Limited şirketler, ülkemizde en yaygın şirket türlerinden birini oluşturan sermaye şirketleridir.

Daha önce çeşitli konularda bilgi paylaşımında bulunmuştum. Bu kez, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) çerçevesinde limited şirketlerde yöneticilerin sorumluluğu ve zaman elverdiği ölçüde ilgili diğer hususlar hakkında açıklamalarda bulunacağım.

Buradaki değerlendirmelerin takdiri uygulayıcılara ve hak sahiplerine ait olmakla birlikte, yanılma payımın bulunabileceğini de bilgilerinize sunarım.

Limited Şirketlerde Yönetim ve Temsil

Konumuz, yöneticilerin ortak oldukları limited şirketin zararına neden olmaları ve bu nedenle doğan sorumluluklarına ilişkindir.

Limited şirketler, TTK'nin 573 ila 644. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, ortaklar arasındaki karşılıklı güvene dayalı olarak faaliyet gösteren ve ülkemizde en yaygın şirket türlerinden birini oluşturan sermaye şirketleridir.

Limited şirketin tanımı TTK'nin 573. maddesinde yapılmıştır. Buna göre ortaklar, şirket borçlarından sorumlu olmayıp yalnızca taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemekle ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan ödeme yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlüdürler.

Limited şirketler, kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konu için kurulabilir. Bununla birlikte, Bankacılık Kanunu ve Sigortacılık Kanunu gibi özel düzenlemeler uyarınca bazı faaliyetlerin yalnızca anonim şirketler tarafından yürütülebileceği öngörülmüştür. Bu nedenle bankacılık, sigortacılık, finansal kiralama, yatırım ortaklığı, aracı kurum ve döviz bürosu işletmeciliği gibi faaliyetler limited şirketlerin yapamayacağı işler arasında yer almaktadır.

Limited şirketlerin iki zorunlu organı bulunmaktadır: Müdürler ve genel kurul. Şirketin yönetimi ve temsili, şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirket sözleşmesiyle yönetim ve temsil yetkisi, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa, tüm ortaklara veya üçüncü kişilere verilebilir.

Yöneticinin özen ve bağlılık yükümünü veya kanun ve şirket sözleşmesinden doğan diğer yükümlülüklerini ağır şekilde ihlal etmesi ya da şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneğini kaybetmesi, görevden alınması ve değiştirilmesi bakımından haklı sebep oluşturabilir.

Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya tüm ortaklar yazılı olarak izin vermemişse, müdürler şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamazlar. Şirket sözleşmesi, ortakların onayı yerine ortaklar genel kurulunun onay kararını öngörebilir. Haklı nedenlerin bulunması hâlinde müdürün azli ve şirketten çıkarılması da istenebilir.

Müdürlerin Sorumluluğunun Hukuki Dayanağı

Limited şirketlerde önemli davalardan biri, müdürlerin sorumluluğuna ilişkin davalardır. Organ sıfatına sahip müdürlerin sorumluluğu, anonim ortaklıklara ilişkin hükümlere yapılan atıflarla düzenlenmiştir.

TTK'nin 644. maddesindeki gönderme nedeniyle müdürlerin yükümlülüklerinin ve bu yükümlülüklerin ihlalinin belirlenmesinde, anonim şirketlere ilişkin düzenlemelerden önce limited şirketlere ilişkin hükümler dikkate alınmalıdır.

Müdürlerin sorumluluğu bakımından temel düzenleme TTK'nin 553/1. maddesinde yer almaktadır. Buna göre müdürler, kanundan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, şirkete, ortaklara ve şirket alacaklılarına verdikleri zararlardan sorumlu olurlar.

Müdürlerin sorumluluğunun doğabilmesi için dört temel koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir:

Hukuka aykırı davranış, zarar, kusur ve uygun illiyet bağı.

1. Hukuka Aykırı Davranış

Hukuka aykırı davranış, kanundan veya şirket sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklerin ihlal edilmesi anlamına gelir. TTK'nin 625. maddesi çerçevesinde müdürlerin yükümlülüklerinin ihlal edilmesi, diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde hukuka aykırı davranış olarak değerlendirilir.

Şirket muhasebesiyle ilgili olsun veya olmasın, şirket defterlerinin kanuna uygun şekilde tutulması da müdürlerin görevleri arasındadır. Müdürler, şirket defterlerini hiç tutmaz veya kanuna uygun biçimde tutmazlarsa, bu durum hukuki sorumluluklarının doğmasına neden olabilir. Bu hususta TTK'nin 644 ve 553 ve devamı maddeleri önem taşımaktadır.

Aynı şekilde, şirket sözleşmesiyle müdürlere belirli yükümlülükler yüklenmişse, bu yükümlülüklerin ihlal edilmesi de müdürlerin sorumluluğunu gerektirebilir.

2. Zarar

Sorumluluktan söz edilebilmesi için ortada bir zarar bulunması gerekir. Müdürün kusurlu davranışı herhangi bir zarara yol açmamışsa şirket, genel kurul kararıyla müdürü görevden almak gibi bazı yaptırımlar uygulayabilirse de bu durumda tazminat sorumluluğundan söz edilemez.

Müdürlerin hukuka aykırı davranışları nedeniyle ortaklar veya şirket alacaklıları doğrudan zarara uğrayabilirler. Doğrudan zarar, ortakların veya alacaklıların doğrudan doğruya malvarlıklarında meydana gelen kayıptır.

Ortaklar veya alacaklılar doğrudan zarara uğramışlarsa şirket malvarlığında herhangi bir zarar meydana gelmez; zarar doğrudan doğruya ortakların veya alacaklıların malvarlığında gerçekleşir.

Doğrudan zararların tazmini bakımından TTK'nin 644/1 ve 553/1. maddeleri öngörülmüştür. Böyle bir durumda zarar gören ortaklar veya şirket alacaklıları, açacakları sorumluluk davasında tazminatın kendilerine verilmesini talep ederler. Çünkü zarara uğrayan doğrudan kendileridir.

3. Kusur

Tazmin sorumluluğunun üçüncü koşulu kusurdur. Müdürlerin sorumluluğunun doğabilmesi için kusurlarının bulunması gerekir.

Zararın meydana gelmesi ve hukuka aykırı davranıştan dolayı müdürlerin sorumlu tutulabilmesi için mutlaka kasıtlı bir davranış içinde bulunmaları gerekmez. Hafif kusurun dahi hukuki sorumluluğun doğması bakımından yeterli olabileceği kabul edilmektedir.

Müdürler, kusurlu olmadıklarını ispat etmek suretiyle sorumluluktan kurtulabilirler. Müdürlerin sorumluluğu akdi sorumluluk niteliğinde olduğundan, kusurlarının bulunmadığını ispat yükü kendilerine aittir. Müdürler kusursuz olduklarını genel hükümlere göre ispat etmek durumundadırlar.

4. Uygun İlliyet Bağı

Müdürlerin sorumluluğunun doğması bakımından son koşul, uygun illiyet bağı, diğer bir ifadeyle nedensellik bağıdır.

Müdürlerin yükümlülüklerini ihlal eden davranışları ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Kusurlu yükümlülük ihlali, genel yaşam tecrübelerine ve işin olağan akışına göre meydana gelebilecek türden bir zararı doğurmaya elverişli ise uygun illiyet bağının bulunduğu kabul edilir.

Sorumluluk Davasını Kimler Açabilir?

Sorumluluk davası şirket, ortaklar ve şirket alacaklıları tarafından açılabilir.

Müdürlerin kusurlu yükümlülük ihlalinden öncelikle şirket zarar görecektir. Bu nedenle sorumluluk davasının öncelikle şirket tarafından açılması mümkündür. Şirket tarafından sorumluluk davası açılmadan önce, genel kurulun bu yönde karar alması gerekir.

Yargıtay, son dönemlerde verdiği çeşitli kararlarında, limited şirket tarafından açılacak sorumluluk davalarında genel kurul kararı alınmasının gerektiğini, TTK'nin 618/3. maddesi düzenlemesine dayanarak kabul etmiştir.

Bu konuda Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.01.2015 tarihli, 2014/15609 Esas ve 2015/615 Karar sayılı kararı ile 26.02.2015 tarihli, 2015/1754 Esas ve 2015/2626 Karar sayılı kararı yol gösterici niteliktedir.

Ortaklık tarafından açılacak sorumluluk davalarında, TTK'nin 623. maddesine göre şirketin yönetim ve temsil organı müdürlerdir. Ancak şirket, müdürlere karşı dava açacağından, sorumluluk davasının açıldığı sırada şirkete yeni müdürler atanmışsa davanın bu yeni müdürler tarafından açılması ve takip edilmesi mümkündür. Gerektiğinde şirketi temsilen kayyım atanması da söz konusu olabilir.

Yukarıda da ifade edildiği üzere, TTK'nin 644. maddesindeki gönderme nedeniyle limited şirketlerde TTK'nin 553/1. maddesi uyarınca ortakların ve alacaklıların da sorumluluk davası açabileceği kabul edilmektedir.

Müdürlerin kanuna veya şirket sözleşmesine aykırı eylemleri nedeniyle ortaklar veya alacaklılar doğrudan zarara uğramışsa, bu zararların tazminini müdürlerden isteyebilirler.

Limited şirketlerde müdürün, ortaklara karşı anonim şirket yönetim kurulu üyelerine kıyasla daha geniş kapsamlı yükümlülükler üstlendiği de ifade edilmektedir.

Dolaylı Zarar

Dolaylı zararlar bakımından da ortakların ve alacaklıların dava hakları bulunmaktadır.

Şirketin doğrudan zarara uğraması hâlinde ortaklar da bu zarardan etkilenmektedir. Bu nedenle, şirketin zarara uğraması durumunda ortakların da dava açmasına olanak sağlayan TTK'nin 555/1. maddesi önem taşımaktadır.

Aynı şekilde şirket alacaklılarının da dava hakkı bulunmaktadır.

Sorumluluk davasının davalı tarafında ise zarara neden olan müdür veya müdürler yer alır. Dolayısıyla dava, zarara sebebiyet veren müdür veya müdürlere karşı açılmalıdır.

Müdürlerin Sorumluluğunu Ortadan Kaldıran Hâller

Müdürlerin sorumluluğunun iki durumda ortadan kalkması söz konusu olabilir. Bunlardan ilki zamanaşımı, ikincisi ise ibradır.

Zamanaşımı

TTK'nin 560. maddesinde, kural olarak kısa bir zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Buna göre sorumlulara karşı tazminat isteme hakkı, zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl içinde zamanaşımına uğrar.

Düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, iki yıllık sürenin uygulanabilmesi için davacının hem zararı hem de sorumluyu birlikte öğrenmiş olması gerekir.

Zarar ve sorumlu birlikte öğrenilmemişse, uzun zamanaşımı veya ceza zamanaşımı söz konusu olabilir. Kanuna göre iki yıllık sürenin yanında, her durumda zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıllık bir uzun zamanaşımı süresi daha bulunmaktadır.

Ayrıca TTK'nin 560. maddesine göre, davalının sorumluluğunu gerektiren fiil aynı zamanda cezayı gerektiriyorsa ve bu fiil Türk Ceza Kanunu'na göre daha uzun bir dava zamanaşımına tabi ise bu süre uygulanır.

Zamanaşımı, belirli bir sürenin geçmesi nedeniyle kamu davasının açılamaması veya açılmışsa davanın devam ettirilemeyerek düşmesi sonucunu doğuran hukuki kurumdur. Zamanaşımı bir defi olduğundan, bu konuda Türk Borçlar Kanunu'nun zamanaşımına ilişkin genel hükümleri de uygulama alanı bulabilir. Bu kapsamda zamanaşımının durması ve kesilmesi söz konusu olabilir.

Zamanaşımı süresinin sözleşmeyle değiştirilmesi mümkün değildir. Bu konuda TTK'nin 6. maddesi de dikkate alınmalıdır.

İbra

Müdürlerin sorumluluğuna ilişkin davalarda zaman zaman genel kurulda ibra edildikleri yönünde savunmalarla karşılaşılmaktadır. Gerçekten de ibra yoluyla müdürlerin sorumluluğunun ortadan kalkması söz konusu olabilir.

Ortaklıklar hukukunda ibra, Türk Borçlar Kanunu'nun 132. maddesinde düzenlenen ibradan farklı bir anlam taşımaktadır. Ortaklıklar hukukunda ibra, genel kurul kararıyla müdürlerin ilgili dönemdeki işlemlerinin hukuka ve şirket sözleşmesine uygun olduğunun kabul edilmesi anlamına gelir.

Başka bir ifadeyle ibra, müdürlere karşı şirketin muhtemel tazminat taleplerini ileri sürmesinden hukuken geçerli biçimde vazgeçmesi olarak ifade edilebilir.

Hukuki nitelemesiyle ibra, menfi bir borç ikrarı niteliğindedir.

İbra kararı almaya yetkili organ genel kuruldur. TTK'nin 616/1. maddesine göre müdürlerin ibrası hakkında karar verilmesi, genel kurulun devredilemez yetkileri arasında kabul edilmiştir.

Limited şirketlerde TTK'nin 409/1. maddesi uyarınca genel kurul gündeminin maddelerinden biri de ibra konusudur. Ancak bu durum, olağanüstü genel kurul toplantısında ibra hakkında karar alınamayacağı anlamına gelmez. Genel kurul, müdürlerin tamamını veya bir kısmını ibra edebilir.

TTK'nin 424. maddesi gereğince örtülü ibra kararı da mümkündür. Anılan maddeye göre, bilançonun onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı, kararda aksi açıkça belirtilmediği takdirde müdürlerin ibrası sonucunu da doğurur.

Bununla birlikte, bilançoda bazı hususlar hiç veya gereği gibi belirtilmemişse ya da bilanço, şirketin gerçek durumunun görülmesine engel olacak bazı hususları içeriyorsa ve bu hususlarda bilinçli hareket edilmişse, bilançonun onaylanması ibra sonucunu doğurmaz.

Şirket sözleşmesinde daha ağırlaştırılmış yeter sayılar öngörülmedikçe kararlar, TTK'nin 620. maddesinde belirtilen sayılarla alınır. TTK'nin 621. maddesinde ise ibra kararı önemli kararlar arasında sayılmamıştır.

TTK'nin 619. maddesine göre, herhangi bir şekilde şirket yönetimine katılmış bulunanlar, müdürlerin ibrasına ilişkin kararlarda oy kullanamazlar. Ayrıca oy kullanması yasak olan kişilerin ibra kararına dolaylı olarak etkide bulunmaları da söz konusu olmamalıdır.

Örneğin, ibra edilecek müdürün hâkim olduğu bir tüzel kişi, ibra kararına ilişkin oylamada sahip olduğu esas sermaye payları bakımından oy kullanamaz. Bu husus TTK'nin 619/1. maddesinde düzenlenmiştir.

Sonuç

Limited şirketlerde müdürlerin sorumluluğu, gerek şirketin gerek ortakların gerekse şirket alacaklılarının haklarının korunması bakımından önemli bir hukuki konudur.

Müdürlerin kanundan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri ve bunun sonucunda zarar meydana gelmesi hâlinde, diğer şartların da bulunmasıyla hukuki sorumlulukları gündeme gelebilmektedir. Bu nedenle yöneticilerin görev ve yetkilerini kullanırken kanun, şirket sözleşmesi ve şirketin menfaatleri doğrultusunda hareket etmeleri büyük önem taşımaktadır.

Her zaman olduğu gibi, değerli meslektaşlarım ve büyüklerim Prof. Dr. Mustafa Çeker, Yargıtay Onursal Daire Başkanı Gönen Eriş ve Prof. Dr. Oruç Hamdi Şener'in Ticaret Hukuku, Ticari Şirketler ve İşletme III ve Limited Şirketler Hukuku isimli eserlerinden de yararlanarak edindiğim bilgiler çerçevesinde bu değerlendirmeleri siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim.

Ve her zaman söylediğim gibi:

“Dürüst olunuz, dürüst olunuz, dürüst olunuz.”

Her zaman kazançlı çıkarsınız; başınız ağrımaz.

Takdirin uygulayıcılara ve hak sahiplerine ait olduğu düşüncesiyle, görüş ve değerlendirmelerimi sevgi ve saygılarımla bilgilerinize arz ederim.