Sanayi, bugünün ekonomik performansını değil; yarının rekabet gücünü, teknolojik kapasitesini, ihracat kabiliyetini ve kalkınma iradesini de ortaya koyar.
Ekonominin nabzı bazen ekranlarda akan döviz kurlarında, bazen enflasyon verilerinde, bazen de büyüme rakamlarında aranır. Oysa bir ülkenin üretim gücünü ve geleceğe ilişkin gerçek potansiyelini anlamak için bakılması gereken çok daha önemli bir gösterge vardır: Sanayi.
Çünkü sanayi, yalnızca bugünün ekonomik performansını değil; yarının rekabet gücünü, teknolojik kapasitesini, ihracat kabiliyetini ve kalkınma iradesini de ortaya koyar. Fabrika bacalarından yükselen duman, çalışan üretim hatları, ihracat limanlarına ulaşan yükler ve Ar-Ge laboratuvarlarında geliştirilen yeni teknolojiler, aslında bir ülkenin geleceğine yazılmış satırlardır.
İstanbul Sanayi Odası’nın 58 yıldır aralıksız yayımladığı Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması, işte tam da bu nedenle yalnızca bir sıralama değildir. O araştırma, Türkiye ekonomisinin en güvenilir sağlık raporlarından biridir. Sanayimizin güçlü yönlerini de kırılgan taraflarını da aynı açıklıkla ortaya koyan stratejik bir aynadır. Bu sayımızda dosya konumuzun merkezine İSO 500 Araştırması’nı yerleştirmemizin nedeni de budur.
Araştırmanın ortaya koyduğu tablo ilk bakışta umut veren birçok gelişmeyi içeriyor. Üretimden satışlarda yeniden büyüme eğilimi görülüyor. İhracat artmaya devam ediyor. Ar-Ge harcamaları yükseliyor. Yüksek teknoloji yoğunluklu üretimin payı sınırlı da olsa artış gösteriyor. Savunma sanayimizin ulaştığı seviye ise artık yalnızca Türkiye’nin değil, küresel rekabetin de dikkatle takip ettiği bir başarı hikâyesine dönüşüyor. İSO 500 tarihinde ilk kez iki savunma sanayi kuruluşunun ilk on şirket arasına girmesi, Türkiye’nin teknoloji üretme kapasitesindeki dönüşümün önemli göstergelerinden biri olarak kayda geçiyor.
Ancak rakamlar yalnızca başarı hikâyelerini anlatmıyor. Aynı veriler, sanayicinin son yıllarda giderek ağırlaşan finansman yükü altında üretmeye çalıştığını da açık biçimde gösteriyor. Faaliyet kârlarının önemli bir bölümü yatırım yerine finansman giderlerine ayrılıyor. Yüksek faiz ortamı, yalnızca bilanço kalemlerini etkilemiyor; yatırım kararlarını erteliyor, kapasite artışlarını yavaşlatıyor ve rekabet gücünü zayıflatıyor.
Bu nedenle İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın dile getirdiği “Sanayicinin oksijeni finansmandır.” tespiti, içinde bulunduğu[1]muz dönemi belki de en iyi özetleyen cümlelerden biridir.
Gerçekten de üretimin sürdürülebilirliği yalnızca sipariş almakla değil, uygun koşullarda finansmana erişebilmekle mümkündür. Finansmanın maliyetinin üretimin önüne geçtiği bir ekonomik iklimde sanayici yalnızca bugünü yönetmeye çalışır; geleceği planlamakta zorlanır. Oysa teknoloji yatırım[1]ları, dijital dönüşüm, yeşil üretim, verimlilik artışı ve küresel rekabet için uzun vadeli bakış açısı vazgeçilmezdir.
Bu sayımızda yer verdiğimiz Prof. Dr. Ata Özkaya’nın değerlendirmeleri ise İSO 500 verilerini akademik bir perspektifle okuyarak bu tabloyu daha da anlamlı hâle getiriyor.
Türk sanayisinin üretmeye devam ettiğini, ihracat yapmayı sürdürdüğünü ancak ürettiği değerin önemli bir kısmını finansman maliyetleri nedeniyle yeniden sisteme geri verdiğini ifade eden değerlendirmeleri, aslında üzerinde uzun süre düşünülmesi gereken önemli bir gerçeği ortaya koyuyor.
Sanayi; aynı zamanda teknolojik bağımsızlığın, istihdamın, toplumsal refahın ve uluslararası rekabet gücünün temelidir. İSO 500 Araştırması’nın bize anlattığı en önemli gerçeklerden biri de budur.
Türkiye üretim kabiliyetini kaybetmemiştir. Sanayicimiz bütün zorluklara rağmen üretmeye, ihracat yapmaya ve yatırım yapmaya devam etmektedir. Ancak bu iradenin kalıcı başarıya dönüşebilmesi için üretimi zorlaştıran yapısal sorunların çözülmesi, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve uzun vadeli
sanayi politikalarının kararlılıkla uygulanması gerekmektedir.
Bu sayımızda yer alan dosya konumuzun, İSO 500 verilerini farklı bakış açılarıyla değerlendirerek, karar vericilerden sanayicilere, akademi dünyasından genç girişimcilere kadar geniş bir okur kitlesi için yeni tartışmalara kapı aralayacağına inanıyoruz.
Dergimizin ikinci önemli konusu da Hindistan. Uzun zamandır Çin’in nüfusu ve yaptıkları konuşulurken bir anda Hindistan yeni bir dev olarak ortaya çıktı. Nüfusu Çin’i geçti. Dünyanın dev şirketlerini çekerek yatırımlara fırsat veriyor. İleri teknoloji şirketleri birbiriyle yarışıyor. Çok kaliteli, eğitimli elemanlarını dünyanın her yanına ihraç ediyor. Hindistan’ın son dönemdeki bu büyük değişim ve atılımını Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu ile konuştuk. Bu röportajdan çok şey öğreneceğinize inanıyorum.
Gezi sayfalarımızda Tayland’ın başkenti Bangkok’u merak edenler için renkli bilgiler, notlar var. Dr. Hilal Ünalmış, Dünya Hepatit Zirvesi’ne katılmak üzere gittiği Bangkok izlenimlerini bizim için kaleme aldı.
Çerkezköy OSB’nin arı misali çalışmalarını anlatan haberleri, pek çok yeni konuyu ele alan röportajları ve köşe yazarlarımızın yazılarını da çok ilginç bulacağınıza eminim.
Bir sonraki sayıda buluşmak üzere mutlu günler diliyorum.