KAPAK HABER

Yetersiz iç tasarruf etkilenmeyi artırdı

Prof. Dr. Berksoy, "Bu çalkantıdan en fazla etkilenen ülkelerden biri Türkiye oldu. Bunun temel nedeni Türkiye’de yurtiçi tasarruf oranının düşüklüğü ve eksik tasarruflarını yurtdışı tasarruflarla kapatmak zorunda olması" dedi.

GİRAY DUDA
Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Turgay Berksoy, Vergi Konseyi üyesi ve Türkiye’nin büyük bankalarında danışmanlık ve denetçilik yapmış bir bilim insanı. Bu nedenle, Prof. Berksoy’la yaptığımız söyleşide, global ekonomiden bankacılığa, vergilere ve Türk Ticaret Kanunu’na kadar geniş bir ekonomik yelpaze içinde konuşma olanağı bulduk. ‘Global Sanayici’nin sorularını yanıtlayan Turgay Berksoy, KOBİ’lerin üzerindeki yüklerin azaltılarak rekabet edebilme ve büyüyebilme olanaklarının artırılması gerektiğinin altını çiziyor. Prof. Dr. Turgay Berksoy’a sorduğumuz sorular ve aldığımız yanıtlar şöyle:
- ABD’nin kredi notunun düşürülmesi, Fransa’ya Asya bankalarının kredi vermemesi ve İtalya’nın borç krizi küresel ekonomilerde yeni bir dalgalanmaya yol açtı. Bu dalgalanma Türkiye’yi de etkiledi. Dolar fırladı, İMKB düştü, sıcak parada çıkış yaşandı. Türkiye’nin aldığı önlemleri değerlendirir misiniz?
- Bilindiği gibi Euro Bölgesinde bir süredir ekonomik sıkıntılar giderek kontrolü güç ve maliyetli bir hal almaya başlamıştı. Yunanistan sorunu çözülmeye çalışılırken Portekiz, İspanya, Belçika, İtalya ve en son da Fransa’nın gündeme gelen kırılganlıkları keyifleri iyice kaçırdı. ABD’de ise kamu borç sorununun biraz da siyasal özellikli baskısı ve Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasında böylece ortaya çıkan inatlaşma ve hemen arkasından kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poors’un beklenmedik not indirimi ortalığı toz duman etti. Meydana gelen küresel çalkalanma Türkiye’de de kurların yükselmesine, borsanın düşmesine ve ekonomik beklentilerin bozulmasına yol açtı. Aslında Türkiye temel ekonomik göstergeleri itibarıyla olumlu bir görüntü verse de bu çalkantıdan en fazla etkilenen ülkelerden biri oldu. Bunun temel nedeni Türkiye’de yurtiçi tasarruf oranının düşüklüğü ve eksik tasarruflarını yurtdışı tasarruflarla kapatmak zorunda olması. Bir başka deyişle yoğun cari açıklar vermesi. Kırılganlığı yaratan en önemli unsur budur. Merkez Bankası yeni yönetiminin daha yerine alışamadan karşı karşıya kaldığı bu durum politikaların da yeniden değerlendirilmesine yol açmışa benziyor. Aşırı değerli TL yakınmaları kurlarda meydana gelen son düzeltme hareketiyle Merkez Bankası’nı bu defa dövizdeki yükselmeye müdahale etmek zorunda bıraktı. Yabancı para zorunlu karşılık oranlarının düşürülmesi ve döviz alım ihalelerine son verilip tersine döviz satışlarına başlanması bu müdahale politikasının temel örnekleri. Hiç kuşkusuz bu politikalar yangını söndürmeye yönelik doğru politikalar ancak Merkez Bankası’nın özellikle söylemlerinde zikzak çizen bir görüntü vermemesi de çok önemli.
■ KURTARMA PAKETLERİ AB’NİN GELECEĞİNİ TEHDİT EDİYOR
- Yunanistan, İrlanda ve İspanya’nın notlarının çok aşağılara düşürülmesi, İtalya’nın karşı karşıya kaldığı borç krizi Avrupa Birliği açısından ne ifade ediyor? Gelecekte AB’yi ve Türkiye’yi nasıl etkiler?
- Avrupa Birliği günümüzde 27 üyeden oluşan en ileri bütünleşme şeklidir. AB içerisinde ülkeler aynı para birimini kullanmakta, ekonomik ve mali politikaların uyum içerisinde yürütülmesi amaçlanmaktadır. Özellikle 2008 yılında başlayan ve hızla yayılan küresel ekonomik kriz, Birlik tarihinde en olumsuz sonuçları doğuran kriz olarak  yerini almıştır. 1992 yılında Maastricht Antlaşmasıyla getirilen mali kriterler bu anlamda ülkelerin ekonomik görünümlerini birbirlerine yakınlaştırsa da ülkelerin farklı ekonomik koşullara sahip olmaları Birlik içerisinde yürütülen politikaların başarısını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Yunanistan, İrlanda ve İspanya’nın kredi notlarının aşağıya düşürülmesi ve son olarak İtalya’nın karşı karşıya kaldığı borç krizi açık biçimde AB’in ekonomi politikalarına tehdit anlamına gelmektedir. Bir ekonomik ve parasal birlik içerisinde uygulanacak ekonomi politikalarının başarılı olmasının ön koşulu üye ülkelerin ekonomik koşullarının birbirine yakın olmasıdır. Söz konusu ülkelerin borç krizleri ve Maastricht kriterlerine uygun olmayan ekonomik göstergeleri, tek ve etkin bir politika uygulanmasına izin vermemektedir. Söz konusu ülkelerin yaşadıkları krizler ve bu ülkelere yapılan yardımlar AB bütçesinde çok önemli yıkıntılara sebebiyet vermektedir. Çarpıcı bir örnek olarak ifade etmek gerekirse 2010 yılında Yunanistan’a yönelik 110 milyar Euro’luk yardımla birlikte AB ve Euro bölgesi için 750 milyar Euro’luk yardım paketi açıklanmıştır. Sürekli bu tarz kurtarma planlarının devreye girmesi AB’nin gerek siyasi gerekse de ekonomik geleceğini önemli ölçüde tehlikeye atmaktadır.
■ TÜRKİYE’Yİ DOĞRUDAN ETKİLER
Özellikle AB bütçesine önemli ölçüde katkı yapan ülkeler AB fonlarının sürekli olarak borç krizine giren ülkelerde kullanılmasından son derece rahatsız olmaktadır. Söz konusu tartışmalar 2011 yılında AB’nin 2014 - 2020 mali perspektifine ilişkin görüşmeler esnasında sıklıkla gündeme gelmiş ve Birlik harcamalarının azaltılması yolundaki görüşler ön plana çıkmıştır. Son dönem tartışmalar özellikle göstermiştir ki Avrupa Birliği içerisinde ülkelerin yaptıkları katkılar ile elde ettikleri faydalar arasında bilhassa gelişmiş ülkeler nezdinde ciddi rahatsızlık söz konusudur. Bu yaşanan krizler ve bu dağılım meselesi AB’nin gerek ekonomik gerekse de siyasi geleceği açısından olumsuz sinyaller vermiştir. Kuşkusuz bu durum aday bir ülke olarak Avrupa Birliği’nden yardım alan Türkiye’ye yapılan katkıların kesilmesine yol açabilir. Bu olaylar bütün olarak değerlendirildiğinde ise Türkiye’nin Birlik üyeliğine giden dönemde sıkıntılı bir sürece girdiğinin işareti olarak yorumlanabilir.
■ YENİ FİNANSAL ARAÇLAR GELİŞTİRİLMELİ
- 2008’de yaşanan küresel kriz döneminde reel sektör “kredi muslukları kısıldı” diye bankalara sitem etti. Bu yeni dalgalanma kredi akışını nasıl etkiler?
- Benzer şikayetleri küresel krizin yaşandığı dönemde diğer ülkelerde de fazlaca gözlemlemiştik. Bankaların da birer piyasa aktörü olarak kar güdüsüyle hareket ettikleri gerçeği unutulmamalıdır. Bankalar krizi aşmak gibi bir misyon üstlenmemekte karlarını artırıcı politikalar izlemektedirler. BDDK gibi üst kuruluşlar bankacılık sektörüyle reel sektördeki yönetici ve uzman kadroların görüşlerini alarak bir takım düzenlemelere gidilebilir. Ayrıca finansal enstrümanların oldukça hızlı bir gelişim gösterdiği günümüz dünyasında yeni finansal araçların geliştirilmesi noktasında ortak bir girişim başlatılabilir. Özellikle orta ve uzun vadede bankacılık sektörünün güçlü olmasının reel sektör için ne kadar önemli olacağı unutulmamalıdır. Son olarak kriz döneminde sıklıkla yaşanan bu tartışmalarda devlet teşvikleri tartışmaları bitecek gibi görünmemektedir. Ancak bu durumda uygulanacak teşviklerin devlet tarafından yeterince sağlanıp sağlanamayacağı ve sanayicilerin şikayetlerini çözmede ne derece faydalı olduğunun kesin olarak ifade edilmesi zor görünmektedir.
■ KOBİ’LERE DÜŞÜK FAİZLİ KREDİ VE VERGİ AVANTAJI SAĞLANMALI
- KOBİ’lere ayakta kalma, rekabet ve büyüme konusunda ne gibi önerilerde bulunabilirsiniz?
- KOBİ’lerin ayakta kalma, rekabet ve büyümelerinin sağlanması için temel koşul finansman ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. KOBİ’lerin diğer büyük şirketler gibi uzun vadeli ve düşük faizli kredi bulmaları daha zordur. Dolayısıyla kısa vadeli ve uzun vadeli finansman ihtiyaçlarının karşılanması yeni yatırımlar yaparak büyümeleri ve rekabet edebilmeleri için gereklidir. KOBİ’lerin finansman ihtiyacının sağlanması için hükümetin mutlaka düşük faizli ve uzun vadeli kredi kullanmalarına olanak sağlayacak düzenlemeleri yapmasının yerinde olacağını düşünmekteyim. Bunu yaparken, doğrudan devlet bankalarından düşük faizli kredi kullandırılabileceği gibi KOBİ’lere kullandırılan kredilerin maliyetlerini düşürecek düzenlemeler de yapılabilir. Bunların dışında, KOBİ’lerin kullanacağı kredilerin faizinin bir kısmını hazine de üstlenebilir. Böylece düşük faizli uzun vadeli kredi alan KOBİ’lerin yeni yatırımlar yaparak hem büyümeleri hem de rekabet edebilmeleri sağlanmış olacaktır. Diğer taraftan. KOBİ’lerin rekabet edebilmesi ve büyümesi için üzerlerindeki vergi ve sosyal güvenlik yüklerinin azaltılarak yeni yapılacak yatırımlarda teşvik verilmesi gerekmektedir. Çünkü KOBİ’lerin maliyet avantajı sağlamaları, rekabet güçlerini artırarak büyümeleri için, vergi ve sosyal güvenlik gibi maliyetleri artıran unsurlarının minimum düzeye düşürülmesi gerekmektedir. Ayrıca KOBİ’lerin yeni yapacaklara yatırımlara hazine ve vergi teşviki verilerek yatırım olanakları artırılarak KOBİ’lerin büyümesi sağlanabilir.
■ BAĞIMSIZ DIŞ DENETİM’ ÇOK ÖNEMLİ
- Türk Ticaret Kanunu yeni haliyle yürürlüğe girmeden önce, şirketlerin ne gibi hazırlıklar yapması gerekiyor? Şirketlerde uyum hazırlıklarınına dair izleniminiz var mı?
- Bildiğiniz gibi yeni Türk Ticaret Kanunu 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe girecek. Yeni yasayla oldukça önemli değişiklikler yapıldı. Söz konusu değişiklikler içerisinde en önemlilerinden birinin denetim mekanizması bağlamında gerçekleştirilmiş olduğunu görmekteyiz. Bilindiği gibi anonim şirketlerde iç denetim mekanizması uygulanmaktaydı. Fakat mekanizma gerek uygulanışı gerekse de şirketle ilgili kişilere yeterince ve sağlıklı bilgi aktarımı noktasında çok ciddi eksiklikler barındırmaktaydı. Yeni yasayla “bağımsız dış denetim” getirildi. Bu gelişmenin ticari hayatta gerek şeffaflaşma gerekse de bilgi paylaşımı noktasında oldukça olumlu olduğu kanısındayım. Bununla birlikte şirketlerin internet sitesi kurması ve kamuoyunu aydınlatması zorunlu hale gelmiştir. Ayrıca internet ortamında genel kurul ve yönetim kurulu toplantılarının yapılabilmesi, pay senetleri borsaya kote olmuş şirketlerin elektronik ortamda genel kurul yapmasının zorunlu hale gelmesi, sigorta poliçelerinin elektronik ortamda güvenli elektronik imza ile yapılabilmesi, ticaret sicil gazetesinin elektronik ortama taşınması gibi değişiklikler yapılmıştır. Söz konusu değişimlerin rekabetin ve inovasyonun bu denli yoğun yaşandığı günümüz dünyasında şirketlerin lehine olacağı kanısındayım.
■ YETERLİ ZAMAN VAR
İç denetimin yetersizliği nedeniyle yeni düzenlemede bağımsız dış denetimin getirilmesi ve böylece finansal tabloların bağımsız denetime tabi tutulacak olması şirketlerin bu yönde bir takım hazırlıklar yapmasını gerekli kılmaktadır. Bu hazırlıkların zaman alacağı açıktır. Bu nedenle kanunun yürürlüğe gireceği tarihin 1 Temmuz 2012 olarak belirlendiğini ve şirketlerin söz konusu hazırlıkları yapması için belirli bir zaman tanındığını düşünüyorum. Söz konusu yasanın getirdiği yenilikler konusunda meslek kuruluşları, odalar ve üniversitelerin sempozyumlar, bilgilendirme toplantıları gibi yollarla aktif olarak bilgi verme çabası içerisinde olduğunu gözlemlemekteyim Söz konusu çalışmaların şirketlerin ve ticari hayattaki aktörlerin gerek farkındalığını artırması gerekse de yeni yasanın yürürlüğe giriş tarihine kadar şirketlerce yapılması gerekenlerin tamamlanması bakımından oldukça faydalı olacağını düşünüyorum.