Kurtarma çalışması sadece Büyükekşi’den gelmiyor. Tarım ve ona bağlı olarak gıdanın bu alanda yeni bir faktör olduğunu bilen sektör yetkilileri düğmeye basmış durumda. İhracatın artmasında Türkiye'nin zenginleşmesinde ve en önemlisi dünya markaları çıkarmada tarım ve gıda yeni umudumuz olarak görülüyor. Bu konuda farkındalık oluşmuş durumda. Buna bağlı olarak çok sayıda kurum ve kuruluş bu alanda önemli etkinlik düzenliyor.
* Gıda güvenliği olmadan huzur ve güven olmaz, dünya barışını sağlayamayız. İklim değişikliğinin etkilediği en stratejik sektörlerin başında tarım geliyor.
* Oysa tarım, iklim değişikliğinin hem sebebi hem de mağduru. Sürdürülebilir gıda ve tarım için tüketici alışkanlıklarının değişmesi son derece önem taşıyor.
*Ekolojik okur-yazarlık düzeyinin artması gerekiyor. Ekolojik okur-yazarlığı artan kişiler ekosistemin kısıtlarına daha saygılı olurlar. Hepimiz sorunun bir parçasıyız, çözümün de bir parçası olmalıyız.
* Biz ihracata genç yaşlarda dünyaya portakal satabilir miyiz hayali ile başladık. Londra’ya gerçekten kalitesine çok güvendiğimiz greyfurt ihraç etmek hevesimiz vardı. Ama korkunç zararlara uğradık. Sonunda şöyle bir gerçek ile karşılaştık. İspanyollar mallarını kendi akrabalarına ihraç ediyorlar ve yer tutmuşlar.
* Dağıtım teşkilatları kurmuşlar. Başka kimseye ürünlerini emanet etmiyorlar. Biz de bu şekilde kendi satış kanallarımızı kurmalıyız. Kendimiz götürüp yine kendimiz dağıtmalıyız. Ben 25 yıl Fransa’da yaşadım.
* O zaman zarfında dünyanın tüketim alışkanlıkları değişti. Süpermarketlerde alışveriş ediyor insanlar. Bakkal, manav azaldı. Süpermarketlerde ise alıcının en büyük kaygısı ürünlerin raf ömrünün uzunluğu. Bu da öyle her üründe kolay temin edilemiyor.
* Hollanda ve İsrail gibi ürünün GDO’su ile oynanmış sert, lezzetsiz, ama görünüşü güzel ürünler tercih ediliyor. Sırf raf ömrü uzun olduğu için. Türkiye bunlarla rekabet etmek için mevcut güneşi, lezzeti ve ürettiği geleneksel ürünü mü pazarlasın, yoksa onlar gibi GDO’lu ürünler mi yapsın?
* Bu iki önemli ikilem arasında kalmış durumdayız. Bunun çözümü de sanırım özel ürün reyonları yapılması. Turizm ve tarımda çözümün sadece merkezi hükümetten beklenmesi yanlış…
Evet yerel yönetimler de bu konuda elini taşın altını koymuş durumda. Üreticiye de tüketiciye de yakın olmak yerel yönetimler için çok büyük bir avantaj… Şunun altını bir kere daha çizelim. Türkiye ekonomik tuzaktan çıkmak için ihracatı artırmalı. Bu konuda çalışmalar her alanda sürmeli. Ama tarım ve gıda da çalışmalar daha bir ağırlık kazanmalı. Çünkü bu alanda Türkiye büyük avantajlara sahip… Sektör de bu konuda sorumluluk alabilecek olgunluğa ulaşmış durumda.
Yerel yönetimlerin yetkilendirilmesi bu alandaki hızlanmaya katkı yapacak. Ama başka hızlandırıcı unsurlar da devreye sokulmalı.