Bu defa konumuz ESER SÖZLEŞMELERİ ile ilgilidir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 470. maddesi ve ilgili maddeleri kapsamında, Eser sözleşmesi; karşılıklı edimleri içeren bir iş görme sözleşmesidir. Yüklenicinin edimi, eseri meydana getirerek teslim etmek, iş sahibinin karşı edimi ise, bedel ödemektir.
Eser sözleşmesi; karşılıklı edimleri içeren bir iş görme sözleşmesidir. Yüklenicinin edimi, eseri meydana getirerek teslim etmek, iş sahibinin karşı edimi ise, bedel ödemektir. Kural olarak eser sözleşmeleri bir şekil şartına bağlı değildir.
Eseri, iş sahibinin beklentisine, fen ve sanat kurallarına uygun bir biçimde meydana getirmek zorundadır. Böyle olunca tamamlanmış eserden söz edilebilir. İş sahibi de tamamlanarak teslim edilmiş esere karşılık bedel ödeyecektir. Meydana gelen eserde eksik ve ayıplar varsa yüklenici ayıba karşı tekeffül borcu nedeniyle bunlardan sorumludur. (Tekeffül, Arapça kökenli bir kelime olup iki farklı anlama gelir: Bir şeyin sorumluluğunu üzerine alma, yükümlenme, kefil olma.) Yapılan şey iş sahibinin kullanamayacağı, kabule zorlanamayacağı derecede kusurlu veya sözleşme şartlarına aykırı olursa o şeyi kabulden kaçınan iş sahibinin bedel ödemesi gerekmez. Eser ücreti peşin ödenmiş ise bunun iadesi sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri istenebilir. Eserdeki ayıplar eserin reddini gerektirmiyorsa iş sahibi ayıp tutarı kadar iş bedelini ödemekten kaçınabilir. Teslim edilen eserin ayıplı oluşu iş sahibinin ücret ödeme borcunun muacceliyetini geciktirir. (Muacceliyet; borca ilişkin vadenin dolması ile bu borcun borçlusundan istenebilecek aşamaya geldiğini ifade eden bir kavramdır)
BORÇ GEREĞİ GİBİ İFA EDİLMEMİŞSE
TBK 112 ve devamı maddeleri uyarınca borçlu borcunu yerine getirmiş fakat borç gereği gibi ifa edilmemişse, borçlu, alacaklının borcun gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zararını ödemekle yükümlüdür. Borçlu borcunu ifa ederken yasadan, sözleşmeden veya iyi niyet kurallarından TMK 2 doğanın yükümlülüklerine aykırı davranmışsa borç gereği gibi ifa edilmemiştir. Örneğin sahte benzinin motorun durmasına sebep olması, bozuk yemeklerin ki zaman zaman maalesef bazı iş yerlerinde de oluyor veya yanlış hazırlanmış ilaçların zehirlenmeye ve ölüme sebebiyet vermesi, hastanede ameliyat yapılırken kullanılan araçların temizliğine, mikroplardan arındırılmasına özen gösterilmemesi gibi hallerde alacaklı zarara uğradığı takdirde borcun gereği gibi ifa edilmemesi ve bundan doğan zarar söz konusudur.
- 112 md göre, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.
TBK 112 maddesi uyarınca “borca aykırı davranış “nedeniyle borçlunun tazminat ödemesi için aşağıdaki şartların varlığı gerekir:
a-Borç hiç (tamamen) veya gereği gibi (kısmen) ifa edilmemiş olmalıdır.
- “zarara“ uğramış bulunmalıdır.
c-Borçlu, borcun ifa edilmemesinde “kusurlu“ olmalıdır.
d-Borcun ifa edilmemesiyle alacaklının uğradığı zarar arasında “illiyet bağı “ mevcut bulunmalıdır.
SÖZLEŞMEDEN DÖNME
Taraflardan birinin sözleşmeye aykırı hareket ettiği bütün hallerde sözleşmeyi devam ettirmemekte haklı olan veya sözleşmeyi devam ettirmekte bir menfaati olmayan tarafın sözleşmeden dönerek veya sürekli edimli sözleşmelerde ileriye etkili olmak üzere fesih bildiriminde bulunmak suretiyle tek taraflı olarak bozmak hakkına sözleşmeden dönme ve fesih yetkisi denir. Sözleşmeye aykırı davranma nedeniyle bir zarar meydan gelirse ve aykırılık nedeniyle zarar arasında uygun illiyet bağı bulunduğu takdirde alacaklı tazminata hak kazanır. Borçlu, sözleşme sorumluluğundan yani sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinin kendi kusurundan ileri gelmediğini ispat ederek sorumluluktan kurtulur. Sözleşmeden dönme ve sözleşmeyi fesih yetkisi iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdü halinde genel olarak düzenlenmiştir (TBK 125-126 maddeleri).
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK 123) maddesine göre mehil verilmesi suretiyle sözleşmeler feshedilebilir.
Önemsiz eksiklik ve ayıplardan dolayı iş sahibi eseri teslim almaktan kaçınamaz ve “sözleşmeden dönemez”. İş sahibinin ayıptan doğan hakları TBK 475 maddesinde düzenlenmiştir. Bu haklar sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelde indirim ya da ücretsiz onarım hakları ile genel hükümlere göre tazminat isteme hakkıdır. Bu haklar yenilik doğuran haklardır. İş sahibi seçim hakkını, yükleniciye varması gerekli tek taraflı irade beyanı ile kullanır. Dönme beyanı açık veya örtülü biçimde eserin kullanılamaz olduğunu bildirerek geriye yollanması, yüklenicinin eseri geri almasının veya götürmesinin ödenmiş olan ücretin geri verilmesinin istenmesi gibi yapılabilir; bu beyanın iş sahibinin açtığı dava dilekçesinde yapılması veya yüklenicinin açtığı davada iş sahibinin itirazı yoluyla ileri sürülmesi imkan dahilindedir. İş sahibi sözleşmeden döndüğü için bir tazminat ödemekle yükümlü değildir. Dönme hakkının kullanılmasının özel koşulu iş sahibinin nısfet kuralına göre kabule zorlanamayacağı derecede ayıplı eser karşısında bulunulmasıdır. Yüklenici, iş sahibi ayıbın giderilmesini isteyince derhal giderme çalışmalarına başlamalıdır. Ve normal bir yükleniciden bu çeşit ayıbı gidermesi için objektif olarak beklenebilecek süre içinde bu çalışmalarını tamamlamalıdır. TBK 475/1,2 maddesi uyarınca, şeyi kabulden kaçınarak sözleşmeden dönmek veya ücretin indirilmesini eserin onarılmasını istemek yanında İş sahibi, ayıp sonucu ortaya çıkan zararın tazminini de genel hükümlere göre isteyebilir.
BEDELİN ÖDENMESİ
TBK 479/1 md- göre iş sahibinin bedel ödeme borcu sözleşmede aksine hüküm yoksa eserin teslimi anında muaccel hale gelir. Diğer bir deyişle işin bedeli teslimde ödenir. Bedelin ödenmesini isteyen yüklenici sözleşmeye veya işin özelliğine göre öncelikle borcu olan eseri teslim etmiş ya da teslimi teklif etmiş olmalıdır. TBK 97 maddeye göre iş sahibi eserdeki eksiklikler ve ayıplar varsa bunların karşılığını eksik veya ayıplı işler tamamlayıncaya kadar yükleniciye ödemekten kaçınabilir, İş bedelinin ödenmesi için aleyhine açılmış bir dava varsa o davada defi olarak ileri sürebilir veya mahsubu isteyebilir. TBK 477. maddeleri gereğince iş sahibi teslim aldığı eseri gözden geçirme ve ihbarda bulunma yükümlülüğünü yapmasa ya da uygun süreden sonra yaparsa eseri o haliyle kabul etmiş sayılır. Eserin teslimi ifanın iş sahibi tarafından kabul anlamına gelmez. Teslim ve kabul farklı şeylerdir. Eseri teslim alan iş sahibi işlerin veya hayatın olağan akışına göre imkan bulur bulmaz eseri bizzat veya uzman kişi yardımıyla mümkün olan en kısa sürede gözden geçirmek ve ayıpları varsa bu ayıpların neler olduğunu tek tek açıklamak suretiyle gecikmeksizin sözlü veya yazılı olarak yükleniciye bildirmek zorundadır. Bu sürenin ne kadar olduğu veya olması gerektiği her eserin özelliğine göre değişir. Normal bir sürede incelemenin yapılması ve varsa ayıpların yükleniciye bildirilmesi gerekir. Gözden geçirme ya da ayıbın belirlenmesi iş sahibi tarafından yapılabileceği gibi uzman kişiler tarafından da yardım alınarak yaptırılabilir. Eserin objektif ölçüler içerisinde kullanılabilir olması önemlidir. Önemsiz eksilik ve ayıplardan dolayı iş sahibi eseri teslim almaktan kaçınamaz ve “sözleşmeden dönemez”. Dönme beyanı açık veya örtülü biçimde eserin kullanılamaz olduğunu bildirerek geriye yollanması, yüklenicinin eseri geri almasının veya götürmesinin ödenmiş olan ücretin geri verilmesinin istenmesi gibi yapılabilir; bu beyanın iş sahibinin açtığı dava dilekçesinde yapılması veya yüklenicinin açtığı davada iş sahibinin itirazı yoluyla ileri sürülmesi imkan dahilindedir. İş sahibi sözleşmeden döndüğü için bir tazminat ödemekle yükümlü değildir. Dönme hakkının kullanılmasının özel koşulu iş sahibinin nısfet kuralına göre kabule zorlanamayacağı derecede ayıplı eser karşısında bulunulmasıdır. Yüklenici iş sahibi ayıbın giderilmesini isteyince derhal giderme çalışmalarına başlamalıdır. Ve normal bir yükleniciden bu çeşit ayıbı gidermesi için objektif olarak beklenebilecek süre içinde bu çalışmalarını tamamlamalıdır. TBK 475 /1,2 maddesi uyarınca, şeyi kabulden kaçınarak sözleşmeden dönmek veya ücretin indirilmesini eserin onarılmasını istemek yanında iş sahibi, ayıp sonucu ortaya çıkan zararın tazminini de Genel hükümlere göre isteyebilir.
BORCUN İFASI
Borcun ifası mümkünse alacak da muaccelse alacaklı ifadan kaçınan borçluya açacağı bir dava ile borcun ifasını talep edebilir. Ve mahkeme kararıma dayanarak cebri icra kararı ile borcun aynen yerine getirilmesini sağlayabilir (BK 106/2-TBK 123).
Alacaklının borçluya karşı ifa davası açabilmesi, borcun ifasının mümkün olmasıyla sınırlıdır. Geçerli olarak meydana gelmiş bir sözleşmeden doğan borcun ifası herhangi bir nedenle imkânsız ise ifa davası söz konusu olmaz (TBK 136).
Borcun ifası borçlunun kusuruyla imkânsızlaşmışsa edimin yerini tazminat borcu alır. Borçlu (TBK 112 md. uyarınca) alacaklının ifa imkânsızlığından-borcun ifa edilmemiş olmasından doğan zararını ödemekle yükümlü olur. Borcun ifasındaki maddi ya da hukuki imkânsızlık sözleşmenin yapılmasından sonra meydana gelmişse hukuki sonuç ifa imkânsızlığından, borçlunun kusuru olup olmadığına göre değişir. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi borcun ifası borçlunun kusuru ile gerçekleşmezse borçlu alacaklıya TBK.112.md uyarınca tazminat ödemek mecburiyetindedir. İfa imkânsızlığı borçluya yüklenmeyecek haller nedeniyle diğer bir deyişle borçlunun kusuru olmaksızın meydana gelmişse TBK 136 gereğince borç sona erer. İfa imkânsızlığı borçlunun kusuruyla meydana gelmişse edimin niteliği değişir, aynen ifanın yerini tazminat borcu alır. Borçlu alacaklının hakkını elde edememesinden doğan zararını ödemekle yükümlü olur. Sözleşmenin yapılmasından sonra borçlunun kusuruyla meydana gelen ifa imkânsızlığının objektif veya sübjektif nitelikte olması hukuki sonucu değiştirmez. Her iki halde de borçlu tazminat ödemekle yükümlüdür. Borcun ifasının kendi kusuru olmaksızın (Basiretli bir iş adamı gibi hareket etmeyen borçlu özellikle tacir ifa imkansızlığında kusursuz sayılamaz HGK 24.02.1973 K.111;HGK.17.10.1980 K.2310) imkansız hale geldiğini, ifa imkansızlığına bir beklenmedik halin veya mücbir sebebin neden olduğunu iddia eden borçlu, iddiasını ispat ile yükümlüdür. İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, kusursuz imkansızlık nedeniyle borçlunun borcundan kurtulmasının sonuçları TBK. 136/2 ve 3. Fıkralarında düzenlenmiştir.
İfa imkânsızlığı
TBK Madde 136’ya göre borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.
Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.
Y.HGK.18.04.1984, K.426 göre BK.117 (TBK.136) anlamında bir imkansızlığın varlığını kabul edebilmek için üç koşulun birlikte bulunması gerekir.:
1-İmkansızlığı doğuran olay sonradan meydana çıkmalıdır.
2-Olay önceden öngörülemez ve önlenemez olmalıdır.
3-İmkansızlığın doğumuna borçlu kendi fiili –kusuru –ile sebebiyet vermemiş bulunmalıdır.
Bilindiği gibi eğer sözleşmenin feshi haklı nedene dayanıyorsa zarara uğrayan taraf bunun giderilmesini isteyebilecek, aksi halde hiçbir hak talebinde bulunamayacaktır. Buna etkin olacak hususlar ise tarafların tutum ve davranışları ile olayların mahiyetidir. Feshin haklılığının veya haksızlığının değerlendirilmesinde değişik etkenler söz konusu olabilmektedir. Gerçekleştirilen iş düzeyi sözleşmenin feshinde önemli bir etkendir. Yüklenicinin geçen zamana karşın eseri ve özellikle de öngörülen süre dolduğu halde işin çok düşük düzeyde bulunması halinde iş sahibinden daha fazla beklemesi istenemeyeceğinden bu nedenle iş sahibinin feshi haklı sayılır. Örneğin, süre bittiği halde iş seviyesi % 50 ise iş sahibi yeni bir süre için zorlanamaz. Hatta bitmesi bir yana, öngörülen süre azaldığı halde kalan işin o sürede bitirilemeyeceği anlaşılıyorsa, iş sahibinin süre dolmasını beklemeksizin sözleşmeyi feshetmesi haklı sayılmalıdır. İş düzeyi yüksek olsa dahi, yapım işine imar ve tekniğine uygun olarak başlanılıp sürdürülmesi gerekir. Bunun aksine davranış hem sözleşme hükümlerine hem de kamu düzeninden sayılan yasalara uymama hali olup, yüklenicinin sorumluluğunu gerektirdiği gibi iş sahibine de sözleşmeyi feshetme hakkı kazandırır.
Eser sözleşmeleri güvene dayalıdır. Taraflarından biri bu güven duygusunu zedeleyecek veya onu yok edici bir davranışta bulunması halinde, diğer taraftan sözleşmeyi sürdürmesi beklenemez. Kat karşılığı yapım sözleşmesiyle ilgili olarak feshin mahkeme aracılığıyla yapılması gerekli olup, fesihte kusur durumu da tarafların durumuna göre belirlenecektir. Hem yüklenici hem de iş sahibi fesih isteminde bulunmuşlarsa her iki tarafın iradeleri fesih isteminde birleştiği için ondan sonra yapılmış iş bedeli yönünden kusur durumunun saptanmasına gerek olmayacaktır. Bu durumda işin tasfiyesi yapılarak gerçekleştirilmiş olan işin bir değer ifade edip etmediği ve ediyorsa bunun belirlenmesi gerekecektir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; Müteahhit yüklenicinin edimini TBK 475 maddesi kapsamında iş sahibinin nısfet kurallarına göre eksik olarak yerine getirdiği, yüklenicinin edimini tam olarak yerine getirmediği görülmüş olması halinde sözleşme konusu işi her türlü ayıptan ari ve noksansız teslim etmediği için ücretin tamamına hak kazanmayacaktır. Hak edebileceği ücret yapılan işin haksız zenginleşme çerçevesinde tasfiye gereği yapılan işin tutarı kadardır.
Açıklamalarım aldığım eğitim ve meslek gereği edindiğim bilgiler çerçevesinde olup sürçü lisan ettimse af ola diyerek taahhüt edilen işlerin her türlü ayıptan ari ve eksiksiz ifa edilmesi, teslim edilmesi, mağduriyetlere yol açılmaması ve çekişmelere meydan verilmemesi umut ve dileği ile saygılar sunuyor ve başarılı nizasız günler diliyorum.