“Türkiye’nin sanayiden vazgeçebilmesi mümkün değil”

- Prof. Arzova, “Türkiye'de sanayi oldukça zor durumda. İhracatın büyük oranda imalat sanayi tarafından karşılandığı düşünüldüğünde, Türkiye’nin sanayiden vazgeçebilmesi ya da sanayiyi ikinci plana atabilmesi mümkün değil. Çünkü bir taraftan Türkiye hem gelişmekte olan bir ülke hem de ihracat yoluyla büyümeyi kendine hedef olarak seçmiş bir ülke.” dedi.

“- Çin hem yüksek teknoloji üretiyor hem de bu ürettiği yüksek teknolojiyi sanayiyle birleştirerek çok ciddi bir maliyet avantajı elde ediyor. Dolayısıyla dünyadaki herhangi bir ülkenin, ki Türkiye de buna dahil, maliyet yönünden Çin'le rekabet edebilmesi çok mümkün değil.”

Sanayi kuruluşlarının temsilcilerinin giderek daha yüksek sesle anlatmaya, duyurmaya çalıştığı şikayetler akademi dünyasından da destek buluyor. Türkiye sanayisinin çeşitli sorunları hakkında sık sık yazılar kaleme alan Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Burak Arzova ile sanayi sektörünü konu alan söyleşi yaptık.

- Burak hocam, Türkiye sanayisi bugün sizce hangi noktada? Sanayi üretimi, kapasite kullanımı, ihracat, yatırım ve istihdam göstergelerini birlikte değerlendirdiğinizde nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?

-Türkiye sanayi bugün özellikle büyüme anlamında baktığımızda yüzde yirminin altında gerilemiş durumda. Özellikle sanayi yüzde on sekizde ama imalat sanayi yüzde on altıya kadar gerilemiş durumda. Yani oldukça zor bir durumda sanayi. Bu anlamda baktığımızda Türkiye'de ihracatın büyük kesiminin imalat sanayi tarafından karşılandığı düşünüldüğünde, bu oran yaklaşık yüzde 94,5 civarında. Türkiye'nin sanayiden vazgeçebilmesi ya da sanayiyi ikinci plan atabilmesi mümkün değil. Çünkü bir taraftan Türkiye hem gelişmekte olan bir ülke hem de ihracat yoluyla büyümeyi kendine hedef olarak seçmiş bir ülke.

2025 yılı sanayi açısından bir kayıp yıldı
2025 yılı sanayi açısından bir kayıp yıldı
İçeriği Görüntüle

Bu nedenle, sanayi, özellikle hem ihracata katkısı yönüyle hem de istihdamın büyük yükünü alması anlamında son derece önemli. Kapasite kullanımı tabii ayrı bir konu ve mevsimsellik etkisinden de çokça etkilenen bir durumda. Ama genel olarak baktığımızda özellikle Türk imalat sanayinin içinde bulunduğu sorunlar çok ciddi ve büyük bir çeşitlilik gösteriyor.

İŞÇİLİK MALİYETİ VE HAMMADDE FİYATLARINDAKİ ARTIŞ

- Son dönemde sanayicilerin en fazla dile getirdiği sorunlar arasında yüksek finansman maliyetleri, enerji ve işçilik giderleri, kur baskısı ve zayıflayan iç talep öne çıkıyor. Sizce bugün sanayicinin önündeki en büyük sorunlar nedir?

- Sektörlerden sektörlere göre de farklılıklar var. Burada emek yoğun sektörlerin özellikle son dönemde maliyetlerinin çok arttığını görüyoruz. İşçilik maliyetlerinin çok yoğun olduğunu, bir taraftan dünyada hammadde fiyatlarının artmasıyla beraber hammadde maliyetlerinin de arttığını ve bunun da imalat sanayinin özellikle küresel ölçekte rekabet edebilmesinin önündeki en büyük engellerden biri olduğunu söyleyebiliriz.

Bir taraftan dediğim gibi içerideki maliyet artışları yani işçilik maliyetlerindeki yükseliş, özellikle enerji maliyetlerindeki yüksek maliyetler emek yoğun sektörlerde dünya ölçeğinde baktığımızda, Türkiye'yi gerçekten rekabet ettiğimiz ülkeler anlamında diğer ülkelerle kıyaslandığında yüksek bir maliyete taşıyor. Bütün bunların hepsi rekabet edebilme olanağını ortadan kaldıran unsurlar. Bence finansman, yüksek finansman maliyetlerinden daha ziyade enerji ve işçilik maliyetleri en önemli maliyet unsurları.

KURUN DÜZEYİ ÖNEMLİ AMA EN ÖNEMLİSİ YÜKSEK MALİYETLER

- Hocam, kurun düşük düzeyi tüm sanayicilerin ortak şikayeti…

Tabii burada kurdan doğan bir etki de var. Ama sadece kura bakarak ya da kur üzerinden ihracatı çeşitlendirmek de çok mümkün değil. Kur elbette büyük bir etken ama sadece tek başına kuru özellikle ihracatın arttırılması için bir lokomotif ya da tek başına bir etken olarak öne almak doğru değil bence. Burada en önemli problemler bir kere yüksek maliyetler ve bu maliyetlerin temelinde de Türkiye'nin son dönemlerde özellikle son üç dört yıldır yaşamış olduğu yüksek enflasyon var ve bu enflasyonun getirmiş olduğu özellikle iç pazardaki alım gücünün zayıflaması bu alım gücünün zayıflamasıyla beraber ihracatçı firmaların yüksek maliyetler nedeniyle yurt dışında rekabet edebilirliklerin ortadan kalkmasıdır. Sonuçta, içeriye de mal satmakta zorlanmaları çok ciddi anlamda imalat sanayinin önündeki en büyük engeller olarak duruyor.


SANAYİMİZDE CİDDİ BİR VERİMLİLİK SORUNU VAR

- Türkiye ekonomisinde sanayinin milli gelir içindeki ağırlığı ve ekonominin büyüme modeli açısından geldiğimiz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye gerçekten bir sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya mı?

- Aslında sanayinin zayıflaması derken, biz sadece fabrikaların kapanmasını kastetmiyoruz. Tabi üretimin düşük kapasiteyle kalması, rekabet edebilirlikten uzak bir yapının oluşması, özellikle katma değer yapan yaratan alanlara yatırımın azalması da sanayi işleyişinin önündeki temel unsurlar olarak gözüküyor. Sonuçta rekabet edebilirlik ortadan kalktığında, şirketler hem küresel ölçekte rekabet edebilirlikleri olmadığı zaman, hem de içeride birbirleriyle rekabet etmedikleri zaman, yeni bir yatırıma ihtiyaç duymayabiliyorlar.

Bu bir problem. Diğer taraftan da en büyük problemlerden bir tanesi, Türkiye özeline de baktığımızda, şirketlerin elde ettikleri bu kredileri ya da yatırım sermayesini bir şekilde verimliğe dönüştürememeleri. Yani çok ciddi bir verimlilik sorunu var.

Faktör verimliliği konusunda, özellikle Türkiye'de belirli sektörlerde ciddi kayıplar var. Ama mesela savunma sanayi gibi ya da işte optik gibi, kimya gibi sektörler, faktör verimliliğinin daha yüksek olduğu sektörler. Buralarda ise bir temel politika yok. Savunma sanayinde bunu uzun dönemdir görüyoruz.

Bir desteklenen bir savunma sanayi var ve burada da çok ciddi işler yapılıyor. Ama özellikle katma değerli üretim dediğimizde ve yüksek teknoloji ürünler dediğimiz sadece savunma sanayiden oluşmuyor. Kimya sanayi, ilaç sanayi gibi sektörler özellikle yüksek teknoloji üreten sektörler oldukları için ve stratejik anlamda da önem taşıdıkları için çok önemli.

SAVUNMA SANAYİİNDE TALEP SÜREKLİ OLMUYOR

Fakat biz sadece yüksek teknolojiyi savunma sanayi üzerinden gördüğümüzde, bu sefer sadece belirli bir alanda gerçekleşen yatırımları ya da belirli bir alandaki büyümeyi görebiliyoruz. Bu da sürekli olmuyor. Çünkü savunma sanayi gibi alanlarda sürekli bir talep olmadığını görebiliyoruz.

Belirli dönemsel etkilerle ya da coğrafi etkilerle artan bir talep ortaya çıkabiliyor. O nedenle aslında bizim sürdürülebilir bir talebe ihtiyacımızın olduğu noktalar yüksek teknolojinin diğer alanları da olması gerekiyor. Bunlar da temelde işte optik gibi ya da kimya gibi ya da daha da önemlisi ve stratejik anlamda çok daha önemli olan ilaç sanayi gibi sektörlerde Türkiye'nin ciddi anlamda yatırım yapması ve buralarda büyümesi gerektiğini ben kendi adıma düşünüyorum.

KREDİLER İŞLETME SERMAYESİNE YÖNELİK ALINIYOR

- Yüksek faiz ortamının sanayi yatırımları üzerindeki etkisini nasıl görüyorsunuz? Bugün bir sanayicinin yeni bir fabrika, makine parkı veya Ar-Ge yatırımı yapmasını ekonomik açıdan rasyonel kılmak mümkün mü?

- Faizler elbette çok yüksek ama Türkiye'de özellikle sanayinin yapısına baktığımızda bizim genel ülkemizin sanayisi ya da iş yapabildiği anlamında elde edilen kredilerin yatırıma ya da kapasitesi arttırmaya yönelik olmaktan daha ziyade işletme sermayesine yönelik olan krediler olduğunu görüyoruz. Yani işletmelerimiz çok uzun zamandan bu yana yabancı sermayeyle yani banka sermayesiyle çalışmaya alıştıkları için ve şirket sahibi ortakları öz sermaye koymak yerine banka kredisi üzerinden çalışmaya teşvik ettikleri için ve bu da yatırıma dönüşebilecek olan üretim arttırıcı, kapasite arttırıcı ya da makine parkını genişletici yatırımlardan ziyade işletme sermayesi temini yönündeki bir kredilendirmeyi seçiyor bizim firmalarımız. Bu da gelişmenin yolundaki en büyük etkenlerden bir tanesi.

Bir de geçmişte verilen ucuz faizli kredilerin belirli sektörlerde ve belirli alanlarda çok da iyi kullanılmadığını gördük. Özellikle şirket sahiplerinin bu kredileri aldıktan sonra bunları yat, kot ve tekne, arabaya dönüştürdüklerini ve bunları bir şekilde makine parkını yenilemek, rekabet edebilirliği arttırmak, verimliği arttırmak amaçlı yatırımlara yönlendirmediğini gördük. Dolayısıyla hem ahlaki bir problem var sanayinin kendi içerisinde hem de diğer taraftan genel olarak baktığımızda Türkiye'de özellikle bu sermayenin bir yatırım sermayesinden daha çok işletme sermayesi olarak kullanıldığı bir durumun içerisindeyiz.

Çünkü şirketler büyük oranda çok ciddi şekilde borçlu ve borcu döndürmekte zorlanıyorlar aslında. Bu yapının da bir şekilde kırılması gerektiğini düşünüyorum.

ÇİN’İN BÜYÜK BİR MALİYET AVANTAJI VAR

- Türkiye’nin özellikle Uzak Doğu, Çin ve diğer düşük maliyetli üreticiler karşısındaki rekabet gücü giderek zorlanıyor. Türk sanayisinin maliyet rekabeti mi, verimlilik rekabeti mi, teknoloji rekabeti mi üzerinden bir çıkış araması gerekiyor?

Çin konusu başlı başına bir problem. Sadece Türkiye için değil diğer bütün ülkeler için de problem. Zaten Amerikan Başkanı Trump'ın en başından beri söylemeye çalıştığı buydu.

Çin şunu yapmayı çok önemli bir şekilde başardı. Hem yüksek teknoloji üretiyor hem de bu ürettiği yüksek teknolojiyi sanayiyle birleştirerek çok ciddi bir maliyet avantajı elde ediyor. Dolayısıyla dünyadaki herhangi bir ülkenin ki Türkiye de buna dahil, maliyet yönünden Çin'le rekabet edebilmesi çok mümkün değil.

Çin'in adil ve dürüst bir ticaret yapmadığını dikkate almalıyız. Buradan neyi kastettiğimi anlatma çalışayım. Örneğin işte Avrupa'da herhangi bir üretimin gerçekleşebilmesi için belirli taban ücretlerinin işçilere ödenmesi gerekiyor. İşçileri her tür koşullarda çalıştıramıyorsunuz. Belirli koşulların yerine getirilmesi, özellikle sağlığa yönelik ve diğer bütün yaşama dair önlemlerin alınması gerekiyor.

Çin, bunların tümünü göz ardı ederek hem düşük ücretlerle hem de işçi haklarını gözetmeyerek hem de sendikalaşmanın önüne geçerek aslında hem ücretleri belirli bir seviyede ama işçi haklarını da minimum seviyelerde tutarak belli bir rekabet elde etme yoluna gitmişti geçmişte. Şimdi bunu da dönüştürerek, özellikle teknoloji üretiminde kullanarak hem yapay zekayı hem bir taraftan makineleşmeyi hem üretim teknolojilerinde farklı bir üretim modelleri uygulayarak fabrikalarını çok daha düşük maliyetle ve yüksek verimlilikle çalıştırarak dünya genelinde büyük bir maliyet avantajı etmiş durumda. Bunu şu an için herhangi bir başka ülkenin ortadan kaldırabilmesi mümkün değil.

“ÇİN DÜŞÜK MALİYETLİ ÜRETİM YAPIYOR”

Çünkü hem yüksek miktarda üretiyor, hem çok çeşitli üretiyor, hem de çok düşük maliyetli üretiyor. O nedenle burada bizim belirli niş alanlara dalıp o alanlarda özellikle verimlilik arttıran ya da verimlilik getiren bir üretim modeliyle beraber üretimi gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bunu bir belki temel ülke politikası haline de dönüştürüp belirli alanlarda Türkiye'nin daha fazla yatırım yapabileceği, yüksek verimlilik sağlayabileceği ve bu verimlilik avantajını da aynı zamanda bir maliyet avantajına dönüştürebileceği bir yapıyı kurması gerekiyor.

Bu da bir planlama süreciyle ortaya çıkabilecek olan bir durum.