Öne Çıkanlar KPMG Global Sanayici GİRAY DUDA Hilal Ünalmış Arakelyan

 ‘Gümrük Birliği düzenlemesi AB'ye ihracatımızı yüzde 50 artırır’

GİRAY DUDA

Piri Reis Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, dünyada ve Türkiye'deki güncel ekonomik gelişmeleri, finans piyasalarını çok yakından izleyen bir akademisyen. Öğrencilerinin yanı sıra profesyonel bankacılara da eğitimler veren Prof. Aslanoğlu ile ekonomide 2017 yılına ilişkin beklenti ve tahminlerini konuştuk.


- Hocam sizinle birkaç kez görüşme yaptık. Neredeyse her konuşmamızın ana unsurlarından birisi Amerikan Merkez Bankası (FED) oldu değil mi?


- 2013 yılında o zamanki FED Başkanı Ben Bernanke 'Tahvil alım programını durduracağız' dediğinden bu yana FED'in alacağı kararları konuşuyoruz.


FAZLA FAİZ ARTIRIMI YAPAMADI


- Kısa süre önce 2016'da beklenen FED faiz artışını yaptı. Peki bundan sonra, 2017 yılında FED'in atacağı adımlar ABD, Dünya ve Türkiye ekonomisini nasıl etkiler?


- FED iki yıldır daha yüksek faiz artırımları yapacağını açıklıyordu ama izlediğimiz gibi bunları pek yapamadı. Örneğin bu yıl 4 kere diye çıktı yola ve bir kere zor yaptı. Geçen yıl da benzer bir durum vardı.


Burada temel neden Amerikan ekonomisinden ziyade dünya ekonomisinin zayıflığı. Özellikle petrol, doğalgaz ve emtia fiyatları genelde çok düşük durumda. FED'in faiz artırımı doların gücünü artıracak bir etkide bulunuyor. Doların güçlenmesi de petrolü, emtiayı aşağıya doğru itiyor. Bu nedenle Rusya, Brezilya gibi ülkeler batarsa Amerika'ya da, dünyaya da ciddi sıkıntılar yaratabilir. FED bunları kolladı.


Değerlenen dolarla ABD’nin hem ihracatı düştü hem de enerji sektörü kötü etkilenince onun büyüme oranı 2.5'lardan 2'lerin altına geldi. Dolayısıyla o hareketi yapamadı.

Bu yıl Trump'ın Amerika'nın yeni başkanı seçilmesiyle öngördüğü politikaların ABD’de büyümeyi hızlandıracağı herkesin ortak görüşü. Zaten, artık fena büyümeyen bir Amerika var. İşsizliği, 4.5 gibi doğal işsizlik oranlarında. Bunu daha da hızlandırmak istemesi, öyle bir politika ortaya koyması Amerika'da enflasyon beklentilerini yükseltmeye başladı. FED'in de daha fazla faiz artıracağı beklentisi doğdu. FED gerçi son toplantısında bunu çok dikkate almadı ama bir şekilde kararında bu da var.


MAYIS-HAZİRAN'DA BELLİ OLUR

Bu yıl 3 faiz artırımı öngörüsü çıktı ki birkaç ay önce bir kere yapar mı diyorduk. Belki yapabilir ama bence bu iki şeye bağlı olacak. Daha doğrusu temelde şuna bağlı olacak. Trump'ın ilk beş ayında uyguladığı politikalar eğer korumacı tarafa giderse dünya ekonomisi de 2018 ve 2019'da Amerika'da muhtemelen büyüme ile ilgili sıkıntılar yaşar. FED bunu görerek faiz artırımında çok hızlı gidemez. O üç artış ikiye, bire inebilir. Ama Trump çok korumacı gitmez, dünya ekonomisine çok sıkıntı yaratmayacak bir ortam doğarsa ve Amerikanın iyi büyümesi ile FED üç kere faiz artırabilir. Dolayısıyla FED'in ne yapacağı Mayıs-Haziran gibi belli olur. Bu tarihe kadar FED bir aksiyon almaz diye düşünüyorum.


Ama dünya ekonomisinin iyi büyümesi, Trump'ın korumacı programlar uygulamaması durumunda FED 2018'de de faiz artırımlarına devam edebilir. Bu da bir süre sonra bizim gibi ülkeler için olumsuzluklar anlamına geleceğinden yine 1-2 yıl sonra dünya ekonomisi için sıkıntı olur. Birinci senaryoda daha hızlı, ikincisinde daha yavaş bir süreçte faiz artırımının olumsuzluklarını yaşama ihtimalimiz var.



PİYASALAR ARTIŞLARI FİYATLADI


- Peki FED'in her faiz artırımında piyasalar ve dünya ekonomisi kriz geçirmeye devam mı edecek?


- Hayır, bu faiz artışları bekleniyor. Bence piyasalar 3 artışı değil de ikiyi fiyatlıyor. Üç ihtimalini bu yılın başlarında fiyatlar diye düşünüyorum. Bizim açımızdan doların biraz güçlenmesi ortaya çıkacaktır. Fakat bu 3 değil ikiye inerse olumlu olur. Dörde giderse olumsuz etkileniriz. Gelecek yıl bir 3 ve bir 4 gelecek olursa onu yeniden fiyatlayacaktır. Piyasalar bu olasılıkları baştan fiyatlar. 2017'yi de geçen yılın son iki ayında fiyatladı. Ama bence 3 artışı henüz fiyatlamadı. Trump'ın olumsuz atacağı adımları henüz fiyatlamadı.


DOLARDAKİ DEĞERLENME SÜRER


- Bu söyledikleriniz, dünyada ve Türkiye'de doların artışına devam edeceği anlamına mı geliyor?


- Evet. Doların diğer paralara karşı güçlendiği bir seyri bir süre daha izleriz. Ama tüm yıla yayılmaz. Fakat burada krtik nokta, Türk Lirası'nın çok değer kaybeden paralar arasında olmasıdır. Dolayısıyla bizde iç dinamikler (jeopolitik ortam, terör, siyasi gündem) biraz pozitife, sakin bir gündeme dönerse o zaman dolar değer kazansa bile biz baştan çok değer kaybettiğimiz için daha fazla kaybetmeyiz. Hatta bir miktar toparlayabiliriz. O bizim iç dinamiklerimize bağlı olacak. Temennimiz, Türkiye'nin de bu anlamda daha istikrarlı olması, risklerimizin azalması, TL'nin değerlenmesidir. Aksi takdirde bir miktar daha değer kaybı beklenebilir.


TRUMP'IN POLİTİKALARINI İZLEYECEĞİZ


- Doların dünya çapındaki hızlı artışının bir nedeni de Trump'ın beklenmedik biçimde başkan seçilmesiydi. Trump'ın işbaşına geçmesinin görünen etkisi ne olur?


- Trump seçim öncesi söylediklerinin yarısını bile gerçekleştirse dünya ekonomisi için çok pozitif bir gelişme olmayabilir. Bunları ekonomi açısından söylüyorum. Türkiye ile ilişkileri ayrı bir konudur.


Trump ne dedi seçim kampanyası boyunca. Korumacılığa gideceğini söyledi. Ticaret anlaşmalarını iptal etmekten sözetti. İran'la ilgili anlaşmayı gözden geçireceğini, yeniden yaptırım uygulayabileceğini söyledi. İklim anlaşmasının çok anlam ifade etmediğini, Amerikanın oraya para yatırmaması gerektiğini söyledi. Çin'e karşı çok sert önlemlerden bahsetti. Bunlar hep dünya ticaretini azaltıcı, büyümeyi geriletici gelişmeler olur. Çok kabaca, globalleşme, serbest ticaret, genel anlamda büyüme ve daha düşük enflasyon demektir. Korumacılık ise orta vadede daha yavaş büyüme, kısmen enflasyon demektir.


Mesela, Amerika'da Ford otomotiv firması, işçilik yüzde 80 ucuz diye üretimini Meksika'ya kaydıracaktı, vazgeçti. Yani Ford'un araçları daha ucuz olabilecek iken olamayacak. Bu örnekte de görüleceği gibi korumacılık enflasyonu artıran, ticareti ve büyümeyi yavaşlatan bir durum getirir. Trump burada ısrar ederse ve dünya bu tarafa doğru çok yönelirse, ticaret savaşı ve kur savaşı artarsa kısa vadede büyüme ve enflasyon açısından olumsuzluk olur diye düşünüyorum.


TRUMP RİSKİ SEVEN BİR KİŞİ


- Güçlü Amerika talepleri ile daha çok oy almayı hedeflemiş ve seçildikten sonra söylediklerinin büyük kısmından vazgeçmiş olabilir mi?


- Elbette böyle bir ihtimal var. Ama Trump kişilik olarak risk almayı seven bir kişi. İş yaşamında risk almış ve bu arada çok sayıda iş batırmış. Dolayısıyla, şu andaki yönetim tarzında bunun biraz emareleri var. Yani bize risk gelen, Trump için risk olmayan kararları alacaktır. Dünya kamuoyu için Trump'ın açıklamalarının çoğu, aslında 'nasıl yapacak' denilen şeyler. Bunların bir kısmını bile yapması ki bence yapacak, dünya için önemli bir anlam ifade edecek. Mesela, iklim değişikliği konusunda belki tamamen sıfırlamayacak ama Amerika iklim konferansına 100 dolar yardımda bulunuyorsa, bu rakam şimdi 50'ye inecek. Bu da dünyadaki dengeleri, beklentileri etkileyecek. Çin'le ticareti sıfırlamayacak ama 350 milyar dolarlık açığı belki 250 milyar dolara indirecek. Çin'in buradaki kaybı dolaylı yoldan başka ülkelere yansıyacak. Hiçbir şey yapmayacağını düşünmüyorum ama herşeyi yapacağını da düşünmüyorum. Ama seçim öncesine göre bazı adımlar atacaktır diye düşünüyorum.


2018'DE AVRUPA'DA POZİTİF GELİŞMELER OLACAK


- Dünyadaki diğer önemli ekonomik odaklar olan Avrupa Birliği, Japonya ve Çin'in yeni yıldaki performansları açısından neler söyleyeceksiniz?


- Ben uzun süredir Avrupa'nın sıkıntılı olduğunu, sorunları ötelediğini düşünüyorum. Yine aynı düşüncedeyim. Yavaş büyüyen, işsizliği yüksek, sorunlu kredileri nedeniyle bankacılık sektörünün sıkıntılı olduğu bir ekonomik yapısı var Avrupa'nın. Burada, baştan beri uyguladığı sıkı mali politikanın etkisi var. Amerika tam tersini yaptı ve belli bir sonuç aldı. Dolayısıyla çok şaşırtıcı değil aldığı sonuçlar. Trump'ın yaptığını aslında Avrupa'nın yapması lazım. Avrupa çok ciddi mali ve vergi politikaları uygulamalı. Şu anda bu yok. 2017'de Avrupa'da seçimler var. O seçimlerin Avrupa'da bu değişimi getireceğini tahmin ediyorum. Avrupa'da ekonomi politikaları 2018'e girerken değişecek ve pozitif gelişmeler olacak.


YİNE YUNANİSTAN'I KONUŞACAĞIZ


2017 yılı ise zor geçecek. Bankacılık sektörünün, İtalya başta olmak üzere ciddi sıkıntıları var. Avrupa Merkez Bankası geçici çözümler bulmaya çalışacak muhtemelen. Yunanistan meselesi yılın ilk aylarında yine karşımıza çıkacak. Borçlarını ödeyemeyen Yunanistan'da borç yapılandırması sorunu ortaya çıkacak. Bu durum, Portekiz, İzlanda, Malta gibi ülkeler için de geçerli. Bu sorunlar nedeniyle Avrupa'daki seçimlerde değişikliğe gidilecek. Bu değişim de çok kolay değil, sancılı olacak. Avrupa'nın sorunlu, euronun değer kaybedeceği bir dönem bizi bekliyor diye düşünüyorum.


Japonya kendisini toparlamaya çalışıyor. Doların güçlenmesi Yenin zayıflamasına destek oldu. O anlamda 2017 yılı Japonya açısından pozitif bir yıl olabilir. Ama Avrupa'daki, Asya'daki sorunlar o pozitifliği kısmen bastıracak.


Çin ise büyük bir destekle son aylarda biraz toparlanma emareleri gösterdi. Fakat çok kalıcı olmadığı gibi bir gözlemim var. Çin'de sermaye kontrolleri gibi çok ilginç kararlar alınıyor. Parasının değerini korumak için çok çalışıyor. Çok yüksek bir borçluluk var. Veriler çok sağlıklı olmadığı için bankaların ne kadar sorunlu olduğunu bilemiyoruz. 2017 yılında Çin'i de çok konuşacağız.


İLK YARI YÜZDE 4 BÜYÜRÜZ


- Gelelim Türkiye'ye. Biraz önce sizin de söylediğiniz gibi, TL, değer düşüşü en yüksek olan ülke paralarının arasında yer alıyor. Türkiye ekonomisi bundan böyle ne gibi gelişmelerden nasıl etkilenir?


- Türkiye ekonomisi 2016'nın ikinci yarısında ciddi bir yavaşlama içine girdi. Üçüncü çeyrekte ekside ve dördüncü çeyrekte artıda olacak gibi gözüküyor. Fakat istediğimiz büyümelerden uzaktayız. Son çeyreği yüzde 2-3 arası bir büyüme ile kapatabiliriz gibi gözüküyor. Bu gidişin bir süre daha devam edeceğini düşünüyorum. İhracatın pozitif etkisiyle biraz daha hızlanabiliriz. Dünya ekonomisinde hafif artılar var. İlk birkaç ay ihracatı pozitif etkiler. Kamunun ekonomiye ciddi teşvikleri, harcamaları var. Fakat tüketim ve yatırım talebi zayıf kalmaya devam edecek bir süre. Büyümede çok hafif bir toparlanma ile 2017'nin ilk altı ayında yüzde 4'ü görebiliriz. Yenilenen GSYH serileri bizim son 4 yılda yüzde 6.5 büyüdüğümüzü gösteriyor. Yani yüzde 4'lük büyüme çok güçlü bir büyüme olmayacak.


İkinci yarı için biraz beklemek gerekiyor. Bir kere Trump'ın neler yaptığını göreceğiz ve dünyanın yönünü daha iyi anlayacağız. Eğer dünya korumacılığa giderse bizim için olumsuz olacak. Tersi durum ise pozitif olur.


İSTİKRAR BÜYÜME GETİRİR


İkincisi jeopolitik, siyasi anlamda daha istikrarlı bir döneme girmemiz durumunda yılın ikinci yarısında, iç talepte, tüketim ve yatırımda bir miktar hareketlenme olabilir. İnşallah Türkiye böyle istikrarlı bir döneme girer. Büyüme de daha güçlenebilir. 2016'nın ilk altı ayında 4.5 büyüdük ve ikinci altı ayı 2 gibi gözüküyor. 2017'nin ilk altı ayı 2-3 arası ve ikinci altı ayı 3-4 arası veya daha yukarısı olabilir. Bunlar doğal olarak gelişmelere bağlı. Yani 2016'nın tersi olur. 2016'da ilk altı ay iyi, 2017'nin ikinci yarısı daha iyi olabilir. İstediğimiz büyümeyi yakalamamızın çok kolay olmayacağını düşünüyorum. Ama istikrar yönünde ilerlersek 2018 ve sonrasında pozitif olabiliriz.


YATIRIMCI BEKLE-GÖR DİYOR


- 15 Temmuz sonrasında sular bir türlü durulmadı. Böylesi dönemlerde iç yatırımların ve doğrudan yabancı yatırımlarının nasıl etkilendiğine dair veriler var mı?


- Geçmiş ülke deneyimlerine ve genel olarak baktğımızda, bu tür riskli gelişmeler yatırımları olumsuz etkiliyor. Yatırımcı mevcut duruma, faize ve geleceğe bakar. Elbette orta ve uzun vadede Türkiye'nin artıları var. Kısa dönemde yaşananlar ise yatırımcıları bekle-gör tarafında tutuyor.


Bir de son dönemde talep az olduğu için bir arz fazlası var. Bu durumda mevcut kapasitesini yeterince kullanamayan yatırımcıların, sanayicilerin önce normalleşmeyi beklemesi, sonra yeni yatırım kararı vermesi ihtimali daha yüksek.


GÜMRÜK BİRLİĞİ'NE HAZIR OLALIM


Ama bu arada önemli, pozitif bir gelişme var. Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasında bir revizyon olacak. Bu çok önemli. Biz, sadece sanayi ürünlerini kapsayan eksik, yarım bir Gümrük Birliği anlaşmasına tabiydik. Yeni anlaşma, tarımın da hizmet sektörlerinin de dahil olduğu bir yapıya gidecek muhtemelen. Bence Türkiye olarak bu anlaşmanın yenilenmesi için büyük çaba harcamalıyız. Şu andaki hedef 2018 yılı olarak planlanıyor. Yani süreç bir iki yıl sürecek. Hiç önemli değil. Bu bir beklenti yaratır. Tarım, Türkiye için de dünya için de çok önemli. Hizmet sektöründe de yeni avantajların sağlanması Türkiye ekonomisine artılar sağlar. Şu anda, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin ciddi biçimde konuşulduğu bir dönemde, bence bu çok önemli bir çıpa görevi görebilir. Gümrük Birliği revizyonu, bizim AB'ye ticaret hacmimizi yüzde 50 artırabilecek bir gelişmedir. Her sektör buna hazırlık yapmalıdır.


Biz AB'ye üye olalım, olmayalım bu ilişkinin en mühim kısmı Gümrük Birliği'dir. Bence gelecekte Avrupa Birliği de zaten bir Gümrük Birliği anlaşmasına dönecek. Gümrük Birliği anlaşmasının düzenlenmesi sürecinde, sanayi kesimi de yaşanan aksaklıkları gündeme getirerek daha uygun, düzgün hale gelmesini talep edebilir. Anlaşma 20 yıl önce yapıldı ve ancak 20 yıl sonra bu sürece geldik. Bundan sonra da belki 20 yıl ileride yeniden ele alınabilir. O yüzden bu fırsatı kaçırmamak lazımdır.


ENFLASYON İNERSE FAİZLER DÜŞER


- Faizler konusuna gelelim. Yüksek enflasyon ve riskli ortamda faizlerin yönü neresi olur?


- Hükümet elbette büyümenin artmasını istiyor. İşsizlik en önemli sorun. Ama bunu dengeleri bozmadan yapmak lazım. Zaten finans sektörü de bu talebe belli bir cevap verdi. Bankalar, 'kar maksimizasyonundan vazgeçip biraz da feragat etmeliyiz' diyerek çağrılara cevap verdi. Faizlerde belli bir indirim sağlandı. Bunun sonuçlarını da kredi hacminde görmeye başladık.


Faizlerin daha fazla düşmesi için enflasyonun daha da aşağıya düşmesi gerekiyor. Ne yazık ki kurdaki son hareketler enflasyon beklentisini artırdı. Bunun gerilemesi için kurda da bir istikrar gerekiyor. O anlamdaki kurdaki gidişat faizdeki gidişatı da belirleyecek.


ENFLASYON YÜZDE 6’YA DÜŞMELİ


Kurdaki gidişatta önemli bir faktör de, ülkenin iç ve dış koşullarıdır. Türkiye bu sorunları yaşamasa dolar kuru 3.50 değil 3.30 olabilirdi. Bunun yaratacağı tahribat daha az olurdu. Dolayısıyla biz bu riskleri azalttığımızda enflasyonda gerileme ve kurda belli oranda düşme elde edebiliriz. Ama dünya şartları ve elimizde olmayan jeopolitik riskler kuru baskı altına alırsa, bütün dünyanın faizleri artırdığı bir ortamda bizim merkez bankamızın da aynı kararı almasını beklerim. Zaten Kasım ayı toplantısında da böyle bir adım attı. Gerekirse ben bu adımı atarım, dedi. İçinde bulunduğumuz dönemde faizlerin daha fazla düşmesi için enflasyonun düşmesi gerekir diye düşünüyorum. Şu anda yüzde 8'ler dolayında bir enflasyon var. Onun yüzde 6'lara düştüğünü görmemiz gerekiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner98

banner97

banner96

banner95

banner91

banner90