Öne Çıkanlar Arçelik Üretim Koordinatörü Alp Karahasanoğlu Türkonfed TÜSİAD Sıçrama Yapan Şirketler GİRAY DUDA Hilal Ünalmış

“Şirketlerin odağında, sürdürülebilirlik, çevresel, sosyal ve yönetişim politikası var”

GİRAY DUDA

Sanayi ve ihracatçı şirketlerin mecburiyeti, görevi niteliğine gelen sürdürülebilirlik ve ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) konularını, şirketlerin sürdürülebilirliği hakkında başarılı projeler yürüten ve bu alanda İstanbul Üniversitesi'nde doktora çalışmalarını yürüten Emre Atalar ile enine boyuna konuştuk.

- Sayın Emre Atalar, son yıllarda oldukça popüler olan sürdürülebilirlik ve ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) konuşacağımız bir söyleşi yapmak istiyorum. ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) nedir? Nasıl ortaya çıktı?

- Öncelikle daha geniş bir perspektiften değerlendirerek sürdürülebilirlik kavramından söz etmek isterim. Sürdürülebilirlik, uzun vadeli düşünmeyi, kaynakların sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasını, ekosistemlerin korunmasını ve toplumun refahını gözetmeyi gerektirir. Hem bireyler hem de kurumlar olarak, sürdürülebilirlik ilkelerini benimseyerek doğal kaynakların etkili kullanımı, çevre koruması ve toplumsal adalet gibi konularda sorumluluk almamız gerekiyor. Çünkü ancak bu sayede gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak mümkün olabilir. Yenilikçi teknolojileri ve hızla değişen rekabet koşullarını da düşündüğümüzde şirketlerin hem kendi sürdürülebilirliklerini hem de ekosistemlerinin sürdürülebilirliğini sağlamaları kaçınılmaz bir durum haline gelmiştir.

Sorunuzun yanıtına gelecek olursak, son yıllarda, şirketlerin sürdürülebilirlikle ilgili faktörleri nasıl ele aldığını ve yönettiğini değerlendirmek amacıyla ESG (çevresel, sosyal ve yönetişim) kavramı ortaya çıktı. ESG'nin kökeni, özellikle yatırımcıların sürdürülebilirlik faktörlerine olan ilgisinin artmasıyla gündeme geldi. Çünkü küresel düzeyde yatırımcıların odağında çevresel, sosyal ve yönetişim faktörleri daha çok önem kazandı. 1980'lerin sonunda ve 1990'ların başında çevresel sorunlar, iklim değişikliği, doğal kaynak tükenmesi ve çevre kirliliği gibi konular daha fazla gündeme gelerek şirketlerin çevresel etkileri ve sürdürülebilirlik performansı daha fazla dikkat çekmeye başladı.

SADECE FİNANSAL PERFORMANSA BAKILMIYOR

Aynı dönemde, işletmelerin sosyal etkileri ve sorumlulukları da vurgulanmaya işçi hakları, insan hakları, toplumsal eşitsizlikler ve yerel topluluklara katkı gibi sosyal konular, şirketlerin faaliyetlerinde daha fazla dikkate alınması gereken unsurlar olarak görülmeye başlandı. Yönetişim faktörleri ise şirketlerin etik standartları, kurumsal yönetim ilkelerine uyumu, şeffaflığı, hesap verilebilirliği ve hissedar haklarını gözetmesi gibi konuları içerdiğinden işletmelerin etik ve şeffaf yönetişim uygulamaları, yatırımcı güveni ve uzun vadeli başarı açısından önemli hale geldi. Bu faktörlerin önemi ve farkındalığı arttıkça, yatırımcılar, finansal performansın yanı sıra çevresel, sosyal ve yönetişim faktörlerini de değerlendirmeye başladılar.

ESG ODAKLI YATIRIMLAR ARTACAK

2015 yılında ise, Birleşmiş Milletler tarafından Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) adıyla, 2030 yılına kadar hayata geçirilmesi planlanan 3 önemli işi başarmak için 17 hedef oluşturuldu. Tüm bu gelişmeler ışığında, ESG'nin doğuşunda yatırımcı talepleri, sürdürülebilir yatırım stratejilerinin gelişmesi ve sürdürülebilirlik endekslerinin oluşumu gibi faktörler etkili oldu.

ESG, yatırımcıların ve şirketlerin sürdürülebilirlikle ilgili faktörleri değerlendirmek, şirketlerin performansını ölçmek ve sürdürülebilirlikle ilgili riskleri ve fırsatları belirlemek için kullanılan bir çerçeve haline geldi. Bugün, ESG faktörlerine odaklanan yatırımlar, iş dünyasının önemli bir unsuru haline gelmiştir. 'Yeşil fonlar' olarak da anılan ESG odaklı yatırım fonlarına yapılan yatırımlar 2022 yılının sonunda 2,24 trilyon dolardan 2,5 trilyon dolara kadar yükseldi. Yakın gelecekte ESG odaklı yatırımların daha da artacağını öngörüyoruz.

İYİ ESG PERFORMANSI RİSKLERİ DE AZALTIYOR

- Sürdürülebilirlik bağlamında değerlendirdiğimizde ESG iş dünyası için neden önemlidir? Son yıllarda popüler bir yaklaşım olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- İş dünyasının özellikle halka açık şirketlerin ve start-upların ESG konusunu odağına aldığını görüyoruz. Çünkü bu faktörler artık şirketlerin performansı, sürdürülebilirliği ve itibarı için kritik öneme sahip. Şirketlere sürdürülebilirlik açısından bütünsel bir bakış açısı kazandıran ESG yaklaşımı, özellikle şirketlerin küresel risklere karşı önlem almalarına hatta çözüm sunmalarına fırsat tanıyor. Çevresel felaketler, iklim değişikliği etkileri, işçi hakları ihlalleri veya yolsuzluk gibi şirketin karşılaşabileceği riskleri azaltmalarına olanak sağlıyor. Hatta şirketlerin iyi derecede ESG performansları, finansal ve itibar risklerini azaltmalarına da destek oluyor.

Son yıllarda yapılan araştırmalarda hem üst düzey yöneticilerin hem de yatırımcıların ESG kriterlerini giderek daha fazla dikkate aldığını görüyoruz. Bu sayede şirketler hem sürdürülebilirlik hedeflerine uygun hareket etmekte hem de potansiyel yatırımcıların ilgisini çekmekte. Tüketicilerin çevreye ve topluma duyarlı şirketlere daha olumlu bakma eğilimi de ESG açısından önemli bir faktördür. Çünkü sürdürülebilir iş modelleri kurgulayan şirketlerin pazarda daha bilinir ve tercih edilir olduğu görülüyor.

GENÇLER ESG ODAKLI OLMAYI ÖNEMSİYOR

Bu amaçla çevre dostu ve sürdürülebilirlik odaklı ürünler ve çözümler geliştiren şirketlerin rekabet avantajı yaratmayı hedeflediği bilinmektedir. Yapılan araştırmalarda yaşam kalitemizi iyileştirmeyi amaçlayan markaların borsadan yüzde120 daha iyi performans gösterdiği görülmektedir. Z kuşağının yüzde 48'i marka satın alma kararlarını bir şirketin çevre üzerindeki etkisine dayandırırken, yüzde 44'ü etik duruşuna göre seçim yapıyor. Bir başka araştırma olan Deloitte'un Küresel 2021 Binyıl ve Z Kuşağı Anketi’nde çevre, bir numaralı endişe konusu olarak öne çıkıyor. Özellikle gençlerin de ESG odaklı bir şirket kültürünü önemsediği görülmektedir. Bu sayede işveren markası ve yetenek kazanımı açısından ESG’nin bir fırsat olduğu değerlendirilebilir.

Sonuç olarak, ESG faktörleri artık iş dünyasının başarısı için kritik bir unsur haline gelmiştir. Şirketler, sürdürülebilirlik, toplumsal sorumluluk ve etik değerlere odaklanarak uzun vadeli başarı sağlayabilirler. ESG'yi odağına alan şirketler, finansal performanslarını iyileştirme, riskleri azaltma, yenilikçilik ve rekabet avantajı elde etme fırsatına sahip olacaklardır.

BORSA İSTANBUL ŞİRKETLERİ TEŞVİK EDİYOR

- Dünyada ve Türkiye'de ESG trendi nasıl seyrediyor?

- ESG, dünya genelinde hızla gelişmekte ve yaygın bir yaklaşım haline gelmektedir. Türkiye'deki şirketler de ESG faktörlerini giderek daha fazla benimsemekte ve ESG stratejilerini uygulamaya koymaktadır. Özellikle büyük şirketler, ESG kriterlerine uyum sağlamak ve sürdürülebilirlik performanslarını artırmak için çalışmalara başladı. Borsa İstanbul, sürdürülebilirlik endeksleri oluşturarak ve şirketlere ESG raporlama gereklilikleri getirerek Türkiye'deki şirketleri ESG konusunda teşvik etmektedir.

ESG DÜZENLEME VE STANDARTLARI OLUŞUYOR

Dünya genelinde ise, uluslararası şirketler, sürdürülebilirlik hedeflerini belirleyerek, karbon emisyonlarını azaltma, enerji verimliliğini artırma, sürdürülebilir tedarik zincirleri oluşturma gibi alanlarda çalışmalar yapmaktadır. Ayrıca, uluslararası yatırımcılar da ESG faktörlerini yatırım kararlarına dahil etmekte ve sürdürülebilir şirketlere yatırım yapmayı tercih etmektedir.

Birçok ülkede ESG'ye ilişkin düzenlemeler ve standartlar oluşturularak şirketlerin ESG performanslarını raporlamaları ve hesap verebilirliklerini sağlamaları istenmektedir. Ayrıca, ESG derecelendirme kuruluşları da şirketlerin ESG performansını değerlendirerek yatırımcılara bilgi sağlamaktadır. Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Brezilya, Güney Afrika, Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkeler raporlama standartları konusunda önemli adımlar atmıştır.

Sonuç olarak, Türkiye'de ve dünya genelinde iş dünyası ESG konusunda daha bilinçli ve proaktif hale gelmiştir. Şirketler, ESG faktörlerini iş stratejilerine entegre ederek sürdürülebilirlik hedeflerini gerçekleştirmeye ve finansal başarılarını artırmaya çalışmaktadırlar.

ÖNCE İNOVASYON VE FİNANSAL PERFORMANS

- Yapılan araştırmalarda sürdürülebilirlik gerçekten öncelikli konular arasında yer alıyor mu?

- Evet, yapılan araştırmalarda sürdürülebilirliğin öncelikli konular arasında yer aldığını görüyoruz. Ancak PwC'nin 2022 Küresel Yatırımcı Araştırması sonuçlarına göre, yatırımcılar en öncelikli konular olarak inovasyon ve finansal performansa odaklandıklarını belirtiyor. Sera gazı emisyonlarının azaltılmasını ise daha düşük bir öncelik olarak değerlendirmek mümkün. Buna rağmen önümüzdeki beş yıl içinde ise yatırımcılar, iklim değişikliği ve siber riskler gibi tehditlerin önemli ölçüde artacağını öngörüyorlar.

Ayrıca, şirketlerin hem iklim değişikliğiyle mücadelede ve inovasyonda hem de bu konularla ilgili raporlama konusunda daha etkin olmaları gerektiğine inanıyorlar. Araştırmaya katılan yatırımcıların yüzde 83’ü, işletmeler için en önemli önceliğin inovatif ürünler, hizmetler ve iş yapış şekilleri geliştirmek olduğunu belirtiyor. İkinci sırada ise yüzde 69 ile kârlı finansal performansın sürdürülmesi yer alıyor. ESG konuları da yatırımcıların işletme öncelikleri arasında yer almaktadır: Veri güvenliği ve gizlilik üçüncü (yüzde 51), etkin kurumsal yönetişim dördüncü (yüzde 49) sırada yer alırken, sera gazı emisyonları da beşinci sırayı (yüzde 44) almaktadır.

SORUMLULUK VE ANLAMLI İŞLER DÖNEMİ

- Sürdürülebilirlik ve ESG Raporlamasında yeni gelişmeler neler? Özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı açısından güncel gelişmeleri aktarabilir misiniz?

- Küresel iklim krizi, artan yoksulluk ve göç dalgaları, ekosistemin hızla bozulması, bölgesel ve küresel salgınların etkisinin şirketleri daha sorumlu ve anlamlı işler yapmaları konusunda teşvik ettiğini görebiliyoruz. Alınan aksiyonlar ve hayata geçirilen projelerin sosyal, ekonomik ve çevresel etkilerinin doğru şekilde ölçülmesi ve gelecek vizyonunun oluştulması için belirli standartları oluşturulması önemli. Bu amaçla uluslararası raporlama standartları kuruluşları, şirketlerin ESG ve sürdürülebilirlik performansını açıklamak ve karşılaştırılabilirlik sağlamak için çeşitli rehberlik ve standartlar sunuyor. Global Reporting Initiative (GRI), Sustainability Accounting Standards Board (SASB), Task Force on Climate-related Financial Disclosures (TCFD) ve International Integrated Reporting Council (IIRC) gibi kuruluşlar, şirketlerin sürdürülebilirlik ve ESG bilgilerini standartlaştırma çabalarına öncülük ediyor.

Yatırımcıların daha fazla sürdürülebilirlik ve ESG faktörlerini dikkate alması sonucunda, sürdürülebilirlik derecelendirme kuruluşları ve veri sağlayıcıları, şirketlerin ESG performansını değerlendirmek ve sıralamak için çeşitli metrikler ve puanlama sistemleri geliştiriyor. Bu derecelendirme kuruluşları, iklim risklerini, karbon ayak izlerini, enerji verimliliğini ve iklim hedeflerini raporlama süreçlerine dahil etmektedir. Özellikle karbon emisyonlarının azaltılması konusunda Bilimsel Tabanlı Hedefler Girişimi (SBTi), geliştirdiği Bilimsel Tabanlı Hedefler (SBT) ile özel sektörün küresel ısınma mücadelesine katılmasını desteklemektedir. Aynı zamanda GHG Protocol tarafından geliştirilen Kapsam 1, 2 ve 3 kategorileri, kurumsal emisyon kaynakları açısından küresel bir standart ortaya koymuştur.

2050’DE KARBON SIFIR HEDEFİ

Avrupa Birliği’nin (AB) Aralık 2019 tarihinde açıkladığı Avrupa Yeşil Mutabakatı ise temelde, iklim kriziyle mücadelede 2050 yılında karbon-nötr bir ekonomi olma yolunda atılacak adımlarını içeren yeni ekonomik büyüme stratejisi ortaya koymuştur. AB, bu hedefe ulaşmak için karbon emisyonlarını 2030 yılında 1990 seviyesine kıyasla yüzde 55 oranında azaltmayı ve 2050 yılında karbon nötr olmayı hedeflemektedir. Eğer bu hedefe ulaşılırsa, Avrupa 2050 yılına kadar iklim nötr bir kıta haline gelecektir. Bu hedef, iş dünyasını önemli ölçüde etkilemektedir. Çünkü çevresel sürdürülebilirlik ve karbon emisyonlarının azaltılması, şirketlerin faaliyetlerini gözden geçirmelerini ve dönüştürmelerini gerektirmektedir. Bunun yanı sıra geliştirilen Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi ile emisyon ticareti yoluyla sera gazı salımlarının azaltması hedeflenmektedir. Böylelikle enerji üretimi, sanayi ve havacılık gibi sektörlerde faaliyet gösteren şirketlere sera gazı emisyonları için sınırlar ve izinler belirleyerek emisyonlarını azaltmaları ve daha verimli teknolojilere geçmeleri için teşvik sağlamaktadır.

ŞİRKETLERİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ

- Sınırda karbon düzenlemesi hangi şirketlere nasıl yükümlülükler getiriyor?

- Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ise Avrupa Birliği'nin önerdiği yeni bir düzenleme olmakla birlikte ithalatçı ülkelerin ürünlerin karbon salımlarını dikkate almasını, AB içinde faaliyet gösteren ve AB'den ithalat yapan şirketlerin, AB'nin belirlediği karbon fiyatıyla karşılaştırılarak karbon ayak izlerinin hesaplanmasını gerektirmektedir. Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi düzenlemeler, uluslararası alanda faaliyet gösteren şirketleri, emisyonlarını ve çevresel etkilerini daha iyi yönetmeye teşvik etmektedir. Şirketler, sera gazı salımlarını azaltmak ve sürdürülebilir uygulamalara yönelmek için çeşitli önlemler almak zorunda kalmaktadır. Avrupa Yeşil Mutabakatı, Paris İklim Anlaşması ve COP27 gibi çevresel sorunlara çözüm odaklı olan önemli girişimler, iklim krizi, artan sera gazı emisyonları, ormansızlaşma ve biyoçeşitlilik krizi gibi çevresel sorunlara yönelik çözümleri teşvik ederek ESG'nin hızla gelişmesine katkı sağlamıştır. Ayrıca, COVID-19 pandemisinin ve iklim krizinin etkileri de ESG konularının büyük ölçüde gündeme gelmesine neden olmuştur.

KAPSAMLI SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK RAPORLARI

- Bilgilerin, raporların şeffaf biçimde açıklanması, paylaşılması uygulaması şu anda Avrupa Birliği’nde başladı değil mi?

- Evet, Avrupa Birliği'nde şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişimsel (ESG) faaliyetlerine ilişkin bilgileri kamuoyuyla paylaşması gereken bir düzenleme bulunmaktadır. AB'de 500'den fazla çalışana sahip olan ve borsaya kote olan şirketler, bankalar, sigorta şirketleri ve kamu yararına çalışan kuruluşlar gibi belirli şartları sağlayan büyük şirketler, 2018 yılından itibaren Non-Financial Reporting Directive kapsamında ESG bilgilerini raporlamak zorundadır. Bu şirketler, çevresel etkileri, sosyal politikaları, çalışan hakları, çeşitlilik ve yönetişim gibi konularda performanslarını ve politikalarını açık bir şekilde paylaşmaktadır. Corporate Sustainability Reporting Directive (CSRD), Avrupa Birliği'nde şirketlere çevresel, sosyal ve yönetişimsel etkilerine ilişkin daha ayrıntılı raporlama gereklilikleri getiren bir düzenlemedir. CSRD'nin kabul edilen standartlarına göre büyük şirketler, çevresel, sosyal ve yönetişimsel faktörlerle ilgili daha kapsamlı bir sürdürülebilirlik raporu sunmak zorundadır.

TÜRKİYE’DE ÇALIŞMALAR YÜRÜYOR

Ülkemizde ise AB'ye kıyasla ESG raporlaması ve sürdürülebilirlik konusunda daha yeni bir düzenleme süreci bulunmaktadır. Ancak küresel olarak sürdürülebilirlik ve ESG faktörlerine olan ilgi artmakta ve bu konuda yapılan düzenlemelerin etkisiyle şirketlerin sürdürülebilirlik performansını raporlaması önem kazanmaktadır. Ülkemizde 2020 yılında Sürdürülebilirlik İlkeleri Uyum Çerçevesi hayata geçirilmişti. Çevre, Sosyal ve Kurumsal Yönetim konusunda bu düzenleme ile getirilen “uy veya açıkla” uygulaması nedeniyle, Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerden zaman içinde daha fazla sayıda şirketin çaba göstereceği beklenmektedir. 2022 yılında ise Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu; Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarının belirlenmesinde yetkili kılındı. Özellikle SPK, BDDK, KGK gibi kurumların aksiyonları Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartlarının oluşturulması ve karbon sıfır hedefine ulaşması için önemli adımlar atmaktadır. Türkiye'deki şirketler de uluslararası trendlere uyum sağlamak ve sürdürülebilirlik konusunda daha şeffaf bir şekilde bilgi paylaşmak için ESG raporlama uygulamalarını benimsemeye başlamışlardır.

İLK SIRADA ÇEVRE VE İKLİM RİSKLERİ VAR

- ESG yaklaşımlarını düşündüğünüzde son yayınlanan Küresel Riskler Raporu’nun çıktılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- 2023 Küresel Riskler Raporu, Dünya Ekonomik Forumu tarafından 1200’den fazla uzmanın, politika yapıcıların ve sektör liderlerinin görüşlerinden yararlanılarak 18. kez hazırlanmıştır. Dünya genelindeki risklerin analiz edildiği ve bu risklerle mücadele etmek için gerekli olan politikaları ve stratejileri kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Rapor, dünya liderlerini, işletmeleri ve bireyleri, küresel risklerle mücadele etmek için birlikte çalışmaya ve yeni stratejiler geliştirmeye teşvik etmektedir.

Raporda öne çıkan bazı riskler ve ele alınan konuları değerlendirdiğimizde; raporda kısa ve uzun vadeli risklerin başında çevre ve iklim kaynaklı riskler küresel risk algılamalarının başında gelmektedir. Bunun yanı sıra son yıllarda COVID-19 salgını ve normalleşme adımları ardından Rusya-Ukrayna savaşı, Çin-Tayvan Krizi, gıda ve enerji krizlerinin küresel çapta etkilerini sürdürmeye devam edeceği tahmin edilmektedir. Enflasyon, hayat pahalılığı, ticaret savaşları, sosyal çatışmalar ve kutuplaşma, nükleer savaş tehditleri insanlık için en önemli risklerin başında gelmektedir. Özellikle insan ferahını azaltan bu gelişmelere ek olarak teknolojinin hızlı bir şekilde gelişimi ve iklim değişikliği kaynakları risklerin önlenemez boyutlara ulaşması önümüzdeki 10 yılda hayatımızın merkezinde yer alacak gibi görünüyor. Raporda kısa vadeli (2 yıl) ve uzun vadeli riskler ayrı ayrı belirtilerek tüm paydaşlar nezdinde önemli çıkarımlar sunulmaktadır.

HAYAT PAHALILIĞI VE ENFLASYON

- Peki dünya için kısa vadeli nasıl risklerden söz ediliyor?

- Kısa vadeli riskleri incelediğimizde özellikle hayat pahalılığı ve enflasyonist ortam tüm dünya için kısa vadeli risklerin başında gelmektedir. Salgın sonrasında küresel tedarik zincirinin derinden etkilenmesi ekonomik etkilerini sürdürmeye devam ettiği ortaya konulmuştur. Beraberinde tarihte görülmemiş yüksek kamu borçlanması, enflasyonist baskılar, likidite şokları, para-maliye politikalarında atılan yanlış adımlar cidddi sosyo-ekonomik sorunlara ve küresel ekonomik parçalanmalara sebep olacağını tahmin edilmektedir. Artan yoksulluk, işsizlik, siyasi istikrarsızlık, protestolar, terörizm ve siyasi kutuplaşmalar küresel risk oluşturmaya devam edeği öngörülmektedir. Küresel güçler arasında artan çatışmalar ve jeopolitik parçalanma, ekonomik, teknolojik ve finansal güvensizlik ve ayrışmaları tetikleyecektir.

10 RİSKİN 6’SI ÇEVREYLE İLGİLİ

Uzun vadeli riskleri incelediğimizde ise; iklim değişikliği azaltmada ve uyum eylemlerindeki başarısızlık riski öne çıkmaktadır. Aynı zamanda doğal afetler ve aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü tespit edilen uzun vadeli risklerin başında gelmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere özellikle uzun vadeli 10 riskin 6’sı doğrudan çevresel riskleri barındırmaktadır. Doğal kaynak tüketiminin artışı ekosistemin çöküşünü hızlandıracak, deniz seviyesinde yükselme, su kıtlığı, gıda kaynaklı riskleri, ve doğal afetlerin etki alanlarını artırmaya devam edecektir. Toplumsal anlamda sosyo-ekonomik yapıları dönüştüren büyük ölçekli gönülsüz göçler, teknolojinin kimi zaman yıkıcı etkilerini de yaşadığımız günümüzde siber suçların ve siber güvensizliğin üst sıralarda yerini almaya başladığını görebiliyoruz. Bu riskler enerji, ulaşım, finansal sistemler ve kamu güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğurma kapasitesine sahiptir. Bunun yanı sıra teknolojik gelişmelerle birlikte askeri harcamalardaki ve yatırımlardaki artış kriz ortamlarını tetiklemeye devam edecektir.

Teknolojinin hızlı gelişimi ve dijitalleşmenin yaygınlaşması hayatımızı kolaylaştırırken, dijital bağımlılık riskinin de arttığına dikkat çekilmiştir. Özellikle gençlerin sosyal ve duygusal gelişimlerini olumsuz etkilemesi, sanal suçlar, siber saldırılar gibi riskler raporda ele alınmıştır.

- Raporda dünya çapında gelişen olumlu hareketler açısından nelerden söz ediliyor?

- Olumlu açıdan bakıldığında teknolojik gelişmeler sayesinde yapay zeka, kuantum bilişim, büyük veri analitiği, nesnelerin internet, blok zinciri ve biyoteknoloji gibi alanlarda ilerleme kaydedileceği; sağlık hzimetleri, gıda ve iklim kaynakları risklerin azaltılmasına katkı sunacağı düşünülmektedir.

Teknolojik gelişmeler ve dijital dönüşümün hızla ilerlemesi, iş dünyasında önemli değişikliklere yol açarak gelecekte hangi iş fırsatlarının ortaya çıkacağı konusunda bir değerlendirme yapmayı önemli hale getirmektedir.

TEKNOLOJİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞE ODAKLANMAK ÖNEMLİ

İklim değişikliği ve doğal kaynakların tükenmesi gibi konuların önem kazanmasıyla birlikte, tüm paydaşların çevre dostu ve sürdürülebilir bir yaklaşım benimseyerek yeni fırsatlar yaratabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle, iş dünyasında teknolojik gelişmelere ve sürdürülebilirlik konularına odaklanmak, gelecekteki iş fırsatlarını şekillendirecek önemli faktörlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Fosil yakıtların kullanımını azaltmak, yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmak, enerji verimliliğini artırmak, sera gazı emisyonlarını azaltmak ve karbon nötr hedeflerini benimsemek gibi birçok farklı strateji, bu mücadele için gereklidir.

Sonuç olarak raporun ilk yayımlandığı 2007 yılında, öne çıkan risklerin arasında çevre ile ilgili herhangi bir unsur bulunmamasına rağmen, son yıllarda iklim ve çevre sorunlarının en önemli risklerden biri haline geldiğini görüyoruz. Küresel risklere karşı dirençliliği artırmak için, işletmeler ve hükümetlerin ortaklıkları, yenilenebilir enerjiye yatırım yapmak veya daha dayanıklı topluluklar oluşturmak için gerekli altyapı ve hizmetlere yatırım yapmak kaçınılmazdır. Acil ve koordineli iklim eylemlerinin yanı sıra, finansal istikrar, teknoloji yönetişimi, ekonomik kalkınma, araştırma, bilim, eğitim ve sağlık alanlarına yapılan yatırımları güçlendirmek için ülkeler arasında ortak çabaların yanı sıra, uzun vadeli kamu-özel sektör iş birliği de önemlidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner112

banner111

banner110

banner109

banner108

banner106