Öne Çıkanlar ömer nart Bitcoin Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu Av. Ferhan Arıkan Sinem Cantürk

AKDENİZİN ORTASINDA MASALSI ADALAR ÜLKESİ: MALTA

Dr. Hilal ÜNALMIŞ
 

Bildiğimiz tarih sürecinde adalar hep kolayca ele geçirilmeye çalışılan coğrafi alanlar olmuş, döneminin güçlü devletleri adaları kendi egemenlikleri altına almaya çabalamış, bunun için savaşlardan kaçınılmamıştı. İşte Akdeniz’in tam ortasındaki Malta adası da tarih boyunca çeşitli güçlerin istilasına uğramış ve hakimiyetinde kalmış ama bugün bağımsız bir turizm merkezi... Bu girişten anlaşılacağı üzere bu ay Akdeniz’in masalsı adalar ülkesi Malta Cumhuriyeti izlenimlerim, gözlemlerim, hüzünlü ve neşeli duygularım ile sayfalarınıza konuk oluyorum.

4 ay kadar önce Malta Cumhuriyeti'ndeki toplantı programı bana bildirildiğinde sevinmiş ve ilk kez gideceğim bu tarihi adalar topluluğu hakkında bir şeyler okumak için harekete geçmiştim. Ekibimizin, Cumhurbaşkanı Dr. George Vella tarafından kabul edileceği, sağlık ile ilgili bir toplantı yapacağımız daha sonra da Aktif Yaşlanma Bakanı (Minister for Active Aging) Jo Etienne Abela ile toplantı yapacağımız bildirilince benim için bu gezinin temposu ve içeriği diğer gezilerden bir anda farklı oluvermişti.

16 Kasım sabahı ilk uçakla yola çıktım. Malta Cumhuriyeti 5 adadan oluşan bir adalar ülkesi. En büyük ada olan Malta aynı zamanda ülkeye de adını vermiş durumda. Uçak inişe geçtiği zaman bir adanın üzerinde olma duygusu çok hoştu. Akdeniz ile kucaklaşmasını uçaktan görebildiğim Malta adasına indim. Bizim ekibin kalacağı otel Sliema şehrinde... Şehrinde dediğime bakmayın bizim İstanbul'un mahalleleri kadar Malta'nın şehirleri... Sahilden giden bir otobüs ile otelime vardım. Eşyalarımı bıraktığım gibi hemen Sliema sahilinde yürüyüşe çıktım.

Liman, eski ve yeni binaların karışımı, eski yerleşim düzeninin devam ettiği dar sokaklar, cumbaları renkli iki katlı evler, tarihi bir kale parçasının altına yamanmış kafeler, Kasım ayında denize girenler, bugüne kadar hiç duymadığım Maltis dili, çeşit çeşit heykeller ve turistler... Tabii heykellerin fotoğraflarını çekmeye başladım, özelliklerini sonra sorarım ya da okurum diye düşündüm. Sahili hem yürüyorum hem de fotoğraf çekiyorum. Adalara giden tekneler için bilet gişeleri var, sualtı dalış eğitim merkezleri var. Bütün turistlere bilgi vermeye çabalıyorlar...

LÜKS ARAÇ BOLLUĞU

Otele dönerken sahilden yürümedim, sahile bakan binaların önündeki kaldırımdan yürüyeceğim. Trafiğin burada İngiltere gibi soldan aktığını biliyorum o yüzden karşıya geçerken dikkatli olmalıyım. Trafik tıkanmıyor tabii, ihtiyacı rahatlıkla karşılayacak sayıda otobüs çalışıyor. Bir biniş 3 Euro...Trafikte beni şaşırtacak kadar lüks araç gördüm. Neredeyse tüm araçlar lüks, gösterişli araçlardı. Sahile dik inen yokuşlarda park etmiş, tahminimce o tarihi evlerde yaşayan insanların araçları son derece lüks idi.

Malta coğrafyası küçük boy bir haritada görülemeyecek kadar 237 kilometrekare yüzölçümüne sahip. Ancak Akdeniz’in tam ortasında çok önemli kabul edilen bir geçiş noktası. II. Dünya Savaşı sırasında Malta'da hakim olan İngilizlere karşı hem Almanlar hem İtalyanlar tarafından bomba yağmuruna tutulmuş. 1964 yılında bağımsızlığına kavuşan Malta'nın bayrağı kırmızı ve beyaz iki kalın şeritten oluşuyor.

Malta nüfusu yaklaşık 500.000 kişi...

CUMHURBAŞKANLIĞI SARAYI’NDAYIZ

17 Kasım sabahı erkenden bütün ekip hazırız. Bir otobüs bizi alıp başkent Valetta'ya Cumhurbaşkanının çalıştığı San Anton Sarayına götürecek. 24 ülkeden Avrupa Birliği şemsiyesi altında karaciğer alanında sağlık politikaları konusunda faaliyet gösteren bir ekibiz. Bize Malta Health Network Başkanı Gertrude Buttingieg eşlik ediyor.

Ve saraydayız, kabul salonuna alınıyoruz. Bir süre sonra Cumhurbaşkanı Vella salona geliyor hepimizle tanıştıktan sonra oturup Malta-Avrupa çerçevesinde sağlıkla ilgili görüşlerini aktarıyor. Kendisi de bir aile hekimi. Sonra tek tek hepimizin ülkemizde neler yapıldığını soruyor. Kısa özetler sunuyoruz. Bazı küçük ülkelerin temsilcilerine karaciğer nakli gerektiğinde ne yaptıklarını soruyor. Bağışıklama, halkın sağlık konusunda eğitilmesi, sağlık alanında sivil toplum çalışmaları, ilaca erişim tümüyle ilgi alanı içinde. Cumhurbaşkanı George Vella'ya toplantımızın bitişinden sonra İstanbul desenli bir çanta içinde Türk kahvesi hediye ettim.

İLK KADIN CUMHURBAŞKANI BARBARA

Toplantı odasındaki piyanonun üzerinde Malta'nın ilk kadın Cumhurbaşkanı Agatha Barbara'nın fotoğrafını gördüm. Bordo midi boyda uzun kollu bir elbise ile poz vermiş olan Agatha Barbara'nın doğduğu şehir Zabbar'da bu pozundan yapılmış bir heykeli Malta halkını ve turistleri her sabah selamlıyor. Ben de bordo bir takım ile cumhurbaşkanlığı makamına gittim. Çocukluğunda okula gidebilmek için 9 çocuklu ailesinin bütün yoksulluk sınırlarını zorlayan, kendini eğiten önce bakan sonra cumhurbaşkanı olmayı başaran bu güçlü kadının, özellikle zorunlu eğitim, eşit işe kadınlara eşit ücret, müzecilik konularında yaptığı çalışmalar çok önemli. Tabii Malta'nın bağımsızlığı için yaptıkları da...1982-87 yıllarında ilk kadın Cumhurbaşkanı olan Barbara, 2002'de bu dünyaya veda etmiş.

AKTİF YAŞLANMA BAKANLIĞI

Öğleden sonra yukarıda belirttiğim gibi Aktif Yaşlanma Bakanı Jo Etienne Abela'nın makamındayız. Bu adı taşıyan bir bakanlığa her yerde rastlanmıyor. İlk duyduğumda şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Bu bakanlığın çalışma alanı Malta nüfusunun sağlıklı olarak yaş almalarını sağlayabilmek. Çağdaş bir bakanlık. Bakanın odasında bir dolabın üzerinde bir çift kahve fincanı gördüm. Türk kahvesi için üretilmiş fincanları hemen tanırım. Toplantı sonrasında bakan Abela'ya da Türk kahvesi hediye ettiğim zaman, Abela “Türkiye büyükelçisi de bana kahve fincanı hediye etmişti şimdi bu kahveyi o fincanlarda içerim” dedi. Hoş bir anı oldu benim için...

VALETTA’DA GÖRÜLMEYE DEĞER TÜRK ŞEHİTLİĞİ

Malta ile bizim de Kanuni Sultan Süleyman döneminden bir bağımız bulunuyor. “Nedir?” derseniz, 1522'de Rodos'u alan ve Rodos’taki tapınak şövalyelerinin güney Avrupa'yı korumak için Malta'ya gittikleri dönemde, Osmanlı Padişahı bu defa da Malta'ya sefer düzenledi. Ancak tapınak şövalyeleri Sicilya'dan gelen yardımla direndi ve Osmanlı ordusu geri dönmek zorunda kaldı. Bu arada şehit düşenler olmuştu tabii...Yıllar sonra 1874'de Sultan Abdülaziz'in emri ile bu şehitlik yapılmış. I. Dünya Savası sonrası İngilizlerin İstanbul'u işgali sırasında da İngiliz kuvvetleri İstanbul'da kendilerine direnen kişileri, bazı gazetecileri, bazı subayları ve emniyet yöneticilerini tutuklayarak o dönemde İngilizlerin hakimiyetinde olan Malta adasına sürgüne göndermişlerdi. Sürgüne giden bu kişilerden de ne yazık ki yurda dönemeden orada hayatını kaybedenler olmuştu. İşte her birinin adının yazılı olduğu taşları bu şehitlikte bulmak mümkün. Şehitlik batı mimarisine benzemeyen tarzıyla kendini hemen fark ettiriyor.

GOZO ADASINA TUR

Malta Cumhuriyeti'nin ikinci adası Gozo için bir gün ayırdım. Açıkçası çok övüldüğü için ben de görmek istedim ama bindiğimiz gezi teknesi büyük olmasına rağmen Akdeniz dalgaları beni sarstı. Gozo adası doğal hali korunmaya çalışılmış bir küçük ada. Orada da bol bol orta çağ özellikleri taşıyan dini yapılar, kaleler var. Üstü açık bir otobüsle tırmandık, manzara hoştu tabii... Hatta çıktığımız bazı kalelerin Mısır piramitlerinden bile daha önce inşa edildiği söylendi. Kaleden bütün Gozo adasını görebilmek de bu görüntüleri kameramıza sabitlemek de heyecan vericiydi. Küçücük adada onlarca katedral, aralara sıkışmış üzüm bağları, Akdeniz’in maviliği tam bir tablo gibiydi.

Mavi Lagun adını verdikleri koya varınca “Aaaa” dedim. Açıkçası tekne bir iskeleye değil bildiğimiz taş toprak karışımı bir sahile yanaştı. Tekneden zorla indik yine doğallığın hiç bozulmadığı bir kayalık yerden zorlukla yürüdük ve mavi Laguna vardık. Hiçbir tesis yok sadece doğal bir koy... Güzel bir deniz... Bu Lagunun alası bizim Ege sahillerimizde dolu diye düşündüm. Sizin de tercihiniz doğallıksa gidin, görün diyorum.

İNSAN MANZARALARI

Maltalı insanların tipi boyu posu nasıldı diye sormayın, inanın pek anlamadım. Tarih boyunca çok gelen giden olduğu için karışık bir halk olmuş. Büyük bir nüfus yok. 500 bin dolayında ama Hindistan'dan, Malezya'dan, Arap ülkelerinden, Avrupa ülkelerinden adaların çevresindeki tüm ülkelerden göç almış. Bir akşam bizi yemeğe davet eden Gertrude'a sordum “Bu meşhur şövalyelerinizin torunları şimdi ne yaparlar, neredeler. O filmlerde gördüğümüz boylu poslu yapılı güçlü görüntülü erkekler nerede?” Çünkü ben etrafta güney Asyalı, Afrikalı koyu renk tenli insanları görüyorum. Gertrude güldü ve “Onların bir çoğu İngiltere'ye gitmişler. Şimdi nüfus yapısı çok değişik. Ordu anlayışı da değişik. Gertrude bana Deniz Kuvvetleri görevlilerinin bir fotoğrafını gösterdi. Görevlerinin de küçük botlarla gelen düzensiz göçmenleri engellemek olduğunu söyledi.

Bu arada bir vitrinde tam boy metal şövalye giysisi ya da zırhı gördüm ama satılık değildi. Süs olsun ya da Malta şövalyelerine bir selam olsun diye koyulmuştu.

DİL VE ALFABE

Malta'da Maltiz dedikleri bir dil konuşulup yazılıyor. Arapça, İtalyanca ve İngilizce karışımı bir dil. Tarih boyunca Malta'da hüküm süren medeniyetlerin dili birbirine karışmış ve bugünün dili oluşmuş. Şu anda resmi dil olarak Maltiz dili ve İngilizce kabul ediliyor. Alfabesi 29 harften oluşuyor ve Latin harfleri temelli ancak değişik harfleri var. Örneğin üzerinde nokta olan harfler var ama bizimki gibi Ö ya da Ü değil, Ċ, Ġ, Ż harflerinin üzerlerinde nokta bulunuyor. Għ, Ie, şeklinde yazılan harfleri olduğu gibi üzerinde çizgi olan Ħ harfleri de var... Buna karşın Y harfi alfabelerinde bulunmuyor.

Bu arada hoş geldin anlamında MERĦBA diyorlar...

EĞİTİM

Malta'da 4 üniversite eğitim veriyor. Malta Amerikan Üniversitesi, Malta Middlesex Üniversitesi, Malta Londra Kraliçe Mary Üniversitesi ve Malta Üniversitesi... İngilizce dil okulları konusunda ise çok sayıda okul bulunmakta... İngiltere'ye göre yarı fiyatında olan bu okullarda İngiliz hocalar ders veriyor ve ucuzluğu dolayısıyla tercih ediliyorlar. Türkiye'den de İngilizcesini geliştirmek için dil okullarına giden çok sayıda öğrenci ile karşılaştım.

COĞRAFİ VE EKONOMİK DURUM

Malta, Gozo ve Comino adalarında dağlar, akarsular bulunmuyor. Tarih boyunca tarım yapılmış ama özellikle yaz aylarında tatlı su kaynağı çok sınırlı olduğu için ciddi sıkıntı çekilmiş. Bugün ekonomileri gayet iyi. 3 büyük liman var ve bu limanlarda gemilerden aktarım yaparak ekonomilerini canlı tutuyorlar. Tarım konusunda kendilerine yetebiliyorlar. Avcılık var.

FİLMCİLERE DOĞAL PLATO

Malta ve küçük adalar coğrafi özellikleri dolayısıyla sinema sektörü için elverişli plato olabiliyor. Çok sayıda deniz içerikli ya da tarihi film çekilmiş, hatta 2005 yılında hükümet film yapımcılarına mali teşvik vermeye başlamış. Bizim Temel Reis ve Safinaz adıyla bildiğimiz hikayenin filmi de Malta'da çekilmiş ve çekim alanı artık Temel Reisin köyü diye turistlere sunuluyor. Ben gitmedim ama çocuklu ziyaretçiler için çok keyifli imiş. Köyün girişinde Temel Reis, Safinaz ve Kabasakal gösterisi çocukların çok hoşuna gidiyormuş.

Bütün dünyada izlenen ödüllü filmlerden Truva, İskender, Gladyatör, Münih filmlerinin de Malta'da çekildiğini belirteyim.

VE YEMEKLER

Gurmelik konusunda hiçbir iddiam yok ama yeni tatlar denemeyi ve kendimce yorumlamayı severim. Malta'ya gitmeden önce yemeklerde neyi tercih edeceğim konusunda bir mail almıştım. Listedeki yemeklerin adlarını tabii ki bilmiyordum açıklamaları okudum. Her zamanki gibi deniz ürünlerini tercih ettim. Malta adasının geleneksel yemeklerinden biri avlanmış tavşan ile yapılıyor. Adı Fenketo... Belki garip bulunabilir ama benim annelik duygusu olan hayvanların etlerini yememe gibi bir inancım var. O yüzden balık tercih ediyorum. Tavşan yemeyi asla düşünmedim. Her yemekte tavşan da vardı. Yiyen arkadaşlarım oldu tabii ama anne tavşan avlanırsa annelerinin minik tüneller açıp sakladığı bütün yavrular açlıktan ölecekler... Dolayısıyla avlanmış tavşan eti yemeyerek ben kendi adıma talep yaratmadım.

Her yemekte tatlı olarak hamura sarılmış ve kızartılmış hurma ezmesi de vardı. Bu tatlı geleneksel olarak elle yeniliyor, çatal bıçak kullanılmıyor.

Bir adada bulununca doğal olarak deniz ürünleri zengin sofralara oturuyoruz. İtalyan, İngiliz, Arap ve Tunus mutfağı etkisinde gelişmiş bir Malta mutfağını da bu gezimde tanımış oldum.

VE DÖNÜŞ

Fincan koleksiyonuma 2 tane daha ekledim. İstanbul'daki ilk sabahımda çayımı Malta Şövalyelerini hatırlatan metal fincanımla içtim...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner111

banner110

banner109

banner108

banner106

banner104