Genç Yönetici ve İş İnsanları Derneği’nin (GYİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Başak Öğütken Çetinkaya ile ikinci veya üçüncü kuşak olarak dernek yönetiminde görev yapan genç kuşağın Türkiye ve dünya ekonomisine nasıl baktığını, neleri önemsediklerini konuştuk.

- Sayın Başak Öğütken Çetinkaya, genç kuşaklar şu anda görev başındalar ama yarın bütün sistemi onlar yönetecek, onlar üretecek. Gerçekten önemli. Derneğinizin kaç üyesi var?

Derneğimizin 300’e yakın aktif üyesi var. Fahri üyelerle birlikte 500 civarında üyemiz bulunuyor.

“YAPAY ZEKÂ HENÜZ ŞİRKETLERE YETERİNCE ENTEGRE EDİLMEDİ”

- İsterseniz önce yüzlerce genç yönetici ve iş insanının yapay zekâ konusunda neler düşündüğüyle başlayalım.

- Arkadaşlarımız artık yapay zekâ teknolojisinin ve bu gerçekliğin içinde büyüyor, gelişiyorlar. Dolayısıyla yapay zekâ onlar için kullanılması ve hayatın içine entegre edilmesi gereken bir gerçek.

Ancak biz yakın zamanda İstanbul Ekonomi Araştırma Enstitüsü ile birlikte bir araştırma yaptık. Araştırmanın sonuçlarında şöyle bir tablo gördük.

Yapay zekâ araştırmasını iş yerlerinde yaptık. Katılımcıların bir kısmı genç, bir kısmı da genç sayabileceğimiz yaşlarda. Biliyorsunuz, OECD’ye göre gençlik 25 ile 52 yaş arasını kapsıyor. İş yerlerinde yapay zekânın kullanımı yeteri kadar yukarı çıkmış değil. Kullananlar da maalesef daha çok araştırma veya sohbet amaçlı kullanıyor. Şirketlerin süreçlerine henüz tam anlamıyla entegre edilmiş durumda değil.

Dolayısıyla gençler kendilerini bu alanda yetiştirmenin ve yapay zekâyı iş süreçlerine entegre etmenin arayışı içindeler.

Biz konuştuğumuz kadar yapay zekâyı kullanmıyoruz şu anda. Çok konuşuyoruz, her tarafta paneller düzenleniyor, sohbetlerde yapay zekânın adı geçiyor ama iş hayatına o kadar intikal etmiş değil. Kararlarda vesairede yapay zekânın hükmü henüz çok fazla yok, anladığım kadarıyla. Bizim araştırmamız da bunu gösteriyor.

“KONUŞMAK YERİNE YAPAY ZEKÂYI KENDİ İÇİMİZE ENTEGRE ETMEK İSTİYORUZ”

Biz bu dönemde Genç Yönetici ve İş İnsanları Derneği yönetimine geldiğimizde arkadaşlara, “Sorumluluk alıyor, harekete geçiyoruz” dedik. Buradaki birinci mottomuz, açıkçası artık konuşmak yerine bu yapay zekâyı kendi içimize ve üyelerimize nasıl entegre edebileceğimizi enine boyuna tartışmaktı.

Bütün projelerimizi bunun etrafında şekillendirdik. Öncelikle bir girişimcilik asistanı yaptık. GYİAD girişimcilik asistanını üniversitelere entegre ettik.

Bizim bir GYİAD Akademimiz var. 15 yılda 12 bin öğrenciye hitap etti. Kendi üyelerimizi oraya ders anlatmak, daha doğrusu kendi sektörlerini anlatmak için götürüyoruz.

Burada öğrencilere artık Türk tipi girişimciliğin nasıl kurulacağını; bir Türk tipi girişimcilik içerisinde şirketin nasıl kurulacağını, iş planının nasıl hazırlanacağını ve şirketin nasıl yönetileceğini anlattığımız kapalı devre bir sistem oluşturduk.

“Yapay zekâyla ilgili bir kitap çıkardık”

Yapay zekâyı şirketlerinin içerisine entegre etmiş 12 firmamızın, üyemizin hikâyelerini bu kitaba aktardık. Başarılı hikâyeler, başarısız hikâyeler... Çünkü yapay zekânın entegrasyonu her zaman çok iyi gidecek diye bir durum yok.

Bazen çok zorlu olabilir, bazen çok maliyetli olabilir. Ama günün sonunda bu işle başarıya ulaşıyor ya da ulaşmıyorsa, bunun nedenlerini göstermek istiyoruz.

Ve en son olarak da bir araştırma raporu hazırladık.

Bu araştırma raporunun adı “Yapay Zekâ Dönemi’nde Yükselen Nitelikler.” Hangi nitelikler bu dönemde yükseliyor? Çünkü herkesin bir korkusu var: Yapay zekâ bizim işimizi elimizden mi alacak, işler nereye gidiyor? Biz bunları incelemek istedik. Dolayısıyla bununla ilgili bir araştırma raporu hazırladık. Bu dönemde biz GYİAD olarak yapay zekâyla ilişkimizi bu şekilde güçlendirdik.

“YAPAY ZEKÂ BİZİ DAHA NİTELİKLİ İŞLERE YÖNELTECEK”

- Hazır yapay zekâya girmişken sizin kendi mesleğinizden de mali müşavirlikten söz edelim. Yapay zekâ ile çok yakından ilgili bir alan. Mali müşavirliğin de tehdit altında olduğu, defter tutmaktan pek çok işe kadar her şeyi yapay zekânın gerçekleştireceği ve mali müşavirlerin işsiz kalacağı söyleniyor. Siz nasıl bakıyorsunuz?

- Ben bunun doğrudan böyle olduğunu düşünmüyorum. Yapay zekâ bize nerede yardımcı oluyor? Otomasyon işlerimizi hızlandırıyor. İş gücümüzü ve zihinsel kapasitemizi daha çok müşavirliğe yönlendiriyor aslında.

Şimdi biz standart olarak fatura işleme, giderleri doğru kaydettik mi diye kontrol etme gibi mekanizmalarımızı yapay zekâ ile gerçekleştirebiliyoruz. Veya ben bir mevzuatı yapay zekâya danışabiliyorum.

Ama burada bizim “yaratıcı muhasebe” dediğimiz bir kısım var aslında. Mevcut mevzuatlar içerisinde vergi optimizasyonunu nasıl yapacağınızı yapay zekâ şekillendirip size vermiyor. Bunu sizin düşünüp daha farklı bir dile çevirerek kendi yaratıcı çalışmanızın içerisine koymanız gereken durumlar oluyor.

Dolayısıyla evet, belki standart olan bazı işlerimizi yapay zekâ yapacak. Ama bu bizi, bence, daha çok müşavir olarak kendi mesleğimizi gerçekten icra edebileceğimiz alanlara yönlendirecek.

Çünkü zaten angaryadan kendi işinizi yapamadığınız bir düzen var. Daha yönlendirici, geleceğe yönelik adımlar atması için kuruluşlara fikir verici bir boyuta doğru geçilecek.

Yurt dışında da mali müşavirlik unvanına sahip olan kişilerin asıl işi, önlerine bir bilanço geldiğinde o firmayı değerlendirmek ve o bilançoyu nasıl daha farklı hâle getirebileceklerini araştırmaktır. Bilançonun mevcut durumda hangi oranları sunduğuna, firmanın ne söylediğine, neyi izah ettiğine bakarlar.

Ama bizim günümüzdeki işe bakarsak; KDV’yi verdiniz mi, muhtasarı verdiniz mi, aylık bankalar işlendi mi? Müşavirlerin aslında bilançoyu derleyip toparlayıp analiz etmeleri gerekiyor.

“GENÇ KUŞAK SANAYİDEN UZAKLAŞIYOR”

- Sizin mesleğinizi de değerlendirmiş olduk. Şunu merak ediyoruz: Üretim çok önemli. Türkiye dünyanın önemli üretim üslerinden biri. Bu bölgenin de en önemli üretim merkezlerinden biri. Üretim deyince de akla sanayi geliyor. Biz ikinci ve üçüncü kuşak eski fabrikaların yerine AVM’ler, iş merkezleri, rezidanslar yapıldığını görüyoruz. Acaba yeni kuşaklar, sizin üyeleriniz sanayiciliği babaları kadar, dedeleri kadar sevmiyorlar mı? Ya da sevmeleri için bir şeyler yapmak mı gerekir?

- Evet. Sizin tespit ettiğiniz gibi, aynen dediğiniz bir durum var. İkinci ve üçüncü kuşak sanayici arkadaşlarımızın birçoğu, tabii ki iş hayatını zorlayan koşullardan dolayı, mevcut fabrikalarını mümkünse soğuk hava depolarına kiralamayı düşünüyorlar. OSB’lerin dışındaki arazilerini başka türlü gayrimenkullere dönüştürmek istiyorlar. Ellerinden gelse OSB’lerdekileri de... Onların kuralları ve koşulları olduğu için oralar çok zor geliyor. Ancak tabii ki maalesef böyle bir eğilim var.

Ben özellikle bir mali müşavir olarak şunu da görüyorum: Gelen gençlerin açtığı defterlerden şu izlenime de sahip oluyorum. Gelenlerin birçoğu ya bir fintech projesi yapma, fintech projesi kurma, bir kripto platformu oluşturma ya da e-ticaret platformu oluşturma amacındalar.

Ağırlıklı olarak dijital işlere, teknoloji işlerine ve sanayi haricindeki; akıllı üretim, akıllı fabrika dışındaki teknolojik işlere yöneliyorlar.

Dolayısıyla bunu açıkçası bu dönem büyük bir sıkıntı olarak gördük. Çünkü önümüzdeki 20 yıl sonra baktığımızda, bugünkü sanayici arkadaşlarımız da sahneden çıkarsa başka büyük bir problemle karşılaşıyor olacağız.

“GENÇ SANAYİCİYE BİR YOL HARİTASI ÇİZMELİYİZ”

Dolayısıyla biz bu dönem şöyle bir çalışma yapmaya başladık. İçimizde bir Sanayi Kurulu oluşturduk. Geçen hafta da bakanımızı bu konuyla ilgili ziyaret ettik.

Bizim talebimiz, daha doğrusu yapmak istediğimiz konu şu: Özellikle Anadolu’daki ve İstanbul’daki genç sanayici arkadaşlarımızı, genç kuşakları toplayalım. Onlara bir yol haritası çizelim. Mevcut ürünlerini nasıl akıllı ürüne çevirebilirler veya yeni nasıl bir akıllı ürün yapabilirler? Bununla ilgili akademi, bürokrasi ve iş dünyası olarak bir yol haritası çizelim.

Zaten mevcut birçok teşvik ve kullanılabilecek finansmana erişim modeli var. Bunları buraya nasıl entegre edebiliriz? Bir yol haritasını bunun içine koyalım. Daha sonra herkesi toplayarak bir kongre ile biz genç kuşağa bunu izah edelim, anlatalım. Kendi uygulamalarına yardımcı olalım. Bir yol gösterelim, bir yön çizelim.

Çünkü biz GYİAD olarak Anadolu’ya da gidiyoruz. Anadolu’daki illeri geziyoruz. Kendimize eşdeğer genç iş insanları derneklerini ziyaret ediyoruz, ticaret ve sanayi odalarını ziyaret ediyoruz.

Ve her yerde aynı şey konuşuluyor.

Dolayısıyla bunu da görünce, “O zaman bu dönüşümü birilerinin başlatması lazım. Gençlerin arasında gençlerden biri de biz olalım” dedik.

GENÇLER TOBB VE TİM’DE AKTİF, ODALARDA DAHA SINIRLI

- Önümüzde ticaret odalarının, ticaret ve sanayi odalarının ve ticaret borsalarının seçimleri var. Gençler nasıl bakıyorlar bu seçimlere? İlgililer mi? Sizin üyelerinizden aday olmak isteyenler, komitelerde çalışmak isteyenler var mı? Bunlar çok önemli yerler. Odalar, Türkiye ekonomisinin geleceğinin belirlendiği yerler. Gençler buralarda aktif olmak istiyorlar mı?

Şöyle, TOBB ve TİM’de açıkçası aktifler. Ancak ticaret odalarının spesifik olarak görevli kuruluşlarında çalışan çok fazla genç üyemiz yok. İstanbul için konuşuyorum. Komitelerde çok çalışan genç üyemiz yok.

'Kazakistan’ın tarımsal sanayi tecrübemize ihtiyacı var'
'Kazakistan’ın tarımsal sanayi tecrübemize ihtiyacı var'
İçeriği Görüntüle

TOBB’un Genç Girişimciler Kurulu var, orada çalışıyorlar.

Ama biz bugüne kadar hiçbir üyemizin diğer dernek ve kuruluşlardaki hareketleriyle ilgili yorum yapamıyoruz. Ancak içimizde, evet, TİM ve TOBB’da görev alan arkadaşlarımız var.

“FASON ÜRETİMDEN ÇIKIP KENDİ MARKALARIMIZI YARATMALIYIZ”

- Dünyanın çok iyi bildiği markalarımız çok az. Tekstilden diğer sektörlere kadar daha çok markanın oluşması gerekiyor. Daha fazla markanın oluşması, katma değerli ihracatı beraberinde getiriyor. Zenginleşmeyi de beraberinde getiriyor. Sizin üyelerinizin, gençlerin markalaşmayla ilgili böyle bir hedefi var mı? Fason üretim bizim için tek çıkış yolu değil. Çünkü fason üretimde dışa bağımlılık var. Bugün iş verip yarın başka yere verebiliyor işi.

- Biz fason olarak maalesef başkalarına bağımlı yaşamaya devam edeceğiz. Asıl hedefimiz, kendi markalarımızı yaratıp piyasaya onları sürmek olmalı.

Ama tabii ki ondan önce şu an piyasanın biraz daha ağırlık verdiği şey kendi nakit akışlarını organize etmek. Dolayısıyla markalaşma biraz daha geride kalıyor.

SANAYİCİNİN EN BÜYÜK BEKLENTİSİ: FİNANSMANA ERİŞİM

Piyasa deyince aklıma geldi. Tabii ki genel olarak herkesin yaşadığı finansmana erişim meselesi var. Yeni atılımlar ve yeni yatırımlar yapabilmek için herkesin konuştuğu ama çözülmesini beklediği bir konu.

Yeni Orta Vadeli Program’la inşallah bu konuda adım atılması bekleniyor. Finansmana erişim, sizin de tahmin edeceğiniz gibi, en büyük sorunlardan biri.

Evet, piyasanın şu an en büyük beklentisi nakit akışındaki darlığın aşılması. Kendi açısından en çok onun çözülmesini bekliyor. Bunun da tabii ki en başındaki nokta finansmana erişim. Finansmana erişimde mevcut kredilerin onaylanıp çıkması önemli. Bununla ilgili herkesin büyük bir beklentisi var.

Tabii şu an sıkı para politikası uygulanıyor, enflasyon düşürülmek isteniyor. Bu dönem içerisinde doğal olarak tüketim aşağı çekilmeye çalışılıyor.

“VERGİ YAPILANDIRMALARINDA FAİZLER DAHA DÜŞÜK OLMALI”

- Bunlar uzun süredir uygulanan ekonomi politikaları. Yeni bir yol haritasının çizileceği bugünlerde bu politikalara yönelik yumuşatılmasını ya da değiştirilmesini istediğiniz noktalar var mı?

Bizim tabii her yerde dillendirdiğimiz bir konumuz var. Yapılan vergi yapılandırmalarında çıkan faizlerin en azından biraz daha aşağı çekilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Aslında kararname çıktı ve yapılandırmalar başladı ama maalesef başvurular istediğimiz gibi gelmiyor. Ben bir müşavir olarak bunu kendi portföyüm içerisinde de görebiliyorum. Çünkü faizin üzerinden faiz alındığı zaman açıkçası maliyet çok yüksek hâle geliyor.

Belki ikinci bir yapılandırma daha sonra çıkarsa diye bekliyoruz. Yeni bir yapılandırmada en azından bu konunun dikkate alınmasını çok önemsiyoruz.