Öne Çıkanlar GİRAY DUDA Arakelyan Türkonfed Orhan Turan Global Sanayici

Yeni temamız: Yeni Normal

GİRAY DUDA

Türkiye Kalite Derneği (KalDer), kurulduğu 1990 yılından bu yana iş dünyasının öncü, başarılı derneklerinden birisi olarak hızla ekonomik platformda yerini aldı. Türkiye’deki ekonomik kuruluşların pek çoğu da bugüne kadar KalDer’e üye oldu. Yıldan yıla proje ve faaliyetlerini geliştiren KalDer’in geçtiğimiz ay başında yapılan genel kurulunda, genel başkanlığa Buket Eminoğlu Pilavcı getirildi. KalDer’in ilk kadın başkanı olan Buket Eminoğlu ile KalDer ve kalite konusunda söyleştik.

- Sayın Buket Eminoğlu Pilavcı, yeni görevinizde başarılar dilerim. Önce sizi tebrik edeyim. KalDer gibi Türkiye’nin en saygın, prestijli kurumlarından birisinin başına geldiniz. Neler hissediyorsunuz?

- Teşekkür ederim, sağ olun. Bu yeni görevimle ilgili sorumluluk hissediyorum. Biz KalDer’le 2004 yılında çalışmaya başladık. Daha öncesinde de temaslarımız oldu ama o tarihlerden itibaren çalışma fırsatı bulduk. Kalite konusunu biraz daha gündemimize aldıktan sonra bu konuda gerçekten de tek adres olan, bu ülkenin de en önde gelen kuruluşunun içinde şu veya bu biçimde olduk. Desteğimiz ve ilişkimizi hep sürdürdük ama KalDer içinde çok aktif çalışmadım bugüne kadar.

KALİTEYİ HEP İÇSELLEŞTİRDİK

Yalnız şöyle bir şey oldu. Kalite konusunu çalışıp özellikle ödül kazandıktan sonra bu konu sizin içinize işliyor. Siz onu içselleştiriyorsunuz. Artık taşımaya başlıyorsunuz. Bunu etkili biçimde taşıdığınızda o da karşı tarafta cevap buluyor. Bu benim çok inandığım ve hayata geçirdiğim bir şeydir. Sadece kendi şirketimde uyguladığım bir modelin temsilcisi gözüyle bakmadım hiçbir zaman KalDer’e. Mükemmelliği ve kaliteyi her şekilde içselleştirdik, hayata geçirdik. Bunu da bütünsel olarak başka şirketlerde de, şu anda ortak ya da yönetici olduğum başka alanlarda da hep uyguladım ve uygulamaya da devam ediyorum. Bu konudaki söylemlerim, düşüncelerim paylaşıldı. Bunların hepsinin de bir anlamda etkisinin olduğunu düşünüyorum.

Tabii ki böyle bir sivil toplum örgütüne başkan seçilmek onur duyulacak bir şey. Ama sorumluluğu da çok ağır. Çünkü kapsayıcılık alanı oldukça yüksek ve ülke çapında misyonu çok önemli. Mükemmellik kültürünü yaymak, insan yaşamına geçirmek gibi çok iddialı ve önemli hedefleri var. Bu konuda yapılabilecek çok şey olduğuna inanıyorum. O yüzden de gurur verici ama bir o kadar da sorumluluk hissettirici bir görev.

KADINLAR DAHA BÜTÜNLEŞTİRİCİ

- KalDer’in başkanları eskiden beri seçkin, yetkin kişiler oldu. Ama hepsi erkekti ve benim izlenimim kuruma erkeksi bir görüntü veriyordu. Bir kadının KalDer’in başına geçmesinin kurumun dış görüntüsünü de değiştirdi sanki.

- Daha çok yeni benim göreve gelmem. O kadar hızlı biçimde bu değişiklik olmuşsa bu iyi ve sevindirici bir şey. Ben kadın ve erkek yöneticilerin iş yapma biçimlerinin renk farklılıkları ortaya koyduğuna her zaman inanırım. Liderlik aslında liderliktir. Siz, eğitiminiz, altyapınız, kültürünüz ve cinsiyetinizle de bir renk verirsiniz.

Kadın olmanın şöyle avantajları da var. Bunun bir farkındalık yaratılması anlamında kullanılması hoş bir şey. Şöyle bir baktığınızda, kalite, kadın tarafından temsili çok uygun olan bir şey. Çünkü, kalite çalışmaları, her zaman rekabette çok daha düzeyli, çok daha kapsayıcı, bütünleştirici olmayı da gerektiren bir form sunar insanlara. Bir kadına iş hayatında nasıl davranır diye baktığınızda fark varsa eğer, oradaki fark bunlar oluyor. Kadınların biraz daha bütünleştirici, besleyici olmaya gayret eden bir yapısı vardır her zaman. Bunun da özellikle STK’larda, kalite çalışmalarında çok önemli olduğunu düşünüyorum. Gerçekten de eğer olacaksa böyle pozitif bir fark olmasını ben de arzu ederim. Bu yönde gayret gösteririm.

Bugüne kadar yaptığım tüm işlerde, yönetim kurullarında tek kadın oldum. Bunun ne artıları olabileceğini biliyorum. Sizden beklenti fazlalığı oluyor ama eğer altını doldurabilirseniz gerçekten bir fark da yaratıyorsunuz. Nitekim KalDer’de de olacaktır. Yapmak istediğimiz çok şey var. Elbette yönetim kurulu ile birlikte yapacağız ama orada bir liderlik söz konusu. Liderlik de benim özelimde yürüyecek. İnşallah onun hakkını da veririz.



YÖNETİM KADININ HAKKIDIR

- Sabancı Üniversitesi’nin bünyesinde kadınların daha çok yönetim kurullarında görev almasına yönelik bir çalışma yürütülüyordu. Sizin göreviniz onları mutlu etmiştir herhalde.

- KalDer, ‘Yönetim kadının hakkıdır’ diye bir projeye de öncülük yaptı. Ülkedeki bir çok holding bunun altına imza attı. Zannediyorum 50 dolayında büyük kurum bunu destekledi.

Kadınlar için camdan bir tavan var. Bu ülkede iş hayatına katılımda orta seviyeye yükselmiş çok sayıda kadın olduğunu biliyoruz. Ancak onların yönetim kurullarına kadar uzanmaları çok zor. O seviyeye bir şekilde gelebilen çok az sayıda kadın olduğunu görüyoruz.

ROL MODEL GÖREVİMİZ VAR

- Cam tavan, orta kademe yöneticisi kadınların mı üstünde duruyor?

- Evet, aynen öyle. Onların üzerinde duruyor ve çok sayıda kadın onun yukarısına çıkamıyor ne yazık ki. Böyle olduğu zaman, aslında belki de desteklenmesi, teşvik edilmesi gereken konu bu. Burası zor bir alan. Bizler de şöyle bir görev üstlenmiş oluyoruz, bunu yapabilenler olarak. Bir rol model olma, başarılı olma, hatta mümkünse rekabet halinde olduğu, birlikte çalıştığı insanlardan daha da başarılı olma gibi bir misyonumuz var. Bu şekilde rol model olarak hizmet ediyoruz.

FAALİYETLERİMİZİ DAHA DA YAYACAĞIZ

- KalDer için yakın dönemde ve uzun dönemdeki planlarınız, projeleriniz neler?

- KalDer son derecede önemli bir sivil toplum kuruluşu. Üstlendiği rol de son derece önemli. Biz neyi hedefliyoruz KalDer olarak. Mümkün olduğu kadar mükemmellik kültürünü bu ülkeye yerleştirmek, kalite çalışmalarını mümkün olduğu kadar yaymak ve tek dilde konuşan bir iş ortamı oluşturabilmek.

Bizim aslında bundan sonraki çalışmalarımızda getireceğimiz farklılıklar şunlar. Bir kere KalDer’in kapsayıcılığını geliştirmek istiyoruz.

- Yani, yurt çapında şube ve temsilciliklerin artırılması anlamında mı söylüyorsunuz?

- Evet. Şube ve temsilcilikler sizin yayılımınızı homojenleştirmek için gerekli. Ama asıl hedefimiz daha çok üye sağlamak. Daha fazla üye insan ve şirketlerimizin olması gerekir.

HEDEFİMİZ ORTA ÇAPLI ŞİRKETLER

- KalDer’in kaç üyesi var şu anda?

- Şu anda 2 binin üstünde üyemiz var. Bizim amacımız çok daha yaygın hale getirmek. Hedeflerimizi koyduk. Bu hedefe ulaşmak için bire bir yönetim kurulu üyeleri olarak bizler de çaba sarfedeceğiz. Özellikle büyük şirketler ve orta çaplı, kalite çalışmasına sıcak bakan, o aşamaya gelmiş şirketleri hedefliyoruz. Bir de bugüne kadar belki KalDer’in çok da fazla hedeflemediği, ama 4-5 yılını geçirmiş ve kalite çalışması ile çok daha büyüyebilme potansiyeli olan yapılar. Bunların hepsi bizim hedeflerimizde. Biz şuna inanıyoruz. Bu ülkenin rekabet gücü bu tarz modellerle çalışırsa çok daha büyüyebilir. Siz kalite çalışması yaptığınız zaman sizin rekabet gücünüz artıyor. Kime hizmet ediyorsanız, ne yapıyorsanız onu en iyi biçimde yapma olanağına kavuşuyorsunuz. Bu da hem ülke içi hem de yurt dışı rekabetimiz için çok önemli bir güç sağlıyor. Bizim amacımız bu anlamda kapsayıcılığımızı ve üye sayımızı artırmak.

KALİTE ÇALIŞMASI KalDer’DEN GEÇMELİ

Onun dışında, biz proaktif olmanın yanı sıra önde giden olmak istiyoruz. Kalite konusunda işbirliklerimizi daha fazla geliştirmek ve ürün sayısını da artırmak istiyoruz. Yani, KalDer, bu ülkede kalite çalışması yapmak isteyen her kuruluşun ilk adresi olmalı. İlle de EFQM Avrupa Mükemmellik Modeli olmak zorunda değil. Ama her kalite çalışması yapmak isteyen kuruluş önce KalDer’e danışsın, KalDer de kılavuzluk yapsın istiyoruz. Bizim amacımız bu. Bunları yapabilmek için de daha çok bilgilenmek, daha çok bilgi paylaşmamız gerek.

- Bizim Çerkezköy OSB içinde Trakya temsilciliğiniz var. Faaliyetlerini inceleme olanağı bulabildiniz mi?

- Yönetimde çok yeni olduğumuz için olabildiğince hızlı biçimde bilgilenmeye çalışıyoruz. Haftada üç beş toplantı yapıyoruz. Şu anda çok acil olan konularımız var. Onları gündeme alıyoruz. Şubeler ve temsilciliklerle de toplantılar düzenliyoruz. Hepsiyle tanışıp şu andaki işleyişler ve temenniler konularını karşılıklı konuşacağız.



YENİ TEMAMIZ : YENİ NORMAL

- KalDer’in bir OSB’nin içinde olması çok önemli değil mi?

- Evet, son derecede önemli. Bizim mutlaka oralarda olmamız lazım.

- Kasım’da bir Cyborg toplantınız olacak galiba. Oldukça ilginç bir konu. Biraz bilgi verir misiniz?

- Bizim yeni temamız şu: Yeni Normal. Yeni Normal, aslında bizim konuştuğumuz ve yaşadığımız bir durum. Çünkü birçok şey değişti. O değişen koşullar sanki değişmemiş gibi hareket etmek ve eskiden olan şeyleri devam ettirmek doğru değil. Eğer yeni bir normalimiz varsa onu konuşacağız. İşte İngiltere halkı Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı aldı. Değişen şey çok fazla. İşte bizim bu değişen şeylerin iş hayatına ne gibi farklılıklar getirebileceğini konuşuyor ve tartışıyor olmamız lazım.

Bunların bir kısmı da aslında biraz ‘turistik’ görünen yaklaşımlarla gelecekte bizi nelerin beklediğini içeriyor. Biz nereye doğru gidiyoruz? Oraya doğru giderken nelerin ayaklarını yere bastırmamız lazım? Ne tip metodlar oluşturmamız lazım? İş hayatında ne tür kararlar almamız lazım? Biz, KalDer olarak bunu iş hayatına verebilmeliyiz. Bu farkındalığı göstermeliyiz. Bu nedenle çalışma yapıyoruz. Program henüz netleşmedi. Netleşince herkesle paylaşacağız.

SANAYİCİMİZ KALİTENİN ÖNEMİNİN FARKINDA

- Bizim geçen sayıda dergi kapağımıza konu olan 4. Sanayi Devrimi de sizin çok fazla gündeminizde olacak değil mi?

- Çok doğru. Kesinlikle öyle. Yeni normaller sizi her konuda yeni çözümler, formüller üretmeye zorluyor. Kalite konusunda yakın zamanda bugüne kadarkilerden farklı, onların ötesinde modelleri konuşuyor olacağız. Sanayici olsun, hizmet veren olsun herkesin bir şekilde bu modellere girmesi, aynı dili konuşması demek oluyor bu. Ülkemizde sanayicinin daha çok kalite çalışması yapma farkındalığı ve bilinci olduğunu düşünüyorum. Sanayi 4.0 veya EFQM çalışmaları yapan çok sanayici var.

Biz hizmet sektöründe de bunun çok yayılmasını istiyoruz. Çünkü geleceğe baktığımız zaman hizmet sektörünün çok daha fazla önem kazanacağını biliyoruz. Dolayısıyla demin de konuştuğumuz gibi sanayi 4.0 ve EFQM gibi modellerin yanı sıra yeni bir takım modelleri de konuştuğumuz bir sürece giriyoruz. KalDer de buna öncülük yapacak.

AVM’LERDE YAPACAK ÇOK ŞEY VAR

- Ben biraz da sizin çalıştığınız alanlardaki kalite konusuna değinmek istiyorum. Siz birkaç sektörde iş yapıyorsunuz. Önce AVM’lerden başlayalım. Benim izlenimim, Türkiye’de AVM’lerin belli bir düzeydeki kaliteyi tutturabildiği biçiminde. Yani nereye giderseniz gidin asgari bir kaliteyi bulabiliyorsunuz. Siz buna katılıyor musunuz? Daha yapılacak şeyler var mı?

- AVM’ler konusunda yapılacak çok şey var. AVM dediğiniz şey aslında bir değerler bütünü. Bir çok yapı burada bir araya gelmiş. Dolayısıyla o parçalar aslında çok da değişmiyor. Markalar, perakendeciler, küçük değişikliklerle, bazen bir alt segmentiyle AVM’lerde yer alıyor. Yani oralarda değişen çok fazla bir şey olmuyor. Siz, müşterinize en iyi biçimde hizmet vermeye çalışıyorsunuz. Tabii ki sizin hedef kitleniz, yeriniz ve ne yaptığınızla ilgili olarak daha iyi olan veya bir alt sınıfta olan AVM’ler var. Ancak AVM’ler konusunda belli bir çıta var gibi.

Elbette yapılabilecek çok şey var. Biz daha AVM konusunda tekamül etmiş bir ülke değiliz. Daha genciz ve oturmuş bir yapımız yok. Orada yapılabilecek çok şey var.

EMLAKTA HEDEFİMİZ BELEDİYELER

- Siz emlak sektöründe de faaliyet gösteriyorsunuz. Emlak sektöründeki kalite beni hep kuşkulandırmıştır. Eskiden beri, kesinlikle denetimsiz olduğunu düşünüyorum. Kentsel dönüşüm adı altında binlerce konutun yıkılmasından sonra yapılan yeni konutlar istenilen kalitede, güvenli midir?

- Bakın, onları belediyeler denetliyor. Bizim de aslında bu dönemki en büyük hedefimiz belediyeler. Belediyeleri KalDer olarak hedefimize koyduk. Olabildiğince çok belediyenin ödülümüze başvurmasını istiyoruz. Dün daha ben Beşiktaş belediyesindeydim. Onlar daha önce de EFQM ödülüne başvurmuşlardı.

Ödül başvurusu şu demek. Ödül alabilmek için bütün süreçlerini en iyi hale getirecek. Biz onu denetleyeceğiz. Hak ediyorsa ödül alacak. Eğer belediyeler bu ödülü alacak hale geliyorsa, siz de kafanızdaki soruların yanıtlarını almış olacaksınız. Bizim emlakları, konutları değerlendirme gibi bir yetkinliğimiz yok. Bizim belediyeleri, doğru iş yapıp yapmadıkları, ne kadar kaliteli çalıştıkları, yönetim anlayışlarının ne kadar oturmuş olduğuyla ilgili değerleme şansımız var. Böylece onları ödül sürecine sokabiliyoruz. Ödül alabiliyorlar, hatta Avrupa’da ödül alabiliyorlar. Bu çok önemli bir şey bizim ülkemiz açısından. Çünkü Avrupa’da ödül alabilen belediyelerin olduğu bir ülkede hizmet kalitesi çok yükselir. Kendi aralarındaki rekabet de bu anlamda çok güçlü olur. Bizim amacımız bu. O sorunu o zaman rahat yönetebiliriz. Bizim katkımız bu şekilde olur.

SAĞLIKTA KALİTE İYİ AMA HOMOJENİZE DEĞİL

- Bir de sağlık konusu var ki bu da bir çok açıdan vahim durumda. Türkiye’de sağlık sektörünün olması gereken kalitede çalışmadığı gibi bir izlenimim var.

- Doğru ama biliyor musunuz hiçbir zaman tam olamayacak. Sağlık çok özel bir konu. Sağlık konusu her alandan daha da titiz, kaliteli olunması gereken bir konu.

- Evet, çünkü doğrudan insanların ölüm kalım durumlarını ele alıyorsunuz. Türkiye’de sağlıkla ilgili bulunduğumuz yerin ‘başarabilirsen hasta olma…’ noktasında olduğunu düşünüyorum bazen.

- O kadar kötümser olmamak lazım. Aslında bizim ülkemizde sunulan sağlık hizmeti kalitesi son derece iyi. Bu ne kadar homojendir derseniz, orası tartışılabilir. Bir Avrupa ülkesinin verebildiği en iyi hizmet kalitesini şu anda bizim ülkemiz verebiliyor. Hatta daha da üstüne çıkıyoruz. Biz donanım ve doktor kalitesi olarak daha iyiyiz. Sadece biz bunu yeterince homojen hali getiremedik. Sağlık konusu çok özel bir konu. Hastane olduğunuz zaman sizin zaten Bakanlıkça istenen kriterleri yerine getirme zorunluluğunuz, kriter zinciriniz var. Hepsini karşılamak zorundasınız.

ABD VE AVRUPA BİZDEN ÜSTÜN DEĞİL

EFQM dediğiniz şey, ayrıca onun üstüne şöyle bir şey koyuyor. Bir de yönetim kaliteni sorgula. Sen ne kadar iyi yönetiyorsun? Çalışanları ne kadar mutlu edebiliyorsun ki onlar hastalarını o kadar mutlu edebilsinler. Hastalar ne kadar mutlu ki sen iyi sonuç alabiliyorsun. Seninle birlikte çalışan diğer paydaşların da iyi sonuç alabiliyor mu? Bütün süreçlerin iyi işliyor mu? Sen çevreye saygılı mısın? Sen topluma faydalı mısın? Bilgiyi paylaşıyor musun? Normalde Sağlık Bakanlığı sizin belli bir kalitenin altına inmenize engel olacak her türlü kriteri koyuyor. Bunu yapamayanlar olabilir. Her hastane aynı düzeyde hizmet veremiyor. Ama bunun kriterleri var. Daha yolumuz var iyi yoldayız. Çıta elbette yükselecek. Sadece yaygınlık anlamında sorunumuz var. Herkesin sağlığa erişimi o kadar rahat değil. Yoksa ne doktor ne de alet edevat kalitesi olarak Amerika veya Avrupa bizden üstün.

- Sorun daha çok sizin vurguladığınız homojenize olmama durumundan kaynaklanıyor.

- Evet öyle. Bu model, işte bu sorunu çözebilmek için çok uygun. Orta düzey ya da üst düzey yöneticiyi bu model içine soktuğunuz zaman kafası başka türlü çalışmaya başlıyor. Ben daha iyi nasıl hizmet verebilirim ki çalışanım daha mutlu olur, diyor. Doktor daha mutlu olduğu zaman hasta daha mutlu oluyor. Böyle başladığı zaman o aura daha pozitif hale geliyor. Vatandaşın da beklentisi daha iyi karşılanmaya başlanıyor.

- Son olarak hobilerinizi öğrenebilir miyiz?

- Ben sporu çok seviyorum. Haftanın üç günü aksatmadan egzersiz yapıyorum. Kayak ve yüzmeyi de hiç aksatmadan yapmaya çalışırım. Amatör kaptan belgem var ve yelkenliyle açılmaktan büyük zevk alırım. Öğrenmeyi ve öğretmeyi de çok severim. Hobi olarak koçluk yapıyorum.   
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner97

banner96

banner95

banner91

banner90

banner89