Öne Çıkanlar Çerkezköy OSB Hilal Ünalmış Vahap Munyar Hürriyet Yayın Yönetmeni oldu ÇOSB Dijital Dönüşüm Atölyesi ÇOSB Sürdürülebilirlik Raporu

TEKSTİL SANAYİİNİN TEMELİ FESHANE-İ AMİRE'DE ATILDI

Hüseyin IRMAK

İlk andan itibaren insanların en önemli kaygısı daima “ne yiyip, ne içeceğiz” ve ikinci olarak da “ne giyeceğiz” olmuştur. İnsanların yalnız çiftçi olduğu eski çağlarda giyecek ihtiyacı evde sağlanabilirken, sonraki dönemlerde kentlerde toplanmaya başladıklarında giyecek sorunu ortaya çıkmıştır.

İnsanların başlangıçta hayvan derilerinden kendilerine giysi yaptıkları, ağaçların soyulabilen kabukları veya benzeri bitkiler ile hasır ve sepet örmeye başladıkları, daha sonra neolitik dönemde koyunlardan sağladıkları yünleri bükerek elde ettikleri iplikleri sepet örgüsüne benzer biçimde birbirlerinin içinden geçirerek dokuma sanatının temelini kurdukları bilinmektedir. Dokumacılık sepet örmenin daha ileri bir uygulamasıydı. Giderek gelişen dokumacılıkta insanoğlu birikimini ve hünerini kullandı. Dokuma ürünler, ardından ortaya çıkan kilim ve halılar sanat tarihi açısından son derece zengin niteliklere kavuştu. Gerek günlük kullanım gerekse askeri ihtiyaçlar için savaşa yönelik dokumalar, elbiseler, giyim aksesuarları geliştirdiler. Bunların tümü kullanıldığı dönemlerine dair bilgiler veren özelliklere sahip oldular tarih içinde.

 İLK ÇELİK KONSTRÜKSİYON FABRİKA

‘Sanayi Tarihi’ araştırmamızın bu bölümünde 19. yüzyılın ikinci çeyreğinde kurulan ve kapandığı döneme kadar ülkenin gerek sivil gerek askeri yaşamında önemli bir yer edinmiş olan bir dokuma fabrikasından bahsetmeye çalışacağız.

Bu fabrika, “Feshane-i Âmire” ismiyle İstanbul’un Eyüp semtinde Defterdar Mahallesi’nde kurulan yapıdır. 1835 yılında Osmanlı’nın önemli sanayi ürünlerinden olan çuha ve fes üretimi için kurulan Feshane-i Âmire binası yapı üretimi özelliğiyle türünün ilk prefabrik çelik konstrüksiyon tekstil fabrikasıdır. Yapıyı taşıyan kolonlar Belçika’da döküm olarak imal edilerek İstanbul’a getirtilmiştir. Bina bu özelliğiyle mimarlık tarihimizde de büyük önem taşır.



TÜRKLERİN HAYATINA FES NASIL GİRDİ?

Fesin ülkemizdeki hikayesine gelecek olursak; II. Mahmud Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırdığı sırada Kaptan-ı Derya olan Koca Hüsrev Paşa, Tunus’tan aldığı bir miktar fesi kalyoncu neferine giydirir ve selamlık resmine çıkarır. Padişah da bunları görerek çok beğenir ve başa giyilen kavuk ve külahların yerine kırmızı fesin giyilmesini emreder. Bu emirle Osmanlı ordusunun yeni kıyafetinin tedariğinde Tunus’tan fes getirtme yoluna gidilir.

Ancak asker giysisi olarak kullanılan fesin sürekli olarak ithali uygun görülmediğinden yerli olarak üretilmesi girişiminde bulunulur ve bu gibi konularda bilgi sahibi olduğu bilinen İzmirli Katipzade Mustafa Efendi, Fes Nazırı olarak tayin edilir.

İLK ÜRETİM KADIRGA CÜNDİ MEYDANI’NDA

İlk olarak İstanbul Kadırga’daki Cündi Meydanı’nda Hazine-i Hassa’ya ait bir yapıda  feshane kurularak üretime başlanır. Fakat Cündi Meydanı’ndaki feshane binası seri üretime geçilmesi açısından yetersiz kalır. Önce binanın genişletilmesi düşünülür fakat daha sonra az masrafla kullanılabilir duruma getirilebilecek bir yer aranmaya başlanır. Sultan Mecid zamanında bir ferman ile III. Selim’in kardeşi Hatice Sultan’ın ikametine tahsis edilen Haliç’teki sarayın fer’iye (ek, ikincil) kısmında bir feshane tesis edilmesine karar verilir. Bu yeni çalışmanın başına ise Harir Nazırı Ömer Lütfü Efendi getirilir.

Fes üretimi için Tunus’tan amele ve ustalar getirilir. Ve Eyüp Sultan Defterdar Mahmud Efendi Camii civarındaki küçük binalarda 1839’da işe başlanır. Üretilen fesin asıl rengi kırmızıdır fakat dönem dönem “hünnabi” denen hünnap kırmızısı, nar çiçeği, vişne çürüğü, “güvez” denen mora bakan koyu kırmızı hatta siyaha yakın koyulukta fesler de çıkarılır. Din adamları fesin üstüne tülbent sararken, esnaf ise yemeni, yazma, tülbent ve abani kumaşlar bağlamaya başlar.

HER PADİŞAHIN FES MODASI VAR

Her padişah döneminde değişik biçimde fes kullanılır. Sultan II. Mahmud ile oğlu Sultan Mecid zamanında feslerin üst kısmı hafifçe şişkindir. Sultan Aziz’in başı geniş ve kısmen de yayvan olduğu için onun zamanında üstü dar, altı geniş feslerin giyilmesi yaygınlaşır. Sultan Hamid döneminde daha zarif, daha ince uzun fesler yapılır. Bütün bu fesler Mahmudiye, Mecidiye, Aziziye, Hamidiye isimlerini alır. Diğer bir deyişle moda olduğu dönemin padişahının adıyla anılır.

Yeni yerine yerleşen fabrikada fes üretiminin yanı sıra aba ve halı üretimi de başlatılır. Bu dönemde dinkleme için hayvanla dönen dolaplar kullanılır. Bu nedenle yaklaşık kırk kadar katır beslenmektedir.

YÜNLÜ DOKUMA SANAYİNİN ÇEKİRDEĞİ

Feshane-i Âmire, 1843’te yeniden düzenlenerek tam anlamıyla bir dokuma fabrikasına dönüştürülür. Bu dönüşüm Türkiye’de yünlü dokuma sanayinin çekirdeğini oluşturur. İngiltere, Fransa ve Belçika’dan buhar makinesiyle çalışan iplik, dokuma ve apre makineleri getirtilir ve katır ihtiyacı ortadan kaldırılır. Fabrikanın yönetimi de Darphane-i Âmire’ye bağlanır.

Bu fabrikada fes üretiminin yanı sıra bir asker için kıyafet olarak ihtiyaç duyulan her şeyin üretimi yapılır. Ordunun kullandığı battaniyeler de burada dokunur. Tophane, Tersane ordu için ne kadar önemli ise, Feshane de en az onlar kadar önemlidir. Askerin yanı sıra sivil halkın da aynı derecede vazgeçilmezlerindendir. Çünkü Feshane-i Âmire, halkın kullandığı elbise kumaşları, döşeme kumaşı, halı gibi çok çeşitli tekstil ürününü uzun yıllar üreten en önemli sanayi kuruluşudur.



YANDI DAHA MODERNİ KURULDU

1866’da çıkan bir yangın ile buhar dairesi dışında fabrikanın tamamı yanar. Fabrikanın yeniden aynı yere inşaatı ise ancak 1868 yılında Sultan Abdülaziz tarafından başlatılabilir. Çağın modern makineleri getirtilerek Feshane-i Âmire, zamanın en mükemmel mensucat fabrikası yapılmaya çalışılır. Fabrika 1894 ve 1916’da iki kere genişletilir ve büyük ölçüde yenilenir. Bu çalışmalar sonucu 1917’ye gelindiğinde Feshane, artık Türkiye’deki dokuma sanayinin en büyük kuruluşu durumundadır ve Hereke Fabrikası ile birlikte tüm dokuma üretiminin yarısını sağlamaktadır.

ÇIRAK VE İŞÇİ YETİŞTİREN OKUL

Fabrikaya çırak ve işçi (diğer bir deyişle eleman) yetiştirmek amacıyla kuruluş bünyesinde 1895 yılında Sanayi Sıbyan Mektebi açılır. Okul öğrencileri bir yandan ders görürken diğer yandan fabrikada çalışarak uygulama yapma zemininde gelişirler.

Feshane-i Âmire, 1877’de Bab-ı Serâskeri emrine verilir ve 1921 yılına kadar “Levazımat-ı Umumiye Askeriye” emrinde çalışır.

Feshane Fabrikası, 1893 yılında Chicago’da açılan uluslararası sergiye katılır. Burada sergilediği yünlü kumaşlar ve fesleriyle ödüle lâyık görülür. Feshane’de kumaş ve fes dışında özel olarak halı da üretilir. Örneğin Çanakkale Zaferi dolayısıyla 1918 yılında Talat Paşa tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya hediye edilen halı Feshane-i Âmire üretimidir.



ASKERİ YÖNETİMDEN SÜMERBANK’A

Fabrika, 1925’te askeri idareden alınarak “Sanayi ve Maadin Bankası”na devredilir. Banka “Feshane Mensucat T.A.Ş.”isminde bir şirket kurarak Feshane’yi bu şirkete kiralar. 1937’ye kadar bu şekilde işletilen fabrika, o tarihte şirket tasfiye edilerek, Sümerbank’a devredilir. Sümerbank bünyesinde bu defa “Birleşik Yün İpliği ve Yünlü Mensucat Fabrikaları T.A.Ş.” tarafından işletmeye başlanır. Aynı yıl “Sümerbank İplik ve Dokuma Fabrikaları Müessesesi”ne bağlanır ve adı “Sümerbank Defterdar Mensucat Fabrikası” yapılır. 1949 yılında önemli bir yangın geçirir, aynı yıl onarılır.

1986 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Haliç çevresinin açılması kapsamında binalarının çoğu yıktırılır, konfeksiyon bölümü Bakırköy Fabrikası’na taşınır. Yıkılan binaların bulunduğu bölüm yeşil alan ve çocuk oyun parkı/lunapark yapılır. Geriye kalan bina ise restorasyonu henüz tamamlanamadan 1992’de  İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve özel bir kuruluşun işbirliğiyle Çağdaş El Sanatları Müzesi’ne dönüştürülür. Takip eden yıllarda binanın kıyı şeridi sular altında kalır. Suların içeri girmesi nedeniyle bina kullanılamaz hale gelir. Feshane-i Âmire’den geriye kalan bina da atıl duruma düşer. Bu atalet 12 yıl sürer ve bina bu arada çürümeye yüz tutar. Ancak 1998 yılında Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden restorasyona alınır ve günümüzdeki halini alır.

Binanın dış cephesi itibariyle en önemli bölümü cümle kapısı’dır. Fakat bu kapı zaman içinde yıkılmış ve parçalarının tamamına yakını yok olmuştur. Çevredeki düzenlemeler sırasında kapıya ait birkaç parçaya rastlanabilir. Çeşitli proje ve kaynaklardan (onaylı restitüsyon projesi, Önder Küçükerman’ın “Feshane” isimli kitabı, Yıldız Sarayı Arşivi gibi) yararlanarak cümle kapısının mermerleri ve işlemeleri yapılır. İşçiliği oldukça kötü olan kapının üzerindeki mermer tuğra da kötü bir taklitten ibarettir.

Günümüzde Feshane olarak bilinen yapının, yıktırılan binalardan arta kalan alanın da dahil olmasıyla birlikte 56 bin metrekarelik bir bahçesi bulunmaktadır. Bu alanın 18 bin metrekaresi otopark olarak, geriye kalan 38 bin metrekaresiyse yukarıda da bahsettiğimiz gibi yürüme yolları, seyir ve dinlenme bölümleri, yeşil alan, süs havuzu ve çocuk oyun alanı/lunapark vb. ünitelerle düzenlenir. Ayrıca binayı orta bölümüne denk gelecek bölgede bir motor iskelesi yapılır ve deniz yoluyla da ulaşıma açılır.

Bir süre özel bir kuruluş tarafından çeşitli sosyal etkinlikler için ticari amaçla işletilen ve içinde iki de yemek salonu bulunan Feshane binasının, 2000’lerin ilk yıllarında Haliç Belediyeler Birliği’ne devredilmesi yönünde girişimler yapılır fakat sonuç alamaz. 2000’lerin ortalarında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ramazan Şenlik Alanı’nı buraya kurar ve iftar etkinliklerini Feshane’de yapar. Bu konuda Eyüp Belediyesi ile sorun yaşamaya başlanması üzerine ilçe belediyesi de Feshane’nin, yol aşırı karşısında kendi Ramazan şenlik ve etkinlik alanını kurar. Bu çekişme birkaç yıl sürer. Son yıllarda ise Feshane, Anadolu’nun çeşitli şehirlerinin üçer günlük ‘hafta sonunu içine alan) sürelerle tanıtım günlerinin yapılmasıyla İstanbulluların gündeminde yer almaktadır.

………

Bir Feshane-i Âmire Hikayesi: Tunuslu ustaların ihaneti ya da fese tatlı kırmızı rengi nasıl verildi?

Defterdar’da kurulan yeni imalathanede Tunus’tan getirtilen usta ve işçiler tarafından şekil ve dokuma bakımından Tunus feslerinin aynısı yaptırılır. Fakat yerli feslere Tunus feslerinin o tatlı kırmızı rengi verilemez. Bu hususta Tunus’tan tekrar en namlı boyacılar getirilirse de başarılı olunamaz. Eyüp Sultan fesleri soluk ve kirli görünümlü olmakta, Tunuslu boyacılar ise bu kabahati İstanbul’un sularında bulmaktadır. Son bir tecrübe de İzmit’in Çenesuyu ile yapılır. Bu su ile boyanan fesler de bozuk çıkar. Nazır Ömer Lütfü Efendi, artık Tunusluların ihanetinden şüphelenmektedir. Nazır Efendi, Ankara Ermenilerinden Avedis Ağa adında bir boyacıyı, Müslüman kılık kıyafetinde ve Yakup adı altında Feshane’ye alarak kendisini Tunusluların sırrını gizlice anlamakla görevlendirir. Avedis Ağa kısa zamanda boyanın sırrını keşfeder. İzmit’in Çenesuyu ile gizlice fes boyayıp kuruttuktan sonra Feshane Nazırı Ömer Lütfü Efendi’ye takdim eder. Bunlar Tunus fesinin renginde iki güzel festir. Tunuslu amele ve ustaları huzurunda toplayan Ömer Lütfü Efendi, bu yeni fesleri gösterir. Böylece yaptıkları ortaya çıkan Tunuslular hiddetlerinden başlarındaki sarıkları yere atar ve “Yakup!, Yakup!” diye bağırarak Avedis Ağa’nın üzerine yürürler. Bu olay üzerine Ömer Lütfü Efendi, çok yüksek yevmiyeler verdiği Tunusluların tamamını o gün Feshane’den kovar. Avedis Ağa ise ömrünün sonuna kadar Tunus feslerinin rengini tespit etmiş bir sanatkâr olarak refah ve saadet içinde yaşar.

 

Kaynaklar:

Prof. Dr. Emre Dölen, Tekstil Tarihi, 1992

Feshane Aylık Mensucat Dergisi, 1950

Ahmet S. Şimşek, Feshane Mensucat Fabrikası, 1960

Hayat Ansiklopedisi

Prof. Dr. Önder Küçükerman, Feshane Defterdar Fabrikası, 1988 



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner84

banner83

banner82

banner81

banner80

banner79

banner77