Öne Çıkanlar GİRAY DUDA Proje bazlı teşvikler KPMG şirket ortağı Emrah Akın Prof. Dr. İlhan Helvacı Av. Ferhan Arıkan

"2020’de üretim kapasitemiz ve girişimciliğimiz farkını ortaya koydu"

GİRAY DUDA

Prof. Dr. Zeynep Ökten, Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bölümü öğretim üyesi. Ekonomik gelişmeleri çok yakından izleyen, sosyal medya ve televizyonlarda yorumlayan Zeynep Ökten ile ülkemizin güncel sorunlarını ve çözüm önerilerini konuştuk.

- Sayın Zeynep Ökten, 2020 yılı sonunda Türkiye ekonomisine yukarıdan bakınca nasıl bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Olumlu ve olumsuz yönler nelerdir?

- Türkiye ekonomisinin en önemli problemi siyasi ortamdan bağımsız uzun dönemli makro ekonomik planlamalar yapmak ve uygulamak yerine kısa dönemli sorunlara odaklanmak. Dolayısıyla 2020 krizinde de diğer pek çok krizde olduğu gibi miyobik bakış açısıyla bugünü kurtarma çabasındayız. Ancak kronik enflasyon, yapışkan işsizlik gibi kısa dönemli politikalarla çözülemeyecek makro problemlerimiz var.

2020 pandemi krizine, Türkiye ekonomisi, yapısal sorunlarına bağlı olarak birikimli enflasyon, işsizlik, değer kaybeden TL, düşük Merkez Bankası rezervleriyle girmiş böylece pandemi krizine ters köşede yakalanmış oldu.

Ancak coğrafik konumumuz ve güçlü imalat sanayimiz sayesinde küresel tedarik zincirinde önemli bir aktör olduğumuzu bu krizde ortaya koyduk ve hiç durmadan çalışan sanayimiz ile ihracat rekorları kırdık. Üretim kapasitemizin ve girişimci ruhumuzun farkını ortaya koymak açısından önemli bir seneydi 2020. Bu değerleri sürdürülebilir ve kararlı ekonomi politikalarıyla desteklediğimiz sürece Türkiye ekonomisindeki tüm paydaşların hak ettikleri kazançları elde etme imkanları olacaktır.

NORMALLEŞME İKİNCİ ÇEYREĞİN SONUNDA SAĞLANIR

- Bir yandan günlük onbinlerce koronavirüs vakası sürüp giderken, öte yandan umut ışığı olan aşılar açıklandığı takvime göre uygulanırsa ülke ekonomisinin düzelmesine nasıl ve ne kadarlık bir zamanda katkı sağlar?

- Aşılanmanın yaygınlaşması ve hizmetler sektöründe ekonomik aktivitede normalleşmeye dönüşüm ancak yılın ikinci çeyreğin sonlarına doğru olacak gibi görünüyor. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ekonomilerindeki normalleşme de ihracatımızı desteklemesi açısından önemli. Ayrıca turizm sektörü bu sene geçen senenin kayıplarını telafi edecek kadar olmasa da büyük bir taleple karşılaşacak diye umuyoruz. Çünkü her krizde olduğu gibi bu dönemde de gelir dağılımı adaletsizliği derinleşti ve parası olanlar için yüksek getiri elde etme imkanı doğarken yaygınlaşan bir yoksulluk da yaşandı. Zengin kesimin özellikle lüks turizm alanlarına kayması bekleniyor. Vaka sayısını azalttığımız süre içinde Türkiye turizm açısından cazibesini arttıracaktır. Aşının ekonomi üzerindeki etkinlik süresi geçici olacaktır yukarda da belirttiğim üzere geçici çözümlerle değil uzun süreli ekonomik dönüşüm politikalarıyla kalıcı düzeltmeler yapabiliriz.

HEDEF DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLARI

- Ekonomide 2021 yılı içinde karşımıza çıkabilecek olan başlıca riskler ve sorunları anlatır mısınız?

- 2020 yılında küresel alanda bollaşan likiditenin kar arayışlarının 2021 yılında riskli alanlara doğru kayacağı bekleniyor. Pozitif yüksek faiz veren ve CDS primleri düşmeye başladığından güven de telkin eden Türkiye ekonomisine gelecek olan sıcak para akımları TL’nin değerlenmesine yol açarken herhangi bir ani çıkışta ekonominin kırılganlığını arttırıyor. Dolayısıyla ülkemizde uzun süreli kalacak olan doğrudan yabancı yatırımcıyı çekmemiz lazım.

UCUZ EMEK YETERLİ DEĞİL

Burada en büyük tehdit olarak gördüğüm durum 2020 sonunda yapılmış olan önemli ticaret anlaşmaları. Çin ile AB arasında yapılan yatırım anlaşması, AB üyesi devletlerin doğrudan yatırımlarını Çin’e kaydırmasına sebep olacak. Ayrıca Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ülkelerinin oluşturdukları Serbest Ticaret Anlaşması (RECP) gerçeği var. Bildiğiniz gibi ASEAN'a Brunei, Kamboçya, Endonezya, Laos, Malezya, Myanmar, Filipinler, Singapur, Tayland, Vietnam üye. ASEAN, Avustralya, Çin, Japonya, Güney Kore, Hindistan ve Yeni Zelanda’yı da içlerine alarak 2.2 milyar nüfusa ve dünya üretiminin yüzde 35’ine hükmedecek hale geldi. Artık Türkiye’nin ucuz üretim ve emekle uluslararası ticarette rekabet etmesi iyice zorlaştı. Yeni tasarımlar yaratılan markalar ve teknolojik ürünlerle küresel alanda kendini göstermelidir.

BÜYÜME HEDEFLENDİ, ENFLASYON YÜKSELDİ

- Enflasyon ve faizlerin tırmanışında hangi politikalarla ne kadar zamanda duraklama ve geriye dönüş sağlanabilir? Şu anda böyle bir yolda olduğumuz izleniminiz var mı?

- Yapışkan enflasyon problemini kalıcı bir şekilde düzeltmemiz gerekliliği aşikardır. Enflasyon-faiz-kur sarmalının kırılması için ekonomi yönetiminin mutlaka kararlı tutum içinde olması gerekiyor. Pandemi krizindeki para politikasında ekonomi yönetiminin değişmesi ile iki ayrı dönem yaşadık. Önceki yönetimin hedefi her ne pahasına olursa olsun ekonomik büyümeye destek vermekti. Yani enflasyon sorunu görmezden gelindi. Büyümeyi desteklemek için negatif reel faizler ve kredi genişlemesi sonucu tasarruf sahiplerinin dövize ve altına kayışını yaşadık. Diğer taraftan talep desteğiyle ekonomide 3. Çeyrekte küresel alanda en yüksek büyüme oranını yakaladık. Ancak hormonlu büyümenin yarattığı yan etki döviz kurundaki artış ve hem talep yanlı hem de döviz artışından kaynaklanan maliyet yanlı enflasyonun yüzde 14’e çıkışı oldu.

YENİ YÖNETİMİN HEDEFİ ENFLASYONU DÜŞÜRMEK

Merkez Bankası başkanının görevinden alınması ve ekonomi bakanının istifası sonrasında ekonomi yönetimindeki değişim, aynı zamanda politika değişimine yansıyarak daha öngörülebilir, iletişimi kuvvetli ve enflasyon sorunuyla baş etmeyi hedefleyen para politikası uygulayacağını beyan etti. Aynı zamanda iki ay üst üste politika faizini arttırarak ve BBDK, SPK ile beraber atılan normalleşme adımlarıyla piyasa kurallarına pek de uymayan regülasyonları geri alarak ileriye yönelik verdikleri sözleri tutacaklarına dair beyanlarını da fiiliyata dökerek desteklediler. Güvenilir ve öngörülebilir Merkez Bankası ve ekonomi yönetimi enflasyonla baş etmek için en önemli kıstaslardan biridir. Dolayısıyla 2021’in 2. Çeyreğinde enflasyonun kararlı politikalarla yönünü aşağıya çevireceğini bekleyebiliriz.

Ancak küresel ekonominin de aktive olacağı beklentisi petrol fiyatlarını, emtia fiyatlarını yukarı doğru itmesi, kuraklıkla birlikte tarım ürünlerinin fiyat artışı zaten ülkemizde yüksek olan enflasyonu yaz aylarına kadar yukarı doğru itecektir. Özellikle gıda enflasyonu yaygın yoksulluk içinde yaşayan insanlar için çok daha ağır bir yaşam maliyeti haline gelmektedir.

ENFLASYON TÜM KÖTÜLÜKLERİN ANASIDIR

Diğer yandan sıkı para ve maliye politikası uygulamak zorunda kalışımız pandemi krizinde ekonomiyi desteklemekten çok uzaktır. Özellikle yüksek faiz gelir dağılımında adaletsizliği şiddetlendirir. Yüksek gelir grubu ancak tasarruf yapabilir ve bu grup paradan para kazanırken borçlu olan yaygın alt gelir grubu ise yüksek kredi ve kredi kartı borcu faizi ödemekle yükümlü olur. Yatırımcı ise yatırım yapmaktan vazgeçer. Ancak tüm kötülüklerin anası diye tabir ettiğimiz enflasyonla baş etmek için bu duruma katlanmak zorundayız ve kabul etmeliyiz ki faiz enflasyonun sebebi değil sonucudur.

İŞSİZLİĞİN ÇÖZÜMÜ UZUN VADELİ

- Bir yandan faizlerin yükseltilmesi ve iç talebin azaltılması politikası sürerken, 2021 yılı için neredeyse zorunluluk olan büyümenin artması, şirketlerin uzun süreli sıkıntıları aşma ve büyük bir toplumsal sorun haline gelen işsizliğin azaltılması için neler yapılmalıdır?

- Bu kadar zorlayıcı bir ortamda işsizliği düşürmek uzun zaman alacaktır. Zaten sanayileşmeyi tamamlayamamış ekonomik yapımız var. 1980’lerin ortalarından itibaren uygulanmaya geçilen neo-liberal ekonomik politikalar ucuz emeğe dayalı ihracatla büyüme hedefi, düşük döviz kuru ile ithalata dayalı bir ekonomik yapı erken sanayisizleşmeye yol açmış ve ekonomi büyürken bile yapışkan yüksek işsizlik oranları devam etmiştir. İmalat sektörünün bu şartlar altında ezilmiş olması istihdam yaratmayan büyümeye sebep olmuştur. Bu yüzden mutlaka uzun dönemli üretime dayalı ve sorunlara çözüm olacak politikalar üretilmelidir.

YAPISAL REFORMLARDA ACELE ETMELİYİZ

- Üretimin ve satışların arttığı, yeni iş olanaklarının ortaya çıktığı, dövizde gerilemenin yaşandığı, enflasyonun düştüğü, doğrudan yabancı yatırımların geldiği rüya gibi günlere kavuşmak sizce ne kadar zaman alır?

- Yukarda bahsettiğim yapısal reformlar gerçekleştirildiğinde ve tabi bu reformlara mutlaka adalet ve eğitim reformu eklendiğinde, demokrasinin daha güçlendiği bir yapıya kavuştuğumuzda Türkiye ekonomisinin hem yerli hem yabancı yatırımcı için cazibe merkezi olacağı mutlaktır. Ancak tüm bu reformlar için çok hızlı davranmak zorundayız çünkü rakiplerimizin hızı çok yüksek.

IMF’DEN PARA İSTEYEBİLİRİZ

- Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yapılacak bir anlaşmanın Türkiye’nin ağır ekonomik sorunlarının düzelmesine faydası olur mu? Bu anlaşma nasıl bir anlaşma olabilir?

- IMF bizim üyelik aidatlarını ödediğimiz bir parasal kulüp, neden faydalarından yararlanmayalım? Aktivitelerine katılmayacağımız bir kulübe neden aidat ödemeye devam edelim? Keşke para istemeyecek kadar güçlü bir ekonomik yapımız olsaydı ama eğer paraya sıkıştıysak neden istemeyelim anlamakta zorlanıyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner97

banner96

banner95

banner91

banner90

banner89