Küresel krizden beklenenden daha çabuk çıktık, beklenenden daha hızlı ve yüksek toparlanma yaşıyoruz derken, birdenbire kendimizi “uzun sürebilecek yeni bir düşüş süreci”ni tartıştığımız bir noktada bulduk. Bunun yeni bir dalga ya da düzeltme hareketinden daha büyük, yeni bir konjonktür olup olmadığını görmek için belki biraz daha beklemek gerekecek.
Yaşanan son gelişmeler küresel krizin hala sürdüğünün bence açık bir kanıtı. ABD’den sonra sıra Avrupa’ya gelmiş gözüküyor. Avrupa ekonomisinin bir türlü ayağa kalkamaması, İngiltere, Almanya gibi büyük ekonomilerin bile “kemer sıkma önlemleri”ni devreye sokması, bu işin henüz bitmediğinin açık bir göstergesi.
Yanı sıra ABD yönetiminin, G-20’de 2012’de devreye konulması kararlaştırılan finans kesimine ilişkin disiplin kararlarını hemen uygulamaya sokmak istemesi de, Avrupa’nın küresel ekonomiye vurduğu darbenin etkisini güçlendiriyor.
Özetle; küresel krizden beklenenden daha çabuk çıktık, beklenenden daha hızlı ve yüksek toparlanma yaşıyoruz derken, birdenbire kendimizi “uzun sürebilecek yeni bir düşüş süreci”ni tartıştığımız bir noktada bulduk. Bunun yeni bir dalga ya da düzeltme hareketinden daha büyük, yeni bir konjonktür olup olmadığını görmek için belki biraz daha beklemek gerekecek. Ancak yaşananların, krizden çıkış sürecinde daha önce yaşanan düzeltmelere pek benzemediği de açık.
İçeriye dönecek olursak; piyasaların küresel gelişmelerden birebir etkilendiğini, endeksli bir piyasa yaşadığımızı görüyoruz.
Bundan sonra neler yaşanabileceğine gelince…
Her şeyden önce artık, daha kısa bir süre önce konuştuğumuz “Bu yılki büyüme yüzde 5-6 olur” söyleminin unutulmaya başladığını görüyoruz. Ekonomi yönetiminin Haziran ayında yapacağı revizyonlarda en az yüzde 5’lik bir rakam bekliyorduk. Ama son gelişmeler, özellikle ihracata dayalı olarak yaşanacak büyümenin, olumsuz etkileneceğini gösteriyor. Çünkü bırakın Yunanistan, Portekiz, İspanya gibi Avrupa ülkelerinde uygulanan kemer sıkma önlemlerini, İngiltere ve Almanya gibi büyük tüketici ülkeler de kemer sıkmaya başladılar. Bunu İtalya’nın izlemesi, ardından Fransa’nın da somut önlemler alması da kaçınılmaz görülüyor. Özetle; Avrupa ekonomisine beklediğimiz ihracatın gerçekleşmeyeceğini artık
açıkca görüyoruz.
FAİZ BASKISI AZALIR
O nedenle şimdiye kadar olduğu gibi yılın geri kalanında da büyüme umudumuzu iç talepteki artışa bağlamış durumdayız. Ancak küresel gelişmelerin piyasayı etkilediği gibi, içerideki beklentileri bozacağı gerçeğini de gözardı etmemek gerek. Zaten son günlerde bu yönde veriler de gelmeye başladı.
Yani dış talebin yanı sıra iç talebin de duraklaması, buna bağlı olarak büyümeye iç talebin yapacağı katkının azalacağını da artık hesaba katmak gerekiyor.
Avrupa ekonomisindeki son gelişmelerin, içeride büyümeyi olumsuz etkileyeceği kesin.
Büyümenin yeniden yavaşlaması ile birlikte içeride hisse senedi fiyatlarında son dönemde yaşanan düşüşlerin süreceğini de söyleyebiliriz. Arada çıkışlar olsa da genel trend aşağı doğru olacaktır. Kurlarda ise durum biraz daha farklı. Sürekli olarak euroya karşı değer kazanan dolar kuru için içeride 1.60 TL’lik bir psikolojik sınır gözüküyor ama bu sınırın aşılması halinde, özellikle dolar kurunun nereye gideceği yine küresel piyasalardaki harekete bağlı olur.
Büyümenin yavaşlaması kısa ve orta dönemde faiz açısından Merkez Bankası’nın elini rahatlatacaktır. Talebin gerilemesine bağlı olarak enflasyondaki yükselişin durması, faizlerin yukarı çıkışını da törpüleyecektir. Ancak küresel krizin devamı ve büyümenin yeniden yavaşlamasının bütçe ve makro dengeler üzerindeki bozucu etkilerini de düşünmek gerekiyor. Yani faiz de bu baskıya ancak bir süre dayanabilir, daha sonra artmaya başlayabilir…
Özetle; küresel krize dayanaklıyız ama bir yere kadar… Eğer yeni, uzun sürecek bir düşüş trendine girdiysek, Türkiye’nin işi de bir hayli zor olacaktır…