GİRAY DUDA
İstanbul Ticaret Üniversitesi Ticari Bilimler Fakültesi Bankacılık ve Finans Bölümü Öğretim Üyesi ve aynı zamanda ekonomi yayıncılığı yapan Bloomberg HT Televizyon Kanalının Direktörü Prof. Dr. Kerem Alkin, ‘Global Sanayici’nin dünya ekonomisindeki son dalgalanmaya ilişkin sorularını yanıtladı. Prof. Dr. Alkin, global ekonomide bir resesyonun neredeyse kesin gibi olduğunu belirtirken, Türkiye ekonomi yönetimini överek, krize saplanmamak için gerekli ve doğru kararların alınacağına olan inancını vurguluyor.
İstanbul Ticaret Üniversitesi Ticari Bilimler Fakültesi Bankacılık ve Finans Bölümü Öğretim Üyesi ve aynı zamanda ekonomi yayıncılığı yapan Bloomberg HT Televizyon Kanalının Direktörü Prof. Dr. Kerem Alkin, ‘Global Sanayici’nin dünya ekonomisindeki son dalgalanmaya ilişkin sorularını yanıtladı. Prof. Dr. Alkin, global ekonomide bir resesyonun neredeyse kesin gibi olduğunu belirtirken, Türkiye ekonomi yönetimini överek, krize saplanmamak için gerekli ve doğru kararların alınacağına olan inancını vurguluyor.
- Son yaşanan çalkantı, büyük krizin devamı niteliğinde, artçı bir sarsıntı mıydı? Uzun süredir konuşulan, “borç krizi çıkacak, piyasalar yine darmadağın olacak” kehaneti doğru mu çıktı?
Bu yeni dalgalanmayı nasıl değerlendirmemiz gerekiyor?
Bu yeni dalgalanmayı nasıl değerlendirmemiz gerekiyor?
-Esasen, 1990’lara dönersek, sorunun, kapitalist sistemin kendisi için çok yararlı olduğunu gördüğü küreselleşme olgusunu yeterince taşıyamamasından kaynaklanan bir etki ile başladığını söyleyebiliriz. Kapitalist sistem, mal, hizmet, insan kaynaklarının, bilgi ve teknolojinin serbestçe, sınır tanımaksızın tüm coğrafyalarda dolaşımı anlamına gelen küreselleşme olgusunun kapitalist sistemin gelişimi açısından çok yararlı sonuçları olacağını düşündü. Ancak bu olgunun çok dengeli bir şekilde gelişmemesi halinde kapitalist sistemin ne tür açmazlarla karşılaşacağını çok iyi okuyamadı. Küreselleşme, aslında kendi mecrasında liberal düşüncenin bir ölçüde aksine biraz daha iyi kurgulanmış, iyi kurumsallaşmış, iyi denetlenen ve gözetlenen bir dünya ekonomisini de gerektiriyordu. Fakat, 90’lı yıllarda, maalesef küreselleşme beklenenden daha hızlı gelişme gösterdi. Özellikle liberal ekonomik görüşü savunan iktisatçılar yüzünden, bu olgunun 21’inci yüzyılın hemen başında dünya ekonomisi için ne tür riskleri gündeme getireceğine dair Keynesyen iktisatçıların görüşleri gölgede kaldı. Liberaller baskın çıktı ve “finansal işlemlere asla sınırlama getirilmemeli, bunların denetiminin, gözetiminin belirli kurallar içinde sertleştirilmesi finans sisteminin gelişimini engeller vs.” dediler.
ÇOK BÜYÜK KREDİ BORÇ YÜKÜ YARATILDI
- Yani denetimsizlikle özgürlük birbirine karıştı öyle mi?
-Aynen öyle oldu. Denetimsizlikle özgürlük birbirine karıştı ve finansal piyasalar 2000’li yılların başındaki 8 yıllık dönemi, kontrolden çıkmış bir parasal dönem ve uluslararası finans kurumlarının bizzat kendilerinin bile artık takip edemedikleri ölçüde çeşitlenmiş ve adeta girdaba dönüşmüş bir finansal işlem mimarisine dönüştürdüler. Parasal genişleme artarken bu parasal genişlemenin müşterisi olacak kesim de yeterince artamadığından ülkeler çok kritik bir hatayla kendi hane halklarını ve şirketlerini bu genişleyen parayı kredi olarak kullandırabilmek adına çok büyük kredi borçlarının altına soktular. Dolayısıyla ekonomiler ciddi anlamda borçlanma yapısının içine girdi. Ancak özel sektördeki işlem hacmi çok yükseldiğinden, dolayısıyla kamu kesiminde çok rahat borçlanılabildiğinden, kamu uçsuz bucaksız harcama yaptı. Bu harcamaları, çok kolay topladığı vergilere güvenerek yaptı. Bu arada, harcamalarını gelirlerinin de üzerinde artırdı. Çünkü, üç, beş veya 30 yıllık da olsa, nasıl tahvil çıkarsa, bunun finansal sistem tarafından bazı portföylere eklenmek üzere satın alındığına şahit oldu.
■ UYARAN OLMADI
Burada uluslararası derecelendirme kuruluşlarının affedilmez hataları var. Gerek hane halkı, gerek şirket, gerekse kamu açısından 2000’li yıllarda kantarın topuzunu kaçırmış olan ülkelere ne yazık ki hiçbir uyarıda bulunmadılar. ABD başta olmak üzere, kendi hane halkını, şirketlerini, KOBİ’lerini, yerel veya ulusal boyuttaki kamu mali yapısını ağır borç yükü altına sokan ülkelerin bunu döndürebildikleri düşünüldüğünden, kredi notlarının düşürüleceği, görünümlerinin negatife çevrileceği anlamında hiçbir uyarıya maruz kalmadılar.
- ABD’nin borçları hep konuşulurdu, ama derecelendirme kuruluşları sanki bunu görmediler.
Burada uluslararası derecelendirme kuruluşlarının affedilmez hataları var. Gerek hane halkı, gerek şirket, gerekse kamu açısından 2000’li yıllarda kantarın topuzunu kaçırmış olan ülkelere ne yazık ki hiçbir uyarıda bulunmadılar. ABD başta olmak üzere, kendi hane halkını, şirketlerini, KOBİ’lerini, yerel veya ulusal boyuttaki kamu mali yapısını ağır borç yükü altına sokan ülkelerin bunu döndürebildikleri düşünüldüğünden, kredi notlarının düşürüleceği, görünümlerinin negatife çevrileceği anlamında hiçbir uyarıya maruz kalmadılar.
- ABD’nin borçları hep konuşulurdu, ama derecelendirme kuruluşları sanki bunu görmediler.
-Evet, bu da en büyük günahlarından birisidir.
■ ABD 5-6 YIL ÖNCE UYARILSA MORGAGE FACİASI YAŞANMAZDI
- S&P’nin ABD hakkındaki son not düşürme kararı, eski tutumlarını terk ettikleri anlamına mı geliyor?
-S & P, Moody’s ve Fitch’in, bir çok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin notunun en az 5 -6 yıl önce düşürmesi gerekirdi ki not düşürülmesi nedeniyle küresel ekonomi morgage kağıtlarından kaynaklanan bu finansal faciayı yaşamadan önce millet silkinsin, kendine gelsin, küresel ekonomi denetim ve gözetim anlamında bazı süreçleri yeniden gündemine alsın. Sistem, morgage kredileriyle ilgili bu faciaya böyle bir borç batağının içinde yakalandı. Bankacılık sisteminin iflasına göz göre göre izin verildi. Batılı ekonomiler, 1929 büyük buhranı ölçüsünde, hatta onu da geçecek ölçüde küresel ekonomiyi belki 20 yılın üzerinde etkisi altına alacak ağır bir işsizlik sorunuyla karşı karşıya bırakacak tavırdan kaçındılar ve özellikle ABD ve İngiltere bankalara boyun eğdi. Bu süreçte, bankalardan, “iflasımızı ilan ederiz, sonra siz uğraşırsınız” şeklinde hafif tehditler de geldi. Denetim ve gözetimi sertleştirmeden bankalara mega boyutta finansal destekler ve sermaye destekleri vererek bu süreci geçirdiler. Dolayısıyla bu kakafoninin ortasında, uygulama boyutu itibariyle artık çok da fazla işe yaramayacağı anlaşılan yeni uluslararası bankacılık kriterleri olan BASEL II kriterlerinin küresel ekonomideki finansal riskleri bertaraf edemeyeceği anlaşıldığından, BASEL III olarak adlandırılan yeni bir kurallar manzumesine geçildi. Ancak burada da taktiksel bir hata ile bu sözkonusu yeni kuralların en erken 2019 yılında hayata geçirilmesine yönelik bir uluslararası karar alındı. Bu da ne yazık ki uyuşturucu madde müptelası görünümündeki uluslararası bankacılık camiası için uyuşturucuyu bir süre daha kullanma anlamına gelecek tehlikeli bir sürece sebep oldu.
■ ENFLASYON KONTROLÜYLE OLMAZ
Ekonomilerde en büyük taktiksel hata, bu tür krizlere girildiğinde enflasyonu kontrol altına almayı sürdürerek varolan krizle başetmektir. Yapılabilecek en büyük hatadır. Dolayısıyla bir ulusal ekonomi böyle bir girdaba girdiğinde enflasyon falan gözardı edilir. Enflasyonun bir miktar yükselmesine izin verilerek o enflasyondaki artışa bağlı olarak borçların, varlıkların fiyatlarının ve değerlerinin yeniden yapılandırılmasına izin verilmesi gerekir.
■ ALMANYA DİK KAFALI
Özellikle Almanya’nın bu konudaki dik kafalılığı nedeniyle Avrupa Merkez Bankası enflasyonun bir miktar artmasına izin vermeden bu işi toparlamaya kalkınca, ortaya çıkan tablo, yapılan kritik önemdeki siyasi liderlik düzeyindeki hatalar, neticede aşağı yukarı 40 – 50 milyar dolarlık bir paketle her şey hallolabilecek iken, şimdi 160 milyar dolarlık bir paketle bile Yunanistan’ın iflasını engelleyemeyen bir noktaya getirdi Avrupa’yı. Küreselleşme olgusunun etkilerine yönelik olarak denetim ve gözetim sürecinin liberal ekonomik görüş nedeniyle zamanında hayata geçirilememesine ek olarak kriz patlak verdikten sonraki uygulamalarda üst üste affedilmez hatalar yapıldı. Başlangıçta daha cesaretle atılması gereken adımlar, vakitlice atılmadığından, krizin etkisini azaltmak için alınan önlemler de daha ciddi boyutlardaki önlemler olmalarına rağmen hiçbir işe yaramadı.
■ ALMANYA DİK KAFALI
Özellikle Almanya’nın bu konudaki dik kafalılığı nedeniyle Avrupa Merkez Bankası enflasyonun bir miktar artmasına izin vermeden bu işi toparlamaya kalkınca, ortaya çıkan tablo, yapılan kritik önemdeki siyasi liderlik düzeyindeki hatalar, neticede aşağı yukarı 40 – 50 milyar dolarlık bir paketle her şey hallolabilecek iken, şimdi 160 milyar dolarlık bir paketle bile Yunanistan’ın iflasını engelleyemeyen bir noktaya getirdi Avrupa’yı. Küreselleşme olgusunun etkilerine yönelik olarak denetim ve gözetim sürecinin liberal ekonomik görüş nedeniyle zamanında hayata geçirilememesine ek olarak kriz patlak verdikten sonraki uygulamalarda üst üste affedilmez hatalar yapıldı. Başlangıçta daha cesaretle atılması gereken adımlar, vakitlice atılmadığından, krizin etkisini azaltmak için alınan önlemler de daha ciddi boyutlardaki önlemler olmalarına rağmen hiçbir işe yaramadı.
■ AVRUPA BİRLİĞİ PROJESİ TEHLİKEDE
- Avrupa’da şu andaki durum nedir? Yunanistan, İrlanda, İtalya, İspanya ve Portekiz’in borçlarının yarattığı sorunlar hangi aşamada?
-Avrupa, bıçak sırtı bir tablo içerisinde. Sözkonusu ülkelerin ciddi değer yitirmiş olan kamu kağıtlarının Avrupa bankalarının özkaynak sermaye yapıları ve genel anlamda bilanço yapılarında sebep olduğu tahribatı paketlemeye çalışıyorlar. Ama, açıkçasını söylemek gerekirse, tablo pek içinden çıkılacak gibi değil. Orada çok ciddi sıkıntı var. Bu sorunların kendi mecrasında bir şekilde aşılması gerekiyor. Nasıl aşılacağı karanlık bir mesele. Avrupa Birliği’nin proje olarak geleceği tehlikede. Almanya, bu temel gerçeğe rağmen, kendi halkını, üzerine düşen görevi yeterince yapmamış, ama buna rağmen Avrupa Birliği projesini tehlikeye sokmuş ülkeleri bu tehlike sürecinden kurtarmaya yönelik olarak elllerini ceplerine atmaya da artık daha zor ikna ediyor. Hatta edemiyor.
■ AVRUPA VE ABD'DE SİYASİ DURUŞ ZAAFİYETİ VAR
- Tabii oradaki en büyük sorun, elini en çok cebine atacak olan ülkenin Almanya olması.
-Evet, aynen öyle. Bu arada, Almanya ve Fransa, kendi vatandaşlarını finansal işlemlerden başlayarak özellikle yüksek gelir grubunu vergilendirmek üzere bir hamleye başladı. Fransa’da yüksek gelir grubu, “derhal bizi vergilendirmek suretiyle size bir servet aktarımı yapalım” diyor. Yani şu anda açık ve net, servetler üzerinden ciddi surette vergi toplanması suretiyle sürecin yönetilmesi lazım. Öte yandan, Obama yönetiminin de yapacağı hiçbir şey yok. Obama yönetimi, tarihsel ve taktiksel bir hata ile Bush döneminde hayata geçirilmiş olan vergi indirimleri ve daha zengin kesime büyük vergi indirimleri sağlayan düzenlemeyi devam ettirme kararı aldı. Demokratlar “Sen ne yapıyorsun, biz Cumhuriyetçi Parti iktidarda iken bu vergi düzenlemesini yerden yere vurduk. ABD ekonomisine büyük bir kamu geliri kaybına neden oldu bu düzenleme. Sen ABD ekonomisindeki durgunluğu aşacağım telaşıyla, Bush’un yapmış olduğu hatalı vergi düzenlemesini devam ettirme kararı aldın.” dediler. Yani, açıkça söylemek gerekirse ne Obama, ne Sarkozy, Merkel yönetimlerinden, yani dünya ekonomisinin en önemli bu batılı ülkelerinden siyasi liderlik motifi ve duruşu anlamında hiçbir beklenti kalmadı. Süreç çok kötü gidiyor. Liderler basiretsizlik gösterdikçe de paniğin ne yazık ki arttığını görüyoruz.
■ BU EKONOMİ YÖNETİMİ TÜRKİYE İÇİN ŞANS
■ BU EKONOMİ YÖNETİMİ TÜRKİYE İÇİN ŞANS
- ABD ve Avrupa’nın bir durgunluk döneminin başlangıcında olduğunu söyleyebilir miyiz?
-Küresel ikinci bir resesyon, yani çift dipli resesyonla ilgili bir endişe, korku var. Bu endişe kendi mecrasında şöyle şekilleniyor. Gerek gelişmiş, gerekse gelişmekte olan ekonomilerde büyüme trendine yönelik bir yavaşlama açık ve net. Bu çift dipli resesyon tabii kesinlikle 2009 Şubat ve Martı’nda küresel krizin ilk etkileri ortaya çıktığında görülen dip kadar derin bir dip olmayacak. Ancak ikinci bir resesyon kendisini gösteriyor. Bizim ekonomi yönetimi de bu çerçevede 2008’in Kasım’ıyla 2009’un Şubat’ı arasında ekonomide acilen alınması gereken önlemler konusunda, o dönemdeki geç kalmışlığı bir daha bu ülkeye yaşatmamak adına ve en kötü küresel senaryoda bile önümüzdeki yıl Türkiye ekonomisinin en az 3.5–4 büyümesi için bir takım kararlar alıyor. Dolayısıyla çok proaktif bir yönetim olduğunu burada ifade etmek gerekir. Önceki dönemdeki gecikme nedenlerini çok iyi bilen ve olası üç ayrı senaryoya göre atılması gereken adımların saptanması ve her hafta Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun toplanması da çok önemli. Türkiye, kamu harcamalarını daha da disipline eden, bütçe açığında Avrupa Birliği’nin de altında bir oranla göz dolduran, bu arada kamunun borçlanma ihtiyacını daha da aşağıya çekerek kamu borç stokunun GSYH’ye oranını yüzde 30’lara çekerek gerçekten uluslararası alanda en takdir edilen ülkelerden birisi. Türkiye’nin uluslararası kredibilitesini bu kadar zorlu bir süreçt daha da öne çıkarmayı hedefleyen bir ekonomi yönetimiyle karşı karşıyayız. Bu da Türkiye için tabii ki bir şans.
■ DOĞRU KARARLARIN ARKASINDA 2001’DEN ÇIKARILAN DERSLER VAR
- Yani önceki krizlerden gereken dersler alınmış...
- Türkiye, 2001 yılında çok ağır bir yerel krizi yaşamış, bunun gerekçelerinden gereken dersi çıkarmış ve bu gerekçelerin bir kez daha oluşmaması adına da doğru kararlar alıyor. İşte geldiğimiz tablo bu. Bir süre öncesine kadar,sadece Avrupa Birliği üyesi ülke olması nedeniyle ağır bir borç ve bütçe batağında olmasına rağmen, Yunanistan’ın notu uluslararası derecelendirme kuruluşları tarafından indirilmemişti. Ama acımasız bir şekilde Türkiye’ye verilen notlarda çifte standarda neden olan kredi derecelendirme kuruluşları, sanki Yunanistan’ın bu durumu bir anda ortaya çıkmış gibi bu ülkenin notunu 6–7 aylık sürede 7–8 kademe aşağıya çekerek çöp noktasına getirdiler. Şimdi, Yunanistan yüzde 40.5 ile borçlanarak iflasın eşiğine doğru gidiyor. Burada hem Avrupa Birliği liderlerinin, hem de zamanında “Avrupa Birliği üyesidir” demeyip Yunanistan’ın notunu çok önceden düşürmesi gereken kredi derecelendirme kuruluşlarının ahlaki anlamda da büyük suçları var. Bu suçların bedeli ödenmeli.
■ MERKEZ BANKASI RİSKLERİ HERKESTEN ÖNCE GÖRDÜ
■ MERKEZ BANKASI RİSKLERİ HERKESTEN ÖNCE GÖRDÜ
- Merkez Bankası’nın Ağustos ayı içindeki toplantılarda aldığı kararları doğru buluyor musunuz?
- T.C. Merkez Bankası, elindeki imkanlar ve G20 ülkelerinden aldığı networkle süreci çok iyi okumuş ve küresel resesyon riskinin geldiğini çok iyi anlamış durumda. Bu risk yok iken uyguladığı para politikası modelini, küresel resesyon riskinin artmasına bağlı olarak Haziran’da seçimlerden hemen sonra değiştirmeye başladı. Maalesef finansal piyasalar, Merkez Bankası’nın çok geniş uzman ve uluslararası okuma kabiliyeti ile aynı düzeyde olmadığından, politika değişikliği taktiksel bir algı hatası ile siyasi bir baskı olarak okundu. Oysa şimdi, Merkez Bankası’nın bunları siyasi baskıdan dolayı değil, küresel resesyon riskini herkesten daha önce okuyarak ve daha proaktif davranması nedeniyle yaptığı anlaşılıyor. O yüzden de ben reel sektöre diyorum ki, sakın ola yaşam kurgusu 48 ile 72 saat arasında olan ve kelebek yaşamı gibi bir yaşamla hareket eden finansal kurumlarla aynı kurgudan hayata bakmayın. Siz reel sektör olarak finansal piyasadan farklı bir formatta Türkiye ekonomisini okumak ve izlemek zorundasınız. Dolayısıyla KOBİ’lerimiz şunu bilsinler. En kötü küresel senaryoda bile önümüzdeki 2012 yılında Türkiye ekonomisini yüzde 3.5’un altında küçültmemeye yemin etmiş, bu konuda gereken önlemleri almış bir ekonomi yönetimimiz var. Bu Türkiye için bir şanstır. Şu andaki ekonomi yönetimimiz, asla ve asla Türkiye’yi 2009’dakine benzer bir daralmaya izin vermeyen bir duruş ortaya koyacaktır.