Öne Çıkanlar ÇOSB Sürdürülebilirlik Raporu Doç. Dr. Ozan Bakış İKV BAŞKANI AYHAN ZEYTİNOĞLU Ergene Havzası arıtma çamuru yönetimi Orhan Turan

Bu çatışmada tarihi bir arka plan var

GİRAY DUDA

Ticari ilişkilerimizin yoğun olduğu, kuzeyimizdeki iki komşu ülke birkaç haftalık gerilim sonrasında savaşa tutuştular. Rusya, Ukrayna’yı işgal askeri harekatı başlattı. Çok çeşitli konularda tartışmalar ve açıklamalar olmasına rağmen bu savaşın neden başladığını ve bundan sonrasında neler beklenebileceğini global stratejist Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu ile konuştuk.

1- Sayın Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu, bu söyleşiyi yaptığımız sırada Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgal harekâtı devam ediyordu. Önce neler olup bittiğini konuşalım.

Evet, yine savaş ve istilaya dönen bir çatışma ile karşı karşıya dünya. İlan edilmemiş bir savaş ve bir egemen ülkenin işgalini görüyoruz. Üstelik bu savaş, Suriye ve Yemen iç savaşları gibi vesayet savaşı değil. Tarafların asaleten yürüttüğü bir savaş. Ucunda da büyük bir tehlike var. Eğer sağduyu galip gelmezse, bu nükleer silahlarla yapılacak bir üçüncü dünya savaşına kadar gidecek bir süreç. Önce “aslında hedefimiz Ukrayna’yı tümü ile ilhak etmek değil” açıklaması yapan Kremlin, bir taraftan ülkeyi ikiye böleceğini açıkça ortaya koydu. Diğer taraftan Kiev’i kuşattı. Putin ancak bir rejim değişikliği olursa kuşatmayı durduracağını ima ediyor. Seçildiğinde “ülkemin refahı ve güvenli geleceği için şeytanla bile masaya otururum” diyen Volodymir Zelenski’yi “neo Nazi” ilan ederek görevden ayrılmasını istiyor. Onun yerine kimi getirecek? Mutlaka Belarus başkanı Lukachenko benzeri biri var gündeminde. Bu Yevhen Murayev mi? Bilmiyorum. En son yerel seçimlerde Ukrayna’da büyük başarı sağlayan Murayev, Moskova yanlısı olmakla itham ediliyordu. Ama şimdi bu işgal onu bile Rusya kuklası olmaktan caydırmış olabilir. Bu açıdan henüz olayların başındayız. Ama bir halk direnişi görüyoruz. Kanlarının son damlasına kadar vatan topraklarını savunacaklarını ilan eden Ukraynalılar bize bir şeyler hatırlatıyor olmalı. Çok değil iki kuşak önce, çepeçevre Anadolu ve İstanbul yedi düvelin işgalindeyken, Atatürk de atalarımıza ölmeyi emretmemiş miydi? Kadını, erkeği, genci ve yaşlısı ile biz vatan savunmasının ne olduğunu bilen bir millet olarak, bu nedenle Ukrayna halkının direnişini en iyi anlayan ülkelerden biriyiz. Putin, yaptırımlarla geri adım atar mı? Belarus sınırında 28 Şubat itibaren başlayan heyet görüşmeleri cılız bir umut. Benzerlikleri kadar farkları da çok olan iki halk, bir şekilde kozlarını paylaşacak. Bir defterin açık kalan sayfalarını kapatacak. Ya bunu yapamazlarsa ne olacak? Bu henüz belli değil. NATO’ya, NATO dışı taraflı tarafsız ülkelerin tutumuna, ABD nin Ukrayna duyarlılığına ve tabii Rusya’nın baskı ve yaptırımlara dayanma gücü ile Ukrayna’nın “vatan” koruma kararlılığına bağlı. Bekleyip göreceğiz.

2- Böylesine dünyayı sarsan olayların tek bir nedeni olmaz. Sizden öncelikle Rusya’nın böyle bir askeri harekâta giriş nedenlerini anlatmanızı rica edelim.

Gerçekten tek bir neden yok. Ama bir kere tarihi bir arka plan var. Bu tarihi arka Plan’ın bir kısmı kadim tarihin Putin’de yarattığı özlem ve ilham. Bir kısmı ise 24 Ağustos 1991 de, yani 25 Aralık 1991 de Sovyetler ’in çökmesinden tam dört gün önce birlikten, “ebediyet birlikte olacağız” sloganı ile ayrılan Ukrayna’nın o tarihten bugüne kadar geçen zaman içinde Rusya ile dalgalı ilişkilerinin yarattığı birikimli kinden kaynaklanıyor. Bu tarihi arka plana, Ukrayna’nın zengin tarım toprakları ile kıymetli yeraltı kaynaklarını, Karadeniz hâkimiyeti ile ilgili tasavvurları ve nihayet NATO ve AB nin Doğu’ya doğru ilerlemesini de ekleyecek olursak işte size bugünlere nasıl gelindiğinin kısa özeti. Şimdi gelin sizinle bu ana iskelete biraz et ve kas katalım ve özellikle bir başka yakın tarih evresi olarak Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edildiği 2014 yılından buna Ukrayna’da yaşananlara bakalım.

Kuzeyin geniş ve acımasız coğrafyasında hem Çarlık, hem Sovyet, hem de Sovyet sonrası dönemde insanlar hep doğup büyüdükleri topraklara romantik bir aşkla bağlı olmuşlardır. Ortak paydaları yaşadıkları topraklara duydukları tutkulu aşk olan farklı kökenlerden gelen insanlar, zaten birbirleri ile yine toprak için çatışır. Bu topraklar, 20. yüzyılın başında önce kanlı iç savaşlara sonra da bir büyük devrime ev sahipliği yaptı. İşte şimdi Putin, Büyük Rusya’nın kadim topraklarını bölen, Çarlık Rusya’sını sona erdiren, Finlandiya’ya özgürlük veren Bolşevik devrimini bile eleştirerek, Rus kimliğinin doğduğu düşünülen Ukrayna topraklarına göz diktiğini açıkça ifade ediyor. “Kievan Rus” onun, Novo Russia yani Yeni Rusya hayalinin tutkulu başlangıcı.

O zaman neden 1991 de Ukrayna’nın ayrılmasına izin verildi? Sovyetlerin çökmesi ile dünya bir gerçekle burun buruna geldi. Verdiği süper güç izlenimine rağmen, Sovyetler Birliğinde geri kalmış bir alt yapı, eskimiş bir teknolojik donanım vardı. Putin’e göre bir başka hata olan “Glasnost ve Perestroika” nın verdiği ivme ile paçasını kurtarıp zenginleşen oligarkları, tüketime aç halkı ve perişan olan Sovyet askeri gücünü yeniden kazanmak için bölünmeleri gerekiyordu. Zaten öyle yaptılar. Batan geminin mallarını paylaştılar. Hatırlayacak olursak birlikten ilk ayrılan Ukrayna dâhil, Doğu Avrupa’da, Rusya da aralarında olmak üzere, 7, Orta Asya’da 5 ve Kafkasya’da 3 bağımsız ülke ortaya çıktı. Geçiş ekonomilerinin hepsi zorluk yaşadı. 1992 den sonra hepsi bir dize yeniden yapılanma geçirdi. Sovyetler Birliğinin çekirdeği olan ve bölündükten sonra bile kocaman kalan Rusya’da, fakirliği, büyük gelir uçurumlarını gördük. En önemlisi tarlalardan lahana toplayıp karnını doyuran, kalpak ve madalyalarını satan Kızıl Ordu askerleri gördük. Bu askerlerin çocukları şimdi Kiev’i havan topuna tutan ordunun askerleri olabilir mi? Ukrayna ise 1990 dan bu yana bağımsız. Üstelik Rusya’ya karşı hep belli bir tedirginlikleri var. Geçmişe sünger çekseler bile Stalin’in 1930 lı yıllarda Ukrayna’da uyguladığı tedhişi, “aç bırakılarak yaratılan” kitlevi ölümleri hiç unutmadılar. Özellikle batı Ukrayna’nın aslında Katolik Polonyalı halkı Rusya’ya ve ülkenin Doğu’sundaki Rus azınlığa hep uzak durdu. Bağımsız olmanın gereğini de bihakkın yerine getiremediler. Kaynakları zengin, ama çoğu Rus Ortodoks olan ve Rusça konuşan insanları fakir Doğu Ukrayna yani Donbas’da giderek ülkenin batısından ayrışmaya ve kendini Rusya’nın bir parçası olarak görmeye başladı.

3- Rusya saldırgan ve işgalci. Egemen bir ülkenin sınırlarını ihlal edip, tarihi bahanelerle Kiev’e yürüdü. Gelişmelerde Ukrayna ve Batının Sorumluluğu Var mı?

Bağımsız ama Rusya’ya Borçlu bir Ukrayna ve Batı’nın Günahı

Bağımsızlık ateşinin, Ukrayna için yeni bir milat vaat ettiği 1990 sonrasına baktığımda bunu iyi değerlendiremeyen bir Ukrayna görüyorum. Daha o başlangıç yıllarında Rusya’ya üstesinden kolay gelinemeyecek borcu vardı. Öyle bir borç yüküydü ki bu, bağımsız Ukrayna ödeyemeyince, Rusya 1992 den sonra mükerreren Ukraynalının gazını kesip, ocağını söndürdü. Üstelik gaz ve gaz dışı borçlarından başka, Ukrayna’nın boru hatlarından gaz çaldığı iddiaları, ilişkileri geriyor, uzlaşmayı mümkün olmaktan uzaklaştırıyordu. 1995 de gaz boru hatlarının yüzde 51 ini Rusya’ya devretmek yerine, Ukrayna’nın Naftogaz gaz şirketi Gazprom ile ortak bir şirket kurdu. Adını Gastransit koydular. Gastransit boru altyapılarını yenileyecek, ödemelerin aksamamasını güvence altına alacaktı. Buna karşılık Rusya da borçları kısmen affedecekti. Ama beceremediler. Tabii borçlar da affa uğramadı. 1998 yılında, Rusya adına Gazprom Ukrayna’yı bir defa daha Batı Avrupa için gönderilen gazı tutmak ve kendisini zarara uğratmakla suçladı. Gazı kesilen Batı Avrupa da bu işten pek hoşnut değildi. Ama Ukrayna’yı feda edebilir miydi?

Batı Avrupa, elbette bağımsız bir Ukrayna istiyor, Rusya ile arasındaki bu “sınır” ülkesini bir kez daha Rusya’ya kaptırmak istemiyordu. Ama ortaklık anlaşmaları ile vaatlerde bulunduğu bu ülkeyi bünyesine almak için de istekli olmadı. Ukrayna gazlarını gerçekten çalıyor olabilirdi. Ama kaynağın başını tutan Rusya’yı incitmenin bedeli de pek işlerine gelmiyordu. Ne de olsa Rusya AB nin doğal gaz ihtiyacının yüzde 28 ini sağlıyor ve o zaman bunun yüzde 80 i Ukrayna üzerinden geçiyordu. Bağımsız ama fakir, AB nin de kolay manipüle edebileceği bir Ukrayna onlar için de iyiydi. Önce boru hatlarını çeşitlendirerek, yol üstündeki riski azalttılar. Öyle ki 2000 li yıllarda artık Rusya’dan gelen 12 boru hattının sadece 5 i Ukrayna’da kalmıştı. 2007 ve 2008 de Ukrayna Rusya’ya olan borçlarını yine ödeyemeyince kızılca kıyamet koptu. 2009 da AB bundan iyiden iyiye etkilendi. 2010 da AB, Ukrayna’nın Rusya’ya gaz borcunu Stokholm tahkim mahkemesi verdi. Kendi çıkarı zora girince Rusya’dan yana ağırlığını koymuştu.

2013 de Rusya’dan gelip Ukrayna’dan geçerek AB ülkelerine ulaşan doğal gaz, AB doğal gaz ithalatının yüzde 53 üne gerilemişti. Bunda 2011 de devreye giren Kuzey Akım(Northstream) in payı azımsanamaz[1]. Alternatif üretmeye eğilimli AB ve enerji merkezi olmaya hevesli Türkiye gibi ülkeler sadece Ukrayna hattına değil, daha çok Rusya’ya yaslanmaya başlayınca, Rusya siyasi ve stratejik rolünü yeniden gözden geçirdi. İşte bu tarihlerde, etnik Rus çoğunluğu olan Kırım’ın 16 Mart 2014 de bir referanduma gitmesi ve sonra Rusya tarafından ilhakı bunun için bir tesadüf olmadı.

Kırım’ın Tercihi, Zaten Kırım’la Sınırlı Kalır mıydı?

Asıl endişe 16 Mart 2014 Ukrayna’dan referandumla ayrılma kararı alan Kırım Özerk Bölgesi, Rusya’ya katılmaya kalkarsa işin bununla kalıp kalmayacağı konusundaydı. Korkulan zaten hızla oldu. Ayrıca yeniden uzatılan anlaşma uyarınca Sivastopol 2042 yılına dek Rusya’nın kullanımına bırakıldığı için Kırım bağımsız olup Rusya’ya katıldıktan sonra Sivastopol de Rusya’da kaldı. O tarihte, Rusya’nın Sivastopol’de bulunan 2500 askerini 16.000 e çıkardığı ve Kırım’da 30.000 Rus askeri olduğu iddia ediliyordu. Batı istihbarat örgütleri bunu bilmiyor muydu? Yoksa Kırım’da bulunan 12 doğal gaz kuyusundan da kendilerine bir şekilde doğal gaz akacağını mı varsaydılar? NATO Konseyi Kırım’daki Rus askeri tırmanmayı ve Kırım’ın ilhakını kınadı. AB de yaptırımları da seferber etti. Ama bu yaptırımlar kendilerine de zarar verdi. Derinleşen ekonomik kriz yıllarında, Rusya da meydanı biraz boş buldu. Bu arada Kırım’dan daha çok ihmale uğradığını düşünen Donetz ve Luhansk halkı Kiev’e karşı cephe almaya başladı. Rusya’dan insani ve askeri yardım istiyorlardı. İstekleri de karşılık buluyordu. Bu arada, suyu Ukrayna’dan gelen Kırım’ın Rusya’ya karadan ulaşma imkânının olmaması, Rusya’da iş bulanların, hava ve deniz dışında mutlaka Ukrayna üzerinden karayolu trafiğine girme zorunluluğunun olması, günün birinde Donbas’ın da Rusya tarafından, işgal ve ilhak edilebileceği endişesini daha 2014 de yaratmaya başlamıştı. Yani bu konu yeni bir şey değildi. Ukrayna ve Rusya arasında adeta uzaktan “görünen köy”dü, kılavuza ihtiyaç yoktu.

4- Tarafların ve taraf olmayan ülkelerin sözcülerinin her konuştuklarında sözünü ettikleri Minsk Anlaşması neydi ve Rusya ile Ukrayna arasındaki hangi anlaşmazlığa çözüm getiriyordu?

Minsk Anlaşmaları, Ukrayna’nın Donbas bölgesinde cereyan eden ve 2014 yılından itibaren şiddetlenen silahlı çatışmaları sonlandırmak için yapılan bir dize anlaşmaya verilen ad. Belarus’un başşehrinde yapılan toplantılar ve imzalan anlaşma metinleri dolayısı ile bu ad verilmiştir. İlk bilinen Minsk Protokolu 2014 de imzalanmıştı. Üçlü bir grup taraf olmuş, Ukrayna, Rusya ve Donbas’daki koşulları izleyip raporlayan OSCE(AGİT) yani Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı arasında oluşturulmuş bir protokoldür. Ama Fransa ile Almanya da aracı görevi ifa etmişlerdir. Yoğun görüşmelerden sonra 5 Eylül 2014 de imzalanan bu ilk Minsk Protokol’una belirttiğim üçlü grup yansıra, tanınmaksızın ayrılıkçı Donetz( Donetsk People's Republic/DPR) ve Luhansk (Luhansk People's Republic/LPR) liderleri de imza koymuştu.

Minsk 1 den Minsk 2 ye Uzanan Kısa Yol

Putin Rusya’nın, hem Batı Avrupa, hem de Ukrayna’ya karşı “Doğal Gaz” silahını her zaman kullanacağını düşündü. Bunun için başlangıçta hep rahat hareket etti. Hatta Minsk 1 anlaşmasını izleyen dönemde 17 Ekim’de Milano’da yapılan “mini zirvede” bu özgüven ile sergilediği tatlı sert, uzlaşmacı görünüm, ama kararlı tutumu ile gözlemcileri endişelendirmeye devam etti. Nitekim netameli bu mini zirve’den ayrılırken, sarf ettiği Novorossiya’nın çağrıştırdığı anlam, Ukrayna-Rusya ve daha genelinde Rusya ve Batı ilişkilerinin ne kadar zor bir düzlemde olduğunu gösterdi. Novorossiya,19. Yüzyılda Osmanlı-Rus savaşından sonra, Rus Çarlığının eline geçen Kuzey Karadeniz ve özellikle Kırım topraklarında kurulan Odesa yönetimine verilen addı. Odesa ve mücavir alanı, bugün kısmen Rusya’ya devrolunan Kırım’ı ve Güney Ukrayna’yı işaret ettiği için, ne yapılırsa yapılsın, Putin’in kafasındaki “Yeni Rusya” nın, gelecekte yeni sürprizler hazırlayabileceğini hatırlattı. Putin Minsk 1 çerçevesine ne ölçüde ve ne kadar zaman uyacaktı? O sırada yeni seçilen Başkan Porochenko’nun da zafer konuşmasında “Kırım’ı asla Rusya’ya bırakmayacaklarını” söylemesi ve AB ile NATO’ya göz kırpması da ipleri gerdi. Doğu Ukrayna’da başlayan çatışmalarla Minsk 1 anlaşması Ocak 2015 de çöktü. Amacı bölgesel çatışmaları durdurup, sınır çevresinde güvenli alan oluşturma olan üçlü temas grubu anlaşmayı yeniden gözden geçirdi. İşte böylece Minsk 2 anlaşması 12 Şubat 2015 de imzalandı.

Birinciden daha kapsamlı olan Minsk 2, ateşkes yansıra, ağır silahların bölgeden çekilmesi, savaş esirlerinin değiş tokuşu, sınırın iki tarafında 50 şer km’lik bir güvenlik alanının oluşturulması, bu alanın silahlardan arındırılması ön plana çıktı. Minsk Protokol’ü 12 temel esasa dayanıyordu. 1. Acil ateşkes. 2. OSCE nin ateşkesi gözlemesi ve doğrulaması konusundaki mutabakat. 3. Donetz ve Luhanks için yeni yapılan bir yasa ile yeni bir “yerinden yönetim” uygulamasının hayata geçirilmesi. 4. AGİT’in sınır denetimlerine izin verilmesi. 5. Yasal olmayan bir biçimde tutulan tüm rehinelerin salıverilmesi. 6. Donetz ve Luhanks daki olaylara karışanların yargılanma ve cezalandırılmalarının engellenmesi. 7. Donbas bölgesindeki insani felaketi durduracak önlemlerin alınması. 8. Donetz ve Luhanks’ta seçimlerin Ukrayna yasalarına göre yapılmasının güvence altına alınması. 9. Yasal olmayan, silahlı grupların hemen durdurulması, gönüllü savaşçıların, silahlarını bırakmaları ve geldikleri yerlere dönmeleri. 10. Donbas’ın geliştirilmesi için hemen bir ekonomik programın yürürlüğe sokulması 11. İçselleştirici ve herkezi kapsayıcı diyaloğun başlatılması ve nihayet 12. Danışmanların kişisel güvenliğinin sağlanması. Kâğıt üzerinde çok şık gözüken bu maddelerin uygulamaya geçmesi kolay değildi. Bir uzlaşma şablonuydu. Uygulamak ise tabii ki tarafların iyi niyetine ve sorunların ne denli derinleşip, kangrenleştiğine bağlıydı. Ekonomik refah paketlerinin hazırlanması ve bir anayasa reformuna dayanarak sınırın korunması koşulu ile iki bölgeye bir tür özerklik verilmesi gündemdeydi. Minsk 2 yi isterseniz kapsamlı bir barış planı olarak düşünelim. O tarihte bölgede kan akmaması için cılız bir umut olmuştu. Ukrayna ve Rusya sınırı ile ateş hatlarının sürekli denetlenmesi, gayri meşru bir şekilde tutulan savaş esirlerinin karşılıklı salıverilmesi, insanlık dışı muamelelerin sonlandırması ve bölgede bulunan yabancı milislerin ayrılması için verilen sözler gerçekten umuttu.

Ama sözler hem Rusya, hem de Ukrayna tarafından tutulmadığı gibi, Donetz ve Luhansk’a bir tür özerklik verilmesi ile ilgili hükmün yanına Kiev hiç yanaşmadı. Bölgenin altyapı açısından yenilenmesi, sağlık, güvenlik ve eğitim hizmetlerinin götürülmesi gibi insani önlemlerde sınıfta kaldı. Açıkçası Kiev yönetimi bunlar için aldığı dış yardımı da kullanmadı, kullanamadı. Belki de zaten elden çıkacağını düşündüğü bu bölgeye yatırım yapmaktan kaçındı. Etnik farklılıklarından dolayı ihmal edilen bölge zaman içinde çatışmalarla kan, ayrılan bölge insanı ile nüfus kaybına uğradı. O tarihlerde yaklaşık 700-800 bin olarak tahmin edilen nüfusun bir kısmının Rusya tarafına Rostow’a geçtiği, bir kısmının, Ukrayna içlerine dağıldığı, önemli bir kısmının ise Belarus’a geçtiği biliniyor.

Yapılan Seçimler Geçime Yetmeyince

Bu arada 2015 yılı sonunda beklenen anayasal değişim ile ilgili hazırlıklar ile Donetz ve Luhansk’da özerklik çalışmaları tamamlandı. Üçlü temas grubu AGİT standartlarına göre yapılacak yerel seçim tarihleri ile ilgili çalışmalar da yaptı. Önce 18 Nisan 2016 da yapılacağı açıklanan seçimler Temmuz 2016 daha sonra Kasım 2016 ya ertelendi. Bu arada her iki bölgede de ön seçimler yapılsa da Kiev bunları yasa dışı ilan etti ve buna dayanarak seçimler ikinci bir duyuruya kadar yeniden ertelendi. Ama ön seçimde kazanan adaylar, eğer seçimler 2017 de yapılmazsa, bunu bağımsız olarak yapacaklarını açıklayınca nihayet 11 Kasım 2018 de Donetz ve Luhansk’ta halk seçimleri yaptı. Ama bu çekişmeler içinde Doğu Ukrayna’da cin bir kere şişeden çıkmıştı. İçine geri koymaya, ne Poroshenko’nun, ne AB nin gücü yetecekti. Putin bile bu aşamadan sonra, bölgeye bakış açısını değiştirdi. Dizginleyebileceği gelişmeler elbette vardı. Ama o da yangına körükle gitmeyi tercih etti. Artık Donbas’ın iki bölgesinde Rusya yanlıları iş başındaydı. Yerel seçim yerel olmaktan çıkmış, belki bir plebisite dönüşmüştü. Kiev görmezden geldi. 17 Mart 2019 da Ukrayna Parlamentosu “Donbas’a Özel Statü Yasası” nı onayladıktan sonra yılın ilerleyen aylarında bu anlaşma kapsamını genişletti. Ama 5 yıldır süren çatışmaları durdurulması koşulunu eklediği için kimseyi memnun edemedi. Şimdi anlaşılıyor ki savaşın durması değil, devamı isteniyormuş. Biz Batı’yı Minsk’te Rusya ile Ukrayna arasında bir ara yol bulmaya çalışırken gördük. Görünürde aslanlar gibi Ukrayna’nın arkasındaydılar. Ancak asıl dertleri kendilerinin enerji güvenliğiydi. Bu nedenle “güvenilir” bir anlaşma yapıldığını düşündüler. Ama Kırım’da olduğu gibi, kendi çıkarları için Doğu Ukrayna’nın da kaderini zamana bıraktılar. Putin iki ayrılıkçı cumhuriyeti hemen tek taraflı tanımasaydı, hem Doğu sınırından, Kırım’a, hem de Belarus sınırından Kiev’e doğru bir huruç harekâtı başlatmamış olsaydı haksız duruma düşmezdi. Bunun yerine Batı’ya doğal gaz garantisi vererek işi yine “dondurulmuş soğuk savaş” saflarında sürdürseydi, NATO’yu ve AB’yi, hatta Birleşmiş Milletlerin Afrika delegelerini bile bu kadar karşısına almazdı. Bu akacak kanı durdurur muydu? Hayır. Ama attığı korkutucu adımlar şimdi NATO saflarının sıkılaşmasına, tek vücut haline gelmelerine ve Ukrayna’nın onurlu bir bağımsızlık savaşına girmesine neden oldu. Bu, bir anlamda ulusal kimliği güçlü bir ulus devlet olma fırsatı.

5- İki ülke arasında yakın tarihte de birçok daha küçük çaplı silahlı çatışmalar yaşanmıştı. Bugünlerin habercisi miydi bu çatışmalar?

Evet, Kırım Rusya’ya geri döndüğünden beri Ukrayna’nın Doğusu kaynıyordu. Bu kısmen Kırım’ın Rusya’ya karadan da bağlanması gereği, kısmen Donetz, Luhansk ve Khrakiv’deki etnik farklılıklardan kaynaklanıyordu. Ama birinci nedeni amaç olarak da kabul edecek olursak, o zaman, Don Nehrinin Doğu’sunda kalan tüm toprakların da Rusya’ya geçmesi ve Ukrayna’nın Don Nehrinden öteye toprağının kalmaması demekti. Ben Mart 2016 da Amerikan savunma bakanlığından yapılan bir açıklamayı iyi hatırlıyorum. Minsk 2 Anlaşmasının imzalanmasından sonra Donbas’ta en az 430 Ukrayna askerinin öldüğü ve Rusya’nın “emir-komuta” hattından bölgeye ağır silahlar, zırhlı araçlar aktardığı bildiriliyor ve bu bilgi bölgede gözetimi sürdüren AGİT yetkilerince onaylanıyordu. Aynı tarihlerde Rusya aslında çatışmalara ve dolayısı ile anlaşmalara taraf olmadığını açıklıyordu. Öte taraftan gözenekli sınırdan giysilerinde Rusya Silahlı kuvvetleri işareti bulunan silahlı adamlar rahat rahat girip çıkıyordu. Ukrayna’nın en Doğu’sundan Donets, Luhanks ve Kharkiv başta olmak üzere bölgelere Rus silahları, askerleri ve nihayet tankları daha o tarihte rahat girip çıkıyordu. Rusya 2016 ile 2020 arasında bölgeye bir kurtarıcı izlenimi vererek, zafiyetlerin yarattığı fırsatı, bölge halkına bir vuslat olarak sunarak iyi bir algı yönetimi yaptı. Bölgeyi üvey evlat gibi gören Ukrayna ise iyi yönetemedi.

Şiddet Ektiler İsyan Biçtiler

Donetz, Luhansk ve bölgedeki başka bazı yerlerde, insanlar yarı aç, yarı tok, barınaktan ve makul sağlık hizmetlerinden yoksun yaşıyor, gün be gün, 487 km lik, Donetz-Mariopol hattında nice can telef oluyordu. Dünya uzaktan, Ukrayna ve Rusya yakından, uluslararası gözlemciler, nüfuz edebildikleri nispette, bölgeden izliyor, AGİT(OSCE) gibi soruna sahip çıkmaya çalışan kuruluşlar ise, insan hakları ihlalleri ve can kayıplarının çetelesini tutmaktan ve raporlamaktan öte fazla bir şey yapamıyordu. Ateşkes hattının etrafındaki mayın tarlaları, en fazla çocuklarının canını yakıyor, binlerde çocuk ve genç yaşamlarının baharında dünyadan göçüp gidiyor. Luhansk Oblast’ı, tarihten hatırlayabileceğimiz Don Kazak’larının kadim yerleşimi Donetz gibi neden çatışmaların kalbi haline geldi? Günde 20.000-25.000 civarında insan, karda, kışta, yayan bir şekilde, üstte başta yok, Stansia Luhanska denilen tehlikeli bir dar geçitten, Marinka kontrol noktasında saatlerce bekletilerek geçiyordu. İş için, aş için yaşam savaşı için yapılan bu günlük geçişler, yaşayana ölüm gibiydi. Bölgede daha çatışmaların ilk 5 yılında yaklaşık 2 milyona yakın insanın yerinden yurdundan olmuş olması, nedense dünyanın ilgisini pek çekmedi. Kiev yönetimi ise sorunlara kayıtsız kalmakla kalmayıp, bölgenin gelir kaynağı kömürü bile yerinden alacağına, başka yerlerden temin etti. Şimdi Putin, geçmişte milyonlarca insanına mal olan Holodomor’u hiç unutmayan Ukrayna’ya, Donbas’a 4 milyon insana bir soykırım uyguladığını iddia ediyor. Bundan kasıt fiilen canına kasıt değil. Kısmen çatışmaların yarattığı can kayıpları, ama daha çok, işsiz, aşsız ve dolayısı ile yer değiştirmek zorunda kalan Rus asıllı nüfusun çilesi. Bu durumda Doğu Ukrayna’ya barış ve huzur gelmesi zordu. Rusya’ya katılsa da zordu; Ukrayna’da kalsa da zordu. Barış kapasitesi oluşturup, barış getirmek konusunda, Kiev de, ciddi bir adım atmadı. Siyasi irade gösterilmedi. Geçen yılın son günlerinde Rusya Genel Kurmay Başkanı Valery Gerasimov Kiev’in Minsk Anlaşmalarına uymadığını, Ukrayna silahlı kuvvetlerinin dişine, tırnağına kadar, ABD silahları ile teçhizatlandırıldığını söyledi. Özellikle Javelin anti-tank füze sistemleri ile Türkiye yapımı silahlı insansız hava araçları(SİHA) larının Ukrayna elinde bulunması bardağı taşıran son damla oldu. Belki de kurdun kuzuya verdiği bir “artık suyumu çok bulandırdın” mesajıydı. Rusya’nın bu nedenle 21 Şubat 2022 de Donetz ve Luhansk Cumhuriyetlerini tanıması, ertesi gün Minsk anlaşmalarının artık hükümsüz olduğunu bildirmesi beklenmedik bir şey değildi. Donetz ve Luhansk 2015 yılından beri Rusya’ya katılmaya hazırdı. Tabii bütün bunlar, nerede duracağı belli olmayan Rusya saldırganlığını mazur göstermiyor. Baltık ve ötesine saldığı korkuyu meşru kılmıyor. Ama şimdi Rusya bölmeye çalıştığı NATO’yu ve kendi içinde sorunlar yaşayan AB yi kenetlenmiş hale getirdi.

6- Ülkesinde otoriter bir yönetim tarzını tercih eden Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in çevre ülkeleri de kontrol altına almak ve işgalci amacını başka yerler ve ülkelerle sürdüreceği tezleri ileri sürülüyor. Eski Sovyetler Birliği’ni canlandırma amacında olduğu belirtiliyor. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nedir?

Geçmişin acıları, şimdi Kievan Rus’tan öte nice endişeyi tetikliyor. Polonya’da, Latvia’da, Litvanya’da ve Estonya’da büyük bir huzursuzluk var. Yani Rusya, Don nehrinin Doğu’sunu tahkim etmek için Volga boylarına, Baltık kıyılarına ve Batı’ya siber saldırı tehditleri ile korku salıyor. Artık ölümü gösterip, sıtmaya razı etmeye çalıştığını söylemek için çok geç. Tırmanan endişe, alınan onca NATO önlemi ve dozu artan yaptırımlarla tırmanan gerilim, ilerleyen takvim için hiç te hayra alamet değil. Dünya Rus Tanklarını hiç unutmadı. Ama bunu bir Ukrayna baharı olarak Kabul etmeye imkân yok. Rusya, ya yüzünü Moldavya veya Belarus’a doğru da dönerse? Veya aynı anda Kafkaslar’ a da tekrar bakmaya kalkarsa ne olur? AB nin o meşhur “Yumuşak Politika” sı rafa kaldırıldı, ortak güvenlik startejileri belirliyor, her gün Kiev’e yeni bir mali destek ve silah tedarik paketi açıklıyorlar. Rus uçakları artık Avrupa hava sahasına giremiyor. Gemileri Birleşik Krallık limanlarına yanaşamıyor. AB den ayrılan Birleşik Krallık bu işte öncü sanki. Boris Johnson peş peşe aldığı yaptırım kararları ile bir taraftan zedelenen itibarını onarmaya çalışırken, diğer taraftan Brüksel ile bir Rusya’ya yaptırım yarışına girmiş gibi. Şimdi bütün bu önlemler, Chelsie football kulübünün, bir oligark’ın elinden alınması, Rus varlıklarının ve Rusya Merkez Bankasının uluslararası piyasalara erişiminin durdurulması, Rusya’yı durdurur mu? Yaralı ayı, saldırmaya devam eder mi? Ama Putin’in hedefi sadece Sovyetler Birliği değil, Çarlık Rusya’sının 1917 devrimi öncesindeki sınırlarını yeniden tahkim etmek. Konuşmasında öyle dedi. Belki ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıyordu.

Rusya’nın 700 milyar dolarlık bir rezervi olduğu biliniyor. Altın, gümüş, platin, kobalt, bakır, nikel başta olmak üzere 30 trilyon dolar olarak ifade edilen bir maden kaynağına sahip. Açıkçası, altın da Rusya için döviz rezervlerine ilaveten hazır bir kaynak. Tabii bu arada nereye gittiğini bilmeden, bir emirle yola çıkan yeni silahaltına alınmış genç ve zinde askerlerden oluşan kara ordusu var. Üstün teknolojiye sahip balistik füzeleri ve gözü dönmüş bir lideri var. Ama benim asıl endişem şimdi Putin’in, Bolşevikleri de itham ederek yaptığı ilk konuşmasında Çarlık Rusya’sı sınırlarına dönme özlemi buram buram hepimize ulaştı. Finlandiya’ya veya Ukrayna’ya füze gönderen İsveç’e karşı ne yapar? O ikisi NATO üyesi de değil. Kars ve Ardahan’dan parka koparıp bunları Ermenistan’a kazandırmak için bir başka kuklası olan Ermenistan’ı Türkiye’ye saldırtır mı? Bütün bunların iyi değerlendirilmesi gerek. Kuzey Akım 2 döşenirken, buna paralel olarak çekilecek fiber optik kabloların Rusya tarafından casusluk amacı ile de kullanılacağı söylentisi vardı. İsveç ve Finlandiya bunu NATO’ya ve Almanya’ya dinletemedi. Şimdi Almanya yapamaz diye düşündüğümüz Kuzey Akım 2 nin lisanslandırılmasını sonlandırdı. Şimdi ben, bir NATO üyesi olarak Türkiye’den Mavi Akım veya Türk Akımından gaz akıtmayı durdurması istenebilir mi diye merak ediyorum. Taahhütlerden doğacak zararı karşılaşalar bile bunun Türkiye için ne anlama geldiğini düşünebiliyor musunuz? İlerleyen günlerde bunları da göreceğiz.

7- Diğer tartışılan bir konu da Ukrayna devlet başkanı Vladimir Zelenskiy. Zelenskiy’nin karar ve yaklaşımları. Tarihi olarak birlikte yaşadığı Rusya’ya sırtını dönüp Batı ülkeleri ile yakın temasa girmesi ve NATO üyeliğine talip olması bu büyük soruna mı yol açtı? Bir ülkenin böyle bir tercihte bulunma hakkı yok mu?

Tabii Zelenski’ye gelene kadar 1990 dan, 2019 yılına kadar fevkalade dalgalı ve çekişmeli bir Rusya-Ukrayna ilişkileri görünümü var. İlk yıllar ve özellikle Leonic Kucma döneminde atılan bazı iyi adımları, izleyen Ukrayna yönetimlerinin hataları izledi. Evet, Rusya hep bir kurttu. Ama Ukrayna da kuzu değildi. Enerji kaynakları ile bunların aktarım güzergâhının Rusya’dan gelmesine rağmen, yolun sonundaki ışığı ve ülkenin refahı hep AB den yana görüldü. Rusya’nın ise Baltıklardan öte hemen yanı başında yekpare bir AB bloku görmek istemiyordu. Eski ortakları ile kurduğu CIS veya Bağımsız Ülkeler Toplululuğu pekiyi çalışmadı. Ukrayna’nın AB y karşı bakış açısını değiştiremedi. Ya NATO üyeliği? İşte tüm Baltık ve Doğu Avrupa AB ortaklarına uzanan NATO’yu istemediğini bugün Putin en açık şekilde ortaya koyuyor.

Zelenski, Orta Ukrayna’nın Dnipro şehrinde bulunan Kryvyi Rih köyünde doğmuş sıradan bir Ukrayna Yahudi’si. Şimdi doğduğu topraklar da topun ağzında. İsrail, bölgeden göçmen almaya hazır olduğunu açıklıyor. Ama bu insanlık trajedisine komedyenken giren Volodimir Zelenski dimdik görevinin başında. Herkes gitse o çekip gitmeyecek. Rusya Zelenski’yi güçlendirdi. Bu Ukrayna’yı AB üyesi yapar mı? Zor. NATO üyesi yapar mı? Zamansız. Önce AB üyeleri İsveç ve Finlandiya ne yapacak görelim. Ama Ukrayna direnişi ile bir NATO üyesi olmayı hak eden bir aday izlenimi veriyor. Donbas’ın acımasız tuzağı göreve geldiği andan itibaren Zelenski’nin en önemli sorunlarından bir oldu. Doğduğu topraklara 3-4 saat mesafede bulunan Donbas şehirlerine barış getiremedi. Şimdi Batının ve Tanrının yardımı ile bağımsızlık savaşının galibi olur mu? Bunu tırmanan gerginliğin ilerleyen aşamasında göreceğiz.

Ukrayna’nın AB ve NATO üyeliği umudu ve ABD ile İlişkileri

Zelenski, Poroşenko’dan Batı ekonomileri ile daha bütünleşmiş bir Ukrayna devir aldı. IMF ile anlaşma yapıp, ekonomik çarklarını döndürmeye çalışan Ukrayna’ya 3.9 milyar dolarlık IMF kredisi pek yetmedi. Ama Poroşenko’nun yolsuzluklarla mücadelesine maya oldu, 2019 da ülkenin yurt içi tüketim düzeyi, yabancı yatırımcıya ümit veren canlı bir ekonomi olma özelliği kazanması önemliydi. Zelenski’nin geleceğe umutla bakan bir Ukrayna devir almıştı. Ülkesinin 43 milyon Ukraynalıyı rahatlıkla besleyecek bereketli toprakları vardı. Temel gıda maddelerini Türkiye’ye bile ihraç ediyordu. Ama yüzde zaten 14,5 - 20 arasında değişen rakamlarla ifade edilen yıllık enflasyon ve yüzde 10 oranında işsizlik, Donbas’ın çilesi ve nihayet 2020 de patlayan pandemi her yerde olduğu gibi Ukrayna halkını da canından bezdirdi. Maidan gösterilerini, Moody’s değerlendirmelerini ve IMF’nin sembolik desteğini bir kenara bırakacak olursak, bugüne kadar Ukrayna’nın kaderi Zelenski’nin yüzünü iyice karartı. Rusya ile iyi geçinen Trump yönetimi ona kan ağlattı. İstediği silahları ve mali yardımları esirgedi. Joe Biden’ın göreve geldiği Ocak 2021 e kadar, NATO’ya da umutla bakamadı. Son olaylara kadar bu kırılgan askeri ittifaktan fazla bir şey bekleyemedi. Genel seçimlerde oyların yüzde 73’ü ile seçilmişti. Ama 2020 yerel seçimlerinde önemli hezimete uğrayıp 2024 ün telaşına düştü. Başlangıçta önce hiçbir bağlantı içinde olmadığını açıklamıştı. Bu iyi bir mesaj, Rusya’ya karşı verilmiş zımni bir güvenceydi. Donbas’ı Rusya’ya bırakmayacak, ama müzakere edecekti. Ama işler zıvanadan 2021 sonu itibarı ile çıktı. Ukrayna’nın, AB’nin Doğu Ortaklığı (EP) ve AB Komşuluk Politikaları (ENP) çerçevesinde üyelik önceliğine sahip olduğunu hatırlayalım. Bilindiği gibi, Ukrayna-AB Ortaklık Anlaşması (Association Agreement) 27 Haziran 2014’te, Derin ve Kapsamlı Serbest Ticaret Anlaşması (Deep & Comprehensive Free Trade) da 2016 yılında imzalanmıştı. Zelenski, AB ye göz kırpsa bile AB oralı olmadı. Donbas’taki Rus emellerini ne Brüksel’e, ne de Washinton’a anlatabildi. Ama Putin Ukrayna’nın geleceğini AB ve NATO’da gördüğünden adı kadar emindi. Karşılıklı güvensizlik, galebe çalan siyasi ihtiras ve geçmişe duyulan marazi özlemle bugünlere gelindi.

8- Demokratik, özgürlükleri savunan ve serbest piyasa sistemini yürüten ülkelerin örgütü NATO, bugün aynı çizgide olduğunu belirten, kapitalist sisteme uyumlu olan Rusya’ya neden ters geliyor. Rusya ile NATO’nun arasındaki anlaşmazlıkların nedeni nedir?

NATO bir askeri işbirliği ve ortak savunma örgütü. İkinci dünya savaşından sonra ortaya çıkan yenidünya düzeninde, özellikle Sovyetler Birliğinin önderlik ettiği Varşova Paktı’na karşı oluşturulmuş bir teşkilat. Kurulduğu tarihte demokrasi vurgusundan çok savunma ve acil bir tehlike halinde üyelerine karşı olabilecek bir tehdidi ortak güçle bertaraf etme motive olduğunu düşünmek gerek. Kuruluşundan sonraki soğuk savaş yıllarında bile üyelerinden kaynaklanan çeşitli sıkıntıları olduğunu hatırlayalım. Türkiye de 1952 de NATO’ya üye olduğunda yine bir Sovyet tehdidine karşı güvence arama amacı vardı. Bir de tabii silahlı kuvvetleri teknolojik açıdan en modern teknoloji ile donatılmış biçimde tutma ve tehlike anında hızla tepki verecek emir-komuta koordinasyonuna sahip olma. 1960 lı yıllarda Fransa ve daha sonra Yunanistan’ın ortaklıktan (askeri kanadı) çıkma kararı, sonra yeniden girmesi bir kenara bırakılacak olursa, asıl zorlu yılları Varşova Paktı üyelerinin yeni sisteme uyumu ve 1990 lı yıllara kadar dost bildikleri Sovyetlerin yerini alan Rusya’yı artık baş düşman olarak değerlendirmelerini gerektiren dönüşümle yaşadıklarına eminim. Bugün saflarına katılan eski Varşova paktı üyeleri, AB üyesi olsalar bile özde ne kadar demokratikse da işte o kadar demokratik değerleri savunan bir örgüt. Piyasa ekonomisi vurgunuz ise herhalde teşkilatın askeri donanımını özel sektör firmalarından yapması ile ilişkilendirilmesi gereken bir konu. Bu en somut şekli ile Amerika’da görüldüğü gibi bir sınai-askeri işbirliğinin ürünü (Military Industrial Complex). Ama benzer endişe ve tehdit algılamalarına sahip ülkeleri bir şekilde içinde bulunduran bir askeri dayanışma olması, şu anda Rusya’nın NATO’ya karşı hasmane tutumunu açıklamakta yeterli. Düşünsenize eski ortakları büyük ölçüde artık askeri rakipleri ile birlikte. İçe kolay sindirilebilir mi bu? Hele Putin gibi ihtiras sahibi bir lider tarafından.

NATO 1949 yılında kurulduğundan çok farklı maddi ve teknolojik olanaklara sahip. Ama 1990 yıllarda soğuk savaşın sona ermesi ile biraz motivasyon kaybına uğradığını söylemek yerinde olur sanırım. Bir de buna uzun yıllar barış atmosferinin verdiği rehaveti ekleyelim. Sonra 2016-2020 arası ABD başkanı Donald Trump’ın tüm uluslararası örgütlere yaptığı gibi NATO ya da karşı sergilediği tutumu katarsa, Putin’in aslında can çekişen NATO’yu yeniden diriltmekte ne kadar etkili olduğu anlaşılabilir. Ukrayna ve onun egemen toprakları üzerinden bir ortak tehdit yarattı. Çil yavrusu gibi üyeler bir araya gelip ortak hareket etmeye başladılar. Acaba Putin kendi ayağına kuyruk sıktığının farkında mı? Bunu bilmiyorum. Ama Arada bir belki Çin’e karşı Rusya’yı da NATO’ya alsalardı diye geçiriyordum da bira baktığımda 1954 yılında Sovyetler Birliğinin Alman militarizmine karşı NATO ya katılma girişiminde bulunduğunu, ama 1954 Berlin konferansından sonra gündeme gelen bu konunun ABD ve İngiltere tarafından reddedildiğini gördüm. Ancak bu daha sonra özellikle 1990 dan itibaren Rusya’ya işbirliği teklif etmesini engellemedi. Rusya ve NATO arasında resmi işbirliği girişimleri 1991 yılında Kuzey Atlantik İşbirliği Konseyi çerçevesinde (North Atlantic Corporation Council veya Euro-Atlantic Partnership Council), olarak başlayıp, “Barış için Ortaklık Programı ile(Partnership for Peace program) ile derinleşti ve Rusya 22 June 1994 de bu girişimin üyesi oldu[2]. Geçen günü izlediğim bir programda Putin, 1995 de Clinton’a NATO üyesi olmak için teklifte bulunduğunu ama reddedildiğini söyledi. Daha sonra AB genişlemesi ile birlikte, NATO Rusya’nın kadim dost ve ortaklarını üyeliğe veya gözlemciliğe aldığında incinmiş ve kinlenmiş olmalı. Tabii NATO yeni üyelikleri bir “oldu- bitti” ye getirmedi. Yine de Rusya buna içerledi. Ama Ukrayna’nın üyeliği söz konusu olunca “Ya benim ülkeme yönelen tehdit ne olacak?” sorusunu soruyor. Finlandiya ve İsveç’i üye olarak alırlarsa, saldıracağı izlenimini vermekten çekinmiyor, “sınırlarımızda NATO füzeleri istemiyoruz” diyor. Benim için şu anda önemli olan 1952 den beri NATO üyesi olan Türkiye’nin durumu. Zaman zaman Atlantik ve Avrasya arasında bocalayıp, bir zorunlulukla Rusya’nın S400 hava savunma sistemlerini alan, sonra bunları nereye koyacağını bilemeyen, bu yüzden de Rusya’nın “NATO’ daki adamımız” demekten çekinmediği, ama ABD ile arası da iyice bozulan Türkiye’nin ne yapacağı, nasıl hareket edeceği benim için önemli.

9- Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kınama kararına Çin katılmadı. Rusya ile Çin arasında liderlerin imzaladığı ‘Yeni Dünya Düzeni’ ortak bildirisi temelinde bu harekâta nasıl bakabiliriz?

Rusya 2014 yılından beri Çin ile ilişkileri daha sıkı-fıkı hale getirmeye çalışıyor. Az buz değil. 400 milyar Dolarlık bir ihracat anlaşması, 70 milyar Dolarlık bir altyapı yatırım projesi ile 2018 yılına kadar, Rus doğal gazının Avrupa pazarlarından Çin’e kaydırılmasını temin edecek bir anlaşmayı 21 Mayıs 2014 de Şanghay da katıldığı bir toplantıda iki lider imzaladı. 30 yıl süreli anlaşma, 38 milyar metreküp doğal gazı, enerjiye aç ve susuz olan Çin’e aktarmak için önemli bir taahhüt olmuştu[3]. Metre küp başına 380 Dolar fiyat garantisi de şimdilik cabası. Bu Rusya için toplam doğal gaz ihracatının %20'si için yeni bir pazardı. Üstelik bu pazar, rakamlar Dolar ile ifade edilse bile Ruble ve Yuan ile yapılacak bir ödeme imkânı olduğu için, kötü günlerde iki dev ülkeyi de güvenceye alıyordu. Bu anlaşma Rusya’nın ticari ilişkilerini çeşitlendirmek amacını gütmekle kalmayıp, AB pazarı karşısına Çin pazarı ile çıkmasını sağlıyordu. Öte yandan Çin için de bu 2001'de Jiang Zemin ile başlayan görüşmelerden beri en iyi anlaşma olarak kabul edildi. Neden 2014 yılı? Acaba bu Rusya’nın Kırım hamlesinin ardından yapmaya hazırlandıklarının yaratacağı sonuçlar açısından bir hazırlık mıydı? Çünkü Rusya 2014 e kadar hep anlaşmayı askıda tutmuş, 2011'de anlaşmaya çok yaklaşıldığı halde ayağını sürümüştü. Oysa 2014 belki en muhtaç olduğu zamana, kendisine karşı ilk uygulanmaya başlanacak mahcup yaptırımlara karşı bir ön hazırlık veya bir kalkan olarak mı saklamıştı? Dünya bu anlaşmayı böylesine uz görüşlü değerlendiremedi ya! Hep o istihbarat örgütleri ne işe yarıyor diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Doğal gaz anlaşması ile birlikte Rusya ve Çin askeri güvenlik, sınır güvenliği, teröre karşı ortak strateji ve başka bölgesel barış anlaşmaları da tasarlamaya o tarihte başladı. Ayrıca stratejik ortaklığı pekiştirme yolunda ilerlemekte iki ülke de kararlıydı. En azından uzaktan böyle gözüküyordu. AB'ye de kendince 2018 e kadar 4 yıl düşünme fırsatı verdi. Şimdi ilişkiler bu kadar giriftken Çin’in kınama kararına katılmaması Kabul edilebilir bir şey ise, Türkiye’nin de Avrupa Konseyinde, Rusya üyeliğinin askıya alınması konusunda çekimser kalması da normal kabul edilmeli. Ama Türkiye’nin Çin’den farkı NATO üyesi ve AB üye adayı olması. Bunu da unutmayalım. Sözü yine Çin’e getirecek olursak, o da bir kısım Rus varlıklarını donduracağını açıkladı. Yapar mı? Emin değilim. Ele güne karşı Donetz ve Luhansk’ı tanıdığını açıklamadı. Öte yandan, Don nehrini geçtiğinde bile, Çin Ukrayna harekâtının bir işgal olmadığını açıkladı. Bunu belki Tayvan’ın yüreğine korku salsın diye yaptı. Belki de ABD nin Asya Pasifik ilgisini kaybetmemek için ki ticaret görüşmelerinde pazarlık gücünü elinde tutsun. Ne şantaj! Tabii Rusya dünya finansal kriz, ekonomik durgunluk ve pandemi tufanını ancak aşarken önce biriktirdiği rezervlere ve kaynaklarına güvenmiş olmalı. Buna rağmen Putin’in olimpiyatlar öncesinde Çin’i hoşluk olsun diye ziyaret etmediğine eminim. Batı’nın uygulayacağı tüm yaptırımlara karşı Çin, Rusya’yı her alanda takviye edecek bir üretim devi. Trenleri ile Çin her şeyi Rusya’ya aktarabilecek güçte. 2014 yılında imzalanan anlaşmayı iptal etmedikçe, batı hava sahalarından ve limanlarından men edilen Rusya ile Çin arasında kara, deniz ve hava seferleri yoğunlaşacaktır[4].

10- ABD, AB ülkelerinin Rusya’ya karşı aldığı ve alacağı kararlar Rusya ekonomisini ve dolayısıyla dünya ekonomisini nasıl etkiler?

  1. 30 u aşkın ülke peş peşe Rusya’ya karşı olağan ve akıllı yaptırım, Ukrayna’ya ise silah ve insani yardım açıklıyor. Zengin Rusların ve Rejim üyelerinin Batı bankalarındaki hesapları donduruluyor. Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov gülerek “bunlar Putin’in umurunda bile değil. Çünkü Rusya dışında mal varlığı yok” dediyse de, kendi adına değil başkaları adına açılmış hesapların veya malların olduğu tahmin ediliyor. Burada size alınan yaptırım kararlarını tekrarlamama gerek yok. Rusya Merkez Bankası rezervlerinin ancak yarısını dondurabileceklerini, çünkü diğer yarısını Rusya’nın Çin gibi ülkelerde tuttuğu, ama Swift işlemlerinin tedricen sonlandırıldığı duyurulurken bizim düşünmemiz gereken bunun Rusya’yı, Putin’in kararlarını ve daha da önemlisi onun etrafında kenetlenmiş rejim mensuplarını nasıl etkileyeceği. The Economist’in son sayısı, Rusya’nın 2021 üçüncü çeyrekteki ekonomik büyümesini yüzde 4.3, 2022 yılı ortalaması tahminini ise yüzde 2.5 olarak bildiriyor. Ocak 2022 enflasyon rakamı yüzde 8.7, yılsonu rakamı ise yüzde 5.6. İşsizlik oranı Aralık 2021 sadece yüzde 4.3[5]. yaptırımlarla Ruble çökerken, bu durum Rusya gibi bir hammadde satıcısı ülke için ve yine yaptırımlar dolayısı ile ihracat artışı yaratmayacağına göre işi zor olacağa benzer. Kaldı ki eğer işsizlik oranı verilen resmi rakam kadar düşük olsaydı, “ben talime gidiyoruz diye askere yazıldım. Kendimi savaşta buldum” diyen genç askerler olur muydu? Yine verilen istatistiklerle devam edelim en son verilerle Rusya’nın cari fazlası GSYİH sının yüzde 7.4 ü. Bütçe fazlası yine GSYİH sının yüzde 0.9 u kadar. Bütün bu pembe tabloya karşılık sadece 23 Şubat 202 itibari ile Ruble Dolar karşısında yüzde 8.7 oranında değer kaybetmişti. Oysa şimdi çok daha büyük çöküşler yaşayacağa benzer. Çarşıda mal bulamayan Rus halkı bunalacak. Bankalardan para çekemeyecek. Yine 28 Şubat akşamı Moskova Menkul Kıymetler Borsasının kapatıldığı açıklandı. Faiz oranlarını yüzde 20 ye çıkardılar. Bu Rusya ekonomisine az bir şok mu? Nihayet İsviçre’nin Rusya’nın 11 milyar Dolarlık mal varlığını dondurması ise, siyaseten tarafsız kalmayı tercih eden bu ülkenin demokrasi ve saldırmazlık tercihi. Rusya’da nüfusun sadece yüzde 12.5 u Ukrayna’ya karşı yürütülen bu askeri harekâtı destekliyormuş. Ama bu rejimi ve Putin’i durdurur mu? Veya nerede duracak? Sadece vatan savunmasındaki Ukraynalının değil, kendi evladının kanını da döküyor. Ukrayna’ya girmeden önce sınıra yığdığı 190.000 Rus askerleri en fazla kaç yaşında olabilir? Kendi gençlerini de tüketiyor. Amaçsızlaştırıyor. Ne için? Bir tarihi hayal için, belki de Donbas’ın Rusya’ya katacağı yeraltı zenginlikleri için. NATO ve AB ye Doğu’ya doğru ilerlemelerinden dolayı bir ders vermek istiyor. Batısından bir tehdit algıladığını söyleyerek krizi derinleştirip, tırmandırıyor. Amacından vazgeçmeyen Putin, araçlarını değiştiriyor ve istedikleri yerine getirilmezse dünyaya Ukrayna üzerinden nükleer tehdit kartı gösteriyor. Taraflar arasında Belarus-Ukrayna sınırında heyetlerin ilk temasından sonra, Rusya’nın blöf yapmadığı konusunda bir görüş birliği ortaya çıkmaya başladı. Süreç ve çatışmalar devam edecek. Ukrayna, dünyanın, Avrupa’nın ve tabii kendi vatanının çıkarı için ne taviz verecek? Rusya ne kadar geri adım atacak? Geri giderse gittiği yerde ne kadar duracak? Bu sorular şu anda havada.

11- Ukrayna ekonomisi böyle bir darbeyi kaldırabilecek güce sahip mi? Harekâtın olası sonuçlarına göre Ukrayna ekonomisinin durumu nasıl olur?

  1. AB nin kapısına bir başka insanlık dramı daha dayandı. Suriye ve Afgan mültecilerini kapılardan sopayla şiddetle kovanlar şimdi mecburen Ukrayna halkına kucak açıyor. Polonya en fazla mülteci alan ülke. Çünkü Batı Ukrayna daha önce belirttiğim gibi Katolik ve Polonya asıllı. Şu anda artık Ukrayna ekonomisi değil, savaş ekonomisinden söz ediyoruz. Büyük reel kayıpları olacağına kuşku yok. Savaşın n kadar süreceği, sivil hedeflerin ne kadar hasar göreceği, eli ekmek tutan nüfusun ne kadarının cephede, şehir çatışmalarında veya yollarda hayatını kaybedeceğini şimdiden tahmin etmek zor. Pandeminin o ülkede yaptığı hasarı hiç duymadık. Bir de üstüne gelen savaş, üretim kayıpları, piyasaya mal gelmemesi dolayısı ile yaşanan mahrumiyeti hem reel kayıp saymak gerek. Mali kayıplar ise bireyselden kurumsala kadar, bankamatiklerden çekilemeyen paralar insanları paraları olsa da harcayamaz hale getirirken, aynı şey yurt içi yerleşik kurumlar açısından söz konusu olmaktadır. Ödenemeyen kiralar, ücret ve maaşlar Ukrayna ekonomisini tıkayacaktır. Ama Ukrayna’nın Batı ülkelerine olan borçlarının bir kısmının affedileceğine veya yeniden yapılandırılacağına[6] eminim. Kaldı ki daha şimdiden Ukrayna’ya mali yardım için başta ABD olmak üzere G7 üyelerinden bu ülke için tahsisler yapılmaktadır. Savaş geçici veya kalıcı olarak sona erdiğinde, ateşkes ile birlikte Ukrayna yeniden yapılanma aşamasına gelecektir. Böyle bir durumda Ukrayna hibe toplantıları, resmi yardımlar devreye girecektir. İş ki o tarihte, bağımsızlık şevk ve heyecanı ile akan kan, gözyaşı ve yaşanan işgalin mezellet tozunu hızla yok edebilsinler ve Ukrayna bir şekilde yeniden ayağa kalkabilsin. Çünkü toprakları verimli, yer altı kaynakları zengin, insanları iyi eğitimli bir ülkeden söz ediyoruz. Savaşın küllerinden yeniden doğan nice ülke gördük. Ukrayna da neden bunların arasına girmesin? İş ki savaş bitsin ve nükleer bir felakete yol açmasın. Ama bildiğim bir şey var. O da 1978 yaşında genç bir adam devlet adamı olma yolunda. Başına bir şey gelmezse, Volodymir Zelenski Ukrayna’nın gerçek lideri olmaya aday. İşte size gerçekten “sırtında kefenle siyasete girmiş” bir başkan.

12- Türkiye’nin bu ülkelerle olan ticari ilişkilerinde de büyük sorunlar ortaya çıkacak. Önümüzdeki yaz aylarında kuzeyden gelecek turistlerin turizm gelirleri için önemi büyüktü. Türkiye ekonomisinde ne gibi sorunlar yaşanacağını söyleyebilirsiniz?

Türkiye’ye soğuk havalar ya hep Balkanlardan veya Sibirya’dan gelir. Bu defa yine kuzeyden esen kasırgaya pandeminin de etkisi ile derinleşen bir krizde ve bir ekonomik darboğazda yakalanmak iyi olmadı. 1990 lı yılların ortalarından itibaren Rusya ve Ukrayna ile ekonomik ve sosyal ilişkilerini geliştiren Türkiye, inişli-çıkışlı dönemler bir tarafa bırakılacak olursa bundan büyük yararlar sağladı. Bu ilişkilerden büyüklü küçüklü her işletme, her sektör yararlandı. Aslında orada normal koşullar olsa, doğal bir ekonomik alan olduğu bu kırk yıla yakın zamanda anlaşıldı. Rusya ile dış ticaret hacmimiz, 2021 yılında 32.5 milyar dolar olarak saptanmış durumda. Bunun 5.5 milyar doları ihracat, 27.5 milyar doları ise ithalat. İşte ticaretteki bu büyük açık ve açığı yaratan enerji ve tarım ticareti bağımlılığı Türkiye’nin Rusya karşısındaki en büyük zafiyeti. Evet, bu Türkiye’yi Rusya’nın en büyük beş ticaret ortağından biri yapıyor. Ama bu ortaklık, kendisinden önce gelen Çin, Hollanda ve Almanya gibi karşılıklı bağımlılık değil, listede kendisinden sonra gelen Belarus’unki gibi önlem alınmazsa boyun eğdirici bir bağımlılık. Ayrıca bir NATO üyesi olmasına rağmen Rusya ile yurtiçi enerji yatırımları ve liman tahsisleri dolayısı ile daha da iççice geçen ilişkiler, şimdi tüm NATO ülkeleri, hatta İsviçre gibi tarafsız bir ülke Rusya’ya yaptırım uygularken Türkiye’yi her alanda zorlayacak kararlar almak zorunda bırakabilir. Kaldı ki, yaptırımlar dolaysı ile kendi dara düşen Rusya, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu ithal ürünlerini gönderemeyebilir veya Türkiye’den karşılayamayacağı taleplerde bulunabilir. Suriye’de ve Libya’da da, yabancı güç olarak bir anlamda paydaş ülke konumunda olduğumuz Rusya, Türkiye’yi kuzeyden kısmen, Doğudan ve Güneyden çevirmiş olmanın karşılığını, Türkiye’yi de NATO’ya karşı kullanacak şekilde almak isteyebilir. Nitekim çığırından çıkan çatışmaları özellikle “savaş” olarak ilan etmemesi ve sadece askeri bir harekât olarak tanımlaması, Boğazlar konusundan Türkiye’nin Montreux anlaşmasının savaş halinde Boğazları savaşan ülkelere karşı kapamasını öngören maddelerini uygulamasına engel olmak için olsa gerek. Ama bu yıl Rusya’dan turist az gelecek, buğday ve arpa gelemeyecek, domates ve narenciye gidemeyecek, siparişlerin iptal haberleri zaten gelmeye başladı bile. Rusya ile iş yapan iş adamları bir hayli terleyecek. Onlara yapacağı ödemeleri Rusya kesecek, Rus bankaları Swift kapandığı için ödeme yapamayacak. Rusya’daki Türk bankaları da aynı zorlukları yaşayacak. Bunları tahmin etmek zor değil.

Asıl zorluk, Türkiye’nin bir NATO üyesi olarak Rusya’ya karşı ne önlemler alacağı, bir Rusya toprak talebi vaki olursa tehlikeyi nasıl bertaraf edeceği ve özellikle Kuzey Suriye’de ve Libya’da hem düzenli Rus yetkilileri, hem de Rus milisleri ile ilişkileri nasıl yürüteceği ile ilgili ayrıntılı planları olup olmadığı. İnce ayar bir diplomasiyi, çok düşünerek, ama çok ve boş konuşmadan yönetmek zorunda Ankara. Bütün ticaret bağımlılığına rağmen 2014 yılında Türkiye Kırım ile ilgili olarak biraz diklenince Putin, 2014 Aralık ayında yaptığı, Türkiye ziyaretinde, 40 milyar Dolarlık Güney Akım projesini zaten iptal etmişti. Hemen yenisini imzaladık. 2015 yılında Suriye’de Rus uçağını düşürdük; Domates almayı durdurup, S400 hava savunma sistemlerini almak zorunda bıraktı. Türkiye’yi NATO ile köşeye sıkıştırdı ve bununla öğündü. Karadeniz’de doğal gaz olarak ne bulundu? Ne kadar zamanda kullanılır hale gelebilir bilinmez. Ama Türkiye Rusya ile olan enerji bağımlılığını yeniden gözden geçirmek zorunda. Tarım bağımlılığını da[7].

Şimdi müessif bir işgal altındaki Ukrayna ile ilişkilerimize bakacak olursak, son on yıl içinde Türkiye Ukrayna’nın en önemli ticaret ortakları arasına girmiş, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2021 itibarı ile 5 milyar doları aşmıştı. Bu bir serbest ticaret anlaşması imzalanması halinde ticaret hacminin, ilerleyen yıllarda 10 milyar Doları bile aşabileceği umudunu vermekteydi. Tarım ticareti yanı sıra Ukrayna ve Türkiye arasındaki savunma sanayi işbirliği, Ukrayna ordusunun 2014 yılından bu yana modernizasyonunda etkili oldu. Buna karşılık Ukrayna Türkiye’ye savunma sanayi genelinde ve uzay, deniz ve havacılık sanayii(Aeronautic) özelinde know-how ve lisans sağlamaya başladı. Ukrayna’nın Türkiye’den aldığı 20 TB2 SİHA’nın Ekim 2021 de Donbas’ta kullanılması, uluslararası yankısı “oyun değiştirici” olduğu yönündeydi. Ama Moskova’nın şiddetle itiraz ettiği bu işbirliğinin oyunu nasıl ve ne yönde değiştirdiğini şimdi daha iyi görüyoruz. Ukrayna, Türkiye’nin ürettiği silahlarla bir kez daha kurdun suyunu bulandırdı. Şimdi Türk lirasının zorla tutulan değeri bir yana, Ukrayna ve Ukrayna dışına ihracat perspektifinde bir daralma var. Ukrayna’dan ithalatın daralması da, piyasayı etkileyecektir. Bunun kaçınılmaz ekonomik sonucunu yaşayacağız.

İki değil, Üç Cami Arasında Bi-namaz bir Türkiye; Değerlendirme ve Sonuç

Ankara, denge politikasını iyi sürdürmek zorunda. Rusya’yı kınıyor, kınamıyor. Ukrayna’ya destek veriyor, veremiyor. NATO’yu yeterli tepki vermemekle suçluyor ama kendisi fazla bir şey yapamıyor, yapmak istemiyor. Türkiye’nin erişilen yüksek ve karmaşık ilişki düzeyinden dolayı ne Rusya’dan, ne de Ukrayna’dan vazgeçme imkânı var. Öte yandan Zelenski’ye Ukrayna ile dayanışma sözü veriliyor. Acil güvenlik konseyi çağrıları yapmamasını anlayabiliyorum. Ama geçmişinde işgal görmüş ve yedi düvele karşı onurlu bir bağımsızlık savaşı vermiş bir ülke olarak, “çekimser oy” u Türkiye’ye yakıştıramıyorum. Boğazlar ile ilgili olarak alınması gerek önlemler konusunda bu ülkenin yetişmiş çok değerli diplomat ve bürokratları var. Son derece çetrefil ve çelişkili maddelerin yorumunda Dışişleri Bakanlığının, bu kaynakları kullanmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Ukrayna’nın bu konudaki baskısının dikkatle değerlendirilmesi ve ancak “Boğazlar kapatıldığında bu çatışma hali sona erecekse” değerlendirmesinin yapılması görüşünü benimsiyor ve bir kere yetkili bir makamın “ bu savaştır” demesinin beklenmesi gerektiğine inanıyorum. Denge siyasetini iyi yönetmek isteyen Ankara’nın özel çıkar ve ülke çıkarını aynı anda nasıl gözeteceğini de izleyelim derim. Tabii bir de 27 Şubat’ta Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan “Montreux anlaşmasının gereği olarak, savaş halinde 19. Maddenin aktif hale getirileceği açıklaması”nın nasıl hayata geçirileceği de[8]. Her zaman pek itibar etmesem bile geçen gün gelen bir twitter mesajı dikkatimi çekti. Mesaj, Ukrayna’nın Türk Bayraktar TB2 SİHA larından 48 tane sipariş verdiğini duyuruyor. Bu özel bir şirket için, derinleşen bir krizin ortasında makbul bir gelişme olabilir. Türkiye bir NATO üyesi olarak, bunun için Rusya’dan icazet de alacak değil. Ama kriz bu denli kangrenleşmeden önce yüksek düzeyde yapılan son Ukrayna gezisinde, SİHA satmak yerine, bunları Ukrayna ile ortak üretmenin uygun olacağı açıklanmıştı. Adı “ticareti ikame eden yatırım” olan bu politikayı ben açıklandığı zaman, Moskova’dan gelen bir uyarıya karşı, Ukrayna’yı kaybetmemek için atılan bir adım diye düşünmüştüm. Denge ile denetlemeye devam lütfen. Rusya dev bir altın üreticisi ya! Şimdi uluslararası piyasalar yüzüne kapanınca o da İran gibi sarrafiye ile ticarete başvurur mu? Bunun için İran’ın yaptığı gibi Türkiye’yi kullanmak ister mi? Türkiye yine bir Reza Zarrap olayını, Rusya ile yaşar mı? Aman buna hiç izin vermeyelim derim. İlave ekonomik sıkıntı olacak mı? Elbette. Turist te az gelecek. Mal da az gelecek ve gidecek. Keşke Türkiye rezervleriyle, tüm ekonomik göstergeleriyle ve iç barışı ile bu kötü günlere hazırlıklı olsaydı diyorum. Temsil ettiğiniz değerli sanayicilere bu zor zamanlarda iyi dileklerimi iletmenizi rica ederim.

 

[1] Kuzey Akımı projesi, iki hatlı bir proje. Bunun için gereken altyapı yatırımlarının tamamlandığı biliniyor. Kuzey Akım 1 in proje başlangıcı 2005 yılıydı. Açılışı da sorunsuz Kasım 2011 de yapılmıştı. İkincisinin projelendirilmesi bir yıl daha aldı. Onu da Ekim 2012 de başlattılar. Yani gayri resmi adı Putin Köprüsü olan çelik doğal gaz tüpleri kullanıma hazırdı. Yıllık 55 milyar metreküp gaz akışı kapazitesi AB için dile kolay. Üstelik bunun 2019 yılı itibarı ile 110 milyar metre küpe çıkacağının bilinmesi heyecan yaratmıştı. Ancak Rusya’nın Baltık ülkelerinin yüreğine saldığı korku yüzünden proje hep imkandan çok tehdid olarak algılanıyordu. Kuzey Akım 2 boruları döşenirken, Gasprom’un döşenmemiş boru hattından akacak doğal gazın ulaşacağı bir liman kiralama sevdası, İsveç’i çok rahatsız etmişti. Rusya’ya duyulan güvensizlik o kadar had safhadaydı NATO’ya üye olmak isteyen İsveç, siyaseten buna karşı gelmekle kalmayıp, boru hattını güvenlik tehdidi olarak telakki etmişti. Özellikle boru hattının, Rus Deniz Kuvvetleri için Baltık Denizinde daha fazla volta atma ilhamı yaratacağı endişesini, aynı zamanda ekolojik denge problemleri ile karıştırarak takdim etseler bile enerji iştihası yüksek Almanya’yı ikna edememiş, çaresiz razı olmuşlardı.

[2] “Russia–NATO relations”, https://en.wikipedia.org/wiki/Russia%E2%80%93NATO_relations#:~:text=There%20was%20no%20provision%20granting,in%20new%20permanent%20military%20forces.

[3] “China, Russia sign $400 billion gas deal” (May 21, 2014), The Washinton Post, https://www.washingtonpost.com/world/europe/china-russia-sign-400-billion-gas-deal/2014/05/21/364e9e74-e0de-11e3-8dcc-d6b7fede081a_story.html

[4] 28 Şubat 2022 itibarı ile Atina’ya inemeyen Rus yolcu uçağının İstanbul’a indiği duyurulduğunda, “NATO üyesi olarak neden izin verdiniz?” diye bir sitem veya eleştiri gelirse, “o zaman AB üyeliğne kabul etseydiniz” cevabının verilmesini isterim.

[5] The Economist (February 26, 2022) “Economic and Financial Indicators”, https://www.economist.com/weeklyedition/2022-02-26

[6] Ukrayna’nın toplam dış borcunun 2021 in 3. Çeyreği itibarı ile bir önceki çeyreğe göre azalarak 125037 milyon dolara indiği açıklanmaktadır. Bknz, “Ukraine Total Gross External Debt” https://tradingeconomics.com/ukraine/external-debt

[7] T.C. Ticaret Bakanlığı verilerine göre Türkiye’nin buğday ithalatının yüzde 64.6 Rusya, yüzde 13.4ü Ukrayna’dan yapılmakta.

[8] Montreux Anlaşması savaşın ilan edilmiş olması durumunae atfen bu madde veya maddelerin uygulanmasını öngörüyor. Oysa Rusya ve Ukrayna savaş ilan etmeden savaşıyor. Ukrayna’nın Boğazları kapama konusundaki baskısı karşısında Ankara ne yapacak? Bu önemli bir eşik. Öte yandan bunun bir savaş olduğuna karar verecek olan Birleşmiş Milletler, “bu bir savaş” dediğinde Güvenlik Konseyi daimi üyesi Rusya bunu veto ediyor. Zelenski dün Rusya’nın güvenlik konseyinden atılması gerektiğini açıkladı. Ama böyle bir imkân olduğunu sanmıyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner101

banner100

banner99

banner98

banner97

banner96

banner95