODAKLI SIÇRAMA YAPMALIYIZ’</b></p>

<p>Öte yandan dijitalleşme ve yeşil dönüşüm süreçlerini hızlandırarak orta ve yüksek teknoloji ile katma değerli ürün ihracatında atılım yapmalıyız. Ülkemizin ABD ve Avrupa Birliği’ndeki ülkelerin uyguladığına benzer şekilde planlanmış yeni nesil bir sanayi politikası yasasına ihtiyacı var. Ayrıca yüksek teknoloji üretimi ve katma değerli ihracatla uğraşan stratejik sektörlere uzun vadeli ve uygun destek sağlanması da kritik öneme sahip. Örneğin 2023 KOBİ istatistiklerine göre imalat sektöründeki KOBİ’lerin yalnızca yüzde 0,8’i yüksek teknoloji üretimi yapıyor. Kaldı ki bu oran büyük ölçekli şirketlerde bile yüzde 3,1 seviyesinde. Bu tablo, ülkemizin dünya ticaretindeki yüzde 1,08’lik payını ve kilogram başına 1,48 dolar olan ihracat değerini artırmak için teknoloji ve katma değer odaklı bir sıçramaya ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Bu kapsamda Devlet Planlama Teşkilatı benzeri bir kurumsal yapıyı da yeniden hayata geçirmemiz gerektiğini düşünüyoruz.</p>

<p><b>İŞLETMELERİN DÖRTTE ÜÇÜ ZORLUK YAŞIYOR</b></p>

<p><b>- Siz, düzenli anketlerinizle KOBİ’lerin ekonomik durumunu ortaya koyuyorsunuz. Buna göre KOBİ’lerin öncelikli gündemi ve sorunları neler?</b></p>

<p>- TÜRKONFED olarak sahada gerçekleştirdiğimiz çalışmalar ve Finansmana Erişim Anketlerimizin sonuçları, 2024 yılı genelinde her dört işletmeden üçünün finansmana erişimde zorluk yaşadığını gösterdi. Neredeyse her iki işletmeden birinin iş hacmi daraldı. Bununla birlikte özellikle yüksek faiz oranları, krediye erişimi daha da güçleştirerek işletmelerin likidite yönetiminde sorun yaratmaya devam etti. Bu durum sadece ekonomik değil, toplumsal dinamikleri de etkiledi. Çalışanların reel gelirlerinde yaşanan kayıplar tüketici güvenini zayıflattı ve toplam talebi daralttı. Yani sadece dış pazarlar değil, iç piyasada da alım gücü düştüğünden KOBİ’lerin satışları azaldı. Anketlerimize katılan KOBİ’lerimiz, öngörülebilir ve sürdürülebilir makroekonomik politikaların hayata geçirilmesinin ekonomik belirsizliklerin azaltılmasında etkili bir çözüm olacağına inandıklarını belirtiyor. Biz de TÜRKONFED olarak, KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştıracak mekanizmaların geliştirilmesi, maliyet baskılarının hafifletilmesi ve iç talebi canlandıracak adımların atılması gerektiğine inanıyoruz.</p>

<p><b>YİNE DE YATIRIM İŞTAHIMIZ DEVAM EDİYOR</b></p>

<p>Aslında tüm yaşananlara rağmen krizlere, zorluklara göğüs germeye alışkın olan iş dünyamızın yatırım iştahı devam ediyor. Ancak iş dünyamız bu yatırımları hayata geçirebilmek için kurlarda öngörülebilirliğin artırılmasını ve finansmana erişim mekanizmalarının çeşitlendirilmesini bekliyor. Güven duygusu ve istikrar algısının bozulmuş olması da reel sektördeki belirsizliği ve temkinliliği artırıyor. Hukukun üstünlüğünün sağlanması, adalete ve demokrasiye olan güvenin kazanılması da yerli ve yabancı sermayeyi yatırıma yönlendirecektir.</p>

<p>Vergi sistemi de reform gerektiren bir diğer alan. Adil bir vergi sistemi, kayıt dışı ekonomiyi azaltacak ve kaynakların daha verimli bir şekilde kullanılmasını sağlayacaktır. Bölgesel teşvik mekanizmaları ve KOBİ’lere yönelik destekler de ekonominin dengeli bir şekilde büyümesine katkı sağlayabilir.</p>

<p>Bir diğer önemli konu ise eğitim. Ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşabilmesi için iş gücünün niteliğini artıracak, özellikle mesleki ve teknik eğitimi güçlendirecek bir dönüşüm şart. Dijitalleşme ve yeşil dönüşüm süreçleri, nitelikli insan kaynağı gerektiriyor ve bu ihtiyacın karşılanması için eğitim sisteminde köklü değişiklikler yapılması gerekiyor.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/2025-yili-hem-zorluklar-hem-de-firsatlar-yili-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Mar 2025 17:16:40 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/03/2025_yili_hem_zorluklar_hem_de_firsatlar_yili_olabilir_h2336_62755.jpg" type="image/jpeg" length="22189"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Geleneksel üretim alanlarımızda yenilikçi çözümler geliştiriyoruz']]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/geleneksel-uretim-alanlarimizda-yenilikci-cozumler-gelistiriyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/geleneksel-uretim-alanlarimizda-yenilikci-cozumler-gelistiriyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Esin Güral Argat, “Öncelikle şehrimizin öne çıkan sektörlerini ve potansiyelini değerlendiriyoruz. Seramik, cam ve toprak ürünleri gibi geleneksel üretim alanlarımızda yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler geliştiriyoruz.  dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası (KUTSO) Başkanı Esin Güral Argat, yeni yıla girerken Kütahya ekonomisinin gelişmesine ilişkin yeni projeleri tek tek anlattı.</p>

<p>Argat, “Geçtiğimiz yıl Cumhuriyetimizin 100’üncü yılını kutlamışken ülkemizde ilk kadın Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı olmam hem gurur verici hem de düşündürücü” diyor. “Kadın olmadan kalkınma olmaz, müreffeh bir toplum inşa edilemez” vurgusu yapan Argat, önümüzdeki yıllarda artan oranda, iş yaşamı ve sanayide kadınların görev almasının kalkınmanın taşıyıcı gücü olacağına dikkat çekiyor. Esin Güral Argat, konuyla ilgili sorularımıza şu cevapları verdi.</p>

<p><b>‘KÜTAHYA MARKA ŞEHİR OLACAK’</b></p>

<p><b>- Kütahya’yı bir marka şehir haline getirmek için hangi stratejileri uygulamayı planlıyorsunuz?</b></p>

<p>- Kütahya’yı bir marka şehir haline getirmek, uzun vadeli ve çok boyutlu bir süreç. Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası olarak bu hedef doğrultusunda, öncelikle şehrimizin öne çıkan sektörlerini ve potansiyelini değerlendiriyoruz. Seramik, cam ve toprak ürünleri gibi geleneksel üretim alanlarımızda yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler geliştiriyoruz. Aynı zamanda, Kütahya’nın zengin kültürel mirasını da ön plana çıkarmayı hedefliyoruz. Turizm potansiyelini artırmak, tarihi eserlerimizi koruyarak tanıtmak ve kültürel değerlerimizi ekonomik birer kazanca dönüştürmek, bu süreçte odaklandığımız temel unsurlardan. Stratejimizin ana hedefi, yerel ekonomiyi güçlendirmek ve Kütahya’yı ulusal ve uluslararası düzeyde tanınan bir şehir haline getirmektir.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/kutsokutahya.jpg" /></p>

<p><b>‘FİNANSAL DESTEK PROGRAMLARI SAĞLIYORUZ’</b></p>

<p><b>- Kütahya’daki KOBİ’lerin karşılaştığı en büyük zorluklar nelerdir ve bu zorlukları aşmak için hangi destekleri sağlıyorsunuz?</b></p>

<p>- KOBİ’ler, Kütahya’nın ekonomik yapısının bel kemiğini oluştursa da sermaye yetersizliği, nitelikli işgücü eksikliği ve dijital dönüşüme uyum sağlama gibi önemli zorluklarla karşı karşıya. Bu sorunların üstesinden gelmeleri için KUTSO olarak finansal destek programları sağlıyor ve eğitim ile danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Dijitalleşme sürecinde KOBİ’lerimize rehberlik ederek e-ticaret platformlarına katılımlarını teşvik ediyoruz. Aynı zamanda, ulusal ve uluslararası fuarlarda onları tanıtarak yeni pazarlara açılmalarına katkı sağlıyoruz. Küresel rekabet gücünü artırmaları adına Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarını da destekleyerek rekabetçi bir yapı kazanmalarına yardımcı oluyoruz.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/kutsoargatkadYnlar.jpg" /></p>

<p><b>‘ŞEHRİN EKONOMİK POTANSİYELİNİ GÜÇLENDİRİYORUZ’</b></p>

<p><b>- Bölgesel kalkınma projeleriniz nelerdir ve bu projelerle hangi hedeflere ulaşmayı planlıyorsunuz?</b></p>

<p>- Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası olarak bölgesel kalkınma projelerimiz, şehrin ekonomik potansiyelini güçlendirmeye ve sosyal refahı artırmaya yönelik uzun vadeli stratejiler üzerine kuruludur. Bu projelerle Kütahya’nın sanayi, tarım, turizm ve kültürel mirasını öne çıkararak sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmayı planlıyoruz. Sanayi ve inovasyon alanında, geleneksel sektörlerimizi ileri teknolojilerle buluşturuyoruz. Özellikle seramik ve cam sektörlerinde inovasyon çalışmalarına odaklanarak, üretim kapasitemizi artırmayı ve global pazarlarda rekabet gücümüzü korumayı hedefliyoruz. Bunun yanında, KOBİ’lerimizin dijital dönüşüm sürecine destek vererek, yerel ekonominin modernleşmesine katkı sağlıyoruz.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/kutsoargat2.jpg" /></p>

<p><b>‘MODERN TARIM TEKNİKLERİ YAYGINLAŞACAK’</b></p>

<p>Tarım ve Kırsal Kalkınma projelerimizde, Kütahya’nın tarımsal potansiyelini artırmak ve yerel üretimi teşvik etmek önceliklerimiz arasında. Kırsal alanlarda tarımın sürdürülebilirliğini sağlamak için modern tarım tekniklerini yaygınlaştırmayı ve bölgedeki üreticilerimize eğitim ve özellikle Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Ajansı aracılığı ile (TKDK) finansal destek sağlamayı planlıyoruz.</p>

<p><b>‘TURİZMDE BÜYÜK ATILIM HEDEFLİYORUZ’</b></p>

<p>Turizm ve kültürel miras alanında ise Kütahya’nın doğal güzellikleri ve zengin tarihi mirasını daha etkin tanıtarak, turizm sektöründe büyük bir atılım gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Özellikle termal turizm potansiyelimizin geliştirilmesi ve kültürel değerlerimizin uluslararası arenada tanıtılması için Kütahya İli Turizm Master Planı’nın hazırlanması sürecinde öncü ve aktif rol oynayarak ilimizin turizm potansiyelini daha güçlü bir şekilde açığa çıkaracak çeşitli projeler üzerinde çalışıyoruz.</p>

<p>Bu projelerle Kütahya’da istihdamı artırmayı, yerel ekonomiyi güçlendirmeyi ve şehrin küresel pazarlarda daha tanınır hale gelmesini hedefliyoruz. Aynı zamanda, çevre dostu ve sürdürülebilir kalkınma ilkelerini benimsediğimiz bu projelerle, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir Kütahya bırakmayı amaçlıyoruz.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/kutsoargatfenerium.jpg" /></p>

<p><b>SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM HEDEFLERİMİZ</b></p>

<p><b>- Kütahya’da sürdürülebilir kalkınma hedefleri ve dijital dönüşüm projeleri üzerine hangi adımları atıyorsunuz?</b></p>

<p>- Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası olarak, 2023-2026 Stratejik Planımız doğrultusunda sürdürülebilir kalkınma hedeflerini ve dijital dönüşümü odağımıza alarak, üyelerimizin rekabet gücünü artırmayı ve Kütahya’nın ekonomik kalkınmasına katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Bu doğrultuda, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinden özellikle nitelikli eğitim, temiz enerji ve sanayide inovasyon hedeflerine odaklanıyoruz. Üyelerimiz arasında farkındalık oluşturmak için düzenli olarak seminer ve eğitimler düzenliyor, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı konularında danışmanlık hizmetleri sunuyoruz.</p>

<p><b>ÜYELERİN E-TİCARETE GEÇİŞİNİ DESTEKLİYORUZ</b></p>

<p>Dijital dönüşüm alanında ise, üyelerimizin e-ticarete geçişini desteklemek için eğitimler ve online platformlar sağlıyor, dijital becerilerini geliştirmek amacıyla kodlama ve dijital pazarlama kursları düzenliyoruz. E-ticaret firmaları ile üyelerimizi bir araya getirerek bilgi paylaşımı ve iş birliği imkânları oluşturuyor, e-ticaret uygulamaları konusunda destek vererek ulusal ve uluslararası pazar yerlerindeki fırsatlardan yararlanmalarını sağlıyoruz.</p>

<p>Kütahya’daki işletmelere sunduğumuz dijital çözümlerle iş süreçlerini optimize ediyoruz. ERP ve CRM sistemleri gibi dijital araçlar kullanarak, yerel işletmelerin yönetim süreçlerini kolaylaştırıyor ve verimliliklerini artırıyoruz. Ayrıca, nitelikli iş gücü veri portalı oluşturarak işveren ve iş gücünü bir araya getiriyor, istihdamı artırmaya katkı sağlıyoruz.</p>

<p><b>KADINLAR EKONOMİK BÜYÜMEYİ POZİTİF ETKİLİYOR</b></p>

<p><b>- Kadınların iş dünyasında daha fazla yer alması için hangi adımların atılması gerektiğini düşünüyorsunuz? Kadın girişimciler için önerileriniz nelerdir?</b></p>

<p>- Toplumsal cinsiyet eşitliği bugün hala iş dünyasının çözüm bekleyen sorunları arasında yer alıyor. Bu alanda tüm engellere rağmen kadınlar iş dünyasında her kademede yer almaya devam ediyor ve adım adım basamakları tırmanıyorlar. Sürdürülebilir ekonomik büyüme ve kalkınmanın sağlanmasında kadınların iş gücüne katılımlarının oldukça önemli bir rolü var. Pek çok araştırma defalarca kez kanıtlamıştır ki kadın istihdamı, kadının iş gücüne katılımı ve hane halkı gelir memnuniyetleri ekonomik büyümeyi pozitif yönde etkiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuk yaşlarda edinilen önyargılarla kız çocuklarının hayallerinin ve meslek seçimi gibi hayatlarının en önemli kararlarının önüne engeller konuluyor. Oysa bugün pek çok araştırma gösteriyor ki iş dünyasında kapsayıcı bir İK anlayışına sahip şirketler, kazançlı çıkıyor. Kadın çalışanlar, şirketler için aslında en büyük zenginlik ve kazanç oluyor. Bunun yanı sıra kadınların iş dünyasında daha fazla yer alabilmesi için eğitim, finansal erişim ve mentorluk gibi alanlarda kapsamlı destek sağlanması gerekiyor. Bu bağlamda, iş dünyasında kadınları destekleyecek politikaların hayata geçirilmesi ve kadın dostu iş ortamlarının oluşturulması son derece önemli.</p>

<p><b>ÖZGÜR ZİHİNLİ KADINLAR BÜYÜK DEĞİŞİM YARATIR</b></p>

<p>Bir kadının kendi hikâyesini yazması için özgür bir zihin gerekir. Zihnimizdeki önyargıları kırabildiğimiz, kendimizi hayallerimizin ötesinde hemen her yerde görebildiğimiz özgür bir zihin… Buna ulaşan kadınların ortaya koydukları eserler benzersiz oluyor. Bir kadının ruhunu, aklını ve kalbini ortaya koyarak tutkuyla yaptığı iş, özgün ve benzersiz oluveriyor. Ve bu aslında kadın olmanın farkı… Özgür zihinli bir kadın hayal gücünü işine yansıttığı anda karbonun elmasa dönüşümüne benzer bir değişim yaşanır.</p>

<p><b>KUTSO’NUN ÖNCÜLÜĞÜNDE BAŞLAYAN PROJE TÜRKİYE’YE ÖRNEK OLDU</b></p>

<p>Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası (KUTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Esin Güral Argat liderliğinde ve KUTSO öncülüğünde hayata geçirilen Nitelikli İş Gücü Geliştirme ve Destekleme Projesi (NİGDEP), yereldeki başarısının ardından ulusal düzeyde örnek bir model haline geldi. Proje, T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İŞKUR Genel Müdürlüğü desteğiyle, Nitelikli İş Gücü Yetiştirme Programı (NİYEP) adıyla tüm Türkiye’ye yaygınlaştırıldı.</p>

<p>KUTSO, Zafer Kalkınma Ajansı, Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) ve İŞKUR iş birliğiyle yürütülen proje, hem işverenlerin nitelikli eleman ihtiyacını karşılamayı hem de iş gücü piyasasına değer katmayı hedefliyor. Eğitim ve istihdam süreçlerini kapsayan bu model, güçlü paydaş iş birlikleri ve etkili planlama sayesinde Türkiye’nin dört bir yanında uygulanmaya başlandı.</p>

<p><b>NİGDEP, ÜLKE ÇAPINDA NİYEP OLDU</b></p>

<p>KUTSO Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Esin Güral Argat, projeyle ilgili şu açıklamayı yaptı:</p>

<p>“KUTSO olarak, üyelerimiz ve bölgemiz için sürdürülebilir projeler geliştirmek en önemli önceliğimizdir. NİGDEP, bu anlayışla Kütahya’da doğmuş ve başarıya ulaşmıştır. Bugün, bu modelin NİYEP adıyla tüm Türkiye’de uygulanıyor olması, sadece KUTSO’nun değil, paydaşlarımızın ve ülkemizin başarısıdır.”</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/geleneksel-uretim-alanlarimizda-yenilikci-cozumler-gelistiriyoruz</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jan 2025 17:50:58 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/01/geleneksel_uretim_alanlarimizda_yenilikci_cozumler_gelistiriyoruz_h2314_b5397.jpg" type="image/jpeg" length="56574"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Öğrencilerimize kendi işlerini kurma fırsatı sunuyoruz']]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/ogrencilerimize-kendi-islerini-kurma-firsati-sunuyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/ogrencilerimize-kendi-islerini-kurma-firsati-sunuyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[OSTİM Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Yülek, “Öğrencilerimizi sadece mühendislik alanlarında değil, aynı zamanda girişimcilik, inovasyon ve liderlik konularında da destekliyoruz. ” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:14px;"><strong>GİRAY DUDA</strong></span></p>

<p></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Uzun yıllardan bu yana sanayi-üniversite işbirliği konusu her iki tarafın da sürekli gündemindedir. Çoğunluğu kimi projeler düzeyinde sürdürülen bu işbirliği, Ankara’da sanayinin içine kurulan OSTİM Teknik Üniversitesi ile bir adım ileriye geçti. Üniversite Rektörü Prof. Dr. Murat Yülek’e sanayi ile birlikte yaşayan üçüncü nesil öğretim kurumu olarak yaptıkları çalışmaları sorduk. </span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sayın Prof. Dr. Murat Yülek, sizinle son röportajımızı OSTİM Teknik Üniversitesi kurulurken yapmıştık ve hayallerinizi anlatmıştınız. Üniversitenizin kuruluş gününden bugüne yaptığı aşamaları kısaca anlatır mısınız?</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- OSTİM Teknik Üniversitesi’nin kuruluşundan bugüne kadar olan süreç, çok dinamik ve heyecan verici bir yolculuk oldu. Sanayi ile iç içe, mühendislik ve teknoloji odaklı girişimci ve yenilikçi bir eğitim anlayışını benimseyerek, sadece akademik değil, aynı zamanda bölgesel ekonomik kalkınma hedefiyle yola çıktı. Bu süreçte, hayallerimizi gerçeğe dönüştürme noktasında büyük adımlar attık ve üniversitemiz, sanayiye yön veren bir güç haline geldi. </span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bunların yanı sıra, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="font-weight:normal">üniversitemizin girişimcilik ekosistemi</span></span></strong> de hızla büyüdü. Öğrencilerimizi sadece mühendislik alanlarında değil, aynı zamanda girişimcilik, inovasyon ve liderlik konularında da destekliyoruz. Girişimcilik merkezimiz, öğrencilere kendi işlerini kurma fırsatı sunuyor. Burada geliştirdikleri projeler, yerel ve ulusal sanayiye yön verebilecek potansiyele sahip. Bu süreçte sanayiye yönelik yenilikçi ve ticarileştirilebilir projeler üreterek, üniversitemizin bölgedeki ekonomik kalkınmaya katkı sağlamasını amaçlıyoruz. </span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Üniversitemizin gelişiminde en önemli kilometre taşlarından biri, OSTİM Organize Sanayi Bölgesi ile kurduğumuz yakın ilişkilerdi. Bugün, sanayi ile işbirliği yaparak öğrenci ve akademisyenlerimizin hem teorik hem de uygulamalı bilgi edinmelerini sağlıyoruz. Üniversitemizin sadece eğitim değil, aynı zamanda araştırma ve girişimcilik ekosistemini de destekleyerek, bölgemizin ekonomik ve teknolojik gelişimine katkı sağlıyoruz.</span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/muratyulekostim1.jpg" /></span></span></span></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">SANAYİYLE BÜTÜNLEŞİK BİR ÜNİVERSİTE KURDUK</span></span></span></b></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Hayallerinizi ne ölçüde gerçekleştirebildiniz?</span></span></b></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- OSTİM Teknik Üniversitesi’ni kurarken hayal ettiğimiz hedeflerin büyük bir kısmını gerçeğe dönüştürmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Üniversitemizin ilk kurulduğu yıllarda, çok açık bir vizyonumuz vardı: Türkiye’nin yerli ve milli üretim kalesi olan OSTİM’in dinamikleriyle uyumlu, sanayiyle bütünleşik bir üniversite kurarak hem akademik hem de sektörel anlamda büyük bir etki yaratmak. Bugün, gelinen noktada bu hayallerimizi büyük ölçüde gerçekleştirdiğimize inanıyorum. Ancak hedeflerimiz henüz tamamlanmış değil, hala yol alıyoruz.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Başlangıçta en büyük amacımız, sanayi ile üniversiteyi birbirine daha sıkı bağlarla entegre etmekti. <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="font-weight:normal">Sanayi ile iç içe bir eğitim modeli</span></span></strong> oluşturmayı hedefledik. Bugün, OSTİM OSB ile kurduğumuz güçlü işbirliği sayesinde, öğrencilerimizin teorik bilgiye ek olarak uygulamalı eğitim ile deneyim kazanmalarını sağlıyoruz. Bu işbirliği yalnızca öğrencilerin mezuniyet sonrası hızlıca iş bulmalarına olanak tanımakla kalmıyor, aynı zamanda sanayinin yenilikçi çözümler geliştirmesine katkı sağlıyor. Özellikle sanayiye yönelik Ar-Ge projeleri ve uygulamalı eğitim fırsatları, üniversitemizin bu alandaki başarısını pekiştirdi.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/muratyulekspot.jpg" /></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">ÖĞRENCİLERİMİZ SANAYİYE ÇÖZÜM ÜRETİYORLAR</span></b></p>

<p><strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="font-weight:normal">Eğitim kalitesini artırmak ve sanayiye yönelik çözümler</span></span></strong><strong> </strong><strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="font-weight:normal">geliştirmek</span></span></strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"> adına attığımız adımlar da başarılı oldu. Akademik kadromuzu oluştururken, sanayi tecrübesine sahip akademisyenleri tercih ettik. Böylece öğrencilerimiz, sadece teorik bilgileri değil, aynı zamanda gerçek dünya deneyimlerini de doğrudan eğitimlerinde entegre edebildiler. Akademik ve sanayi dünyası arasında bir köprü oluşturduk ve bu bağ sayesinde öğrencilerimiz, projeler ve araştırmalar üzerinden sanayiye çözüm sunmaya başladılar. Ar-Ge merkezlerimiz ve inovasyon laboratuvarlarımızda yürütülen projeler, hem üniversitemiz için hem de OSTİM bölgesindeki sanayi kuruluşları için önemli katma değerler sağladı.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Üçüncü Nesil Üniversite modeli ile <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="font-weight:normal">sanayiye doğrudan katkı sağlamak</span></span></strong><b>,</b> sadece eğitimle sınırlı kalmıyor, aynı zamanda <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="font-weight:normal">girişimcilik ekosistemi</span></span></strong> oluşturmak gibi başka bir büyük hedefimiz vardı. Girişimcilik merkezi aracılığıyla öğrencilerimize kendi işlerini kurma fırsatları sunduk, inovasyon ve teknoloji geliştirme süreçlerinde onlara mentorluk yaparak, hem öğrencilerimizin girişimcilik becerilerini artırdık hem de sanayinin ihtiyaç duyduğu yeni ürünlerin ortaya çıkmasına katkı sağladık. Bugün, girişimcilik merkezi içinde hayata geçirilen projeler, bazı sanayi kuruluşlarıyla işbirliği yaparak ticarileşme aşamasına gelmiş durumda.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/muratyuleksYnYf1.jpg" /></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">YENİ KAMPÜSÜMÜZÜN TEMELİNİ ATTIK</span></b></p>

<p><strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="font-weight:normal">Fiziksel altyapı</span></span></strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"> açısından da önemli bir ilerleme kaydettik. Üniversitemiz, ilk kurulduğu dönemde sınırlı bir kampüs alanına sahipti, ancak bugün büyüyen öğrenci sayısı ve akademik gereksinimler doğrultusunda yeni bir kampüs inşaatına başladık. Yeni kampüsümüz, daha geniş araştırma ve eğitim alanları sunacak ve üniversitemizin sunduğu olanakları çok daha ileriye taşıyacak. Bu yeni kampüs, sadece öğrencilerimize değil, aynı zamanda sanayicilere yönelik etkinlikler, seminerler ve işbirliği fırsatları da sağlayacak.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Özetlemek gerekirse, hayallerimizin büyük bir kısmını gerçekleştirdik, ancak her zaman daha iyisi ve daha fazlası için çalışıyoruz. Sanayi ile olan ilişkilerimiz güçlendi, eğitim kalitemiz arttı. Ar-Ge ve girişimcilik projelerimiz daha görünür hale geldi ve üniversitemiz bugün <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="font-weight:normal">sanayiye değer katan bir merkez</span></span></strong> olarak sektördeki etkisini hissettiriyor. Ancak hayallerimiz, sadece bugüne kadar elde edilen başarılarla sınırlı değil. Gelecekte, OSTİM Teknik Üniversitesi’ni yalnızca Türkiye’de değil, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="font-weight:normal">uluslararası arenada da tanınan bir mühendislik ve teknoloji üniversitesi</span></span></strong> yapmak için daha çok çalışacağız."</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">SANAYİCİ NİTELİKLİ İŞ GÜCÜ TALEP EDİYOR</span></b></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sanayi kuruluşları sizinle yakın temas kuruyorlar mı? Sizden ne tür taleplerde bulunuyorlar?</span></span></b></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- OSTİM Teknik Üniversitesi olarak sanayi kuruluşları ile sürekli ve yakın bir iletişim içerisindeyiz. Bu iletişim, sadece üniversitemizin sanayiye katma değer sağlamasını değil, aynı zamanda sanayicilerin üniversitemizden beklentilerini daha iyi anlamamızı sağlıyor. Sanayi ile kurduğumuz güçlü işbirlikleri, üniversite olarak akademik birikimimizi, araştırma yeteneklerimizi ve insan kaynağımızı sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda yönlendirmemize olanak tanıyor.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="font-weight:normal">Sanayi kuruluşları ile kurduğumuz yakın temasta, sanayicilerin en çok talep ettiği konulardan biri, nitelikli iş gücüdür.</span></span></strong><b> </b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Özellikle teknolojik ve mühendislik alanlarında, sanayiciler, üniversitemizden mezun olan öğrencilerin doğrudan iş gücü piyasasına katılabilecek yetkinlikte olmalarını istiyorlar. Biz de bu talebe yönelik olarak, müfredatlarımızı sanayinin ihtiyaçlarına göre şekillendiriyoruz ve öğrencilerimizi sektördeki en güncel gelişmelerle donatıyoruz. Ayrıca, sanayicilerle doğrudan işbirliği yaparak, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="font-weight:normal">iş gücü yetiştirme programları</span></span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="font-weight:normal">sektör odaklı eğitim programları</span></span></strong><strong> </strong>geliştiriyoruz. Bu süreç, öğrencilere sadece teorik değil, aynı zamanda uygulamalı bilgi kazandırmak adına büyük önem taşıyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/muratyuleklaboratuvar.jpg" /></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">AR-GE DESTEĞİ TALEP EDİYORLAR</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bir diğer yaygın talep, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">yenilikçi çözümler ve Ar-Ge desteği</span></strong>. Sanayi kuruluşları, yeni teknolojiler ve üretim yöntemleri geliştirme noktasında üniversitelerle işbirliği yapmak istiyorlar. Özellikle <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">OSTİM OSB gibi büyük bir sanayi bölgesinin içinde olmamız</span></strong>, bu talepleri daha hızlı ve etkin bir şekilde karşılamamıza olanak tanıyor. Sanayi firmaları, daha verimli üretim teknikleri, yeni ürün tasarımları ve mevcut teknolojilerin iyileştirilmesi için akademik araştırmalar yapmak ve üniversitemizin <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ar-Ge merkezlerinden</span></strong> faydalanmak istiyorlar. Bu talepler doğrultusunda, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">üniversitemizin mühendislik ve teknoloji odaklı araştırma altyapıları</span></strong> devreye giriyor ve sanayi ile yürütülen ortak projelerde yenilikçi çözümler üretiyoruz.</span></p>

<p><strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Teknoloji transferi ve yenilikçilik</span></strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"> konusunda sanayiciler, üniversitenin geliştirdiği buluşları, prototipleri ve patentleri kullanmak istiyorlar. Üniversitemizin sahip olduğu <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Teknoloji Transfer Ofisi (TTO)</span></strong>, sanayi ile bu konuda doğrudan iletişim kurarak, araştırma sonuçlarının ticarileştirilmesine yardımcı oluyor. TTO, sanayicilerin yeni teknolojilere erişimini sağlarken, üniversitenin ürettiği bilimsel bilgilerin üretim süreçlerine entegre edilmesini kolaylaştırıyor. Bu bağlamda, sanayi firmaları özellikle <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">yenilikçi ürünler, üretim süreçlerinin optimizasyonu, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik</span></strong> gibi konularda üniversitemizden destek talep ediyorlar.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sanayi kuruluşları, ayrıca <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">proje bazlı işbirlikleri</span></strong> yapmak için de üniversitemizle yakın temas kuruyor. Bu tür projeler, genellikle belirli bir teknolojik veya üretimsel sorunu çözmeye yönelik olabiliyor. Örneğin, bir sanayi firması, yeni bir üretim hattı için mühendislik tasarımları ve prototipler konusunda yardım almak isteyebiliyor. Ya da daha verimli bir üretim süreci geliştirmek amacıyla, üniversitemizin mühendislik fakültelerinden ve Ar-Ge merkezlerinden faydalanabiliyorlar. Bu tür projeler, sanayiye yönelik spesifik çözüm ve yenilikler geliştirilmesi adına çok değerli bir fırsat sunuyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/muratyuleksYnYf2.jpg" /></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">DİJİTAL DÖNÜŞÜM VE YAPAY ZEKA REHBERLİĞİ</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sanayicilerin gündeminin ilk sırasında olan dijital dönüşüm ve doğal olarak yapay zeka herhalde sizden yardım beklenen konulardandır değil mi?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Evet, bir başka önemli talep ise <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><span style="font-weight:normal">yeni iş modelleri ve dijital dönüşüm</span></span></strong><b>.</b> Sanayi firmaları, özellikle dijitalleşme, yapay zeka, nesnelerin interneti (IoT) gibi alanlarda üniversitenin bilgi birikiminden faydalanmak istiyorlar. Sanayiciler, bu teknolojilerin kendi üretim süreçlerine entegrasyonunu sağlamak ve rekabet avantajı elde etmek amacıyla üniversitelerle ortak çalışmalar yürütmek istiyorlar. Bu noktada, üniversitemiz, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">dijital dönüşüm</span></strong> projeleri ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">yapay zeka uygulamaları</span></strong> gibi konularda sanayicilere rehberlik ediyor ve onlara en güncel teknolojileri kullanma fırsatı sunuyor.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İŞGÜCÜNÜN SÜREKLİ EĞİTİMİ</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sanayi kuruluşlarından gelen taleplerin bir başka önemli alanı ise <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">mevcut iş gücünün sürekli olarak güncellenmesi ve mesleki gelişim</span></strong>. Özellikle hızla değişen teknoloji ve pazar dinamikleri karşısında sanayiciler, çalışanlarının yeni beceriler kazanmalarını ve sürekli olarak eğitilmelerini istiyorlar. Bu talepler doğrultusunda, üniversitemiz çeşitli <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">mesleki gelişim kursları</span></strong>, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">sertifika programları</span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">eğitim seminerleri</span></strong> düzenleyerek, sanayicilerin çalışanlarını sürekli olarak eğitmelerine ve geliştirmelerine olanak tanıyor. Ayrıca, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">sanayiye yönelik özel eğitim programları</span></strong> ile sanayi kuruluşlarının çalışanlarını iş başında eğiterek, onların yetkinliklerini artırıyoruz.</span></p>

<p><strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sonuç olarak</span></strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">, sanayi kuruluşlarının bizden talep ettiği en önemli konular, nitelikli iş gücü yetiştirilmesi, Ar-Ge ve teknoloji geliştirme destekleri, teknoloji transferi, dijital dönüşüm, iş gücü eğitimleri ve yenilikçi çözümler geliştirilmesidir. Bu taleplerin tümünü karşılamak ve sanayiyle işbirliğini güçlendirmek için sürekli olarak yenilikçi projeler geliştiriyor, sanayiye katkı sağlıyoruz. Bu yakın temas, sadece üniversitemizin eğitim ve araştırma faaliyetlerini güçlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda sanayinin de daha verimli, daha yenilikçi ve rekabetçi hale gelmesine yardımcı oluyor."</span></p>

<p style="margin-bottom:0cm"><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">SANAYİNİN SORUNLARINI DERİNLEMESİNE ANALİZ ETTİK</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sanayicilerle çok yakın olmanız Türkiye’nin son iki yılında sanayi sektörünün yaşadığı sıkıntıları daha net ve doğru görebilmenizi sağlamıştır. İmalat sanayiindeki durgunluk, gerileme ve örneğin tekstildeki şirket iflaslarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sorun ve çözümler nerede?</span></span></b></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- OSTİM Teknik Üniversitesi olarak sanayicilerle yakın temasımız, Türkiye’nin son iki yılında sanayi sektörünün yaşadığı sıkıntıları daha derinlemesine analiz etmemizi ve bu sorunlara doğru çözümler üretebilmemizi sağladı. Sanayinin karşılaştığı zorlukları hem <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">teorik</span></strong> hem de <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">pratik</span></strong> anlamda gözlemleme fırsatımız oldu. Özellikle imalat sanayisindeki durgunluk, gerileme ve tekstil sektöründeki iflaslar gibi önemli sorunlar, bizim için sektördeki yapısal sorunları daha iyi anlamamıza ve çözüm geliştirme noktasında daha etkin bir yaklaşım sergilememize olanak tanıdı.</span></p>

<p><strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İmalat Sanayiindeki Durgunluk ve Gerileme</span></strong><br />
<span style="font-family:"Arial",sans-serif">Son iki yıl içinde Türkiye’nin imalat sanayiinde yaşanan durgunluk, birçok faktörün birleşimiyle ortaya çıktı. Küresel ekonomik belirsizlikler, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">tedarik zincirindeki aksaklıklar</span></strong>, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">hammadde fiyatlarındaki artış</span></strong>, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">döviz kuru dalgalanmaları</span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">enflasyonist baskılar</span></strong> gibi unsurlar, sanayinin üretim kapasitesini olumsuz etkiledi. Özellikle <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">küresel ticaretin daralması</span></strong>, Türk sanayicilerinin uluslararası pazarlarda rekabetçi kalmalarını zorlaştırdı. Bu da sanayi üretiminin gerilemesine neden oldu.</span></p>

<p><strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Çözüm Önerileri:</span></strong><br />
<span style="font-family:"Arial",sans-serif">OSTİM Teknik Üniversitesi olarak, bu gibi durgunluk dönemlerinde sanayicilere katkı sağlayacak birkaç strateji geliştirmeye odaklanıyoruz. Öncelikle, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">verimlilik artışı</span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">teknolojik dönüşüm</span></strong> bu tür kriz dönemlerinde sanayicilerin rekabetçi kalabilmeleri için kritik önem taşıyor. Sanayi firmalarına yönelik olarak, üretim süreçlerini daha <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">verimli hale getirecek dijitalleşme çözümleri</span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">endüstri 4.0 uygulamaları</span></strong> üzerine çalışmalar yapıyoruz. <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Otomasyon, yapay zeka, robotik sistemler, dijital ikizler ve veri analitiği</span></strong> gibi teknolojiler, üretim maliyetlerini azaltırken, aynı zamanda üretim hızını artırarak firmaların rekabetçi kalmalarını sağlıyor. Üniversitemiz, bu teknolojilerin sanayiye entegrasyonu noktasında <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">eğitimler, danışmanlık hizmetleri</span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">teknoloji transferi</span></strong> ile sanayicilere çözüm sunuyor.</span></p>

<p><strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Tekstildeki Şirket İflasları ve Sorunları</span></strong><br />
<span style="font-family:"Arial",sans-serif">Özellikle tekstil sektörü, son yıllarda <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">dış pazarlardaki talep daralması</span></strong>, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">yükselen iş gücü maliyetleri</span></strong>, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">enerji fiyatlarındaki artış</span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">çevresel düzenlemeler</span></strong> gibi sebeplerle ciddi zorluklar yaşadı. Türkiye’nin tekstil sektörü, geçmişte düşük maliyetli üretim avantajıyla global pazarda önemli bir yer edinmişti, ancak son dönemde <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">dijitalleşme, sürdürülebilir üretim</span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">yeni tasarım trendleri</span></strong> gibi değişimlere adapte olamayan bazı firmalar bu zorluklarla baş edemedi. Özellikle küçük ve orta ölçekli firmalar, bu dönüşüm sürecinde finansal olarak zorlandılar ve bazı firmalar iflas etti ya da faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı.</span></p>

<p><strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Çözüm Önerileri:</span></strong><br />
<span style="font-family:"Arial",sans-serif">Tekstil sektöründeki bu sıkıntılara karşı <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">sürdürülebilirlik</span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">dijitalleşme</span></strong> ana çözüm yolları olarak öne çıkıyor. <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sürdürülebilir üretim yöntemlerine geçiş</span></strong>, hem çevre dostu hem de maliyet etkin bir çözüm sunuyor. Üniversitemiz, tekstil sektöründeki firmalarla <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">yenilikçi tasarımlar</span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">sürdürülebilir üretim teknikleri</span></strong> geliştirmek için işbirliği yapıyor. Ayrıca, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">dijitalleşme</span></strong> sürecini hızlandırmak, sektördeki firmaların yeni pazarlara açılmalarını sağlayacak bir diğer önemli adım. <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Dijital tasarım, üretim otomasyonu, e-ticaret</span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">lojistikte dijitalleşme</span></strong> gibi konularda üniversitemiz, tekstil firmalarına rehberlik ediyor ve bu süreçleri kolaylaştırmak için çeşitli eğitimler, danışmanlıklar ve prototip geliştirme hizmetleri sunuyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ayrıca, tekstil sektöründe <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">yenilikçi iş modelleri</span></strong> de büyük önem taşıyor. Özellikle <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">tasarım ve üretim süreçlerinin entegrasyonu</span></strong> ile firmaların müşteri taleplerine hızlı ve esnek cevap vermesi gerekiyor. Üniversitemiz, bu alandaki Ar-Ge çalışmalarını <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">iş dünyası ile yakın işbirliği içinde</span></strong> gerçekleştiriyor ve bu tür yeni iş modellerini sektöre sunuyor.</span></p>

<p><strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Küresel Krizlere Karşı Dayanıklılık ve Esneklik</span></strong><br />
<span style="font-family:"Arial",sans-serif">Son iki yıl, sanayi sektörünün ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Küresel krizler ve iç ekonomik sorunlar karşısında, sanayi firmalarının <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">dayanıklılık</span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">esneklik</span></strong> kazanması gerekiyor. Burada, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">stratejik yönetişim</span></strong>, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">risk yönetimi</span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">esnek üretim süreçleri</span></strong> gibi konular öne çıkıyor. Sanayi firmalarının, dışsal şoklara karşı <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">esnek bir yapıya kavuşması</span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">çeşitlendirilmiş pazar stratejileri</span></strong> geliştirmesi gerekiyor. Üniversitemiz, sanayi kuruluşlarına bu anlamda stratejik danışmanlık hizmetleri sunarak, daha dirençli ve sürdürülebilir bir yapı kurmalarına yardımcı oluyor.</span></p>

<p><strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sonuç Olarak:</span></strong><br />
<span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye’nin son iki yılda yaşadığı sanayi sıkıntıları, hem ekonomik hem de yapısal zorluklardan kaynaklanıyor. Ancak bu sorunların çözülmesi için <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">teknolojik dönüşüm</span></strong>, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">sürdürülebilirlik</span></strong>, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">dijitalleşme</span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">yenilikçi iş modelleri</span></strong> ön plana çıkmaktadır. <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">OSTİM Teknik Üniversitesi</span></strong> olarak, sanayiye verdiğimiz destekle bu zorluklara çözüm arıyor, sanayicilerin rekabet gücünü artırmak için gerekli eğitimleri, danışmanlıkları ve Ar-Ge desteğini sağlıyoruz. Özellikle <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">endüstri 4.0</span></strong>, <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">dijitalleşme</span></strong> ve <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">sürdürülebilir üretim</span></strong> konularında sanayicilere yönelik projeler geliştirerek, Türkiye’nin sanayi sektörünü bu zorluklardan çıkarmayı hedefliyoruz. Bu tür yenilikçi çözümler, sanayicilere sadece kriz dönemlerinde değil, uzun vadede de <strong><span style="font-family:"Arial",sans-serif">rekabet avantajı</span></strong> sağlayacaktır."</span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">YEŞİL VE DİJİTAL DÖNÜŞÜMDE BAŞLANGIÇTAYIZ</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sanayici-ihracatçıların önünde büyük bir zorunluluk olarak duran yeşil dönüşüm, dijitalleşme, yapay zekanın üretime uygulanması konularında Türkiye sanayisi nerede ve neler yapılabilir?</span></span></b></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yapay zekanın üretime entegrasyonu, Türkiye sanayisinin geleceği açısından büyük bir önem taşıyor. Bu alanlarda henüz başlangıç aşamasında olduğumuzu söyleyebiliriz, ancak bu dönüşüm, sanayiciler için bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Özellikle Avrupa Birliği’nin "Yeşil Mutabakat" gibi düzenlemeleri, çevre dostu üretim süreçlerinin önemini artırırken, Türkiye'nin de bu dönüşüm sürecine uyum sağlaması gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yeşil dönüşüm, üretim süreçlerinde enerji verimliliğini artırma, atık yönetimini iyileştirme ve karbon ayak izini azaltma gibi stratejilerle başlıyor. Türk sanayisi bu alanda önemli adımlar atmakta, ancak daha fazla yenilikçi çözüme ve yatırımlara ihtiyaç var. Özellikle düşük karbonlu üretim ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yaparak, sanayimizin daha sürdürülebilir bir hale gelmesi sağlanabilir.</span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Dijitalleşme konusunda ise, sanayinin üretim süreçlerini dijital araçlarla daha verimli ve esnek hale getirmesi gerekiyor. Türkiye’de bu konuda bazı büyük sanayi kuruluşları yatırımlar yapmaya başladı, ancak dijital dönüşümün küçük ve orta ölçekli işletmelere de yayılması şart. Burada, özellikle üretim hatlarının dijitalleşmesi, Endüstri 4.0 uygulamalarının yaygınlaşması ve veri analitiği kullanılarak üretim süreçlerinin optimize edilmesi önemli. Türkiye sanayisi bu alanda hızla yol almalı, çünkü dijitalleşmeyle birlikte hem maliyetler düşer hem de ürün kalitesi artar.</span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yapay zeka ise üretim süreçlerinde çok büyük bir potansiyel taşıyor. Robotik sistemler, akıllı üretim hatları ve makine öğrenimi uygulamalarıyla Türkiye sanayisi daha verimli ve rekabetçi hale gelebilir. Ancak bu dönüşümü gerçekleştirebilmek için, sanayicilerin ve girişimcilerin yapay zekaya yatırım yapması ve bu alanda uzmanlaşmış iş gücüne ihtiyaç duyuluyor. Ayrıca, kamu ve özel sektör işbirliği ile bu alandaki eğitim programlarının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.</span></span></span></p>

<p><span style="line-height:normal"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sonuç olarak, Türkiye sanayisinin bu dönüşüm süreçlerine hızla adapte olması gerektiği açık. Yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yapay zekanın üretime entegrasyonu, yalnızca uluslararası rekabette öne geçmemizi sağlamaz, aynı zamanda iç pazarın ve sanayinin sürdürülebilir büyümesini de garanti eder. Bu noktada, üniversiteler ve sanayi kuruluşları arasındaki işbirlikleri büyük bir fırsat sunuyor. OSTİM Teknik Üniversitesi olarak biz de bu dönüşümde aktif rol alarak, sanayicilere gerekli teknolojik alt yapıyı ve eğitim desteğini sunuyoruz."</span></span></span></p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/ogrencilerimize-kendi-islerini-kurma-firsati-sunuyoruz</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jan 2025 16:03:12 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/01/ogrencilerimize_kendi_islerini_kurma_firsati_sunuyoruz_h2312_78540.jpg" type="image/jpeg" length="11775"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Suriye’de kimin kazandığı henüz belli değil”]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/suriyede-kimin-kazandigi-henuz-belli-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/suriyede-kimin-kazandigi-henuz-belli-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- Emeritus Profesör İlter Turan, “Suriye’de şu anda gerçekten Esad rejimi kaybetti. Esad rejimini destekleyen İran ve Rusya'nın da kaybettiğini söylememiz mümkün. Kısa vadeli kazananların arasında Türkiye'nin olduğunu ve belki Katar'ın da etkili olduğunu söyleyebiliriz. İsrail de bundan kazançlı çıktı.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:14px;"><strong>GİRAY DUDA</strong></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Güney komşumuz Suriye’de bir anda başlayıp hızla ülke çapında yayılan ve Beşar Esad’ın ülkesinden kaçması ile sonuçlanan silahlı rejim değişikliği dünya çapında şaşkınlık yarattı. İç savaşın darmadağın ettiği ve birçok silahlı grubun yerleştiği bu ülkede olup bitenleri ve muhtemel yönetimlerin niteliğini Emeritus Prof. Dr. İlter Turan’la konuştuk. </span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- İlter Turan hocam, sizinle Suriye'yi konuşalım istiyorum. Aslında ben Suriye’deki kargaşaya bakınca, MFÖ’nün Bodrum-Bodrum şarkısındaki “Nerden başlasam, nasıl anlatsam” gibi bir durumla karşı karşıya olduğumuzu anladım. Sonuçta, HTŞ'nin çok hızlı biçimde Suriye'yi ele geçirme harekatının başlamasından hemen öncesine bir dönerek oradan başlamak daha doğru gibi geldi bana. </span></span></b></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye'de de herkes harekat başlamadan önce ‘Esad'a gidelim, Esad'la konuşalım, Esad'la görüşelim’ diyordu ki orada bambaşka şeyler yaşanıyormuş. Biz dışarıdan bayağı yanlış görüyormuşuz. Siz nasıl görüyordunuz hocam o dönemi? </span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- O dönemi birbirimizden farklı gördüğümüzü zannetmiyorum.</span></span> <span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yani arkasına İran'ı ve Rusya'yı almış olan Esad rejimi daha bir süre görevde kalacağı benziyordu. Buna karşılık Esat, o güne kadar izlediği politikayla, kendisine karşı olan grupları yönetimine dahil etmek gibi bir daha barışçıl yöntemi de benimsememişti. Esat, Türkiye'nin kendisiyle daha iyi ilişkiler kurma konusundaki güvencelerini de reddediyordu.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Anladığım kadarıyla, aslında özellikle Rusya Esad'ın daha anlayışlı davranması konusunda telkinlerde bulunuyorsa da Esad Türkiye ile olan münasebetlerini ancak Türkiye'nin Suriye'de bulunan güçlerini geri çekmesi şartına bağlamıştı. Belki bunda çok haksız da sayılmayabilir çünkü Türkiye'ye güvenmiyordu ve o bakımdan önce askerlerin çekilmesini istiyordu.</span></span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/ilterturanahmetelsara.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘HERKES ŞAŞIRDI’</span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Fakat Tahrir üs-Şam’ın (HTŞ) büyük askeri başarısıyla sonuçlanan olay için kimse hazır değildi. Herkes şaşırdı ve siyasetini kısa sürede yeni Suriye'ye göre şekillendirmek mecburiyetinde kaldı.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sizin de müşahede ettiğiniz gibi olay tahminlerin üstünde bir hızla gelişti ve Esad'ın da kaçması ve her şeyi bırakmasıyla sonuçlandı. Kimse böyle bir şey beklememekteydi. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="tab-stops:300.5pt"><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">DİNİ GRUPLAR HTŞ’Yİ DESTEKLİYOR</span></span></b></span></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Peki hocam bu harekata başlayıp bütün kentleri ve sonunda Şam'ı alanlarda bir Suriye Milli Ordusu bir de HTŞ güçleri var. Hangileri bu harekatın başını çekiyor ve bunların farkları ve özelliği ne? </span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Bir kere Suriye Milli Ordusu aslında Türkiye'nin desteklediği ve Türk sınırında bir emniyet kemeri kurulmasını öngören bir hareket. </span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Eskiden ÖSO olarak geçiyordu değil mi? </span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Evet, Özgür Suriye Ordusu olarak geçiyordu.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Buna karşılık Heyet-i Tahrir üs-Şam (HTŞ), aslında Suriye'de muhalefet eden ve din temelli örgütlerden önde geleni. Anlaşılıyor ki bu örgütün liderliğini bu örgütten olmamakla birlikte yine dini bir yönetim taraftarı olan gruplar benimsemiş. Ve en kapsamlı örgüt olarak Heyet-i Tahrir üs-Şam birlikleri Şam’a girdi. Burada diğer örgütlerin HTŞ’yi askeri bakımdan ne kadar desteklediğini bilmiyoruz. İlk görünüşe göre pek asker vererek desteklemedikleri, başka işlerle meşgul oldukları görülüyor.</span></span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/ilterturantrafik.jpg" /></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Zaten, zannediyorum bu nedenle Ebu Muhammed Colani, ya da yeni adıyla Ahmet eş-Şara, hareketin başı olarak Suriye yönetimini teslim almış bulunuyor. Diğerlerinin de bu başarıya sessiz katkıları olmakla birlikte, onlar bu başarıyı kazanan gruplar olarak görülmüyor. Lider konumundan yola çıkarak Colani’nin şu anda diğer gruplara söylediği şey ‘silahlarınızı bırakın, yeni bir Suriye ordusu içerisinde yerinizi alacaksınız’ şeklinde.</span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">ABD’NİN NE YAPACAĞI BELLİ DEĞİL</span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Şu ana kadar HTŞ’ye karşı bir direniş gelmedi. Tabii, bunun bir istisnası var. O da YPG-PYD grupları. Bunlar Amerika ile birlikte kendileri için ayrı bir özerk bölge kurmanın peşinde koşuyorlar. Buna gerekçe olarak da IŞİD’e ya da diğer adıyla DEAŞ’a karşı yaptıkları mücadeleyi gösteriyorlar. Ama uzun vadede böyle bir mazeret arkasına sığınarak ayakta duran ayrı bir siyasi yapılanmanın ne derecede geçerli olacağı belli değil.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Amerika'da da yönetim değişiyor ve yeni yönetim belki de mevcut Colani yönetimiyle anlaşarak YPG-PYD'nin arkasındaki desteğini çekecek. Bu arada muhtemelen Amerika içerisinde ABD Merkezi Komutanlığıyla Beyaz Saray arasında bir mücadele cereyan edecek. Bu nasıl cereyan edecek? Tabii, İsrail de bu işlerin içinde olacak çünkü Suriye'nin kendileri için bir tehdit oluşturmasını istemiyorlar. Nasıl bir sonuca varılacak şimdiden bilemiyoruz. Ama İsrail'e karşı düşmanca tavırları olmayan ama kendi iç birliğini sağlamış bir Suriye formülü üzerinde çalışılabileceğini tahmin ediyorum.</span></span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/ilterturanamericans.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘ORDUNUN DURUMU ÇOK KÖTÜYMÜŞ’</span></span></b></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Hocam nasıl oldu da bu kadar hızlı biçimde bütün kentleri ele geçirdiler? Aynen Afganistan'da olduğu gibi. Biliyorsunuz Amerikalılar çekildikten sonraki birkaç saat içinde Taliban her yere el koydu. Amerikalılar ayrılırken yaptıkları açıklamada ‘ordu bir hafta on gün dayanır’ diyorlardı. Burada da aynı şekilde, ordu sanki ortada yoktu. Hiçbir çatışma bile olmadan ele geçirme, kentlere girme olayı yaşandı. Bu kadar iyi yürüyen bir işi örgütleyen bir devlet ya da bir uluslararası güç var mı bunların arkasında? </span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Onu bilemeyeceğim ama şunu söylemek mümkün: sizin namınıza çatışan güçler moralleri çok bozuk, tükenmiş olabiliyorlar. Gelen haberlere bakılacak olursa, Esad’a bağlı olan Suriye ordusu ödemelerini düzenli almayan, silah ikmali doğru dürüst yapılmayan, emir komuta zincirinde aksamaları olan bir yapıya sahipmiş.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Şimdi böyle bir kuruluş, özellikle bir yandan kendilerini destekleyen uluslararası güçlerin artık yeterince desteklemediğini, diğer yandan kendi başlarındaki kişinin mücadelede zorluk çektiğin</span></span><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:"Aptos Display",sans-serif">i </span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">hissederlerse, belki canlarını kurtarmak için bir an önce orduyu terk edip başka yollar bulmayı deneyebilirler. Nitekim, gelen haberlere baktığınız zaman Esad'ın ordusunun önemli bir bölümü silahları bırakmış, bir kısmı Irak'a kaçarak canını kurtarmaya çalışmış, diğer bir kısmı da sivil giysilere dönmüş ve ilerleyen kuvvetlerin gazabından o şekilde kurtulmayı ümit etmiş. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Şam düştükten sonra yine siz de dikkat etmişsinizdir, El Colani bütün bu kuvvetler için ‘silahlarınızı teslim edin, af var’ dedi. Bu insanlar Suriye vatandaşı oldukları için orduda savaşmışlar, bizatihi şunun veya bunun düşmanı değiller ve o bakımdan El Colani ile bir af çıkartarak bu güçlerin Esad'ı terk etmesinin onlar için öldürücü bir sonuç getirmeyeceğini teyit etmiş oldu. Esad'ın gitmesi de aslında belki altının boşaldığını hissetmesinin başka bir kanıtı olarak da düşünülebilir.</span></span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/ilterturanrussians.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘RUSYA’NIN GÜCÜ ZAYIFLADI’</span></span></b></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Hocam, Rusya da bir anda ortadan kayboldu. Bu neden oldu? Destek mi çekti, başka bir şey mi var Rusya açısından? </span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Görebildiğim kadarıyla, hemen hepimiz Rusya'nın gücünü olduğundan çok fazla olarak değerlendirmişiz. Aslında objektif olarak baktığınız zaman Rusya ulusal geliri İtalya'ya yakın olan bir ülke. Böyle bir ülkenin dünyanın her yerinde tam kadrolu askeri bir mevcudiyeti desteklemesi pek mümkün gözükmüyor. Özellikle Ukrayna ile bir mücadeleye girdikten sonra Rusya'nın belki herkesin tahmininin daha da altında bir güç olduğu ortaya çıktı.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Rusya’nın askeri bakımından hazırlığı zayıf, ekipman bakımından eski, yenileme bakımından imkanları sınırlı, yeni asker almak bakımında sorunlar yaşayan bir ülke olduğunu gördük. Böyle olunca Rusya'nın, Suriye gibi, kendi ülkesi dışında bir operasyon alanındaki faaliyetini öncelikle azaltması pek şaşılacak bir sonuç gibi gözükmüyor. Rusya, tükendikçe, önce kendine daha yakın olan Ukrayna ile daha iyi bir mücadele verebilmek için Suriye'deki mücadelesini zayıflattı, azalttı.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Aynı dönemde İran'ın da güçten düşmesi belki Rusya'nın bu mücadeleyi tek başına götüremeyeceği konusundaki düşüncesini daha da güçlendirmiştir. Ve bildiğiniz gibi Rusya şu anda Hmeymim hava üssü ve Tartus deniz üssünü bile bir ihtimal terk edecek gibi gözüküyor. Oralardaki terk hazırlıkları da tamamlandı. Ama neticede bu işlerde ne olacağı biraz da yeni yönetimle kurduğu ilişkiye bağlı olarak karara bağlanacaktır.</span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘KİM KAZANDI?’</span></span></b><br />
 </p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Bu olaylar sonrasında herkesin ağzında aynı şey var. Şu kazandı, bu kazandı, Türkiye kazandı, İsrail kazandı, Amerika kazandı falan gibi. Kim kazandı hocam bu durumda? İsrail mi kazandı, Türkiye ne kadar ve ne kazandı ne dersiniz? </span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Şimdi efendim bu kazanç meselesi gerçekten büyük karışıklıklara sebep oluyor.</span></span> <span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bir kere genel bir çerçeve içerisinde düşünmek lazım. Bir de buna bir zaman boyutunu eklemek lazım. Yani şu anda Esad rejimi gerçekten kaybetti. Esad rejimini destekleyen İran ve Rusya'nın da kaybettiğini söylememiz mümkün. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ona karşılık iktidarı ele geçen Heyet-i Tahrir üs-Şam’ı kim destekliyordu derseniz belli değil. Katar destekliyor diye bir görüş var. Türkiye destekliyor diye de ısrarlı düşünceler var ama Türkiye kendisinin desteklemediğini, istihbarat alışverişi yaptığını söylüyor.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ama benim şahsi kanaatim ve bu, bilgiye bağlanarak edinilmiş bir kanaat de değil, onu da hemen vurgulamak istiyorum ama, Heyet-i Tahrir üs-Şam adlı bir örgüt Türkiye'nin desteği olmadan böyle bir askeri başarıyı elde edemez. Türkiye, kendisi desteklemese bile, muhtemelen Türkiye üzerinden bu ülkeye destek akışına göz yummuş bir ülke.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Şimdi bütün ülkeler bundan sonra şekillenecek Suriye'nin nasıl bir Suriye olacağını, kendilerinin bu rejimle ilişkilerinin nasıl olacağını kestirmek ve Suriye'de önemli bir mevkiye sahip olmak konusunda gayret gösteriyorlar. Durum o kadar belirsiz ki, henüz hangi ülkenin başarılı olacağını kestirmemiz mümkün değil. Mesela Amerika'yı alalım. Bazı görüşlere göre Amerika anlaştı, bunları yaptı deniliyor. Pek güzel ama anlaşıldığı kadar Amerika'nın buradan çekilmesi, YPG-PYD'ye destek vermekten vazgeçmesi lazım. Çekilip çekilmeyeceğini bilmiyoruz. Dolayısıyla Amerikalarla potansiyel bir anlaşmazlık sebebi dahi mevcut.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Avrupa Birliği de artık buralardan göç gelmemesini istiyor ve ayrıca belki buralardan azami fayda sağlamayı ümit ediyor. Ama ne yapacak belli değil. Henüz Avrupa Birliği geniş bir şekilde bu bölgede ağırlığı hissettirmiyor.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye çok bu açıdan önemli diyorlar. Diğerleriyle arabuluculuk yapabilecek aynı zamanda mevcut Şam rejimi üzerinde de etkisi olan bir ülke olarak görülüyoruz. Ama bu etkiyi hayra mı yormak lazım ondan emin değilim.</span></span> <span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Herkes Şam rejimine şunu yaptır bunu yaptır diye Türkiye'ye baskıda bulunabilir. Halbuki Türkiye'nin de görevdeki kişilerle iyi geçinebilmesi için onları zorlamaması ve onların kendilerini geliştirmesini kolaylaştırması lazım. Ama başkalarının sözcülüğünü yaparak bu rejimin şekillenmesine baskıcı bir yöntemle dahil olursa, bu rejimle şimdilik iyi gözüken ilişkileri de bozulabilir.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Dolayısıyla kısa vadeli kaybedenler arasında Rusya'nın ve İran'ın olduğunu, kısa vadeli kazananların arasında Türkiye'nin olduğunu ve belki Katar'ın da etkili olduğunu söyleyebiliriz. İsrail de bundan kazançlı çıktı. Çünkü doğan boşlukta Suriye'nin askeri gücünü büyük ölçüde kendi askeri gücüyle etkisizleştirdi ve Suriye’nin kendisi açısından önemli olan bazı bölgelerine de girdi. Bunlar kazanç ama uzun dönemde bunların her biri bu ülkelerin karşısına bir sorun olarak da dikilebilir. </span></span></p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/ilterturansuriyebayrak.jpg" /></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Hocam gelen haberlere göre Fırat'ın doğusunda işte KDP, PYD var olan örgütü ile çatışmalar başlamış ya da devam ediyor. Bunu bizim DEM’li politikacılar da sık sık vurguluyor. Sanki onlarda da ABD'ye karşı güvensizlik var. Çeşitli açıklamalara baktım, ABD gelsin bir tampon bölge kursun buralarda ya da bir üs kursun, kendi askerlerini getirsin düşünceleri var. Onlar için de durum biraz zor galiba. Yani şu andaki işgal ettikleri kendi kontrolleri altındaki geniş bölgede kalma ihtimalleri bir süre </span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Efendim olabilir. Çünkü demografik realitelere baktığımız zaman Suriye nüfusundaki Kürt payı ile şu anda kontrol ettikleri bölge büyüklüğü ile arasında bir uyumsuzluk var. Kürtlerin hakim olduğu bölgelerde anlaşılıyor ki Kürtler silahlı bir güç olarak Arap aşiretlerini filan da baskı altına almışlar ve buralarda kendi hakimiyetlerini pekiştirmeye çalışmışlar. Şimdi bütün bunların daha çok bir dış destekle, Amerikan desteğiyle, olduğu da bir vakıa. Netice itibariyle ABD şimdilik bu bölgede Kürtlerin çıkarını kolluyor. Amerika böylece bölgenin İran'ın etkisinden arındırılmasını da bekliyor.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Böyle düşünüldüğü zaman, belki PYD-YPG de bir önlem gücü olarak değerlendirilebilecek fakat sürekli bir Amerikan desteğini alacak kuruluşlar değil. Geçmişe bakacak olursak, tarihi olarak, Birleşik Devletleri'nin dönem dönem Kürtlere destek verdiği, fakat işi görülünce Kürtlerden desteğini çektiği biliniyor. Bu durum İkinci Dünya Savaşı sonrası itibariyle birkaç defa söz konusu olmuştur.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Dolayısıyla esas itibariyle YPG-PYD'nin, ABD'nin burada sürekli olacağına nasıl varsaydıkları merak konusu. Yani niye inandılar Amerika'ya? Belki başka çareleri olmadığı için inandılar. Şimdi anlaşılıyor ki Amerika'ya duydukları güvende bir zayıflama ortaya çıkmış.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Hatta Trump geldikten ve bizim Suriyelilere işimiz var diye bir yaklaşım sergiledikten sonra, Kürt gruplarının korkması için mevcut olan sebeplere bir yenisinin de ekleneceği akla geliyor. Özellikle Suriyeliler IŞİD’le mücadele etmeyi kabullenip İsrail için de bir tehlike olmaktan çıkarlarsa, Amerika'nın Kürtleri desteklemesi için ortaya çıkan sebepler zaten ortadan kalkmış oluyor. </span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Hocam Suriye’de uzun vadede nasıl bir yönetim olacağını tahmin ediyorsunuz? Yani bir üniter din devleti mi, federasyon mu, özel bölgeler mi kurulacak? Yoksa işte şimdiden ılımlı din devleti mi? O ılımlılık da ne kadar sürer? Ilımlılık sonra ne olur? Katı bir din devleti mi olur, Afganistan Taliban benzeri bir şey mi olur? Sizin tahmininiz ve öngörüleriniz neler hocam? </span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Şu anda özlenen, aslında söylenen şey, burada kurulacak devletin kapsayıcı yani değişik din ve etnik gruplara duyarlı, onların temsiline imkan veren bir yapı olacağı ama bunun merkezi bir sistem olacağı biçiminde. Zannediyorum Suriye'nin rejimi de üniter devlet dışındaki formüllere sıcak yaklaşmıyor. Ben Suriye'nin de üniter bir yapıyla devam etmeye çalışacağını tahmin ediyorum.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Buna karşılık şöyle bir sorun var. Suriye'de Suriyeli-Sünni, Suriyeli-Nuseyri, Suriyeli-Şii, Suriyeli-Hristiyan gibi gruplar var. Yani alt-kimliklerden arınmış bir Suriyelilik olgusu pek varmış gibi gözükmüyor.</span></span> <span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Dolayısıyla ileride ortaya çıkacak siyasi örgütlenmelerde de bu etnik kimliklerin rol oynayacağı düşünülebilir. Ben öyle bekliyorum. O zaman da ülkenin bizim beklediğimiz klasik demokrasiden ziyade etnik gruplar arası koalisyon olarak yönetilmesi ve nispeten zayıf bir yönetime sahip olması beklenebilir.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu bakımdan bir örnek verilecek olursa, belki kamu görevlerinin etnik esasa göre de dağıtıldığı Lübnan gibi fakat daha esnek bir formül akla gelmektedir. Eğer böyle bir çözüm geliştirilemezse, ikinci olarak merkezi rejimin giderek daha güçlenen bir dini nitelik sergilemeye çalışacağını ve bütünselliği etnik esastan din esasına kaydırmaya çalışacağını tahmin ediyorum. Ama herkesin tahmini haklı çıkabilir. Çok büyük bir belirsizlik dönemi yaşıyoruz. </span></span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘SURİYE BARIŞÇIL BİR YÖNETİMLE YAŞAMALI’</span></span></b></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Türkiye için Suriye'de nasıl bir devlet yapısı en uygun çözüm olur? </span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Bir kere üniter bir Suriye olması Türkiye'nin benimsediği bir yaklaşımdır. Türkiye özellikle Suriye'de Kürtlerin ayrı özel bir bölgeye sahip olmasını istemiyor çünkü endişesi böyle bir bölgenin zaman içerisinde bağımsızlık çabalarına girişeceği ve Türkiye'nin istikrarını da sarsan bir takım girişimlerde bulunacağı yönündedir.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">O bakımdan Türkiye, merkezi Suriye yönetiminin kurulmasını destekleyecektir. Bildiğiniz gibi ülkemiz geçmişte bu ülkelerin iç işlerine karışmamayı şiar edinmiştir. Belki yavaş yavaş bunun tahmin edilenlerden daha güçlü bir meziyet olduğu anlaşılacaktır.</span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye Suriye'nin iç politikasında şu veya bu aktörü desteklemekten ziyade Suriye'nin barışçıl bir yönetimle yaşamasını sağlamaya çalışmalıdır. </span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘YATIRIMLARDAN PAY ALABİLİR’</span></span></b></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Suriye büyük bir yıkım yaşadı. Geçen gün duyduğum bir rakam yanlış olabilir ama ekonomisi yüzde 85 daralmış diye açıklamalar yapıldı.</span></span><b> </b><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Suriye'nin yeniden inşası, yeniden iktisadi hayatın canlanması lazım. Bunun için de dış yatırımlar lazım. Yatırımların kaynağının Türkiye olamayacağını tahmin edebilirsiniz ama Türkiye'nin bu kalkınma sürecinden inşaat sektörü aracılığıyla veya benzer yollardan bir pay alabileceğini düşünüyorum. Türkiye daha çok kısa vadede Suriye'nin kalkınmasında kendisine bir pay düşmesi için gayret gösterecektir. </span></span></p>

<p></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bir de tabii Türkiye'de giderek Türk kamuoyunu daha fazla rahatsız etmeye başlayan bir Suriyeli mevcudiyeti var. Türkiye bu göçmenlerin de bir program dahilinde ama muhtemelen tedricen Suriye'ye dönmelerini sağlamak için gayret gösterecektir.</span></span></p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/suriyede-kimin-kazandigi-henuz-belli-degil</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jan 2025 15:42:27 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/01/suriyede_kimin_kazandigi_henuz_belli_degil_h2311_ca571.jpg" type="image/jpeg" length="22451"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Halil Hasar: İklim Kanunu’nun bu yıl çıkmasını bekliyoruz]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/prof-dr-halil-hasar-iklim-kanununun-bu-yil-cikmasini-bekliyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/prof-dr-halil-hasar-iklim-kanununun-bu-yil-cikmasini-bekliyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[​​​​​​​- Prof. Dr. Halil Hasar, “Türkiye’nin geç olmadan iklim kriziyle en kararlı ve en güçlü şekilde mücadele etmesi gerekiyor. Mücadele; bireyden topluma, devletten millete uzanan bir geniş saha şeklinde daha da büyümelidir. Aksi takdirde çok geç olacak.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:14px;">GİRAY DUDA</span></strong></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İklim değişikliği, son yıllarda kuraklık, sıcaklık, susuzluk, sel baskınları gibi dev sorunlarla dünyanın her ülkesini etkiledi ve korkutucu sorunlara yol açtı. Yakın zamanda kurulan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı olarak oluşturulan İklim Değişikliği Başkanlığı’nın Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar ile iklim değişikliğini her yönüyle uzun uzun konuştuk. </span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sayın Prof. Dr. Halil Hasar, herhaldue Türkiye’nin gündemi en yoğun ve zamanla yarışan kurumunun başındasınız. İklim Değişikliği Başkanlığı’nın kuruluşunu ve çalışma alanlarını bize anlatır mısınız?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Bilimsel araştırmalar, dünyanın karşı karşıya olduğu küresel iklim değişikliğinin gün geçtikçe hızlandığını gösteriyor. Zamanında ve kararlı adımlar atılmadığında, iklim değişikliğinin olumsuz etkileri geri döndürülemez bir noktaya ulaşabilir. Evet, iklim değişikliğiyle mücadelemiz, zamanla yarış halindedir. İklim değişikliğiyle mücadelede başarılı olmak; sadece bugünün değil, gelecekteki tüm canlıların da güvenliğini, biyoçeşitliliğini sağlamaya yönelik vicdani ve insani bir sorumluluk yüklüyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İklim Değişikliği Başkanlığı, 29 Ekim 2021 tarihinde yayımlanan 85 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde kuruldu. Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum politikalarını şekillendiren temel kurum olarak faaliyet gösteriyor. İklim Değişikliği Başkanlığımız, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi ve Yeşil Kalkınma vizyonu doğrultusunda, ulusal ve uluslararası düzeyde politika, strateji ve eylemleri belirlemek, müzakere süreçlerini yürütmek ve paydaşlarla etkin bir koordinasyon sağlamakla görevlidir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/iklimresimspot.jpg" /></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">HER SEKTÖR İÇİN ÇALIŞIYORUZ</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Başkanlık, küresel ve ulusal ölçekli iklim değişikliği sorunlarına yönelik politika geliştirme, izleme, raporlama, mevzuat hazırlama ve uluslararası yükümlülükleri yerine getirme gibi çok yönlü görevleri üstlenmektedir. Aynı zamanda, toplumun tüm kesimlerini kapsayan insan ve doğa dostu yaklaşımlarla farkındalık oluşturmak, eğitim ve kapasite geliştirme faaliyetleri düzenlemek ve yeşil kalkınma hedeflerine ulaşılmasını destekleyen ekonomik araç ve mekanizmaları hayata geçirmek Başkanlığın öncelikleri arasında yer almaktadır.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İklim Değişikliği Başkanlığımızın çalışma alanları hem ulusal hem de uluslararası düzeyde iklim değişikliği ile ilgili tüm konuları kapsayacak şekilde tasarlanmıştır. İklimden çevreye, ekosistemden biyoçeşitliliğe, enerjiden sanayiye, ulaştırmadan turizme, tarımdan ormancılığa, şehirlerden atık sektörüne kadar aklınıza gelebilecek birçok farklı sektörde çalışma alanına sahibiz.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">KALICI ÇÖZÜMLER ARIYORUZ</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İklim değişikliğiyle mücadele, birçok farklı alanda çok yönlü ve kapsamlı çalışmaları gerektirir. Çünkü iklim değişikliği, sadece çevresel bir sorun olmanın ötesinde, enerji, sanayi, ekonomi, tarım, gıda, şehirleşme ve toplum sağlığı gibi pek çok alanda etkiler yaratır. Bu nedenle, her bir alanda iklim değişikliği ile mücadele etmek, uyum stratejileri geliştirmek ve uygulamak zorunludur.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yani bir bakıma sorunu görmekle kalmayan, tespit eden, bu sorunun çözümüne ilişkin önerileri sunan ve bunu yaparken de sektörel gelişmeleri takip edip uyumlama yapmaya çalışıyoruz. Zamanın ve mekânın çalışma şartları, çözüm önerileri her yerde aynı olmayabiliyor. Biz, Türkiye’nin imkân ve kabiliyetlerine göre kalıcı yanıtlar arıyoruz.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE KARŞI STRATEJİK YAKLAŞIM</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- İklim Değişikliği Başkanlığı yakın zamanda, 2021 yılında kuruldu. Ne tür ulusal ve global gelişmeler bu başkanlığın kurulması ihtiyacını ortaya koydu?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Ülkemiz iklim krizine karşı en ciddi adımları atan ülkelerden biridir. Ulusal ve uluslararası tüm iş birliklerini sürdürdük ve sürdürmeye devam ediyoruz. Gerekli mevzuat düzenlemelerini yapıyoruz. Yine bildiğiniz üzere, Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefini açıklayarak yeşil kalkınma yolculuğumuzun en önemli adımını attı. Türkiye olarak, küresel iklim değişikliğiyle mücadele ve uyumun çerçevesini oluşturan Paris Anlaşması’nı ülkemizin özgün konumunu koruyarak ve hakkaniyet ilkesini gözeterek 2021 yılında onayladık. Bununla birlikte, Türkiye'nin uluslararası iş birliğini güçlendirmek ve iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik stratejik bir yaklaşım sergilemek amacı İklim Değişikliği Başkanlığımızın kurulma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu kapsamda 2021 yılında İklim Değişikliği Başkanlığımız; ülkemizin iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum çalışmaları kapsamında ulusal ve uluslararası düzeyde politika, strateji ve eylemleri belirlemek, müzakere süreçlerini yürütmek, kurum ve kuruluşlarla tek elde koordinasyonu sağlamak amacıyla kuruldu. Bu anlamda Başkanlığımız kurumlar arası koordinasyonda ve iklim kriziyle topyekûn mücadele sürecinde çok önemli hizmetlere imza atıyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İklim Değişikliği Başkanlığı olarak; diğer kamu kurumları, özel sektör, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarıyla koordineli bir şekilde ülkemizin iklim değişikliği ile mücadele ve yeşil dönüşüm sürecini yürütüyoruz.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/iklimdumanenerji.jpg" /></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">‘İKLİM KRİZİYLE HEMEN MÜCADE ETMELİYİZ’</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- İklim Değişikliği çalışmalarına yön verecek İklim Kanunu taslağı hangi aşamada? TBMM’de ne zaman görüşülerek yasalaşacağını tahmin ediyorsunuz?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla iklim değişikliğiyle mücadelemizin ana hedef ve ilkelerini belirleyen İklim Kanunu taslağı üzerinde TBMM’de çalışılmaktadır. Teknik yönleriyle ilgili hususlarda Başkanlık olarak katkı sunma konusunda hazırız. Taslağının bu yıl içerisinde kanunlaşarak yürürlüğe girmesini temenni ediyoruz.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye’nin geç olmadan iklim kriziyle en kararlı ve en güçlü şekilde mücadele etmesi gerekiyor. Mücadele; bireyden topluma, devletten millete uzanan bir geniş saha şeklinde daha da büyümelidir. Aksi takdirde çok geç olacak. O yüzden bu önerinin kanunlaşması, 85 milyonun sorumluluğunu aynı zamanda yasal bir zorunluluğa taşıyacak ve tehlikenin ciddiyetini bir kere daha gözler önüne serecek.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/iklimresimspot2.jpg" /></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">BİZİM LOKOMOTİF GÜCÜMÜZ OLACAK</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- İklim Kanunu’nun içeriği, kapsamı hakkında bize bilgi verebilir misiniz?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- İklim değişikliğiyle mücadelede en etkili yöntem emisyonların azaltımıyla birlikte iklim değişikliğine uyumdur. İklim Kanunu, 2053 Net Sıfır Emisyon ve Yeşil Kalkınma Hedefimize ulaşma noktasında lokomotif gücümüz olacak. İklim Kanununun bu açıdan düzenleyici, sınır çizici olmakla beraber yeşil dönüşümü teşvik ve tahkim eden bir özelliğe sahip olacağını düşünüyorum. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İklim Kanunu taslağı, ulusal ve uluslararası iklim değişikliğiyle mücadele çabalarına katkı sunacak kapsamlı bir yasal çerçeve sunmaktadır. Kanun ile:</span></p>

<ul>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Net sıfır emisyon hedefimiz doğrultusunda sera gazı emisyonlarının azaltılması ve iklim değişikliğine uyum faaliyetleri belirledik. Bu faaliyetlerin etkin bir şekilde uygulanması için Bakanlıklarımız ile yerel yönetimlere sorumluluklar verilmiştir.</span></li>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yerinden yönetim ilkesi çerçevesinde, yerel yönetimlerin ihtiyaç ve risklerine uygun olarak hazırlanacak yerel iklim değişikliği eylem planlarının bütüncül bir yaklaşımla uygulanmasını hedefliyoruz.</span></li>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Döngüsel ekonomi anlayışına uygun şekilde, yenilenebilir enerji ve temiz teknolojilerin kullanımının artırılması, yutak alanların korunması ve sıfır atık sisteminin yaygınlaştırılmasını önceliyoruz.</span></li>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Kanunda, iklim değişikliğinin ekosistemlere ve biyolojik çeşitliliğe etkilerini azaltmak ve sürdürülebilir ekosistem yönetimi sağlamak amacıyla düzenlemeler yer almaktadır.</span></li>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ülkemizde yeni uygulanmaya başlayacak olan Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ile ilgili düzenlemeler yapılmış, kapsam dahilindeki işletmelere sera gazı emisyon izni alma zorunluluğu getirilmiştir.</span></li>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yeşil yatırımlar, iklim finansmanı, teşvikler ve ulusal yeşil taksonomi çalışmalarına ilişkin hükümlerle bu alandaki uygulamaların yasal altyapısı güçlendirilmiştir.</span></li>
</ul>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yüce Meclis’in onayından geçtikten sonra lokomotif gücümüz olacak ve karbon nötr hedefimize ulaşma yolunda bize büyük destek sağlayacaktır. Bunun yanında daha yeşil, daha temiz, daha güvenli ve iklim dostu yarınlarımız için bugünden güçlü bir adım atmamızı sağlayacaktır.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/iklimselspot3.jpg" /></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">UZMAN PERSONEL ALIYOR, EĞİTİMLER YAPIYORUZ</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- İklim değişikliği faaliyetleri, son derecede spesifik çok sayıda alt konudaki çalışmaları kapsıyor. Bu konularda çalışacak yeterli eleman temini için neler yapıyorsunuz?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- İklim değişikliği ile mücadele, geniş kapsamlı ve çok disiplinli bir alandır. Pek çok spesifik alt konuya yayılan faaliyetleri içeriyor. Sera gazı emisyonları, yenilenebilir enerji, karbon ayak izi, orman yönetimi, tarım, su kaynakları yönetimi, çevre politikaları ve iklim değişikliği uyum stratejileri gibi birçok alt başlıklarda çalışmayı gerektiriyor. Bu nedenle, iklim değişikliği ile mücadelede çalışacak yeterli sayıda nitelikli eleman temini önemlidir. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu ihtiyacı karşılamak için öncelikle kamu kurumları için memur kadrolarına atamalar yapılmakta ve ilgili alanlarda uzmanlaşmış personel istihdam edilmektedir. Ayrıca, hizmet alımı yoluyla teknik uzmanlar ve danışmanlardan destek alınarak, özellikle geçici projelerde ihtiyaç duyulan iş gücü sağlanmaktadır. Bunun yanı sıra, üniversiteler ve araştırma merkezleriyle iş birlikleri geliştirilmekte ve akademik altyapıya sahip yeni mezunların bu alanda kariyer yapmaları teşvik edilmektedir.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">PROJELER İNSAN KAYNAĞININ GELİŞMESİNİ SAĞLIYOR</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Projelerle iş birliği ve ortaklıklar da insan kaynağı kapasitesinin geliştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Ulusal ve uluslararası destekli proje ortaklıkları yoluyla hem finansal kaynak hem de bilgi paylaşımı sağlanmakta, Avrupa Birliği projeleri, Birleşmiş Milletler destekli çalışmalar ve bölgesel iş birliği programlarıyla kapsamlı uzmanlık geliştirme çalışmaları yapılmaktadır. Özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve akademiyle kurulan iş birlikleri de kapasite geliştirme ve eğitim programlarının düzenlenmesine olanak tanımaktadır.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bunun yanı sıra, eğitim ve kapasite geliştirme çalışmaları düzenli olarak gerçekleştirilmektedir. Bakanlık bünyesinde düzenlenen mesleki eğitimler ve atölye çalışmalarıyla hem mevcut personelin hem de diğer kurum ve kuruluşlarda görev yapan uzmanların bilgi düzeyleri artırılmaktadır. Ayrıca, yurt dışı eğitim programları ve burs imkanları sağlanarak, iklim değişikliğiyle ilgili konularda uluslararası deneyim kazanılması teşvik edilmektedir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/halilhasarkimdir.jpg" /></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">SANAYİDE DÖNÜŞÜMDE HEM FIRSAT HEM ZORLUK VAR</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- İklim değişikliğiyle mücadelede sanayi, enerji ve ulaşım sektörlerinde sürdürülebilir çözümler geliştirilmesi ne kadar hızlı ilerleyebiliyor? Karşılaşılan başlıca sorunlar neler?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- İklim değişikliğiyle mücadelede sanayi, enerji ve ulaşım sektörlerinde sürdürülebilir çözümler geliştirilmesi hem büyük fırsatlar hem de ciddi zorluklar içermektedir. Bu sektörler, küresel sera gazı emisyonlarının önemli bir kısmını oluşturdukları için, iklim değişikliğiyle mücadelede kritik öneme sahiptir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sanayi sektörü, özellikle enerji verimliliği ve karbon salımını azaltan teknolojilerin kullanımı konusunda ilerleme kaydetmektedir. Sıfır Atık uygulamaları, daha verimli üretim teknikleri ve karbon yakalama ve depolama teknolojileri, sanayideki sürdürülebilir dönüşümün ana unsurlarıdır. Ayrıca, sanayi süreçlerinde yenilenebilir enerji kullanımı ve dijitalleşme gibi yenilikçi çözümler giderek yaygınlaşmaktadır.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Enerji sektörü, yenilenebilir enerji (rüzgar, güneş, hidroelektrik gibi) kullanımının hızla arttığı ve enerji depolama teknolojilerinin geliştiği bir dönemde ilerlemektedir. Elektrik şebekelerinde dijitalleşme ve akıllı enerji sistemleri de bu dönüşümü hızlandırmaktadır.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/iklimnukleer.jpg" /></span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">DÖNÜŞÜM MALİYETLERİ YÜKSEK</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ulaşım sektöründe, elektrikli araçlar ve toplu taşımada sürdürülebilir çözümler (örneğin, elektrikli otobüsler, bisiklet yolları) giderek yaygınlaşmaktadır. Ayrıca, yeşil lojistik ve karbon salınımını azaltan ulaşım altyapıları da bu sektördeki sürdürülebilirlik çözümleri arasında yer alıyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İklim değişikliğiyle mücadelede sanayi, enerji ve ulaşım sektörlerinde sürdürülebilir çözümler geliştirilmesi hızla ilerlemeye devam etmektedir. Ancak, her üç sektörde de karşılaşılan başlıca sorunlar arasında yüksek yatırım maliyetleri, altyapı eksiklikleri, eski teknolojiler, kritik hammadde ve teknolojilere olan bağımlılık, tedarik zincirindeki riskler bulunmaktadır. Ayrıca, nitelikli personel eksikliği, sektörler arası iş birliği eksikliği, eğitim ve bilinçlendirmedeki yetersizlikler diğer sorunlar arasında sayılabilir.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">KOBİ’LER DÖNÜŞÜMÜN MALİ YÜKÜNDE ZORLANIYOR</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sanayicimize ve ihracatçımıza zorunluluklar getiren AB ve Ulusal Yeşil Mutabakat koşullarının sağlanması istenilen hızla yürütülebiliyor mu? Yeşil dönüşümler için hangi büyüklüklerde finansman ihtiyacı ile karşı karşıyayız?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- AB ve Türkiye'nin yeşil mutabakat çerçeveleri, sanayicilere ve ihracatçılara önemli yükümlülükler getirmektedir. Bu yükümlülükler, emisyon azaltımı, enerji verimliliği, sürdürülebilir üretim gibi konularda somut hedefler belirlemektedir. Bu hedeflere ulaşmak için gerekli yatırımlar, sanayiciler için önemli bir mali yük oluşturmaktadır. Özellikle KOBİ'ler, bu dönüşümü gerçekleştirmekte zorluklarla karşılaşabilmektedir. Yeşil dönüşüm, küresel bir acil durum olarak kabul edildiğinden, hedeflere ulaşmak için hızlı hareket etmek sanayiciler için büyük önem taşımaktadır. Ancak, mevcut ekonomik koşullar ve teknolojik kısıtlamalar, bu süreci yavaşlatan ana unsurlar arasında sayılabilir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yeşil dönüşüm için finansman ihtiyacı, dünya genelinde çok büyük bir ölçeğe sahiptir ve yıllık milyarlarca doları bulmaktadır. Bu ihtiyaç, hem iklim değişikliğiyle mücadele için gerekli altyapı projelerini hem de sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmayı kapsayan geniş bir yelpazeyi içermektedir.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">DÜNYA ÇAPINDA 5-7 TRİLYON DOLARLIK FİNANSMAN İHTİYACI</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve diğer uzman kuruluşlara göre, yeşil dönüşüm için yıllık finansman ihtiyacı şu şekilde özetlenebilir:</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">5-7 trilyon dolar arası bir yıllık finansman ihtiyacı öngörülmektedir. Bu rakam, yenilenebilir enerji projeleri, enerji verimliliği artırma, karbon salınımını azaltma, sürdürülebilir tarım, su yönetimi ve doğa koruma gibi çeşitli alanlarda yapılacak yatırımları kapsamaktadır.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Küresel karbon emisyonlarını ciddi şekilde azaltabilmek ve iklim değişikliğine karşı etkili bir mücadele verebilmek için yılda 2,4 trilyon dolar civarında bir yatırım yapılması gerektiği tahmin edilmektedir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Şüphesiz bu yük ancak birlik ve beraberlik içerisinde çekilebilir. Bunun yanında bu yükün adil paylaşımı ve dağıtımı şarttır. Verilen taahhütler yerine getirilmelidir. Aksi takdirde üretim-tüketim dengesi bozulacak, ekonomiler zarar görecek, enflasyonlarda patlamalar yaşanacak. En önemlisi de insanlığın hayatı ve dünyamızın geleceği çok büyük bir tehlike altına girecektir.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">GLOBAL YEŞİL DÖNÜŞÜM KAYNAKLARI ARTIRILMALI</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Global çapta ve ülke çapında yeterli finansman kaynakları var mı? </span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yeşil dönüşüm, küresel çapta büyük bir finansman ihtiyacı doğurmaktadır. Dünyada yeşil dönüşüm için mevcut olan finansman kaynakları, büyük bir potansiyel sunmakla birlikte, bu dönüşümün gerçekleştirilmesi için yeterli olup olmadığı konusu, hala bir tartışma konusu olmaktadır. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Mevcut finansman kaynakları büyük miktarda sermaye sağlasa da, küresel çapta büyük ölçekli ve hızlı bir yeşil dönüşüm için kaynakların artırılması ve daha etkili bir şekilde dağıtılması gereklidir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Küresel iklim finansmanı akışları son yıllarda önceki döneme kıyasla bir büyüme ivmesi yakalamıştır. Fakat bu tutar halen ülkelerin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır. Bu durum G20 raporlarında da yer almaktadır.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">2030’A KADAR 9 TRİLYON DOLAR GEREKLİ</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ortalama senaryoda 2030 yılına kadarki yıllık iklim finansmanı ihtiyacı yaklaşık 9 trilyon dolar olarak tahmin edilmekte olup bu durumda iklim eylemleri için mevcut finansal akışların hızlı bir şekilde yıllık bazda artması gerekmektedir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi altında 2009 yılında gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelere 2020 yılına kadar 100 milyar dolar iklim finansmanı taahhüdünde bulunmuş, fakat bu taahhüt 2020 yılında gerçekleştirilemeyerek 2025 yılına kadar uzatılmıştır.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">OECD’nin 2024 yılında yayımladığı rapora göre, 100 milyar iklim finansmanı taahhüdüne 2022 yılında ulaşılmış ve bu rakam yaklaşık 115 milyar dolar olmuştur.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu tutar Bakü’de gerçekleşen COP29’da NCQG müzakereleri ile güncellenmiş ve yeni hedef 300 milyar dolar olarak belirlenmiştir. Ayrıca küresel iklim finansmanı hedefi de yıllık 1,3 trilyon dolar olarak belirlenmiştir.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Finansman eksikliğinin sonuçları ise oldukça ciddi olabilir. İklim değişikliğinin etkileri daha da şiddetlenebilir, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılamayabilir ve ekonomik kayıplar yaşanabilir.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">TÜRKİYE İÇİN HEM ZORUNLULUK HEM FIRSAT</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- <b>Geçerli finansman çözümleri neler?</b></span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Yeşil dönüşüm için finansman sağlamak amacıyla birçok çözüm önerisi bulunmaktadır. Devlet destekleri, yeşil tahviller, yeşil krediler, uluslararası iklim fonları, karbon piyasaları ve kamu-özel iş birliği gibi mekanizmalar, bu alanda önemli bir rol oynamaktadır.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Gelecekte, finansal sistemin yeşil dönüşüme uygun hale getirilmesi, yeni teknolojilerin geliştirilmesi, risk yönetiminin iyileştirilmesi ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi gibi adımların atılması gerekmektedir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için yeşil dönüşüm hem bir zorunluluk hem de bir fırsattır. Yeşil yatırımlar, uzun vadede ekonomik büyümeyi destekleyebilir ve ülkenin sürdürülebilir kalkınmasına katkı sağlayabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin yeşil dönüşüm için gereken finansmanı sağlaması ve bu alandaki yatırımları teşvik etmek için etkili politikalar geliştirmesi gerekmektedir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Yeşil dönüşüm, küresel bir çaba gerektiren karmaşık bir süreçtir. Ancak, bu süreçte elde edilecek başarı, tüm insanlığın geleceği için büyük önem taşımaktadır.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">SEKTÖREL STRATEJİLER</span></b></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Türkiye’nin 2053 hedefleri çerçevesinde, Net Sıfır Emisyon konusunda sektörler bazında yapması gerekenler nelerdir?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı Türkiye'nin 2053 Net Sıfır Emisyon ve Yeşil Kalkınma Hedefi, iklim değişikliğiyle mücadelede bir milattır. Bu hedef, ülkemizin iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir kalkınma için atacağı önemli adımları simgeliyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Net sıfır emisyonu, 2053 yılına kadar Türkiye'nin toplam sera gazı emisyonlarını sıfıra indirmeyi ve bu emisyonların atmosferdeki dengesini bozmadan sürdürülebilir hale getirmeyi hedefliyor. Bu hedefe ulaşabilmek için her sektörde, belirli stratejiler ve adımlar gerekiyor. Kısacası her sektörün 2053 yılına kadar sıfır emisyona ulaşması gerekiyor. Bunu da Türkiye’nin 2053 Uzun Dönemli İklim Stratejisi belgemizde sektörel bazda yol haritası olarak açıkladık.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">COP31’E ADAY OLDUK</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- COP31 Toplantısı Türkiye’de yapılacak mı? Özel gündemlerinde neler olacak?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Sayın Cumhurbaşkanımız, Türkiye’nin 2026 yılında yapılacak COP31’e ev sahipliği yapma adaylığını açıkladı.<b> </b>Türkiye’nin 2026 yılında yapılacak COP31 adaylığını güçlü bir şekilde devam ediyor. Bu konudaki temaslarımız Cumhurbaşkanımızın vizyonu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız ile Dışişleri Bakanlığımızın ve diğer Bakanlıklarımızın da desteği ile yürütüyoruz. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İçinde bulunduğumuz Batı Avrupa ve Diğer Ülkeler Grubu ve COP31’in diğer adayı olan Avusturalya ile de müzakereler sürdürüyoruz.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">COP31 ev sahipliği, iklim değişikliğiyle mücadelede Türkiye’nin küresel bir liderlik rolü üstlenebilmesi için önemli bir fırsat. Türkiye olarak COP31 platformunu, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında bir köprü kurmak, yeşil dönüşüm vizyonunu uluslararası arenada tanıtmak, iklime dirençliliği artırmak ve iklim değişikliğiyle mücadelede iş birliğini pekiştirmek için uygun bir ortam olarak görüyoruz. Yine COP31 ev sahipliği ile hem diplomatik hem de teknik açıdan iklim müzakerelerine olan katkımızı daha da ileri taşımayı hedefliyoruz.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye’nin COP31 vizyonu aşağıdaki ana başlıkları içermektedir:</span></p>

<ul>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında yeşil dönüşümü güçlendiren bir köprü olmak,</span></li>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Kentlerin iklim dirençliliğine odaklanarak dünyayı bekleyen kentsel dönüşümün iklim dostu planlanması ve uygulamaların finansmanının artırılması adına çaba göstermek,</span></li>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Akdeniz bölgesindeki kırılganlığın yönetilmesi unsurlarını genişleterek dünyanın en önemli diğer iki kırılgan bölgesi olan Pasifik ve Afrika’ya taşımak,</span></li>
	<li><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“Ülkeler arasındaki iklim finansman açığının azaltılması ve etkin kullanımının sağlanması” ve “Temiz teknolojilerin kapsayıcı bir şekilde yaygınlaştırılması ve ülkelerin bu teknolojilere erişimine yönelik finansman kullanımının etkinleştirilmesi” alanlarına odaklı çalışmalar yapmak.</span></li>
</ul>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">KÜRESEL EKONOMİLER KÖKLÜ BİÇİMDE DÖNÜŞECEK</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Gelecek açısından iklim değişikliği etkisiyle dünyada ve Türkiye’de ekonomik alanda yaşanabilecek dönüşümler neler olacaktır?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- İklim değişikliğinin, küresel ekonomileri köklü bir şekilde dönüştürmesi beklenmektedir. Görünen o ki, karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik küresel çabalar, düşük emisyonlu teknolojilerin kullanımını artıracak ve yenilenebilir enerji sektörünü hızla büyütecektir. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu dönüşüm, enerji üretimi, sanayi ve ulaşım gibi sektörlerde büyük yatırımlar gerektirmekte, yeşil teknoloji ve sürdürülebilir altyapı projeleri ön plana çıkarmaktadır.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Finansal piyasalar, iklim risklerine karşı gittikçe daha duyarlı hale gelmekte, yeşil yatırımlar hızla artmakta ve karbon ayak izi yüksek olan sektörler daha fazla regülasyona tabii olma sürecindedir. Bu süreç, ekonomik büyümeyi yeniden şekillendirirken, sürdürülebilirlik ve çevre dostu yatırımlar ekonomilerin yeni itici güçleri haline gelecektir.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">25 YILDA 14,5 MİLYON ÖLÜME YOL AÇABİLİR</span></b></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- İklim değişikliğinin şu ana kadar yarattığı en büyük olumsuzluklar ve önümüzdeki döneme ilişkin olarak önüne geçilmesi için uğraşılan global problemler nelerdir?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">- Günümüzde sayısı ve şiddeti artan iklim değişikliği kaynaklı zorluklarla daha fazla karşılaşır bir hale geldik. Sanayi devriminden bu yana giderek artan emisyonların çevremize verdiği zararı artık doğa kaynaklı afetler ve dengenin bozulması şeklinde tecrübe ediyoruz.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Gelecekle ilgili yapılan tahminler çok çarpıcı. Dünya Ekonomi Forumu’nun yayımladığı son raporlarda, iklim krizinin 2050 yılına kadar ek 14,5 milyon ölüme, 12,5 trilyon dolarlık ekonomik kayba ve sağlık sistemlerine 1,1 trilyon dolarlık ek maliyete yol açabileceği ortaya konulmaktadır.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İklimle ilgili şiddetli afetler, seller, fırtınalar, kuraklıklar ve sıcak hava dalgaları dünya genelinde artış göstermektedir. Aşırı hava olayları, kıt kaynaklar üzerindeki anlaşmazlıklar ve salgın hastalıklar günümüzde karşılaştığımız sorunlar olarak ön plana çıkıyor. </span></p>

<p></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">KÜRESEL ÇEVRE SORUNLARI BÜYÜYOR</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bununla birlikte iklim değişikliği, nüfus artışı, düzensiz kentleşme, kent nüfusunun ihtiyaçlarının giderek artması ve çevresel bozulma gibi küresel sorunlar birbirleriyle adeta etkileşim haline girerek daha büyük zorluklara da yol açıyor. </span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ayrıca su kıtlığı, iklim değişikliklerinin insanlara, tarıma ve doğaya nasıl zarar verdiğini ortaya koyuyor. Buna ek olarak şiddetli yağışlar, fırtınalar, seller, kuraklıklar ve ürün kayıpları artış gösteriyor. Bunun sonucunda, dünya genelinde gıda güvenliği azalıyor ve bu durum sağlık sorunlarına, bölgesel anlaşmazlıklara ve insanların yerlerini terk etmelerine de yol açabiliyor.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İklim değişikliği, ayrıca sıcak hava dalgaları, bulaşıcı hastalıklar ve hava kirliliği gibi sağlık sorunlarını artmasına yol açabilir. Bu durum, sağlık sistemlerine ek yük getirerek ve üretkenliği azaltabilir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İklim değişikliğinin etkileri, toplumdaki en dezavantajlı grupları orantısız şekilde etkileyebilir. Bu durum, sosyal adaletsizlikleri derinleştirecek ve toplumsal huzursuzluklara yol açabilecektir. İklim değişikliğiyle mücadele politikaları, bu eşitsizlikleri azaltmaya yönelik tedbirler içermelidir.</span></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Eğer acil tedbirler alınıp harekete geçilmezse aklımıza hiç gelmemiş olan ağır sonuçlarla karşılaşmak da kaçınılmaz olacaktır.</span></p>

<p><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Sayın Hasar, bize hobilerinizi anlatır mısınız? Eğer boş zaman bulabiliyorsanız neler yapıyorsunuz?</span></b></p>

<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Kitap okumak ve araştırma yapmak, doğa yürüyüşleri yapmak, bahçecilik ve organik tarım benim tutkularım.</span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/prof-dr-halil-hasar-iklim-kanununun-bu-yil-cikmasini-bekliyoruz</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jan 2025 12:34:55 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2025/01/prof_dr_halil_hasar_iklim_kanununun_bu_yil_cikmasini_bekliyoruz_h2310_9f95b.jpg" type="image/jpeg" length="28876"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“FİNTEK'ler finansın demokratikleşmesine önemli katkı sağlıyorlar”]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/fintekler-finansin-demokratiklesmesine-onemli-katki-sagliyorlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/fintekler-finansin-demokratiklesmesine-onemli-katki-sagliyorlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[- United Payment CEO’su İlker Sözdinler, “Fintekler, günümüzde ödeme sistemlerinin görünmez olmasında ciddi rol oynuyor. Ayrıca finansın demokratikleşmesi adına da önemli adımları gerçekleştirdiler” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Finansal teknoloji (fintek) şirketleri, teknoloji ile finansı buluşturarak insanların yaşamına faydalı, hızlı, kazançlı ürünler sunuyorlar. Londra merkezli fintek şirketi United Payment’in CEO’su İlker Sözdinler’den finteklerin bugününü ve fintek ile yapay zeka buluşmasının yarattığı sonuçları anlatmasını istedik.</p>

<p><b>- Sayın İlker Sözdinler, fintek şirketleri hem bireylere hem de kuruluşlara hayatı kolaylaştıracak, zaman ve para kazandıracak ürünler sunuyor. Bunların en önemlisi de 24 saat para transferi yapılabilmesi herhalde. Bu olanak dünyanın her yerinde şu anda kullanılabiliyor mu?</b></p>

<p>- Finansal teknolojiler, hayatın pek çok noktasında iş yapış şekillerine hız ve verimlilik katmaya devam ediyor. Para transferi fintek katma değerlerinden sadece bir tanesi. Biz United Payment olarak bu alana öncülük ederek, iki yıl önce ilk defa nöbetçi transfer ile 7/24 yurtiçi para transferini gerçekleştirdik. Açık Bankacılık uygulamaları ve FAST ile birlikte bu işlemler daha yaygın hale gelmiş oldu. Şu anda dünyadaki tüm merkez bankaları anlık para transferini günlük hayatın bir parçası haline getirmiş durumda. Biz bu konuda bir adım daha öne geçerek, bu işlemleri sadece yurtiçi değil, yurtdışı para transferlerinde de kullanılabilir hale getirdik. Dünyanın en önemlileri ve en büyüklerinden Wise, TransferGo, Dlocal ve Remilty gibi birçok marka ile işbirliği gerçekleştiriyoruz. Gelişmiş altyapımızla yurtdışı para transferinde hâlâ maliyetli ve son derece zahmetli bu sistemi şeffaf kur ve düşük komisyon oranı ile ve en önemlisi de gerçek zamanlı olarak sunuyoruz.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/ilkersozdinlerspot.jpg" /></p>

<p><b>“BANKA HESABI OLMAYANLAR DA SİSTEME DAHİL EDİLDİ”</b></p>

<p><b>- Fintekler toplumda yaygın olarak kullanılmasına rağmen farkında olmadığımız hangi ürünleri yaşamımıza dahil etti?</b></p>

<p>- Fintekler, günümüzde ödeme sistemlerinin görünmez olmasında ciddi rol oynuyor. E-ticaret kapsamındaki işlemler, şehir kartlarının kullanımı, KOBİ’lere kredi imkanı sunulması gibi hem süreçleri hızlandıran hem de kolaylaştıran yeni hizmetleri yaşamımıza dahil etti. Ayrıca finansın demokratikleşmesi adına da önemli adımları gerçekleştirdi. Örneğin; finteklerin sunduğu hizmetler sayesinde, Türkiye’de banka hesabı olmayan veya bankacılık hizmetlerinden yeterince yararlanamayan kişilerin de finansal sisteme dahil edilmesi sağlandı.</p>

<p><b>DİJİTAL TÜRK LİRASI İLE BÜYÜK BAŞARILAR ELDE EDECEĞİZ</b></p>

<p><b>- Blockchain ve kripto para teknolojileri sorunsuzca günlük yaşama dahil oldu. Bu teknolojilerin, özellikle kripto paraların bugünü ve geleceği hakkında neler söylemek istersiniz?</b></p>

<p>- Blockchain ve kripto para kapsamında pek çok düzenleme ve yenilikler hayatımıza girmeye devam ediyor. Buradaki sistemin tam olarak oturması için biraz daha zamana ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte, SPK’nın son regülasyonları çerçevesinde banka ve dünya çapındaki ciddi oyuncuların da Türkiye’ye geldiğine tanık oluyoruz. Bunlar finansal sistemin geleceği açısından umut verici, heyecanlı gelişmeler tabii ki. Bunun yanı sıra şu an hazırlıkları süren ve 2028 yılında kullanıma sunulması planlanan Dijital Türk Lirası projesi ile hem ülkemiz hem de bölge ülkeler açısından çok büyük başarılar elde edeceğimize inanıyorum.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/ilkersozdinlerfintek.jpg" /></p>

<p><b>“RİSK VE GÜVENLİK HER YERDE KARŞIMIZA ÇIKACAK”</b></p>

<p><b>- Mobil bankacılık koşar adım ilerliyor. Ancak, örneğin ben mobil cihazlarla finansal işlem, bankacılık işlemi yapmayı riskli buluyorum. Mobilden para transferleri yapmanın riski var mıdır? En güvenli önlemler nasıl alınabilir?</b></p>

<p>- Günümüz koşullarında teknolojiden uzak durmanın maalesef bize güvenli bir konum sağlayacağına inanmıyorum. Çünkü değişen bir dünya söz konusu ve bu değişime ayak uydurmak çok daha önemli. Burada benim özellikle altını çizmek istediğim konu, teknolojiyi hayatımıza güvenli bir şekilde adapte edebilmek. Risk ve güvenlik konusu, yaşadığımız sürece, insanoğlunun olduğu her yerde karşımıza çıkacaktır. Günümüzde teknolojiye ayak uyduramayan şirketlerin rakiplerinin gerisinde kaldığını net şekilde görüyoruz. Şirketler finansal kaybı minimuma indirmek için gerekli güvenlik önlemlerini alıyorlar. Bu konuda tabii ki çalışanları ve bireyleri de güvenlik konusunda eğitmek önemli.</p>

<p><b>“FAALİYETLERİMİZİ YAPAY ZEKAYA ADAPTE EDİYORUZ”</b></p>

<p><b>- Fintek uygulamalarına günden güne gelişen yapay zekanın ne tür katkıları oluyor? Yapay zekanın, finans piyasalarına bilinçli yatırımlarda önemli asistanlık görevi yaptığı düşünülüyor. Siz ne dersiniz? Fintek ve yapay zeka kardeşliğinin geleceğinde neler var?</b></p>

<p>- Yapay zeka, şirketlerin en öncelikli ve temel konularının başında geliyor. Biz de tüm faaliyetlerimizi ve departmanlardaki tüm çalışanlarımızı yapay zekaya adapte etme sürecine devam ediyoruz. Yapay zekanın getirdiği yeni becerileri işlerimize entegre ediyor, çalışanlarımızı, bu alanlarda eğitim almalarına yönelik teşvik ediyoruz. Veri gizliliği, güvenlik ve etik konularını yapay zeka desteği ile daha işlevsel ve inovatif hale getiriyoruz. Bunun yanı sıra yapay zeka becerileri yeni istihdam politikamız da üst sıralarda yer alıyor. Ekibimize katılacak yeni arkadaşlarımız için de yapay zeka becerilerini kazanmalarını öneriyoruz.</p>

<p><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/ilkersozdinlerkimdir.jpg" /></p>

<p><b>“HAYATIMIZIN BİR ÇOK YÖNÜNÜ ETKİLEYECEK”</b></p>

<p>Yapay zeka beni son senelerde en çok heyecanlandıran teknolojilerin başında geliyor, sadece finans değil, hayatımızın birçok tarafını etkileyecek. Finansta fintek şirketleri olarak daha çok fraud (kart kullanıcılarının izni olmadan kartlarından alınan ödemeler) ve müşteri hizmetlerinde kullanılmaya başlandığını gözlemliyoruz. Ama son kullanıcıların günlük hayatlarındaki kullanımlarına analiz yapan wealth management (servet yönetimi, danışmanlığı) uygulamalarında çok daha sık karşımıza çıkacak.</p>

<p><b>“DİJİTALLEŞME YENİ İŞ MODELLERİ ORTAYA ÇIKARIYOR”</b></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><b>- Endüstride tümüyle dijitalleşen ve birbiriyle sürekli haberleşen üretim birimlerine fintekler nasıl katkıda bulunuyor?</b></p>

<p>- Dünyanın içinden geçtiği dijitalleşme, finans alanında ve diğer pek çok alanda yeni iş modellerinin çıkmasına yönelik ciddi rol oynuyor. Bankalar ise tek bir alana odaklanarak onu çok daha farklı, iyi, efektif ve ucuza yapan iş modelleri sunuyorlar. Finteklerle birlikte burada özellikle görünmez finansın çok yönlü gelişmelerine olanak sağlayan inovasyonları daha fazla görüyoruz. Kişisel ilgi ve ihtiyaçlara hizmet eden daha efektif çözümler karşımıza çıkıyor. Bu çözümlerin önümüzdeki dönemde çok daha esnek bir şekilde hayatımıza girmesini bekliyoruz.</p>

<p><b>“GÜVENLİK VE GİZLİLİK BİRİNCİ ÖNCELİĞİMİZ”</b></p>

<p><b>- Fintekler, sanal saldırılara, korsanlara, izleme robotlarına karşı koruma amaçlı uygulamalar geliştirebiliyor mu?</b></p>

<p>- Fintek sektöründe güvenlik ve gizlilik her zaman öncelikli konuların başında geliyor. Sektörde siber güvenlik yatırımları ve veri koruma önlemlerine yönelik çalışmalar daima yenileniyor. Bu da kullanıcı deneyimi ve müşteri memnuniyetinin olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Fintekler, kendi geliştirdikleri uygulamaların yanı sıra genelde güvenlik sektörünün finans sektörü için geliştirdiği uygulamaları kullanmayı tercih ediyorlar. Fintekler ve bankalar aynı standartta güvenlik önlemleri alıyorlar. Aynı zamanda merkez bankasının getirmiş olduğu regülasyonlar da güvenlik önlemlerinin sıkı şekilde alınmasını gerektiriyor.</p>

<p><b>“TÜRKİYE’DE FİNTEK GİRİŞİMLERİ ÇOK GÜÇLÜ”</b></p>

<p><b>- Türkiye’nin fintek uygulamaları kullanımı açısından neler söylemek istersiniz?</b></p>

<p>- Türkiye fintek girişimleri açısından son derece güçlü bir konumda yer alıyor. Bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için fintek politikası iyi yönetildiğinde bu sektör, ülkemiz için bir zıplama tahtası olabilecek potansiyele sahip. Bu noktada United Payment olarak paranın dijitalleşmesi ve herkesin erişebileceği bir şekilde demokratikleşmesi adına yıllardır sunduğumuz çözümlerle bu amaca hizmet ediyoruz. Özellikle sosyal destek uygulamalarımızla bu alanda önemli bir fark yarattığımıza inanıyorum. Yaşadığımız ekonomik koşullardan dolayı sosyal belediyecilik büyük bir önem kazanmış durumda.</p>

<p>Dijital cüzdan uygulamaları da dünyada yükselen bir trend ve sadece ödeme hizmetinde değil pek çok avantaj ve ayrıcalık sunan özellikleriyle kullanıcılarına pek çok fayda sunuyor. Yine cüzdan özelinde sunduğumuz bir diğer özellik de dijital harçlık uygulaması. Anne babaların çocuklarına okulda ya da sosyal yaşamda ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri dijital harçlık sayesinde, büyük bir ihtiyaca kavuşmuş oluyorlar. Özellikle nakit kullanmayan ve kartta da kontrolün sağlanamadığı 18 yaş altı çocuklara özel geliştirilen dijital harçlık ile anne babalar, hem çocuklarının harcamalarını kontrol altında tutabiliyorlar hem de harçlıklarının kullanım alanlarını da kolaylıkla takip edebiliyorlar. Bu gibi uygulamaların önümüzdeki dönemde ülkemizde daha da çeşitlenmesi ve yaygınlaşmasını bekliyoruz.</p>

<p><b>“ÜLKELERİN DİNAMİKLERİ VE KULLANICI ALIŞKANLIKLARI FARKLI”</b></p>

<p><b>- Siz Londra merkezli olarak dünyanın değişik yerlerinde çalışmalar yapıyorsunuz. Kıtalara ve gelişmiş ülkelere göre fintek uygulamalarının nerelerde ne ölçüde yaşama geçtiğini söyleyebilirsiniz?</b></p>

<p>- United Payment olarak 7 ülkede hizmet veriyoruz. Faaliyet gösterdiğimiz ülkelerde de ödeme sistemleri sektöründe her bölgenin kendine göre farklı dinamikleri ve kullanıcı alışkanlıkları olduğunu görüyoruz. Örnek vermek gerekirse, ülkemizde para transferinde IBAN numarası kullanılırken, Özbekistan veya Azerbaycan’da herkes birbirinin kart numarasını alarak para transferi işlemi gerçekleştiriyor. Bunun yanı sıra Asya’da mobil cüzdanların oldukça yaygın olduğunu görüyoruz, Afrika’da ise POS çözümlerinin ön plana çıktığını söyleyebilirim.</p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/fintekler-finansin-demokratiklesmesine-onemli-katki-sagliyorlar</guid>
      <pubDate>Mon, 18 Nov 2024 11:55:29 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2024/11/fintek_ler_finansin_demokratiklesmesine_onemli_katki_sagliyorlar_h2281_b84bd.jpg" type="image/jpeg" length="69485"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Tacikistan ile ticaret hacmi hedefimiz 1 milyar dolar"]]></title>
      <link>https://www.sanayicidergisi.com.tr/tacikistan-ile-ticaret-hacmi-hedefimiz-1-milyar-dolar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.sanayicidergisi.com.tr/tacikistan-ile-ticaret-hacmi-hedefimiz-1-milyar-dolar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEİK Türkiye-Tacikistan İş Konseyi Başkanı Cihangir Fikri Saatçioğlu, “Tacikistan, altından, pamuğa, enerjiden tekstile birçok alanda Türkiye’nin deneyimlerinden yararlanmak istiyor. Su zengini bu ülke yeni hidroelektrik santralleri yapılmasında Türk müteahhitlerine fırsat sunuyor” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Tacikistan, dört bir yanındaki Afganistan, Özbekistan, Çin ve Kırgızistan ile komşu olan, denize sınırı bulunmayan bir Orta Asya ülkesi. Son yıllarda Türkiye ile Tacikistan arasında ekonomik ilişkilerde var olan canlılık her iki taraf için de yeterli bulunmuyor ve daha da büyümesi için aktif çalışmalar yürütülüyor. </span></p>

<p class="BAHADIRSPOT"></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bu faaliyetlerin Türkiye tarafında yer alan DEİK/Türkiye-Tacikistan İş Konseyi Başkanı Cihangir Fikri Saatçioğlu ile Tacikistan’ın ticari potansiyeli, iki ülkenin karşılıklı kazanımlarının ne şekilde ilerleyeceği konusunu konuştuk. </span></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/fikrisaatcioglubaraj.jpg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p class="BAHADIRSPOT"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">SU ZENGİNİ BİR ÜLKE</span></b></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Orta Asya’nın güneydoğusunda yer alan ülke, komşu ülkeleri ile kurduğu iyi ilişkiler itibariyle de stratejik bir öneme sahip. Adeta Orta Asya’nın hidroelektrik enerji havzası diyebileceğimiz Tacikistan, Orta Asya’nın su ihtiyacının yüzde 60’ını karşılayan önemli su kaynakları ile çok büyük hidroelektrik enerji potansiyeline sahip. Bulunduğu bölgenin en küçük ülkesi olarak gözümüze çarpan Tacikistan’ın dış ticaretinde ve ekonomik kalkınmasında en önemli rolü “beyaz altın” olarak da bilinen pamuk üstleniyor. Tacikistan, dünyanın en önemli pamuk ihracatçıları arasında ön sıralarda yer alıyor. </span></p>

<p class="BAHADIRSPOT"></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">600 MİLYON DOLARLIK PROJE</span></b></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türk müteahhitlik firmaları Tacikistan’da etkin olup, 1994-2018 yılları arasında şirketlerimiz tarafından Tacikistan’da üstlenilen 49 adet projenin toplam tutarı 600 milyon doları aşmış durumda. Türkiye, 2018 yılında Tacikistan’daki ikinci en büyük yatırımcı olurken, 2019 yılına geldiğimizde ülkenin dördüncü en büyük yatırımcısı olarak listede yerini alıyor. Tüm bu bilgilerin ışığında, iki ülkenin de kendi güçlü yönlerini ön plana çıkararak yeni projelerle üretim hacimlerini artırmaları bekleniyor.</span></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/fikrisaatciogluisinsanlari.jpg" /></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">TÜRK YATIRIMCI İÇİN FIRSATLAR</span></b></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye ile Tacikistan arasında yatırım ortaklıkları başta olmak üzere, sanayiden teknolojiye, tarımdan enerjiye, ulaştırmadan müteahhitliğe, eğitimden kültür-turizme kadar geniş bir yelpazede iş birliği alanlarının olduğunu ifade eden DEİK/Türkiye-Tacikistan İş Konseyi Başkanı Cihangir Fikri Saatçioğlu, söz konusu iş birliğiyle özellikle inşaat sektöründe Türk sanayi ve müteahhitlik tecrübesinin Tacikistan’a aktarılması konusunda çok önemli bir fırsat olduğunu belirtti.</span></p>

<p class="BAHADIRSPOT"></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Tacikistan’ın, altından, pamuğa, enerjiden tekstile birçok alanda Türkiye’nin deneyimlerinden yararlanmak istediğini kaydeden Saatçioğlu, iki ülke arasındaki ticaret hacminde Tacikistan’dan Türkiye’ye pamuk ihracatının önemli rol oynadığını ve son dönemde maden ve altın alanlarındaki bazı Türk şirketlerinin takı üretiminden fayda sağladığını bildirdi.</span></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><img class="detayFoto" src="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/sanayicidergisi-com-tr/images/upload/fikrisaatcioglukimdir.jpg" /></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">TÜRK MÜTEAHHİT FİRMALARININ TECRÜBESİ</span></b></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Ayrıca su kaynakları, tarım, tekstil, maden ve enerji sektörlerinde de iş birliği fırsatları bulunan Tacikistan’ın, hidroelektrik kaynaklarına sahip, dünyada ön sırada bulunan ülkelerden biri olduğuna vurgu yapan Saatçioğlu, hidroelektrik sektörünün aynı zamanda ülkenin ekonomisinin gelişimi açısından ulusal kalkınma stratejisinin temel sektörleri arasında yer aldığını bildirdi. Tacikistan, kendi elektriğinin büyük bir kısmını da hidroelektrik santrallerinden temin eden bir ülke olduğu için müteahhitlik ve enerji sektöründeki Türk firmaları açısından çok ciddi fırsatlar içeriyor. Tacikistan’ın özellikle baraj ve hidroelektrik santralleri konusunda Türk müteahhitlik ve mühendislik firmalarının tecrübesinden faydalanmak istediğini belirten Saatçioğlu, “Önümüzdeki dönemde ise Türk sanayisinin sahip olduğu yeşil dönüşüm enerji altyapısının Türkiye ve Tacikistan arasında da yeni fırsatlar doğuracağına inanıyorum” dedi.</span></p>

<p class="BAHADIRSPOT"></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">TACİKİSTAN’IN DIŞ TİCARET HACMİ YÜKSEK</span></b></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Bağımsız Devletler Topluluğu (CIS) ülkelerine dahil olmasının da etkisiyle Tacikistan, 260 milyonluk nüfusa erişim imkânı ve yıllık yüzde 6,9 büyüme oranıyla ticari açıdan fırsatlara gebe. Tacikistan ekonomisinin, toplam dış ticaret hacmi ile ithalata dayalı bir görünüm sergilediğini dile getiren Saatçioğlu; ülkenin yatırım teşvikleri, pazarın yatırımcıya aç olması, yabancı yatırımcıların devlet garantisi altında olmasıyla ticari açıdan yatırımcılara sunduğu pozitif yönler bulunduğunu belirtti.</span></p>

<p class="BAHADIRSPOT"></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“İKİ ÜLKE DE KAZANIR”</span></b></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">İş forumlarının, katılımcılara sektörlerinde faaliyet gösteren diğer profesyonellerle tanışma ve potansiyel iş ortaklığı fırsatı sunması bakımından oldukça etkili olduğuna değinen Saatçioğlu, süreç boyunca geliştirilen iş birliklerini şu sözlerle anlattı: </span></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“28 Mayıs tarihinde gerçekleşen Türkiye-Tacikistan Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) 12. Dönem Protokolü ve Eylem Planı imzalandı. Ticaret ve yatırım ilişkilerinde uzun dönemli bir ivme oluşturacak 4 önemli anlaşmadan birisi de DEİK/Türkiye-Tacikistan İş Konseyi olarak SUE TAJINVEST ile imzaladığımız mutabakat zaptıyla üretim, bilim ve teknoloji, ticari ve ekonomik ilişkiler, müteahhitlik, eğitim konularında her iki taraf için faydalı olacak iş birliklerin geliştirilmesi ve Türkiye-Tacikistan ekonomik ilişkilerinde değerli kazanımlar sağlanacak.”</span></p>

<p class="BAHADIRSPOT"></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“HEDEF 1 MİLYAR DOLAR”</span></b></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Cihangir Saatçioğlu, önümüzdeki dönemde hem Türk firmalarının Tacikistan’a daha fazla yatırım yapması hem de iki ülke arasında belirlenen 380 milyon dolarlık ticaret hacminin 1 milyar dolara çıkarılması hedefine ulaşılması için DEİK/Türkiye-Tacikistan İş Konseyi olarak ciddi şekilde planlı bir çalışma yürüteceklerini belirtirken, sözlerine “Rakamları artırmanın iş insanlarının elinde olduğuna ve birlikte çalışarak ülkelerimiz arasındaki dış ticareti daha yüksek seviyeye taşıyabileceğimize inanıyorum” şeklinde devam etti. </span></p>

<p class="BAHADIRSPOT"></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><b><span style="font-family:"Arial",sans-serif">“KOBİ MODELİNİ UYARLAYACAĞIZ” </span></b></p>

<p class="BAHADIRSPOT"><span style="font-family:"Arial",sans-serif">Türkiye’nin son yıllarda özellikle KOBİ’lerin de katkısıyla otomotiv, savunma sanayi, telekomünikasyon, tekstil ve elektrik-elektronik gibi birçok sektörde küresel ihracatçı konumuna geldiğine işaret eden Saatçioğlu, “Aynı KOBİ modelini Tacikistan’a uyarlamak için DEİK/Türkiye-Tacikistan İş Konseyi olarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız ve KOSGEB ile birlikte çeşitli çalışmalar yürütüyoruz” diyerek sözlerini noktaladı.</span></p>

<p class="BAHADIRSPOT"></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SÖYLEŞİ</category>
      <guid>https://www.sanayicidergisi.com.tr/tacikistan-ile-ticaret-hacmi-hedefimiz-1-milyar-dolar</guid>
      <pubDate>Mon, 18 Nov 2024 11:04:43 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://sanayicidergisicomtr.teimg.com/crop/1280x720/sanayicidergisi-com-tr/images/haberler/2024/11/tacikistan_ile_ticaret_hacmi_hedefimiz_1_milyar_dolar_h2279_91d59.jpg" type="image/jpeg" length="83476"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
