Türkiye'nin Şubat 2015 ihracatı, Şubat 2014'e göre yüzde 13 düştü. Euro-Dolar paritesi tarihi bir değişimle 1.13-1.20 aralığında seyrediyor. Düşüş de bununla izah ediliyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi'nin bu konudaki izahı şöyle: “Doların tüm dünyada değer kazanması sonucunda ihraç birim fiyatlarında önemli bir baskı var. Sadece AB-28 bölgesine ihracatta paritenin etkisi eksi 900 milyon dolar oldu. Diğer bölgelerde ve sektörlerde de doların değerlenmesi ve zayıflayan talebe bağlı olarak yüzde 20’lere varan birim fiyat düşüşleri yaşadık. Kar yağışı üretim ve lojistik kaybı anlamında ihracatı olumsuz etkiledi.”

İhracattaki düşüşün diğer gerekçelerine gelince; bir tanesi faizlerin yüksek seyretmesi ki Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci başta olmak üzere ekonominin 'Reel Kesimi'ni yöneten önemli isimler Merkez Bankası'nın artık Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önerdiği gibi güçlü bir faiz indirimi yapmasının şart olduğuna inanıyor. İhracatın gerileme eğilimindeki diğer önemli etkenin ise başta Rusya-Ukrayna sorunu olmak üzere ihraç pazarlarımızdaki bitmek bilmeyen istikrarsızlıklar.

1 Mart 2015 itibariyle, geriye doğru 1 yıllık ihracatımız halen 155 milyar dolar seviyesinde. Şimdi önümüzde çok kritik bir soru var.

2023 yılı için yani cumhuriyetimizin 100. Yılı için konulan 500 milyar dolar yıllık ihracat hedefimiz ne olacak? Önümüzdeki süre içinde bu hedefe ulaşabilecek miyiz?

Bu sorunun cevabı, şu andaki ihracat performansı ile bunu yakalamak çok zor görünüyor. Geçen hafta, Havacılık ve Savunma Sanayi İhracatçıları Birliği'nin yıllık değerlendirme toplantısında çok ilginç bir değerlendirme yapıldı. Değerlendirmeyi yapan Savunma Sanayi Müsteşarı İsmail Demir. İlginç diyorum çünkü, savunma sanayi ihracatımız 2014'te yüzde 18 civarında yükseldi. Yani yüksek bir performans gösterdi. Buna rağmen Müsteşar Demir, "Eğer paradigma değişimi yapmazsak, biz 2023 yılı ihracat hedefimizi tutturamayız" mealinde gerçekçi bir konuşma yaptı. İhracatını, Türkiye genel ihracat artış oranının neredeyse 4 misli üzerinde artırmayı başarmış bir sanayi sektörünün temsilcisi bile bu performansla 2023 yılı hedefini tutturmanın zor olduğu söylüyor. Öyleyse genel ihracat performansımızla 2023 yılı hedefimizi tutturmamız neredeyse imkansızlaşmış durumda.

Şubat ayı içinde konuyla ilgili bir başka gelişme ise Hazırgiyim ve Konfeksiyon cephesinde yaşandı. 2005 yılında bile yani TL'nin aşırı değerli olduğu dönemde, ABD'ye yılda 1.5 milyar dolarlık ihracat yapabilen bu sektörümüz, şu anda ABD'ye sadece 450 milyon dolarlık ihracat yapabiliyor ve bu sektör paritede Doların-Euro'ya karşı güçlenmiş olması nedeniyle tekrar 1.5 milyar dolarlık ihracat hedefi koyuyor.

Bütün bunlar en azından, şu andaki ihracat yapımız ve performansımızın kimseyi memnun etmediğini, mutlaka başka bir şeyler yapmak gerektiğini gösteriyor. Ben sanayiyi, ihracatı uzun süredir izleyen bir gazeteci olarak diyorum ki; "İhracatta kral çıplak. Bir an önce, tüm tarafların katılımı ile kapsamlı bir toplantı yapılmalı ve alınması gereken önlemler masaya yatırılmalı. Acil ama doğru ve etkili bir eylem planı yapılmalı. Plana uygun strateji ilan edilmeli. Sonra bu önlemlere göre adımlar atılmalı. Bu süreç 3 ayda tamamlanmalı ki paritenin, komşu pazarlardaki sorunların, faizin negatif etkisi ortadan kalksın ve tekrar yüksek performanslı ihracat artışına dönelim. Aksi takdirde 2023 hedefimiz tutmayacak."

BABACAN VE BAŞÇI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 'faiz insin' baskısı nedeniyle ekonominin iki başarılı ismi tartışmalı hale geldi. İstifa söylentileri dolaşıyor. Belki de sizler bu yazıyı okurken istifalar da olmuş olabilir. Burada kritik bir nokta var; Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Ak Parti'nin üç dönem kuralına takılıyor ve 7 Haziran seçimlerinde milletvekili olamayacak. Bu durumda da olağanüstü bir değişim olmazsa birkaç ay sonra artık ‘Ekonominin Patronu’ değil. Erdem Başçı da ya istifa edecek ya da ilk temayüle uygun Başkanlık değişimi zamanında gidecek. Peki faizler yeni ekip gelince inecek mi? Bence inecek. Birileri Merkez Bankası'nın faizi daha güçlü indirmesini risk görse de inecek. Çünkü, uzun zamandan beri 'düşük faiz, yüksek kur' Türkiye için elzem durumda. Merkez Bankası da sadece fiyat istikrarına odaklı olmaktan mutlaka çıkmalı, aynı zamanda büyümeyi sağlayıcı önlemleri de almakla yükümlü olduğunu kabul etmeli. Bugün ABD Merkez Bankası da bağımsız ve yazılı olarak onun da büyümeyi sağlamakla yükümlü olduğunu gösteren bir görevi yok ama uzun zamandan beri 'büyümeye sağlamak için' uğraştığını hepimiz canlı canlı izliyoruz. O nedenle "Babacan ve Başçı giderse felaket olur" diyenler yanılıyor.