Prof. Dr. Kenan Mortan, Paris EISTI Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Prof. Mortan’ı Türkiye’de bulunca dergimiz adına bir söyleşi fırsatı yakaladık. Prof. Mortan ile tam Venezuela operasyonu dönemine denk geldiği için bu konuyu ve kendisinin üst düzey uzmanlık alanı olan sanayiyi ve KOBİ’leri konuştuk.
- Kenan hocam siz Paris’teydiniz, uzun süredir görüşemedik. Şimdi yeniden bir araya gelmişken hem 2025 hem de 2026 yıllarına ilişkin olarak sanayi sektörünün durumunu konuşalım istiyorum. Bu konunun uzmanlarından birisisiniz. Yıllarca KOBİ’lere eğitmenlik, akıl hocalığı yaptınız.
- Bu arada tabi Global Sanayici Dergisi, 17 yaşına gelmiş. Türkiye'de kalmadı böyle dergi. Dopdolu. İçeriği çok zengin. Ne kadar güzel konuları ele alıp yazıyor, söyleşiyorsunuz. Okurken çok özel bir lezzet aldım.

ZIMNİ YALTA ANLAŞMASI VAR
- Hocam, söyleşimize ABD Başkanı Donald Trump’ın uluslararası hukuku altüst ederek Venezuela Başkanı Nicolas Maduro ve eşini kaçırması konusuyla başlamak istiyorum. Bu operasyon ve arkasından sıra sende, sana da geleceğim diyerek başka ülkeleri tehdit etmesi, Grönland'ı alacağım demesi uzun dönemde, önümüzdeki dönemde ABD ve dünya ekonomisini nasıl etkiler?
- Bir kere dünya siyasetini nasıl etkiler diyelim, ekonomi sonra geliyor.
Benim gördüğüm, görebildiğim çok net bir şey var. 3 büyük ülkeden söz edeceğim. ABD, Rusya ve Çin. Sanki aralarında zımni bir Yalta Antlaşması var. Yalta Anlaşması, biliyorsunuz 1945 yılında, İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyanın paylaşımını yapmıştı.
Sen orayı al ben burayı alıyorum durumu var. Şimdi anlıyorum ki Ukrayna'da sayın Trump'ın ‘bitirin bu işi’ demesi, yani burası Rusya'nın bölgesi ilan edilecek anlamına geliyor. Onun için ‘bırakın’ diyor.
Dünden bu yana 3 kez üst üste dinlediğim ABD Dışişleri Bakanı diyor ki ‘Batı yerküre bize aittir.’ Kuzey, Güney Amerika ve tabii ki yukarıda çok açık biçimde göz koyduğu Grönland bölgesi de onlara ait oluyor.
Dolayısıyla, “Avrupa ortada istediğini yapsın, zaten onların yaptığı bir şey yok”, demeye getiriyorlar.
Sonuç olarak Ukrayna, Belarus ve Baltıkların da Rusya'ya ait olması gerekiyor. Yani eski Sovyetik dönemin haritasını elimizde tutuyoruz.
Güney Doğu Asya da Çin'e bırakılıyor. Ben böyle bir zımni bölüşüm olduğunu anlıyorum.
Tepkilere bakın. Rusya ve Çin’den ciddi bir açıklama gelmiyor. Avrupa bir şey söyleyecek. Garibim ne diyeceğini bilemiyor. Hak hukuk gibi laflar ediyor. Dolayısıyla demektir ki bu, bu türden temaslar bundan sonra çok rahat kabul görecek.
Siyaseten dünyada insanın yeniden şekillendiği bir oluşum var önümüzdeki 60 ayda falan diyelim de bir iki ay gibi sorgulamaya gidilmesin.
HERKES KENDİ BÖLGESİNDE YATIRIMLAR YAPACAK
- Ama hocam bu operasyonlar dünya çapında korkuya yol açıyor. Türkiye'de pek çok kişi Türkiye'ye de gelirler mi diye aralarında tartışıyorlar. Yani bunun insanlar düzeyinde yatırım, tasarruf, paraları saklama, altına yönelme gibi çok değişik biçimde etkisi olmaz mı?
- Çok fazla olur ama büyük kitleler zaten kültürsüz oldukları için hiçbir konuda tepki göstermiyorlar. İklim küresel çapta normaldi, felakete dönüştü. Paris İklim Antlaşması imzaladık 2015'te. Onuncu yılında, bırakın Amerika'yı, hiçbir ülkenin bu anlaşmaya uymadığını gördüm. Herkes kendi hedeflerine yürümeye devam etti.
Tabi ki yatırımları, şunları bunları etkileyecek ama şöyle bir şey olacak sayın Duda.
Herkesin kendi bölgesi var ya, kendi bölgesinde bölge iç yatırımını sağlayacak. Çin bölgesi kendi bölge içinde dengelerini sağlayacak. Yani yeni iç dengeler oluşacak.
Amerikalı yatırımcının Kamerun’da yatırımı şimdilik söz konusu olmayacak.
Hemen eklemek istiyorum, Jeopolitik gibi lafların arkasına sığınmıyorum; enerjinin giderimi çok ciddi bir sorun olmuşa benzer. Yani bunu sağlayan hamlesini yapar diye biliyorlar. Dolayısıyla Amerika, ‘Venezuela’da petrolü ben yöneteceğim’ diyor.
Yani Çin'e damarını keseceğim, sen git nereden bulursan bul, diye sesleniyor? O da Afrika'dan bulacak şimdi. Dolayısıyla burada herkesin jeopolitik anlamda stratejik olan enerji sağlama çabası da öne çıkacak. Gelişmişiyle, az gelişmişiyle, orta gelişmişiyle özellikle Çin'le ABD arasında çok ciddi bir egemenlik savaşına tanık olacağız.

SANAYİNİN DÜŞTÜĞÜ DURUMU SİZ DE BEN DE DÜŞÜNMELİYİZ
- Peki hocam buradan ülkemize dönelim. Siz uzun yıllar İş Bankası'nın ekonomi sitesinde sanayi ve KOBİ’ler üzerine yazılar yazdınız, reel sektörden gelen soruları yanıtladınız. Sizin gibi bir uzmanı bulmuşken bugünkü konumuz sanayi olsun, sanayi sektörünü konuşalım. 2025 yılı Türk sanayisi açısından olumsuz bir rutinlikte sürdü bitti. 2025 bir denge yılı mıydı yoksa gerçekten bir kayıp yıl mıydı sizce?
- Elbette kayıp yıldı sayın Duda. Çünkü şunu çok net gördük. Öz sermaye fukarası olan 2,9 milyon KOBİ eğer bankacılık sektöründen beslenemezse diyeti, perhizi çok sınırlı bir süre yapıyor. Ondan sonra da onlar konkordato gibi teknik kelimeleri de bilmiyorlar, kapatıyorlar, faaliyetlerini siliyorlar. Nitekim 2025'te Türkiye'de milli gelir içinde sektörlere göre sanayinin payının yüzde 10’lara düşmesini siz de ben de düşünmeliyiz.
Türkiye, tipik bir transit ülkesi, hizmet sektörüne açık bir transit ülkesi durumuna gelmiş bulunuyor.
Dolayısıyla KOBİ’lerin perhizi 3. yılına dayandı. Önce bir ağlaştılar, sonra acaba dediler. En sonunda da sessiz sedasız dağıldılar. Birleşmeyi de bilmiyorlar çünkü öyle bir şey fıtratlarında yok.
ORTAK AR-GE DESTEKLERİ VAR, BAŞVURU YOK
- Evet hocam sizin dediğiniz çok önemli. Bakın bu birleşme konusu hiç gündeme gelmedi neredeyse, kimseler tarafından önerilmedi de.
Ama şu sosyolojiyi biraz bilen bunun çok yeterli olmayacağını bilir. Bakın KOSGEB desteklerinde ortak AR-GE destekleri vardır, cömert desteklerdir. Oraya başvuru 1-2'den fazla değildir. KOSGEB, şirket olmadan 3 kuruşun beraberliğini arar. Ama olmadı.
Yani Türk saray mantalitesinin ortak çalışmaları baba ile oğulları arasında yok iken, böyle kuruş arasında olamayacağını net olarak gördük. Tabii ki alyans dediğimiz bir araya girişler var, anlamlı örnekler var, ama bunların sayısı 2 elin 10 parmağını geçmeyeceğine göre anlamlı örnekler değil. Büyütemeyiz.
TEKSTİL SÜRDÜRÜLEBİLİRLİKTE GERİ KALDI
- Hocam sanayinin kayıp yılında en büyük darbeyi yiyen de tekstil sektörü oldu. Tekstil çok mu zayıf? Şirketler kapandı. Başka ülkelere fabrikaları taşıdılar? Tekstil kendisini toparlayabilir mi? Bu nasıl olabilir?
Sayın Duda, orada şöyle bir şey oldu. Ben bu sene 3-4 anlamlı konfeksiyon kuruluşunu gezme imkanı buldum. Yani bu dijital dönüşümü yapan sürdürülebilirdik kriterlerine uyan. Sizin 2024 raporu var ya, çok önemli bir rapor, o raporu sadece okunmayan, hayata geçiren bir şirketler.
Şunu gördüm ki uluslararası alıcılar, sürdürülebilirdik detaylarında çevre faktörlerini çok öne çıkarmışlar. Kadın çalışan sayısını, çocuk çalışan sayısını filan falan. Benim sektörüm bunlara çok dikkat etmiyordu zaten. Uyum sağlamayı da nasıl geçiştiririz dedi. Ve gerekeni Türkiye'de ne yazık ki 10-20 tanesi yaptı.
MISIR’A GİTMEK KISA VADELİ ÇARE
Bir de Mısır tartışmamız var. Şu an tam rakamını vereyim, 295 kuruluşumuz Mısır'da. Ama Mısır, ayda 100 dolar ücretiyle sadece iş gücü maliyetini düşürüyor. Türkiye'de 200 dolar, Mısır'da 100 dolar.
Ama Batı, İsveç'teki alıcı, Almanya'daki alıcı şunu söylüyor: Arkadaş hayır, boyanın çevre kriterlerine uygun kullanıldığını bilmek istiyorum. Aprelemenin uygun olduğunu bilmek istiyorum.
Orada doğrusu Eximbank diye bir çıkış yaptılar. Orada giyim sanayicileri yönetimi de iyi bir baskı grubu olarak bilgilendirme işlemi yaptı ama sanki Eximbank kaynakları da buna yetersiz. Kısa vadeli çaresi şu an Mısır'a gitmekten ibaret.
GERÇEKÇİ OLALIM, BU KAN KAYBI SÜRECEK
Ama son sayınızda Ahmet Temiroğlu bey çok önemli bir şey söylemiş. Pazarın yoksa hiç oralarda da durma demiş. Oradan sen nakliye faktörünü nasıl halledeceksin? Bu, kısa dönem kurtuluşu anlamında bir olay. Öyle düşünelim.
Kısa vadeli çare göremiyorum. Çünkü son 10 yıl sistematik olarak peyderpey yapılabilecek bir işti bu. Akşamdan sabaha gelmez ki. Dolayısıyla kısa vadeli çözüm olmayacak. Bu sabahki ekonomi haberi 98 bin işçimizin işini kaybettiğini söylüyordu.
Yüzü aşkın iş yerinin de kapandığınızı görüyoruz. Bu kan kaybı sürecek. Orada gerçekçi olalım.
- Peki hocam, sanayideki temel sorun sizin pek çok kez vurguladığınız gibi finansmana erişim sorunu. Burada da ilk akla gelen faizler oluyor tabii ki.
Faizler de enflasyonla bağlantılı olarak sürüyor. Şu anda sürdürülen yüzde 30 küsurluk enflasyon önümüzdeki dönemde nereye kadar gider faizler bu kapsamda ne olur?
- Finansmana kolay ulaşabiliyor muyum? Nasreddin Hoca'nın öyküsünü anlatayım.
Hocanın evine hırsız girmiş. Yahu hoca insan bir kilit asmaz mı demişler. Destur çekmiş, geçiştirmiş. Yahu hoca efendi insan damını yaptırmaz mı? Adam tabii girer demişler. Hoca yine destur çekmiş. Sonunda, yahu demiş, tamam, bütün kusur bende de hırsızın hiç kusuru yok mu demiş.
Şimdi yani bu faizin başlangıç noktasına dönelim. Bu araba dördüncü vitesle değilse de üçüncü vitesle giderken acaba birinci vitesle de gider mi diye bir vites değişikliği yapılmadı mı? Evet, yapıldı.
Orada bir teker kırılmadı mı? Evet. Bir teker kırmanın sonucunu şimdi toparlamaya çalışıyor sayın Şimşek. Dolayısıyla yani bunun da uzun vadeli bir olay olduğunu da biliyoruz.
Sayın Adnan Bali İş Bankası konferanslarında şunu anlatır: Der ki ülkelerin bir basamak üste çıkması yani yatırım yapılabilir seviyesinde bir basamak üste çıkması genellikle iki ile altı yıl arasında bir zaman alır. Evet. Üç basamak aşağı düşmesi ise yirmi dakikalık bir şey oluyor. Bir yanlışlık yapıldı ve düzeltme çalışmaları yapılıyor. Görünen o ki 2026’da da bu sürecek. Merkez Bankası da 3-4 kez enflasyon hedefinde düzeltme yapacak.
KOBİ cephesinde işte arabasını satabilen, yazlığı varsa satabilen, sevgili eşinin altını varsa satabilen biraz daha istim yapmaya bakacak. Gerisini ben yapamıyorum diye devredecek.
Bu arada bu kobilerin büyük bir kısmı dersem yakışıksız olur ama anlamlı bir bölümünün de birbirlerinin tekrarı olduğunu, sektörde artık tıknefes kaldıklarını, kriz olmasa da yaşayamayacaklarını, uluslararası rekabete uyamayacaklarını ‘kral çıplak’ diyecek biri olarak ben de müsaadenizle söylemiş olayım.





