Öne Çıkanlar Arçelik Üretim Koordinatörü Alp Karahasanoğlu Türkonfed TÜSİAD Sıçrama Yapan Şirketler GİRAY DUDA Hilal Ünalmış

Avrupa Birliği’nin ‘Eşbaşkenti’: STRAZBURG

Dr. HİLAL ÜNALMIŞ

Fransa denilince akla tabii ilk gelen şehir başkent Paris oluyor ama Avrupa'nın başkenti de Strazburg. Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bulunduğu Strazburg, Fransa'nın en özel şehri diyebilirim.

Bu cümlelerden anlaşılacağı üzere bu ay Fransa'dayız. Biraz Paris biraz Alsas Bölgesi'nde Strazburg ve Colmar'dayız.

İstanbul'dan uçağım havalanıyor ve Basel-Mulhause-Frelburg Havaalanı'na iniyorum. Bu havaalanı çok çok özel. Özelliği ise iki çıkış kapısı olması. Bir kapı Fransa'ya, bir kapı da İsviçre'ye açılıyor. Bazı kaynaklar bir kapısının da Almanya'ya açıldığını ancak şu anda o kapının çalıştırılmadığını söylüyorlar. Savaşmayı seven insanlar kadar barış ve refah için proje üreten insanlar da var tabii bu dünyada... İşte bu insanlar, 1930'larda bu havaalanının inşaat projesini başlatmışlar. 1946'da Fransa, Almanya ve İsviçre arasında yapılan bir anlaşma ile havaalanının statüsü belirlenmiş arada zaman zaman yapılan bazı değişikliklerle bugüne gelinmiş. Ben ilk kez bu havaalanına uçuş yapıyorum ama İstanbul'dan, Antalya'dan, Bodrum'dan, İzmir'den, Diyarbakır ve Kayseri'den karşılıklı uçuşlar yapılıyormuş.

Basel İsviçre şehri, Mulhause Fransa şehri ve Frelburg ise Almanya şehirleri... 3 Ülke 3 şehir olarak adı da belirlenmiş... Akıllıca, rasyonel ve barışçıl bir havaalanını görmek beni memnun etti. Biz araç kiralamıştık, bu kiralık aracımızla Strazburg'a doğru yola çıktık. Yaklaşık 1 saat 30 dakika kadar sürüyor. Aralık ayının ilk haftasındayız ve Noel arifesinde Colmar ile Strazburg turu çok eğlenceli oluyor.

LEYLEKLİ KENT

Colmar yüzyıllar önce yapılmış tarihi evleri ile meşhur bir minik kasaba. Bütün binalar renkli ışıklarla süslenmiş, bir film dekorunun içinde gibi gezebilirsiniz. Colmar'ın bir başka özelliği Fransa'nın leylek yuvaları ile tanınan kasabası olması. 1980'lerde leyleklerin azaldığı farkedilince kışın göçtükleri Afrika ülkelerinde avlandıklarını düşünen Fransız ilgililer 1990'larda çeşitli önlemler alarak kampanyalar yaparak 2004 yılında 973 çift leyleğin Colmar'a dönüşünü sağlamışlar. Ren vadisinin üst kısmı yüzyıllardır Leylek vadisi olarak da biliniyor. Bugün bütün evlerin üstünde leylek yuvaları bulunuyor. Colmarlılar bu yuvaları ve leyleklerin gelişini çok seviyor. Çok sayıda leylekli hediyelik eşyayı da tezgahlarda görebilirsiniz. Colmar'ın dar sokaklarında yürüyerek gezmenin çok keyifli olduğunu da söylemeliyim.

ÇEKİCİ KÜÇÜK KÖYLER

Küçük kanallarda tekne ile gezebilirsiniz. Alsas yolu üzerinde ziyaret edilebilecek bazı köyler bulunuyor. Riquewihr, Eguisheim, Kaysersberg, Turckheim, Ribeauvillé köylerine gidip keyifle dolaşabilirsiniz.

ABD'deki özgürlük anıtının heykeltraşı Bartholdi adına da bir müze göreceksiniz, ilginizi çekerse bu müzeyi ziyaret edebilirsiniz.

VE AB’NİN BAŞKENTİ

Ve Strazburg... Bu bölgeye asıl geliş sebebim tabii ki Strazburg'u adım adım gezmek. Tarihi hissetmek ve günümüz Avrupa Birliği'nin başkentini yaşamak.

Fransa’nın en büyük yedinci şehri olan Strazburg, Alsas Bölgesi’nin başkenti kabul ediliyor.

Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de ev sahipliği yapan şehir bu anlamda uluslararası bir öneme sahip. Almanya sınırında yer alan ve tarih boyunca pek çok kez Almanya ve Fransa arasında el değiştirmiş olan Strazburg’da her iki ülkenin kültürünü de hissetmek mümkün.

YAŞANAN ÜLKE – ÇALIŞILAN ÜLKE

Avrupa Birliği'nin sınırları kaldırmış olması yaşanan ülke - çalışılan ülke durumunu da ortaya çıkarmış durumda. Belçika'da evi olan yani yaşadığı ülke Belçika olan ama Fransa'da bir işyerinde çalışan birçok gençle tanıştım. Tren ile gelip gidiyorlar ve hayatlarından memnunlar. Aynı şekilde öğle yemeğine Strazburg'a gelen Almanlar gördüm. Bizim Anadolu yakasında oturup Avrupa yakasında çalışmamız gibi bir durum...

Eğitim yıllarında Fransızca eğitim veren okullarda okumuş Türk gençlerinin de tatil için tercih ettiği noktalardan biri... Ben de çok sayıda Türk gencine rastladım…

ERASMUS VE GUTENBERG’İN KENTİ

Erasmus ve matbaanın kurucusu Gutenberg'in de Strazburg'da yaşadıklarını hatırlatıyorum.

Şimdi gelelim nereleri görürseniz ve ne yaparsanız “Strazburg'u gördüm” diyebileceğiniz duruma...

Grande Ile denen tarihi şehir merkezini yürüyerek gezebilirsiniz. Etrafı kanallarla çevrili, arnavut kaldırımlı dar sokaklara sahip Petite France, Rohan SarayıChateau, Kleber, Gutenberg, République Meydanları ve Notre Dame Katedrali...

STRAZBURG’DA NE YENİR?

Tarte Flambée, Kaz Ciğeri, Choucroute (lahana yemeği, sosis, et veya balıkla servis edilebiliyor) Tarte Tatin... Kaz ciğeri, salyangoz çok tercih ediliyormuş... Yeni bir lezzet denemek için kaz ciğeri yedim ama salyangoz yemedim. Bu salyangozların çoğunun Çanakkale bölgesinden alındığını biliyorum. Ekip arkadaşlarımın iştahla yemelerini izledim.

Ve çok kişinin hiç bilmediği bir tarihi olayı da yazmak istiyorum. 1918 yılında Alsaz Loren bölgesinde Rusya'daki devrimden etkilenen insanlar 10 Kasım 1918'de sosyalist bir devlet kurdular. 12 gün ömrü olan bu sosyalist devlet Fransızların bölgeyi ele geçirmesi ile yıkıldı.

Strazburg ile Paris arası hızlı trenle 1 saat 45 dakika... Buraya kadar gelmişken turumuza hızlı trenle bir Paris günleri de ekleyelim diyoruz. Paris'e 1980'lerden bu yana defalarca geldim. Kiminde zamanımı müze gezmelerine, kiminde mesleki toplantılara, kiminde ise şehir gezilerine ayırdım. Bu arada Fransa ile ilgili genel bilgilerimizi tazelersek, Fransızlar ülkelerine harita ve sınır şekillerine göre “Altıgen” derler. Paris bu altıgenin kuzeyinde ve ortada yer alır. Strazburg ise Almanya sınırında yani kuzey doğudadır.

Fransızca, biliyorsunuz Frankofon diye adlandırılıyor. Fransızlar kendi dillerini çok önemsiyor ve gelen turistleri bile Fransızca konuşmaya zorluyorlar. İngiltere kadar olmasa da Fransa'da da dil okulları bulunuyor. Birleşmiş Milletler tarafından dünya dili kabul edilen 6 dilden birisi Fransızca...

ABD’NİN BAĞIMSIZLIĞINA DESTEK VERMİŞTİ

68 milyon nüfusu ile denizaşırı bağlantıları, geçmişteki kolonileri, çok sayıda uluslararası örgütün kurucularından olması dolayısıyla Fransa dünyanın lider ülkelerinden biri sayılabilir. ABD'nin bağımsızlığı sırasında destek vermesi, Kanada'da Fransızca konuşulan bölgenin devamını sağlaması İngiltere'ye karşı önemli atakları...

Fransız Parlamentosu, 577 üyeli Ulusal Meclis ve 348 üyeli Senato olmak üzere iki kanatlı. Ulusal Meclis üyeleri doğrudan halk tarafından, Senato üyeleri, ulusal ve yerel düzeylerdeki seçilmiş kişilerden oluşan bir “ikinci seçmen” grubu tarafından seçiliyor. Şu anda Cumhurbaşkanı olan Emanuel Macron'un partisi LREM (Cumhuriyet İleri) idi ancak 2022’de partinin adı “Renaissance (Yeniden Doğuş) olarak değiştirildi. Politikacılar “Yeni” “Yeniden yapılanma” gibi adları seviyorlar bilirsiniz.

EYFEL’DE FOTOĞRAF ÇEKTİRMEDEN OLMAZ

Paris'e defalarca gitseniz de her defasında Eyfel kulesi önünde bir fotoğraf çektirirsiniz. Benim de gençliğimde, orta yaşlığımda, her mevsimde, çeşitli fotoğraflarım var kule ile... Artık üst katlarına çıkmıyorum, daha önce katlara da çıkıp Paris’i tepeden görme ve fotoğraflama hevesimi almıştım.

Paris'e gelen herkesin önünde fotoğraf çektirdiği bir önemli tarihi sembol de Zafer Takı... Napolyon'un yapılmasını emrettiği bu yapı savaşlarda ve barış dönemlerinde önemini korumuş. Napolyon'un cenazesi de altından geçmiş. Günümüzde bir döner kavşak noktasında ve rahat fotoğraf çekilebilmesi için ön kısmında trafiğe kapalı üçgen biçiminde bir platform var. Turistler sırayla o platforma geçiyor ve fotoğraflarını çektiriyorlar. Kimileri de selfie yapıyor.

MONA LİSA TABLOSU

Paris'e gelip de Mona Lisa ile göz göze gelmeden dönmek olmaz diyenlerdendim. Kurallara uyan bir insanım ancak Mona Lisa tablosunun fotoğrafının çekilmesinin yasak olması kuralına uymamıştım. Tablonun ünündeki kalabalığın arasından o zamanki kocaman Pentax fotoğraf makinem ile Mona Lisa'nın fotoğrafını çekmiştim. Karta basılmış olan o “kural dışı fotoğraf” hala eski albümlerden birinin içinde durur. Laf aramızda çok sayıda ziyaretçi de fotoğraf çekiyordu. Biz Mona Lisa olarak adlandırıyoruz bu tabloyu ama Fransa'da La Joconde olarak biliniyor. 1503 yılında tamamlanmış olan Leonardo do Vinci'nin tablosu Prusya savaşı sırasında Fransızların eline geçmiş 1911 yılında bir hayranı tarafından müzeden çalınmış bir tablo...Günümüzün en meşhur, adına filmler çekilen öyküler yazılan gizemli kadını... Louvre Müzesi'nde 1700'lerden beri korunuyor. Mona Lisa ile göz göze gelmek hoş bir duygu.

Louvre Müzesi dünyanın en bilinen müzelerinden ve gerçekten gez gez bitmiyor. Her tablonun önünde biraz inceleyeyim diye zaman harcarsanız kolay kolay çıkamazsınız.

BU KİŞİ NAPOLYON MU?

Fransa tarihi denildiğinde akla gelen ilk adlardan biri de Napolyon. Waterloo savasında İngilizlere yenilince Saint Helene adasına sürülüyor ve orada ölüyor. Yıllar sonra bedeninin Paris'e getirilip yeniden gömülmesi planlanıyor. Günümüzde her gün yüzlerce kişi bu anıt mezarı, Les Invalides sarayında ziyaret ediyor etmesine de bütün Parislilerin kafasında şu kuşku da var “Mezarı açıldığı zaman ayaklarında ipek çoraplar yokmuş, kavanozla gömülen kalbi ve midesi ayak uçunda değil bacaklarının arasındaymış, şapkası biçimsiz duruyormuş...Bu beden gerçekten Napolyon mu acaba...Yoksa İngilizler öldüğü zaman kaçırdılar mı?”... Siz de Paris'e gidip Napolyon'u ziyaret etmek isterseniz bu kuşku üzerine oluşturulmuş şehir efsanesini gülümseyerek hatırlayabilirsiniz.

KREPÇİLER HER KÖŞEDE

Her şehrin bir sokak lezzeti vardır, Paris'inki de bana göre krep... Belki krep sevdiğim için gözlerim Şanzelizenin sonundaki meydanda krepçilere takılıyor. Kuyruğa girmiş özellikle uzak doğulu gençleri görüyorum. Ben sokakta yemek yemeyi sevmediğim için krepin tadına bakmadım.

Nehrin üzerinde bu soğuk havada kış ortasında ince bir elbise ile poz veren model dikkatimi çekti. Siyah beyaz mini bir elbisenin içinde üşümemesi imkansız ama onun da mesleği bu. Kar üzerinde bikini ile poz veren mankenleri bile görmüştüm.

SEN’DE TEKNE GEZİSİ

Sen nehri (La Seine) Paris'i ortadan ikiye bölen ve Manş denizine dökülen akarsu ancak Fransa için önemli bir su yolu...Teknelerle geziliyor. Su denilince aklımıza yüzme geliyor tabii ancak Sen nehrine girmek ve yüzmek 1923 yılından beri yasak. Çünkü kanalizasyon akıntıları Sen nehrini olağanüstü kirletmiş. Paris belediye başkanı nehri kısa sürede temizleyeceklerini ve olimpik yüzme yarışlarını yapacaklarını ileri sürüyor. Yüzme severler de bekliyorlar...Temizlik çok kolay olması gerek. Tekne ile gezi günümüzde 16 Euro diye hatırlıyorum. Artık müzelere giriş gezi teknelerine binmek için biletler gitmeden önce internet üzerinden alınabildiği için işler daha kolay ve zaman daha değerli.

DE GAULLE’ÜN YERİ

Yürürken General Charles De Gaulle’e rastladım. Tabii ki kendisine değil heykeline... Gittiğim şehirlerde heykellerle fotoğraf çektirmeyi severim. Çünkü o heykeli yapılmış kişiler kendi döneminin önemli işler yapmış insanlarıdır. De Gaulle Türkiye'yi ziyaret etmişti ben o zaman ilkokul öğrencisiydim. İlginçtir ki De Gaulle'ün ziyaretinin bazı detaylarını hatırlıyorum. Osmanlı İmparatorluğu Padişahı Sultan Abdülaziz 1867 yılında Fransa'ya resmi bir gezi yapmış. De Gaulle'ün 1968'de Türkiye'yi ziyareti tam 101 yıl sonra bir iade-i ziyaret diye konuşulmuştu. II. Dünya Savası sonrası halk tarafından sevilen general bir ara parti kurarak politikanın içinde olmuş, Fransa'nın farklı kıtalardaki kolonilerinin özgürlüğünü kabul etmiş ve “Decolonisation” denilen süreç başlamış. Fransız halkının sevdiği general Fransa'nın batının büyük devletlerinden biri olduğunun kabulünü sağlamış. Fransa, silah sanayiinin büyümesini de General De Gaulle'ün bir asker ve stratejist olmasına borçlu.

KATANALAR GÜVENLİK HİZMETİNDE

Paris'te şehir güvenliği için katana denilen büyük atların üzerinde caddede devriye gezen polisler var. Atın büyüklüğü kaldırımda yanınızdan geçerken gerçekten ürküntü veriyor.

At kestanesi ağacını bilirsiniz İstanbul'da çok kalmamış artık ama I. Ahmet'in 1615 yılında Fransa'ya hediye yolladığı at kestanesi ağacı fidanları bugün hala Paris caddelerini süslüyor.

Paris bir aşıklar şehri, kültür şehri, müzeler şehri, moda merkezi diye tanımlanıyor ama aynı zamanda eğlence şehri de... Bunu da aklınızın bir köşesinde tutun gece eğlencesini seviyorsanız.

Klasik Fransız romanları okuduysanız Paris'i gezerken o romanlardan fırlayacak bir kahramana da rastlar gibi bir duygu içine girebilirsiniz. Daha önceki bir Fransa ziyaretimde Normandiya'ya gitmiştim ve 2. Dünya Savaşı'nın dönüm noktası olan 1944 yılında yaşanan Normandiya Çıkarmasının adeta seslerini duymuştum. ABD, Kanada, İngiltere ve Fransız askerlerinin birlikte 5 ayrı noktadan sahile çıkmaları karadaki Nazileri o bölgeden silmişti. Askerler kadar sivil halk da kaybedilmişti. Yüzlerce sinema filminde belgeselde konu edilen Normandiya çıkarması da turistlere şimdilerde sunuluyor.

Bize ayrılan sayfaların elverdiği ölçüde size Paris, Strazburg ve Colmar gezimden notlar aktarmaya çalıştım. “Koleksiyonuna yeni fincan aldın mı?” diye soruyorsanız... “Evet... Daha önce aldığım çeşitli fincanlarıma yeni küçük bir Alsas fincanı ekledim...”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner112

banner111

banner110

banner109

banner108

banner106