Öne Çıkanlar ÇOSB Başkanı Eyüp Sözdinler Yapay Zeka GİRAY DUDA CEVAHİR UZKURT Ali Yerlikaya

Prof. Aslanoğlu: 15-20 milyar dolarlık giriş Türkiye’yi kısmen rahatlatır

GİRAY DUDA

Türkiye ve dünya ekonomisini çok yakından izleyen Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu ile birkaç ay önce normal koşullar için yaptığımız konuşmadaki beklenti ve hedefler alt üst oldu. Prof. Dr. Aslanoğlu ile şimdi de Kovid-19 virüs salgınından kurtulmaya çalışan, olumsuz etkilenen dünyanın ve Türkiye’nin ekonomik beklentilerini ve hedeflerini ele aldık.

- Sayın Aslanoğlu, yıllardan beri yaptığımız konuşmalarda FED’in faiz politikası, ticaret savaşları gibi konuları, dünya ekonomisini çok etkileyecek güncel, jeopolitik konuları tartıştık. Ancak, böyle bir global salgının yaratacağı etkiyi konuşmak hiç aklımıza bile gelmedi. Biz mi hata yaptık, dar çerçevede mi düşündük?

- Bu tür şeyler bize fantezi gibi geliyordu. Ayrıca insan böylesi ihtimallere psikolojik olarak da uzak duruyor. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi ihtimalini çok yakın hissetmiyor. Bir de olsa bile bunun yakın veya uzak bir tehlike olup olmadığını söylemek de mümkün değildi.

Biz Sars, Ebola gibi salgınları yaşadık ama bölgesel çerçevede kalıp daha sonra söneceğine dair inancımız vardı. Düşüncemiz bu yönde olduğu için bugünkü kötü durumu hayal bile etmedik. Ben kendi adıma İspanyol Gribi gibi bir salgın olursa ne yaparız diye düşündüğümü hatırlıyorum ama bugünkü tıp biliminin onu rahatlıkla yenebileceğine emindim. Gerçeğin böyle olmadığını da şimdi anlamış olduk.

DÜNYA ‘DEPRESYONVARİ’ DURUMDA

- 2019 yılsonunda yeni yıla ilişkin konuşmamızda bambaşka konuları ele alıp başka hedeflerden söz etmiştik.

- Evet, olağan senaryolardan yola çıkmıştık ve o yazı binlerce kişi tarafından yakın ilgi görmüş, değerlendirilmişti.

- Peki hocam, koronavirüs salgını pençesindeki bugünkü dünya ekonomisini bize değerlendirir misiniz?

- 1929’da yaşanan Büyük Buhran’dan bu yana en büyük ekonomik gerilemenin en azından ilk çeyrekte yaşandığı bir kriz içindeyiz. Resesyon tanımı en az iki çeyrek üst üste daralmadır. Biz onu bile görmeden, ikinci çeyrek daralmasının depresyonvari bir daralma olacağını söyleyebiliriz. Depresyon diyebilmemiz için yıllık daralmanın çift haneli olması ve en az iki yılın üzerinde resesyon olması gerekir. Şu anda öyle bir tablo yok ama Amerika’da, Avrupa’da öyle çift haneli daralmalar yaşanacak ki bu depresyon gibi hissedilen bir resesyon olacak.

İYİMSER SENARYODA DÜNYA 2-3 DARALIR

Aslında ekonomik anlamda en kötüsü de şu anda yaşadıklarımız. Burada birkaç senaryoyu konuşabiliriz. Bunlardan birincisi, şu anda hazırlığı yapılan, yılın ikinci yarısından itibaren büyük ölçüde hayatın normalleşmeye gitmesidir. Bu iyimser senaryo. Bu senaryoda bile IMF’nin yıllık daralma tahmini yüzde 3. Eğer ikinci bir dalga gelir ve bu senaryo tutmazsa -3’ün -6’ya çıkabileceği biçiminde tahminleri var. Şunu da söyleyelim ki iyimser senaryoda bile dünyanın yüzde 2-3 oranında daralması kaçınılmaz görülüyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse, 2009 krizinde dünya 0.7 oranında daralmıştı. Üç katı gibi bir derin daralmadan söz ediyoruz.

İKİNCİ DALGA GELMEZSE

- Bu daralma Büyük Buhran’dan sonraki en büyük daralma galiba değil mi?

- Evet, öyle gözüküyor. İlk çeyreklik bazda kesinlikle öyle. Bu baz, temel senaryo, yani yavaş yavaş normalleşme bazı varsayımlara dayanıyor. Bir kere ikinci bir dalga gelmeyecek, gelse bile güçlü biçimde gelmeyecek. İkincisi, aşı ve ilaç bulunacak ve normalleşme süreci bu şekilde ilerleyecek. Bu süreç tecrübeler ışığında başarılı yönetilecek.

Dünyaya baktığımızda bu tür süreçlerin başarılı olması için kesinlikle yoğun bakım ünite sayısının, solunum cihazı sayısının yeterli olması gerektiği konusunda da tespitler var. Bu anlamda, Türkiye’nin batı dünyasına göre artıları var. Yoğun bakım ünitesi sayısının çokluğu açısından vs. Ama çok ciddi varsayımlarla iyileşme senaryosu var. Bu varsayımlardan biri ya da ikisi olmazsa daha olumsuz bir senaryoya da hazırlıklı olmak gerekir diye de düşünüyorum. Birincisi bu.

HEM ARZ HEM DE TALEP ŞOKU YAŞADIK

Biz kademeli toparlanmayı, zaman içinde ilaç ve aşının bulunmasını öngören iyimser senaryodan gidecek olursak, ekonomide önce yaşadığımız iki kanaldaki şoku aşmamız gerekiyor. Yani birisi arz yanlı şok diğeri talep yanlı şok. Arz yanlı şok bir anda tedarik zincirlerinin, üretimin durması, fabrikaların çalışmaz hale gelmesi ile başladı doğal olarak. Talep yanlı şok ise bizim dışarıya çıkamamamız, güven kaybımız, gelir kaybımız, işsizlik gibi nedenlerden kaynaklandı.

Önümüzdeki kademeli geçişte arz yönlü şok telafi edilebilir. Kontrollü, dikkatli bir şekilde fabrikalar, sanayi tesisleri devreye girebilir. Ama başta turizm olmak üzere hizmet sektörlerinin, dışarıda yeme-içme, eğlence gibi sektörlerin toparlanması bence bir yıl belki de daha uzun bir süre alacak.

AŞI VE İLAÇ OLMAZSA HİZMET SEKTÖRÜ ZORLANIR

- Yani bu sektörlerde 2020 yılını zararda saymamız gerekiyor.

- Evet. Bizim bunu aşı olmadan bunu normal bir grip gibi algılamadan normal hayatımıza dönmemiz çok kolay olmayacak. Aşı ve ilaç bulunsa bile aşının işe yaradığından, ilacın tedavi ettiğinden emin olmamız gerekir. Bunlar zaman isteyen şeyler. O yüzden bu anlamda hizmet sektörleri ki dünyada ülkeler ekonomik aktivitelerinin büyük kısmını hizmet sektöründen de sağlıyor, ciddi bir gelir ve istihdam kaybı anlamına geliyor.

2019 SEVİYESİNE 2022’DE GELİRİZ

Bunun şeklini U harfine benzetebiliriz. Düşeceğiz, yatay gideceğiz ve sonra toparlayacağız ama sonra tekrar yavaşlayacağız. Yani biraz da karekök şekline benzeyecek. Yataylaşma sonrasında baz etkisiyle toparlanıyor gibi olacağız. Çünkü fabrikalar, atölyeler devreye girecek. Sonra, hizmet sektöründeki talep düşüklüğü nedeniyle yavaşlayacak diye düşünüyorum. Benim düşündüğüm baz senaryo böyle. 2019 yılının seviyesine gelmemiz 2022 yılında olur gibi geliyor bana. Dolayısıyla böyle bir tablo var.

İKİNCİ SENARYO İÇİN ERKEN

- Yani 2021’i de katıyorsunuz ve iki yıl süreceğini düşünüyorsunuz.

- Evet. Ama bu bir varsayım. Eğer ikinci dalga gelirse o zaman ekonomik olarak da çok daha olumsuz bir tablonun karşımıza çıkması ihtimali yüksek. Bu durumda batmalar da olabilir ve devletlerin de gücü yetmeyebilir bu olumsuzluğu kurtarmaya. Dolayısıyla onu konuşmak için henüz erken. Ama iyimser senaryoda bile önceki yıla gelme iki yılı bulur.

ABD’NİN SAĞLIK SİSTEMİ ZAYIF

- ABD sizi şaşırttı mı? Amerikan ekonomisi bu salgın karşısında zayıf kaldı, neredeyse çöktü. Maske, koruyucu giysi, hatta gıda ihtiyaçlarını bile karşılayamadılar. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Şaşırmadım diyebilirim. Amerika’nın Avrupa’ya göre daha çok sıkıntı yaşayacağını öngörüyordum ama sağlık sisteminin çok sorunlu olduğu ortaya çıktı. Bu kadar büyük can kaybının yaşanacağını, insanların hastaneye bile gidemeyeceğini, doktorların telefonla hastalara talimat verip onları iyileştirmeye çalışacağını tahmin etmiyordum. İşsizlik de çok fazla arttı. Sanıyorum burada ciddi bir yönetim hatası da var. Amerika’nın sorunları da ortaya çıktı. İşi baştan önemsememenin getirdiği hazırsızlık ortaya çıktı. Ama öyle anlaşılıyor ki en hazırlıklı halinde bile sağlık sistemi böylesi durumlarda ciddi sıkıntı yaşayacaktı. Ben bunun siyasi sonuçları da olacaktır diye düşünüyorum. Bence Donald Trump’ın seçimi kaybetme olasılığı çok yüksek. Bu yaşananların siyasi faturası çıkacaktır.

FED DOĞRUYU YAPTI

- Peki ABD Merkez Bankası (FED) ortalığa yine bol miktarda para saçtı. FED kararlarının Amerikan ekonomisine etkisi ne olur?

- Amerika’da en başarılı olan kurum bence FED. Çok acil kararlar almasını başta biraz kanıksadık ama yanlış yapmadıklarını anlıyoruz. FED’in yaptıkları kesinlikle gerekli ama yeterli olmayan şeyler. Gerekli, çünkü piyasalar ‘inliquid’ oldu. Bunun anlamı alıcı ve satıcının oluşamaması demek. Ellerinde junk bondları (çöp bonolar), şirket tahvillerini tutanlar bunları satamadı. Çünkü alıcı yok. Devlet tahvillerinde de alıcı var ama satıcı yok. Kimse satmıyor. Piyasada fiyat oluşamıyor. İki uç noktaya gitti. Çöp bonolarda faizler çok yükseldi, diğerinde ise çok düştü.

Amerikan Merkez Bankası burada devreye girerek likiditeyi arttırdı. Finansta bir ilke vardır: Azalan likidite artan volatilite denir. Küçük bir havuza taş atınca dalga çok olur, büyük havuza, denize taş atarsanız dalga az olur. Burada da o likiditeyi sağlayarak havuzu büyütüp deniz haline getirmeye çalıştılar. Volatiliteyi Mart sonundan itibaren azaltmaya başladılar. Bu doğru bir şeydi. Çünkü piyasa çok volatil, çok oynaktı.

LİKİDİTE ARTTI PİYASALAR RAHATLADI

İkincisi likidite artınca bu kötü tahvilleri tutanlar bunları satabilmeye başladı. Gelen para da kısmen borsalara yöneldi. Genel varlık fiyatlarını destekledi ve oradaki çöküşü durdurdu. Buradaki çöküşün durması önemli çünkü bu sefer servet etkisi yoluyla ekonomiyi kötü etkiliyor. İnsanlar kendilerini fakir hissediyor o ülkelerde. Tüketimlerini, taleplerini orta vadede daha da kısıyorlar. Yani hem likiditeyi artırdı, hem volatiliteyi azalttı hem de servet etkisi yoluyla ekonomiye gelecek negatif etkinin gücünü azalttı. Doğru yaptı diye düşünüyorum.

ÇİN KRİZİ BAŞTAN KÖTÜ YÖNETTİ

- Korona virüs ilk kez Çin’de görüldü. O sırada biz de Türkiye’de var mı diye sorup duruyorduk. Sonra dünyanın her yanına yayıldı. Bu arada Çin virüsü geride bıraktı ve yavaş yavaş tam normalleşmeye doğru adım attı. Kaldığımız yerden devam ediyoruz, açıklamaları yapmaya başladı. Bu durum, Çin’e dünya çapında rekabet avantajı sağlar mı? Dünyada virüsle uğraşmayan, üretimin sürdüren bir ülke olması onu ileriye çıkarır mı? Yoksa başta yedikleri darbe nedeniyle henüz toparlanma aşamasında mıdır?

- Orada ilginç gelişmeler olacak. Bir kere Amerika Çin’le çok uğraşacak gibi görünüyor. Bu virüsün kasıtlı ya da kasıtsız olarak Çin’den geldiği görüşleri var. Şimdilik bunu bilemiyoruz. Ama Çin’in ilk bir ayı çok kötü yönettiğine dair görüş birliği var. 8 Aralık ile 10 Ocak arasında bu işi yeterince önemsemediler. Orada insanların çığlıkları yeterince duyulmadı. Baştan Sars benzeri bir virüs olduğu teşhisi koyularak hemen karantinalara, önlemlere girmeliydiler. Hatta bunun insandan insana geçmediğini bile iddia ettiler. Dolayısıyla ilk bir aydaki kayıp dünyada büyük fatura çıkarmış gibi gözüküyor.

ÇİN’İN PERFORMANSI NORMALİN ALTINDA

- Totaliter yönetimlerin ortak özelliği her şeyin yolunda olduğunu söylemeleri, sorunların küçük ve önemsiz gibi gösterilmesi veya yapabilirlerse örtbas etmeleridir. Çin’de de baştan bu yaşandı.

- Evet, aynen öyle. Çin, bu salgın sonrası toparlanıyor gibi gözüküyor ama şu anda ekonomik performansları normalin çok altında. Şu tür şeyler de var. Dünya salgının pençesinde kıvranırken Çin’in Avrupa’da Amerika’da varlık fiyatlarının düşmesinden yararlanarak satın almalara başlaması da çok tepki çekiyor. Korumacılık ve ticaret savaşları yeniden gündemde olacak. Çin’in de bu işten kolaylıkla sıyrılamayacağını düşünüyorum. Çünkü ihracata bağlı bir ekonomileri var. O bakımdan da kötü etkilenecek.

TİCARET SAVAŞLARI YENİDEN BAŞLAR

Yine de jeopolitik dengeler nasıl seyreder? Hindistan, Rusya bu dönemde nerede yer alır gibi bir çok soru işareti var. Çin’in işi de zor ama yeni bir dalga gelmezse, onlar 80 bin vaka ve 3-4 bin kayıpla kapattılar, diğer ülkelere göre o büyüklükte bir ülke için az bir hasarla kapatmış gibi oldu. Şu anda ekonomik olarak daha az hasarla kapatmış olduğu görünüyor. Ancak ticaret savaşı Çin’de de ciddi sıkıntı yaratmaya aday gözüküyor. Bu bir ateşkes idi ve yeniden başlayacaktı. Çünkü ekonominin geldiği noktada Trump bu tür siyasi manevraları yapmayı seviyor. O yüzden ticaret savaşı çok daha atak biçimde karşımıza çıkabilir.

EURO’DAN KOPMALAR OLABİLİR

- Avrupa Birliği’ne geçmek istiyorum. Türkiye’nin de AB adaylığına yakın hissedildiği dönemde AB çok yüceltilen bir kurumdu. Ama bu salgında o da ABD kadar şaşırttı. Birlik sanki kayboldu ve her ülke virüsle tek başına savaşa girişti. Birlik adına toplu bir hareket olmadı. İlk çeyrekte Euro bölgesinde büyük gerileme yaşandı. Sizce önümüzdeki dönemde Avrupa Birliği’nde neler yaşanır?

- AB şu anda acil olarak Kovid-19’dan kaynaklanan sorunları aşmak için bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Aslında İtalya ve güney ülkelerinin hastalığı aşmak için uğraşırken çok ciddi destek sıkıntısı yaşadığı görülüyor. Orada büyük bir maliyet çıkacak. Onu AB, Almanya başta olmak üzere üstlenme konusunda çok isteksiz görünüyor. AB’de Euronun geleceği konusunda bir sıkıntı olacağını düşünüyorum. Eurodan çıkmaları gerekecek. İngiltere gibi AB’den çıkmak İtalya gibi ülkeler için çok kolay değil. Mesela Yunanistan’ın yaşayacağı maliyet çok daha yüksek olabilir. Gelecekte Eurodan çıkmaların olduğu ve birliğin genel yapısının değiştiği bir durumu göreceğiz. İtalya bence zaman içerisinde Lirete geçecek. Oradan kazanacağı esneklikle ekonomisini toparlamaya çalışacak. Bu durum, bir anlamda Avrupa’dan da uzaklaşmak anlamına gelecek. Benim tahminim AB’den kopmak yerine Eurodan kopmalar olabilir. Bu süreç, AB’nin genel ortak yapısını etkileyen, daha çok bir Gümrük Birliği statüsüne dönüştürür. Ayrıca NATO’nun yerine savunma işbirliği kurumu oluşturulabilir.

TÜRKİYE 1-1.5 YILLIK PLAN YAPMALI

- Hocam şimdi de Türkiye’ye gelelim. Türkiye’de Kovid-19 salgınında pik noktasını gördüğümüz ve bundan sonra düz ve aşağı yönlü gideceğimiz belirtiliyor. Ramazan Bayramı sonrası ve Haziran ayı başında ne olduğunu galiba net biçimde görebileceğiz. Ama bu arada ekonomi de problemli. Kimi teşvik, tedbir kararları, önlemleri alındı. Bunlar, kriz döneminin rahat geçmesine yönelik önlemlerdi. Başta konuştuğumuz iyimser senaryo koşullarında Türkiye ekonomisinde beklentileriniz nelerdir?

- Dünya ile çok entegre gittiğimiz için Türkiye de o senaryonun bir parçası olur diye düşünüyorum. Şu anda Türkiye’deki ekonomi politikaları biraz daha kısa vadeli yapıldı. Birkaç ay içinde normale dönüş olacağı varsayılarak her şey 3-4 aylık öteleme ve ertelemelerle yürütüldü. Ama bence 1-1.5 yıllık bir sürece ihtiyaç var. Türkiye’nin önceden hazırladığı Yeni Ekonomik Programda bir parantez açıp bu döneme özgü, 1-1.5 yılın bütün senaryolarını düşünen, kamunun daha fazla desteği nasıl karşılayacağını ortaya koyan bir plana, programa ihtiyacımız var. Türkiye biraz daha kalıcı özelliklere sahip düzenlemelere girişmeli.

TURİZM, HİZMET VE İHRACATTA SIKINTI YAŞAR

İkincisi, dünya ekonomisinde baz senaryo gerçekleşirse Türkiye özellikle turizm tarafında, hizmet sektörlerindeki ciddi sıkıntıyı hissedecek. İhracatta aynı sıkıntıyı yaşayacak. Genel anlamda petrol, emtia fiyatlarının kısmi düşüşleri avantajımıza olabilir. İkinci bir dalga gelmezse Türkiye için dünyadaki likidite bolluğu, yavaş yavaş risk primlerini düşürerek Türkiye’ye bir miktar sermaye girişi sağlayabilir. Türkiye’nin en önemli konusu şu anda yeniden sermaye girişini sağlayabilmektir.

Bugünkü salgının sıcaklığında bu girişler olmuyor, tam tersi oluyor. Sermaye gireceğine çıkıyor. Bir swap anlaşması çok önemli olur. IMF ile anlaşma siyaseten tercih edilmediği için 15-20 milyar dolarlık bir swap anlaşması Türkiye için oldukça rahatlatıcı olabilir. Önümüzdeki günlerde böyle bir anlaşma olanağı bulunabilirse iyi olur. Evet cari açık veriyoruz, borç ödemeleri filan var ama baz senaryo iyimser olduğu için şirketler ve bankalar borçları döndürme imkanı bulacak ve kısmen sermaye girişleri olabilecektir. Swap anlaşması ile de bir para girişi olursa kurdaki riski yönetebilirsek enflasyon, faiz, büyüme tarafında da daha yönetilebilir noktada olabiliriz.

HIZLI DAVRANMALIYIZ

- Peki korkulan ikinci dalga gelirse neler yaşanabilir?

- Böyle bir durumdan tüm dünya olumsuz etkilenecek. Türkiye de bence daha ciddi, olumsuz bir etki ile karşılaşır. O senaryoyu ayrı değerlendirmek lazım. Bizim asıl iyimser senaryomuzda, dengeleri bozmamak için kısa vadede swap anlaşması önemli. Çünkü en azından 3-5 ay bu normalleşme ile ilgili olumsuz bir tablo ortaya çıkmadan, sonbaharda ikinci bir dalga gelmiyor diyerek bu süreci fazla sallanmadan geçirmemiz gerekiyor. Şu andaki swap arayışı Ekonomi Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı tarafından da açıklandı. Bir anlaşma olacak mı ve hangi koşullarda olacak bunu göreceğiz.

AĞUSTOSTA İÇ TURİZM BİRAZ HAREKETLENİR

- Turizmi ve hizmeti bu yıl için unutmak mı gerekiyor sizce?

- Bence evet. Dış turizmden beklentimiz yok. Ancak biz tez canlı bir milletiz. İç turizmde Temmuz sonrası bir iki aylık turizm hareketlenmesi yaşanabilir. O da aile çevresinde vs. olabilir. Ticari anlamda kısır bir turizm faaliyeti yaşanır. Dış turizmde ise çok daha fazla sıkıntılı bir tablo bizi bekliyor.

GELECEK YILI KURTARSAK İYİDİR

- Geçenlerde Avrupa’da yapılan bir araştırma yurtdışı turizmde herkesin en erken 2021 yazını planladığını gösteriyor.

- Evet. Turizmde şu anda gelecek yılı kurtarmak bile önemli. Dış turizmi bu yıl belki de sıfıra yakın düzeyde kapatacağız.

- Aslında tüm dünyayı aynı anda ve etkide saran bir salgından sonra toparlanmak için global çapta düzelmeye ihtiyacımız olacak değil mi?

- Tersine, ikinci bir dalganın gelmesi, aşı ve ilacın gecikmesi, dünyada çok yüksek borçluluğun olduğu bir durumda hem reel sektör hem de finans sektörünü ciddi sıkıntıya sokar. Onu bilemeyince, dünyadaki tüm yatırımcılar açısından da zorluk yaşanıyor. Nakdi olanlar var ama yatırım kararları veremiyorlar, nakde ulaşılamıyor. Eğer asgari 15-20 milyar dolara ulaşılması sonrasında iyi bir yönetim ile 2020’yi sıfır veya sıfırın biraz altı dolayında büyüme ile kapatabiliriz.

İKİNCİ ÇEYREKTE ÇİFT HANELİ DARALACAĞIZ

- 2020’in çeyrek dönemlerinde büyüme açısından nelerle karşılaşılırız?

- İkinci çeyrekte çift haneli küçülme göreceğiz. Şu andaki öncü göstergeler 15’lere yakın olacağını gösteriyor. Ama ilk çeyrekte 6 civarında büyümüş olacağız. İkinci çeyrekte çift haneli daralma olacak. Üçüncü çeyrek biraz yatay ve hafif artı da olabilir. Dördüncü çeyrek ise biraz daha güçlü bir artı olabilir. Hepsini toplarsak karşımıza 0 ile -3 arasında bir rakam çıkıyor. Bunun hangisine yakın olacağını zaman gösterecek.

Elbette bu söylediklerim iyimser senaryo için. Yılı sıfır düzeyinde de kapatabiliriz, -3’e de inebiliriz. Şu anda bilmediğimiz çok şey olduğu için ihtiyatlı konuşmaya çalışıyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner87

banner86

banner85

banner84

banner83

banner82