Sedef Ayhan, A.P. Moller – Maersk’te Doğu Akdeniz Avrupa Bölgesi Genel Müdürü olarak görev yapıyor. Lojistik ve taşımacılık alanında uzun yıllara dayanan deneyime sahip olan Ayhan ile sektörün güncel sorunlarını, global taşımacılığı ve Maersk’in çalışmalarını ayrıntılı biçimde konuştuk.
- Sayın Sedef Ayhan, sorularımıza güncel global gelişmelerle başlamak istiyorum. Maersk’in faaliyetleri, İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaş bölgesinden nasıl ve ne ölçüde etkilendi? Hürmüz Boğazı tanker trafiğinin sürekli değişiklik göstermesini nasıl yorumluyorsunuz ve dünya bu durumdan önümüzdeki dönemde nasıl etkilenecek?
- Orta Doğu’daki jeopolitik durum, küresel ticaret akışları ve tedarik zincirleri üzerinde doğrudan etkisini sürdürmektedir. Maersk olarak önceliğimiz her zaman çalışanlarımızın ve yüklerimizin güvenliğidir. Bu da sahadaki gelişmeleri sürekli izlemeyi ve gerektiğinde operasyonel olarak hızlı şekilde uyum sağlamayı gerektiriyor.
Hürmüz Boğazı gibi kritik deniz geçiş noktalarındaki dalgalanmalar, küresel ölçekte artan jeopolitik belirsizliğin bir yansımasıdır. Bu durum, daha uzun transit süreleri, artan maliyetler ve operasyonel karmaşıklık anlamına gelmektedir.
Önümüzdeki dönemde bu belirsizlik ortamının devam etmesini bekliyoruz. Bu nedenle şirketlerin, tedarik zincirlerini daha esnek ve dayanıklı hale getirecek şekilde çeşitlendirme ve güçlü iş ortaklıklarına yönelmesi kritik önem taşıyor.
“MÜŞTERİLERİMİZE YENİ ÇÖZÜMLER, SEÇENEKLER HAZIRLIYORUZ”
- Kızıldeniz’deki jeopolitik gerilimler ve Süveyş Kanalı’nın büyük ölçüde devre dışı kalması, küresel deniz ticaretini Ümit Burnu’na yönlendirdi. Bu durum teslimat sürelerini ve maliyetleri ciddi şekilde artırdı. Maersk, bu krizi operasyonel ve finansal olarak nasıl yönetiyor? Kısa vadede bir normalleşme öngörüyor musunuz?
- Kızıldeniz’deki gelişmeler, küresel deniz ticaretinde önemli bir yön değişikliğine neden olarak gemilerin Ümit Burnu üzerinden yeniden yönlendirilmesine yol açtı. Bu da teslimat sürelerinin uzamasına ve maliyetlerin artmasına sebep oldu.
Maersk olarak bu süreci, ağımızı yeniden optimize ederek, ek kapasite ve ekipman sağlayarak ve operasyonlarımızı daha verimli hale getirerek yönetiyoruz. Ayrıca, deniz, kara ve hava taşımacılığını birleştiren alternatif çözümlerle müşterilerimizin tedarik zincirlerinde süreklilik sağlamayı hedefliyoruz.
Normalleşme konusunda ise temel önceliğimiz güvenliktir. Süveyş rotasına dönüş ancak bölgedeki güvenlik koşulları tamamen sağlandığında mümkün olacaktır. Bu geçişin de dikkatle planlanması gerektiği için kısa vadede net bir zaman çizelgesi öngörmek henüz mümkün değil.
“SANAYİCİ VE İHRACATÇILARIMIZIN BİLİNÇLİ KARAR ALMASINA YARDIMCI OLUYORUZ”
- Pandemiyle başlayan, jeopolitik krizlerle devam eden bu "kalıcı belirsizlik" döneminde, Türk sanayicisinin ve ihracatçısının lojistik maliyetlerini öngörülebilir kılmak adına ne gibi çözümler sunuyorsunuz?
Günümüzde maliyet öngörülebilirliği artık sabit piyasa koşullarına bağlı değil; daha çok veri, görünürlük ve proaktif planlama ile sağlanıyor.
Avrupa genelinde şirketlerin önemli bir bölümü tedarik zinciri dayanıklılığına odaklanıyor. Bu kapsamda, şirketlerin yaklaşık üçte biri daha iyi veri paylaşımı ve iletişimi en önemli iyileştirme alanı olarak görürken, benzer bir oran da tedarik zinciri izleme, takip ve talep tahmini teknolojilerine yatırım yapmayı planlıyor.
Türk sanayicileri ve ihracatçıları için bu yaklaşım özellikle önemlidir. Uçtan uca görünürlük ve veri odaklı çözümler sayesinde müşterilerimizin tedarik zincirlerini daha iyi planlamalarına, stok yönetimini optimize etmelerine ve belirsizlik ortamında daha bilinçli kararlar almalarına yardımcı oluyoruz.
“TÜRKİYE, STRATEJİK TEDARİK MERKEZİ OLARAK DİKKAT ÇEKİYOR”
- Küresel tedarik zincirlerindeki bu kırılganlık, üretim merkezlerinin tüketime daha yakın bölgelere kaydırılmasını hızlandırdı. Türkiye, Avrupa'ya yakınlığıyla bu süreçte nasıl bir rol üstleniyor? Maersk Türkiye olarak bu kaymayı rakamlarınızda hissediyor musunuz?
- Türkiye, nearshoring ve bölgeselleşme trendlerinde giderek daha önemli bir rol üstlenmektedir.
Avrupa’daki şirketlerin yarıdan fazlası yeni tedarik lokasyonları değerlendirmekte ve önemli bir kısmı Avrupa’ya daha yakın bölgelere yönelmektedir. Bu süreçte Türkiye, küresel ölçekte en öne çıkan tedarik merkezlerinden biri olarak dikkat çekiyor.
Bunun temel sebepleri arasında Türkiye’nin Avrupa’ya olan yakınlığı, güçlü üretim altyapısı, rekabetçi iş gücü, gelişen lojistik altyapısı ve Avrupa Birliği ile güçlü ticari bağları yer almaktadır.
Bu gelişmeler doğrultusunda Türkiye, yalnızca bir üretim merkezi değil, aynı zamanda daha esnek ve dayanıklı tedarik zincirleri için stratejik bir konum haline gelmektedir.
“TÜRKİYE’DE GÜÇLÜ LOJİSTİK BÜYÜME POTANSİYELİ VAR”
- Maersk, kendisini sadece bir deniz taşıyıcısı değil, "Global Entegratör" olarak tanımlıyor. Bu stratejik dönüşüm kapsamında Türkiye’de liman arkası lojistik, depolama, kara yolu entegrasyonu ve hava kargo alanlarında ne kadarlık bir büyüme hedefliyorsunuz?
- Maersk’in global entegratör stratejisi, tedarik zincirinin tüm unsurlarını entegre ederek müşterilere uçtan uca çözümler sunmayı amaçlıyor.
Türkiye’nin artan stratejik önemiyle birlikte yalnızca deniz taşımacılığında değil; kara taşımacılığı, depolama, dağıtım ve hava kargo alanlarında da güçlü bir büyüme potansiyeli görüyoruz.
Türkiye’de artan altyapı yatırımları ve lojistik hacmindeki büyüme, ülkenin bölgesel bir lojistik merkez olarak konumunu güçlendiriyor ve entegre lojistik çözümlerimize olan talebi artırıyor.
“TÜM SÜREÇ TEK BİR ENTEGRE YAPIDAN YÖNETİLİYOR”
- Uçtan ucu lojistik sağlayıcısı olmak ihracatçı ve ithalatçılar için muhtemelen büyük avantaj sağlıyor. Bu işleyişi bize anlatır mısınız? Sisteme eklenecek yeni modüller olacak mı?
- Uçtan uca lojistik modeli, bir yükün üretim noktasından nihai teslimatına kadar tüm sürecin tek bir entegre yapı üzerinden yönetilmesini sağlar.
Bu kapsamda kara taşımacılığı, deniz veya hava taşımacılığı, depolama, dağıtım ve gümrük işlemleri tek bir sistem altında koordine edilir. Bu entegrasyon sayesinde süreçler sadeleşir, görünürlük artar ve operasyonel verimlilik sağlanır.
Tedarik zincirleri geliştikçe biz de dijital çözümlerimizi ve hizmet portföyümüzü sürekli olarak genişletiyoruz.
“ŞİRKETLER ARTIK SADE VE ENTEGRE ÇÖZÜMLERE YÖNELİYOR”
- Türkiye'deki sanayiciler genelde lojistik süreçlerinde çok ortaklı çalışmaya alışkın. Maersk'in sunduğu model nasıl karşılık buldu?
Türkiye’de geleneksel yapı çok paydaşlı olsa da bu yaklaşım değişmektedir.
Artan risk ve karmaşıklık, şirketleri daha sade ve entegre çözümlere yönlendirmektedir. Tek muhatap modeli, süreçleri kolaylaştırır, görünürlüğü artırır ve daha etkin yönetim sağlar.
Bu yaklaşım aynı zamanda Avrupa genelinde görülen bir trend olup, daha hızlı karar alma, veri paylaşımı ve operasyonel verimlilik açısından önemli avantajlar sunar.
“TÜRKİYE’NİN LOJİSTİK ALTYAPISINDA ÖNEMLİ GELİŞMELER OLDU”
- Türkiye'nin liman altyapısını ve intermodal kabiliyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Türkiye son yıllarda lojistik altyapısında önemli gelişmeler kaydetmiştir.
Ulaşım ve iletişim yatırımlarının artmasıyla birlikte deniz, kara ve demiryolu taşımacılığında büyüme görülmektedir. Bu durum Türkiye’nin Avrupa ile olan bağlantısını güçlendirmekte ve lojistik merkez rolünü artırmaktadır. Gelecekte özellikle demiryolu entegrasyonu ve intermodal çözümlerin geliştirilmesi önemli olacaktır.
“YEŞİL METANOL İLE ÇALIŞAN GEMİLER ÇALIŞTIRACAĞIZ”
- Maersk, küresel Net Sıfır hedefini 2040 yılına çekerek sektörün en iddialı taahhütlerinden birini verdi ve Yeşil Metanol ile çalışan gemileri devreye almaya başladı. Bu yeşil filo yatırımlarının Türkiye hatlarındaki varlığı ne durumdadır? Yakın vadede Türkiye uğraklı hatlarda yeşil gemileri daha sık görecek miyiz?
- Maersk olarak 2040 yılına kadar net sıfır sera gazı emisyonu hedefimizi gerçekleştirmek kapsamında, alternatif yakıtlar ve yeni teknolojilere yönelik önemli yatırımlar yapıyoruz. Bu dönüşümün önemli bir parçasını da yeşil metanol ile çalışabilen gemilerin filoya katılması oluşturuyor.
Yeşil yakıtlı gemilerin devreye alınması, küresel ağımızın planlaması ve yakıt altyapısının gelişimine paralel olarak ilerlemektedir. Bu nedenle belirli hatlarda yaygınlaşması, hem yakıt tedarikinin hem de liman altyapısının olgunlaşmasına bağlıdır.
Önümüzdeki dönemde, özellikle Avrupa bağlantılı hatlar başta olmak üzere Türkiye uğraklı servislerde de daha fazla sayıda düşük emisyonlu geminin yer almaya başladığını görmeyi bekliyoruz. Bu süreç, müşterilerimizin sürdürülebilirlik hedefleriyle de doğrudan bağlantılı olarak ilerlemektedir.
“MÜŞTERİLERİMİZİN KARBON AYAK İZİ AZALIYOR”
- Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) Türk ihracatçısı için hayati bir gündem maddesi. Lojistikten kaynaklanan emisyonlar da bu denklemin bir parçası. Maersk’in sunduğu "Eco Delivery" gibi çözümler, Türk sanayicisinin Avrupa'daki karbon vergisinden kaçınmasına nasıl katkı sağlıyor?
Avrupa Birliği’nin karbon düzenlemeleri, lojistik süreçlerinden kaynaklanan emisyonları da kapsadığı için ihracatçılar açısından önemli bir konu başlığı haline gelmiştir.
Bu kapsamda geliştirdiğimiz Eco Delivery gibi çözümler, müşterilerimizin taşıma süreçlerinde daha düşük emisyonlu yakıtları tercih ederek karbon ayak izlerini azaltmalarını sağlamaktadır. Bu çözümler yalnızca operasyonel bir iyileştirme sunmakla kalmaz, aynı zamanda ölçülebilir ve doğrulanabilir emisyon verisi ile desteklenir.
Bu sayede Türk ihracatçılar, Avrupa pazarına ürün sunarken daha şeffaf bir emisyon raporlaması yapabilir ve karbon düzenlemeleri karşısında daha güçlü bir konum elde edebilirler. Bu yaklaşım, aynı zamanda müşterilerimizin kendi sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmalarına da katkı sağlamaktadır.
“YEŞİL DÖNÜŞÜM KISA VADEDE EK MALİYETLER YARATIYOR”
- Denizcilikte yeşil dönüşümün getirdiği ek maliyetlerin (yeşil yakıt primi vb.) navlun fiyatlarına yansıması kaçınılmaz görünüyor. Sektör, sürdürülebilirlik ile maliyet dengesini nasıl kuracak?
- Yeşil dönüşüm süreci, özellikle alternatif yakıtlar ve yeni teknolojiler söz konusu olduğunda, kısa vadede ek maliyetler yaratmaktadır. Ancak bu dönüşüm aynı zamanda sektörün uzun vadeli sürdürülebilirliği için kaçınılmazdır.
Sektör genelinde bu dengeyi sağlamak için üç temel yaklaşım ön plana çıkmaktadır. Bunlardan ilki, düşük emisyonlu yakıtların kullanımının ölçek kazanmasıyla birlikte maliyetlerin zaman içinde düşmesidir. İkincisi, operasyonel verimliliğin artırılması ve ağ optimizasyonu sayesinde maliyetlerin dengelenmesidir. Üçüncüsü ise müşteri iş birlikleri ve ortak çözümler ile sürdürülebilirliğin değerinin paylaşılmasıdır.
Uzun vadede, inovasyon ve ölçek ekonomileri sayesinde sürdürülebilir çözümlerin daha erişilebilir hale gelmesi ve maliyet ile sürdürülebilirlik arasındaki dengenin daha sağlıklı bir şekilde kurulması beklenmektedir.
“TÜRKİYE’DEKİ BÜYÜMEYİ SÜRDÜRMEYİ HEDEFLİYORUZ”
- Maersk’in küresel ağında ve Akdeniz/Avrupa hinterlandında Türkiye pazarının stratejik önemi nedir? 2026 yılı ve sonrası için Türkiye ajandanızdaki en öncelikli başlık hangisidir?
- Türkiye’nin Maersk’in küresel ağı içerisindeki stratejik önemi son yıllarda belirgin şekilde artmıştır.
Türkiye, Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında kritik bir bağlantı noktası olmasının yanı sıra, Avrupa merkezli şirketler için giderek daha fazla tercih edilen bir tedarik ve üretim merkezi haline gelmektedir. Özellikle tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve bölgeselleştirilmesi trendi, Türkiye’nin bu rolünü daha da güçlendirmektedir.
Güçlü üretim kapasitesi, gelişen altyapısı ve Avrupa ile olan yakın ticari ilişkileri sayesinde Türkiye, hem bölgesel hem de küresel lojistik akışları açısından kilit bir konumda bulunmaktadır.
2026 ve sonrası için öncelikli odak alanımız, Türkiye’de uçtan uca lojistik çözümlerimizi daha da geliştirmek ve müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına uygun, daha entegre, daha esnek ve daha sürdürülebilir tedarik zincirleri sunmaktır. Bu doğrultuda dijitalleşme, görünürlük ve sürdürülebilirlik alanlarındaki yatırımlarımızı artırarak Türkiye’deki büyümemizi sürdürmeyi hedefliyoruz.
“KADIN LİDER OLMAK HEM SORUMLUK HEM FIRSAT”
- Erkek egemen bir sektör olarak bilinen denizcilik ve lojistik dünyasında kadın lider olmak nasıl bir deneyim?
- Denizcilik ve lojistik sektörleri geleneksel olarak erkek ağırlıklı alanlar olsa da bu durum giderek değişmektedir ve daha kapsayıcı bir yapı oluşmaktadır.
Kadın lider olmak bu bağlamda hem bir sorumluluk hem de önemli bir fırsattır. Farklı bakış açıları ve çeşitlilik, daha sağlıklı karar alma süreçlerine katkı sağlar. Aynı zamanda bu rol, yeni nesil liderler için bir ilham kaynağı olma imkânı sunar.
“UÇTAN UCA ÇÖZÜMLERLE FARK YARATIYORUZ”
- Maersk’in faaliyet büyüklüklerini bize açıklar mısınız?
Maersk, küresel ölçekte deniz taşımacılığı, liman işletmeciliği, kara lojistiği, depolama ve hava taşımacılığı gibi birçok alanda faaliyet gösteren entegre bir lojistik şirketidir.
Bu hizmetlerin tek bir çatı altında sunulması, müşterilere uçtan uca çözüm sağlayarak önemli bir fark yaratmaktadır.
“DÜNYA TİCARETİ ÖNGÖRÜLMESİ ZOR BİR YAPIDA”
- Dünya ticaretinin ateşi nasıl?
- Küresel ticaret büyümeye devam etse de artık daha volatil ve öngörülmesi zor bir yapıdadır.
Jeopolitik gelişmeler ve tedarik zinciri dönüşümleri, şirketleri daha esnek ve dayanıklı modeller oluşturmak zorunda bırakmaktadır.
- Dünya konteyner taşımacılığı ve navlun fiyatları nasıl gelişiyor?
- Pandemi döneminde ciddi şekilde artan navlun fiyatları, sonrasında normalleşme sürecine girmiştir.
Ancak Kızıldeniz gibi gelişmeler, kapasiteyi etkileyerek fiyatlarda dalgalanmalara yol açmaya devam etmektedir. Önümüzdeki dönemde rekabetin artmasıyla fiyatların daha dengeli bir seviyeye gelmesi beklenmektedir.





