Öne Çıkanlar Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu Doç. Dr. İzak Atiyas Ece Kamar Müfit Can Saçıntı ÇOSB KPMG TÜRKİYE Sinem Cantürk

GİRAY DUDA

Meyve Suyu Endüstrisi Derneği (MEYED), sektörün aktif kuruluşlarından birisi. Üretim ve ihracatın artışı, hammadde temini gibi temel konularda stratejiler geliştirerek kamu otoriteleriyle bu konuda gerekli temas ve çalışmalarda bulunuyor. Ayrıca meyve suyunun tüketimiyle ilgili ulusal ve uluslararası çalışmalara da katılıyor.

MEYED Genel Sekreteri Ebru Akdağ ile meyve suyu sanayicilerinin sorunlarını ve doğal olarak da meyve üretimindeki sorunları konuştuk. Türkiye’nin doğasıyla pek çok ülkeye göre avantajlı olduğu bu sektörde her şey planlı, bilinçli üretimden başlıyor. Ancak bu başlangıç aşaması problemli olduğu için arkası da çok başarılı gelmiyor. Türkiye’deki modern meyve suyu üretim tesisleri yüzde 50 kapasite ile çalışıyor. Ebru Akdağ’a ‘Global Sanayici’ adına sorduğumuz sorular ve aldığımız yanıtlar şöyle:

- Sayın Akdağ, sanayiciler, çok büyük hammadde, yani meyve sıkıntısı çekiyorlar öyle mi?

- Meyve suyu sanayicilerinin meyve temini, Türkiye’nin kanayan yaralarından birisidir.  Normalde bütün meyve işleyicileri, meyve suyu ve meyve paketlemede de hammadde sorunu var. Şu anda birazcık gelişmiş halindeyiz.  Bu yıla özgü bir durum da değil, daha öncesine dayanıyor. Türkiye’nin genel tarım politikası ve meyvecilik yapısıyla ilgili. Güçlendirilmesi ve yapılması gereken çok şey var. Yapılacak şeyler net aslında ama o geçiş sürecini tamamlamamak çok kolay değil.

PORTAKAL ÇOK AMA İŞLEYEMİYORUZ

Özünde, Türkiye dünyanın en önemli meyve üreticilerinden birisi. Aslında ironik bir şey. Bazen zoru başarıyoruz diyorum. Hem konumumuz hem de toprak yapısı bakımından bu kadar şanslıyız. Ekolojik şartlarımız öyle. Pek çok meyve üretiminde dünyada birinci, ikinci ya da ilk altı içindeyiz. Kayısıda ve vişnede birinci sırada, narda üçüncü sıradayız. Elmada dördüncüyüz. Portakalda üstlerde, yedinci sıradayız ama biz hiç işleyemiyoruz. En büyük ithal kalemimiz bu.

Bu kadar üretim olmasına rağmen sorunlar yaşıyoruz. Birincisi sorun uzun zamandan beri bu meyvelerin üretiminde artış söz konusu olmaması. Ayrıca, dünya ticaretinde tercih edilen ürünlere yönelik bir çalışma yapılmamış Türkiye’de. Bu yaş meyve ve sebzeciler için de çok önemli aslında. Elmada dünya dördüncüsüyüz diyoruz ama yetiştirdiğimiz türler şu anda dünya ticaretinde talep gören türlerle ilgili değil. Diğer ülkelerdeki gelişmelere bakıyorum hepsi de ticarete yönelecek meyve çeşitleri için çalışmalar yapmışlar yıllar içinde. Biz neredeyse hiçbir şey yapmamışız.



TARIM BAKANLIĞI’NIN GÜZEL DESTEKLERİ VAR

- Bu tür çalışmaları, Tarım Bakanlığı’nın, üniversitelerin, enstitülerin yapması gerekmiyor mu?  Tarım ve hayvancılık sektörünün ihmali nedeniyle ortaya çıkan sonuçlardan birisi mi bu?

- Aslında Tarım Bakanlığı’nın düzenli, güzel destekleri var tarıma. Bizim en büyük problemlerimizden birincisi sanayi meyveciliğinin olmaması, ikincisi Türkiye’de meyveciliğin dağınık yapılı arazilerden oluşması.  O yüzden de hiçbir şekilde rekabet edebilir meyve teminini yapamıyorsunuz.  Aynı kalitede yapamıyorsunuz. Fabrikaya gelen bir kamyon mal 10 ayrı kümeden doluyor. Bunun takip edilmesi de çok zor. Devletin koyacağı düzenlemelerle, teşvik politikalarıyla kümelenmeleri sağlamak ve doğru yerde doğru üretimi yapmak gerekiyor. Dediğim gibi devletin verdiği bir sürü teşvik var ama maalesef bu paraların çoğu boşa gidiyor çünkü her isteyen bu teşviki alabiliyor. Mesela herhangi bir bölgede ‘ben elma üreteceğim’ diye destek almaması gerekiyor. Çünkü o bölgede yetişecek ürün elma değilse oraya elma desteği verilmemeli diyoruz.

- Sizin düşünceniz çok mantıklı gözüküyor.

- Çünkü daha sonra çiftçi de mutsuz oluyor. Malını satamıyor. Beş yıl sonra ağaçları söküyor. Teşvikler boşa gidiyor. Çiftçi de para kazanamıyor. Sanayicinin de önünde büyük problem oluyor. Sonuçta ülke ekonomisi kaybediyor. Var olandan da kaybediyoruz ve potansiyelimizi kullanamadığımız için kaybettiğimiz hiç saymıyorum.

KOOPERATİFÇİLİK NEREDEYSE BİTTİ

- Bunlar kolaylıkla bilinecek şeyler değil midir? O toprakta hangi ürünün daha iyi yetiştiği çiftçi, tarım müdürlüğü veya örneğin tarım kooperatifleri tarafından bilinmez mi?

- Türkiye’de tarım konusunda örgütlenmeler çok zayıf. Kooperatiflerin çoğu kapandı. Bu nedenle 2012 yılı dünya çapında ‘Kooperatif Yılı’ olarak kabul edilmişti. İki senedir de Tarım Bakanlığı kooperatifleri yeniden canlandırıp etkili hale getirmeye çalışıyor. Bu konuda çalışmalar yapacağını söylüyor.

Öte yandan iki yıl önce Tarım Bakanlığı aslında çok güzel bir proje yaptı. Türkiye’deki bütün toprak verileri, iklim verileri vs. milyonlarca parametre incelendi ve Türkiye’nin tarım havzaları öne çıkartıldı. Yanılmıyorsam en son 30 havzaya düşürüldü. O havzalarda en iyi hangi ürünler yetiştirilebilir onlar belirlendi.

- Bunlar çok büyük havzalar herhalde değil mi?

- Evet büyük havzalar. Bunun ardından da 2010 yılında destek verdiler ama genelde tahıllara verdiler. Meyve sebze işin içine girmedi. Biz diyoruz ki, bunu bakanlıkta konuştuk ve kabul de ettiler, o arazide en iyi yetişecek ürünler zaten belli. Eğer elma orada yetişiyorsa, tek koşul bu da değil, aynı zamanda orada elmayı işleyecek veya paketleyecek bir tesis de varsa oradaki elma üreticisine teşvik ver. Böyle yaparsanız hem kümelenmeler oluşur işleme tesisleri arasında hem de en verimli üretimi de yaparsınız. Ayrıca mesafeleri de düşünün. O yüzden tesislerin etrafında kümelenmeler gerekiyor.

Üretici yani sanayici meyveyi almak zorunda. Rekabet edebildiği müddetçe. Mesela bizim sektör yarı kapasite ile çalışıyor. Yurt dışında da çok büyük potansiyeli var ihracat yapabilecek. Dolayısıyla rekabet edebileceği düzeye kadar zaten o parayı seve seve çiftçiye vermeye ve malını almaya hazır. Ama Türkiye’de girdi maliyetleri çok yüksek biliyorsunuz. Sanayiye dönük meyve yok. Dolayısıyla meyve suyu verimi  o kadar yüksek değil, diğer rakiplerimizi de düşünürseniz. Mesafeler çok fazla ve bize hep sofraya gitmeyen meyveler kalıyor. Bu nedenle hiçbir zaman planlama yapamıyor meyve suyu üreticisi. Her sezon çok riskli geçebiliyor sanayici için.

BÜYÜKLER MEYVE ÜRETİMİNE GİRDİ

- Sanayiciler kendileri meyve üretimine girmiyorlar herhalde, değil mi? Şu anda sanayide meyveyi çiftçiden almak yöntemi mi uygulanmakta?

- Varolan durum öyle. Ama son yıllarda çıkış noktası olmayınca büyük sanayiciler birleşerek kendi meyve bahçelerini üretiyorlar. Elbette bu kolay bir iş değil. Çok ciddi bir entegre tesis gerekiyor bunun için. Ayrıca meyve yetiştiriciliği ile meyve suyu sanayiciliği de aynı şey değil. Bunu ancak büyük sanayiciler girerse yapabilir. Diğer büyük meyve suyu üreticilerinden de böyle kendi meyvesini üretmeye başlayanlar var. Ama var olan meyve bahçelerini en efektif biçimde kullanmak gerekiyor.

- Sanayiye büyük yatırım yapanlar, hammadde için çiftçiye güvenemezlerse sonuçta o yola gitmek zorunda kalıyorlar değil mi?

- Mecburen o yola gitmek zorunda kalacaklar. Şu andaki gidişat da öyle. Ama işte yine orada da Tarım Bakanlığı’nın teşviklerini artırması gerekiyor. Biz sektör olarak şunu söylemiyoruz, devlet teşviki sürekli devam etmesin tabii ki ama doğru üretim modelleri oluşuncaya kadar devletin teşvikleri yönlendirici olarak kullanması gerekiyor. Öyle olmazsa işte bu dağınıklık ortaya çıkar.   

Meyvecilikte ağaç ilk beş yıl meyve vermiyor. Dolayısıyla o süre, verimsiz, ödediğiniz parayı hiçbir zaman alamayacağınız bir dönem. O yüzden ciddi bir sermayesi olmayan bir grubun bu işe girmesi oldukça zor. Ama oraya bir yöneliş var. Biz Türk ve yabancı birçok yatırım grubunun meyveciliğe yatırım yapmasını bekliyoruz.

Türkiye’nin strateji raporlarında her zaman yer alır. Türkiye’nin dış ticarette en iyi rekabet edebilir ürünü meyvedir. Dolayısıyla meyvecilik ve meyve işleme sanayii, Türkiye açısından çok önemlidir.

17 MİLYAR DOLARLIK PAZARDA PAYIMIZ YÜZDE 1.3

- Yaş meyve ihracatçıları da bu sorunlarla aynen karşılaşıyor herhalde. Aynı standarttaki malı sürekli gönderemezse onun da işi zorlaşacak.

- Tabii. Zaten ihraç edecek ise bunu karşılamak zorunda. Türkiye’de birkaç tane başarı hikayesi var. Kimi gruplar, vişnede, kirazda, elmada çok ciddi çalışmalar yapıyor. Ne yapıyorlar? İhraç edilecek kalitede ürünlerin üretimini kendileri yapıyorlar. Kendileri üretiyorlar veya sözleşmeler yaparak böyle üretilmesini sağlıyorlar. Yaş meyvede de işlenmiş meyvede de kullanamadığımız  büyük bir potansiyel var. İşlenmiş meyvede katma değer yaratıyorsunuz. Dolayısıyla o daha da değerli ve biraz daha ön plana çıkması gereken bir şey. Şu anda dünyanın meyve suyu ticareti 17 milyar dolar civarında. Bizim aldığımız pay yüzde 1.3. Bu ürünlerle dünyada birinciyiz. Teknolojiye bakarsanız hiçbir eksiğimiz yok, hatta tesislerimiz daha yeni. Ülkemizin konumu da mükemmel.



AVRUPA’DA ÜRETİM AZALIYOR

- Türkiye büyük ve çok geniş tarım alanları var.

- Bu büyük bir avantaj. Çok kritik bir dönemdeyiz aslında. Birincisi Avrupa’da üretim azalıyor. Yakında Avrupa’nın ortak tarım politikası yayınlanacak. Eskisi kadar sübvansiyon vermeyecekler tarıma. Bu yıl devam etse de azalacak. Çünkü üye devletlerin karşı oyu var. Bu tarz finansmanlar azaldığı zaman zaten üretim azalacak. İkincisi ekilebilir arazileri çok az. Dolayısıyla Avrupa’nın meyve ve işlenmiş meyve pazarında tedarikçiye ihtiyacı var. Bu tedarikçinin Türkiye olması için şu anda doğru adımların atılması gerekiyor.

- Sizin sorununuz aslında benim de sorunum. Alışverişlerimi her zaman büyük bir süpermarketten yapıyorum. Aynı türde, kaliteli meyveyi bir türlü bulamıyorum. Üstelik yıllardan bu yana bu durum böyle. Aynı standartta olanlar  ithal edilen ürünler, yeşil elma, muz, ananas vs. Mesela ekmek ayvası bile bir hafta oluyor birkaç hafta olmuyor.

- Ayvada da çok önemli bir üreticiyiz.

ÇİFTÇİLER BİLİNÇLENMELİ

- Ama siz de bulamıyorsunuz biz de bulamıyoruz.

- Sizin süpermarkette karşılaştığınız meyveler aslında en iyi meyveler. Genel üründen seçilmiş, ayrılmış ve standart hale getirilmiş meyveler. Çok kaliteli meyve yetiştirilir Türkiye’de ama bizde üreticiler çok bilinçsizdir. Çiftçiler bilinçlenmeli. Burada kullandığınız sudan ilaçlara kadar bu meyvelerin kalitesini etkileyecek bir sürü parametre var. Onlar en doğru biçimde yapılmazsa zaten çiftçinin maliyeti çok fazla olacak. Sonunda ağaç başına ürün düşecek ve tüketiciye giden ürün standart ve olması gereken kalitede olmayacak. Sorun burada.

Bizde maalesef üreticiler sadece geçimlik üretim yapıyor. O sırada ne kadar kazanabilirse ona bakıyor. Halbuki meyvecilik çok karlı olabilecek bir sektör.

ÇİFTÇİ DEĞİL TEDARİKÇİ KAZANIYOR

- Öyle olması gerekir diye düşünüyorum. Çünkü meyve çok ucuz değil. Yenebilecek meyvelerin kilo fiyatı 4-5 liradan yukarıda. Dolara vurduğunuzda 3-4 dolar ediyor.

- Ben size orada başka bir büyük problemi söyleyeyim. Bu paraları da çiftçiler kazanmıyor maalesef. Orada sanayici açısından çok önemli bir şey var. Tarlalar dağınık olduğu için doğrudan çiftçiden alamıyorsunuz. Bizim tedarikçi dediğimiz aracılar var. O aracılar çiftçiden düşük bir miktar ödeyerek malı alıyor ve sonra sanayiciye satıyor. Bu aracılar spekülasyon da yaparak fiyatları artırabiliyor. Fiyat artacak diye ürünü depoda bekletiyor ve bu arada ürünün bir kısmı zayi oluyor. Dolayısıyla çiftçi sanayiciye para ödemiyor diye kızıyor. Sanayici de yükselen fiyatlar karşısında ne yapacağını şaşırmış durumda. Arada bir tek kazanan var o da tedarikçi. Fiyatların yükselmesi ve kimsenin mutlu olamaması da bunlardan kaynaklanıyor. Halbuki kümelenmeler olsa sanayici doğrudan çiftçi ile çalışmak ister. Ama bir kamyon alıp 10 tane köy dolaşamayacağı için tedarikçilere şu anda mahkumuz.

- Tarım kooperatiflerinin amacı, üreticinin malının gerçek değerini bulmasını sağlamak değil midir? Türkiye’de on yıllardır kooperatifçiliğin faydası konuşulur ama bugün yine de ortada faydalı bir oluşum yok nedense.

- Atatürk, zamanında bunları görmüş ve kooperatifleri kurmuş ama o günden bu yana yeni bir şey kurulmamış. Kooperatiflerin hiçbir zaman etkin biçimde çalıştığını görmedik. Zaten sayıları da oldukça azaldı, birçoğu kapandı. Bakanlığın şimdi kooperatifçiliği canlandırmak için bir çabası var. Üretici birlikleri de çiftçiye yol gösterecek etkin çalışmalar yapamıyor.

BAKANLIK ÖNERİLERİMİZİ KABUL ETTİ

- Siz tabii bu sorunları bakanlıkla, ilgili mercilerle sayısız kez oturup konuştunuz değil mi?

- Elbette. Önerdiğimiz teşvik sisteminde bakanlık ikna oldu aslında. Bize geçen sene yayınlanacağı söylenmişti. Bu bir modeldir, Hatta esnek uygulanması gereken bir modeldir. Belli havzalarda o ürünlere destek verilmesi ya da diğerlerine göre fazla destek verilmesi gerekir. Bir de sözleşmeli ürünlere destek verilmelidir. Bizim söylediğimiz net öneriler bunlardı. Tarım Bakanlığı’nda birçok toplantı yaptık. Onlar da ikna oldular. Bu öneriler Bakan Mehdi Eker’e sunuldu. Aslında bakan beyin de bunu kabul ettiğini ve onayladığını öğrendik. Ama anlaşıldığı kadarıyla bir yerlerde takılmış durumda. Bir an önce bu teşviklerin uygulanması lazım. Ülkeye getireceği fayda çok fazla. Bugün verecekleri bir birim, devlete katlanarak dönecektir.

BAZI ÜRÜNLERE ÖZEL DESTEK GEREKİYOR  

- Teşvikler zaten gübrede, ilaçta, KDV’de vs. olmuyor mu?

- Şunu vurgulayayım önerdiğimiz bu teşvikler sanayici için değil. Çiftçiye versin istiyoruz. Çiftçiye verilecek destek, onları kümelendirecek biçimde motive etmek için olsun. Ayrıca bazı ürünlere destek versin. Örneğin vişne stratejik bir ürün. Ama üreticiler şu anda yenisini dikmiyorlar ve var olanları da kesiyorlar. Çünkü vişne toplamak çok zahmetli bir iş. O yüzden onlara toplama primi verilsin diyoruz mesela. Yoksa çiftçi maliyetine satamıyor.

Sanayici, ihraç olanakları varsa ürünü daha yüksek fiyata da alabilir. Ama bir de dünya gerçekleri var. Mesela Polonya’nın ürününün fiyatı x ise biz kendi ürünümüzü x + 1’e satamayız. Bu kadar basit. O yüzden bu denklemi oluşturacak biçimde devlet çiftçiye destek versin. Hatta mesela vişnenin yurt dışında fiyatı düşerse, biz destek almadan satabiliyorsak o dönemde destek de vermesin. Önemli olan Türkiye’nin kanallarını temizleyebilmek.

Bu kadar probleme rağmen, meyve suyu sektörü 10 yılda ihracatını 6 kat artırdı. Her şeye rağmen 230 milyon dolar ihracatımız var. Bu miktar geometrik biçimde hızla büyüyebilir.

TÜRKİYE’DE İŞLENECK PORTAKAL YOK

- İhracat ithalat dengesi bu sektörde diğerlerinin tersine mi? İthalat ne durumda?

- Bizim 190 milyon dolar gibi bir dış ticaret fazlamız var. İthalat çok düşük ama orada da en büyük problemlerden birisi bizim ithalattaki en büyük kalemimizin yüzde 40-50 oranında portakal suyu olması. Biz büyük portakal üreticisiyiz ve portakallarımız dallarda kalıyor.

Türkiye’deki portakalları işleyemiyoruz çünkü birincisi verimi çok düşük. Ama daha da önemlisi acı olması. O yüzde kabul görmüyor. Bizdeki cinsin meyve suyu tadı acı ve şeker oranı farklı. O yüzden mesela yüzde 100 ürünler bizde çok az tüketiliyor ama rahatlıkla ihraç edebiliriz. Avrupa’da en çok tüketilen ürün portakal suyudur.

Bizde yüzde 100 değil nektar daha çok tüketilir. Onda da şeftali, vişne, kayısı suyu biçiminde bir sıralama vardır. Yüzde 70 oranında bunlar tüketilmektedir. Portakalın ihracat potansiyeli çok yüksektir.

Ama Türkiye’deki kimi firmalar, portakal ve limon suyu üretecek hatları elden çıkardı. Onların hattı ayrıdır. İşleyecek ürün olmayınca bu hattı tutmaya gerek duymadılar. İşleyenler tabii ki var ama rekabet edebilir düzeyde değil.



GAP’TA PORTAKAL ÜRETİM ÇALIŞMALARI VAR

- Portakalların cinslerinin değişmesi, ağaçların sökülüp yeni cinslerin dikilmesi anlamına geliyor değil mi?

- Evet. Zor ama iç pazara da satamıyorlar. Başka yerde portakal ağaçları dikilebilir. Örneğin GAP bu meyvelere çok önem veriyor.

- GAP portakal için uygun mu?

- Uygun olabileceği söyleniyor. Nar için uygun. Çekirdekli ürünler için de çok uygun. Harran Üniversitesi’nde bir panel yapmıştık. Orada bahçe bitkileri bölümü var. Küçük bir alanda meyve ağaçları denemesi yapılmış. Ama daha büyük ölçekte çalışmak lazım. O bulgulardan yola çıkarak rahatlıkla hareket etmek mümkün değil. Ama portakalın dikilebileceği pek çok ekili arazi var. Zaten o portakallar iç pazara bile satılamıyorsa o ağaçların değiştirilmesi gerekiyor.

EN ÇOK NEKTAR SATILIYOR

- Meyve suyu kategorilerinde satış oranları nedir?

- Dört kategorimiz var. Dünyada da böyle. Yüzde 100 meyve suyu, meyve nektarı, meyveli ve aromalı içecek. Yüzde 100 meyve suyu tamamen meyveden imal edilen, koruyucu katkı maddesi olmayan üründür. Meyve nektarında meyvesine göre oran  değişir. Şeker ve suyla tat dengesi sağlanır. Koruyucu katkı maddesi içermiyor. Bu iki ürün meyveye en yakın üründür. Meyve suyu sektörünün ana ürünleri bunlardır. Meyveli içecekte yüzde 10-24 arasında meyve özü var. Aromalı içecekte ise yok.

Bu dört kategoriyi dikkate aldığınızda tüketimin yüzde 68’i meyve nektarından oluşuyor. Yüzde 6’sı yüzde 100 meyve suyudur. Diğerleri de meyveli ve aromalı içecektir.

- Yüzde 100 meyve suyunda en çok hangisi satılıyor?

- En çok elma satılıyor. Daha sonra da karışıklar geliyor.

BÖLÜNMÜŞ TOPRAKLAR EN BÜYÜK SORUN

- Yıllardan bu yana konuşulan önemli bir proje vardı. Toprakların bütünleştirilmesi projesi. Bununla ilgili yeni bir durum, gelişme var mı?

- Bu konuda Tarım Bakanlığı’nın arazi toplulaştırma projesi var. ‘Sınırsız, Ürün Köy Projesi’ adındaki bu büyük arazi toplulaştırma çalışması birkaç örnek alan dışında genişletilemedi. Bu çalışma Türkiye çapında hayata geçirilirse tarla sınırları kalkacak, parçalı araziler toplulaştırılacak ve planlı üretimle verim artacak, tarımsal üretim patlayacak. Toprak sahibi de dekar başına, toprağı kadar ürünün karşılığını alacak. Tarım Bakanlığı kanunlarda gerekli değişiklikleri yaparak arazi bölünmelerini engellemeye çalışıyor. Sanıyorum, kardeşlerden biri diğerinin payını alırsa bunda kolaylık sağlanacak. Çalışmaların ötesinde var olan, ortaya çıkan somut bir durum yok. En büyük sorunumuz bu aslında. Birinci sorunumuz net bir biçimde arazilerin bölünmüş yapısı, dağınık biçimde yayılmış olması. İkincisi de sanayiye dönük üretim yapılmaması. Bizde tarım arazisi ortalaması 5-6 dekar civarında. Amerika’da ise kişi başına meyve bahçesi ortalaması 16 dekar. ABD’de, Brezilya’da, Avrupa’da çok daha büyük entegre meyve bahçeleri var.

NARIN ÖNEMİ ANLAŞILMADI

- Nar suyu modası devam ediyor mu? Bir ara herkes nar suyuna merak salmıştı.

- Hayır etmiyor. Bence o trend bize Amerika’dan geldi. Orada nar bulunamadığı bir dönemde de burada fazla ilgi oldu. 2007’de çok fazla ilgi gördü. Avrupa’da çok talebi yok. Narın önemi anlaşılırsa onun geleceği bitmiş değil aslında.

- Nar üretimi de bir hayli artmış.

- Evet arttı ve o bir problem oldu aslında. Nar moda içecek olunca yer gök nar ağacı oldu. Nar iyi kazandırıyor diye, çeşide cinse bakmadan her duyan nar ağacı dikti. Tüketim biraz artmıştı ama nar daha pahalı bir ürün. İhracat şansı da fazla olmayınca sorun yaşandı. Fiyatı da çok geriledi. Firmalar pazarlama stratejilerine göre fiyat koyuyorlar.

- Mesela domates suyunda fiyatlar aşağı yukarı her zaman aynı düzeyde kalıyor.

- Çünkü domates üretiminde çok fazla dalgalanma yaşamıyoruz. Zaten domates suyu sektörün üretiminde çok düşük bir miktar. O kadarını rahatlıkla alıp üretebiliyoruz. Ama bizim daha yoğunlukla işlediğimiz ürünlerde bu iş böyle olmuyor. Domates suyu, iç piyasada ürün çeşitlendirmesi için piyasaya sürülüyor. Salça olarak ihracatımız yüksek ama domates suyu ihracatı diye bir şey yok. Böyle bir talep de yok.

 

20 SORUDA SİZ

 

1) En sevdiğiniz kelime nedir?   Değişim  ………………………………………………………………………

2) Nefret ettiğiniz kelime nedir?  Önyargı

………………………………………………………………………………………………….

3) Ne sizi heyecanlandırır?  Farklılık yaratmak

…………………………………………………………………………………………………..

4) Heyecanınızı ne öldürür?  Tek düzelik

…………………………………………………………………………………………………...

5) En sevdiğiniz ses nedir?  Dalga sesi

…………………………………………………………………………………………………...

6) Nefret ettiğiniz ses nedir?  Korna sesi

…………………………………………………………………………………………………...

7) Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?  Üretici olmayacağım herhangi bir mesleği

…………………………………………………………………………………………………...

8) Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?  Müzik kulağımın çok gelişmiş olması

…………………………………………………………………………………………………...

9) Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz? Keyifci, üretici, özgür olan herhangi biri …………………………………………………………………………...

10) Nerede yaşamak isterdiniz? Her yerde. Sürekli seyahat ederek yeni yerler keşfederek yaşamak isterdim. …………………………………...

11) En önemli kusurunuz nedir?   Haksızlığın ve hakaretim beni çok etkilemesine izin vermem ………………………………………………………...

12) Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?   Lafımı sakınmadan “lafı gediğine koymak”   …………………………………………………………...

13) Kahramanınız kim?   Dürüst ve yaratıcı olan herkes

…………………………………………………………………………………………………...

14) En çok kullandığınız küfür nedir?  “Zevzek” ……………………………………………………..

15) Şu anki ruh haliniz nasıl?  Keyifli …………………………………………………………………………………………………..

16) Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?   “Carpediem”

…………………………………………………………………………………………………..

17) Mutluluk rüyanız nedir?  Uyumu ihtiyacı olmadan yaşayabilmek  …………………………………………………………………………………………………...

18) Sizce mutsuzluğun tanımı nedir?  Özgür olmamak

…………………………………………………………………………………………………...

19) Nasıl ölmek istersiniz? Fiziksel ve zihinsel sağlığımı kaybetmeden önce, uykuda

…………………………………………………………………………………………………...

20) Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı'nın kapıda size ne söylemesini istersiniz?  “Hazırlan, birazdan yeni bir yaşama deneyimlemen için dünyaya döneceksin”

…………………………………………………………………………………………………...

 

 

Not: Soruların fikir babası Marcel Proust. Bu fikri geliştirenler ise Bernard Pivot ve James Lipton.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner123

banner122

banner121

banner120

banner119

banner118