Öne Çıkanlar Konkordato Kişisel verilerin korunması kanunu Proje bazlı teşvikler İKV BAŞKANI AYHAN ZEYTİNOĞLU ÇOSB

Çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?

Dr. HİLAL ÜNALMIŞ

Çocukluğumuzda oynadığımız “en uzun Türkçe kelimeyi bulma” oyunu vardı. Bulunan en uzun kelime “Çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?”dı. Gerçekten soru eki ile birlikte 41 harften oluşan uzun bir kelimeydi. Çekoslovakya ise bir demir perde ülkesiydi. Benim, dünyayı gezme arzum ile haritada yerini çok iyi bildiğim başkent Prag hakkında bilgilerim de hiç az değildi.

‘GEREKSİZ BİR AYRILIK’

Biliyorsunuz Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, I. Dünya Savaşından sonra dağılınca 1918'de kurulan bir Çekoslovakya devleti var. II. Dünya Savaşı sonrası da Sovyetler Birliği etkisiyle sosyalist bir devlet oluyor. 1968'deki Prag baharı ve 1989'da kadife devrim yaşanıyor. 1 Ocak 1993'de kansız olarak Çekya ile Slovakya'nın ayrılması ile bugünkü iki devlet oluşuyor. Slovakyalı bir politikacı arkadaşıma göre ayrılık gereksizdi ama politikacıların egoları ve Slovakya'nın Çekya'ya göre daha yoksul olması bu ayrılığı getirmişti. Çekya'nın ilk devlet başkanı Vaclav Havel de bir yazardı ve o da ayrılığı istemiyordu. Bugün Çekya ile Slovakya, yaşam tarzları, dilleri, sanata yaklaşımları çok benzer olan iki komşu ülke durumundalar.

Her neyse, bu yazının konusu siyasi tarih değil, gezi ve izlenimlerim... Tesadüf olarak Mayıs ayında Slovakya’nın başkenti Bratislava'ya, Haziran ayında da Çekya’nın başkenti Prag'a gittim. Şimdi size sayfalarımın elverdiği ölçüde bu iki ülkedeki günlerimi gözlemlerimi aktaracağım.

UYVAR’I HATIRLADIM

Bratislava hazırlıklarımı yaparken uçak biletimi Viyana'ya aldım. Bir zamanlar Bratislava da Osmanlı İmparatorluğu içinde miydi diye düşündüm ve Uyvar eyaleti ile kalesini hatırladım. 1600'lerde Slovakya topraklarının bir kısmı Osmanlı'nın Uyvar eyaleti idi ama kısa bir süre sonra Avusturya-Macaristan Karlofça antlaşması ile o bölgeyi geri aldı yine...

Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden gelecek arkadaşlarla Viyana havaalanında buluşacak ve otobüsle Bratislava'ya geçecektik. Ve öyle yaptık. Yol boyu çok sayıda elektrik üreten rüzgar türbinlerini gördük.

BRATİSLAVA ŞANTİYE GİBİ

Otobüs Bratislava'ya varınca göz alabildiğine inşaat görüntüsü ile karşılaştık. Sanki dev bir inşaat şantiyesi, vinçler, yükselen gökdelenler, yıkılmış binalar... Anladım ki Bratislava da inşaatçıların elinden kurtulamamış. Komünist dönemden kalan binalar hemen kendini tek düzeliği ve hırpalanmış görüntüsü ile belli ediyor. Burada da AVM'ler dev reklam panoları ilk göze çarpanlar.

CUMIL BÜYÜK İLGİ ÇEKİYOR

İlk akşamımızda daha önceden biletlerimizin alındığı Slovenska Filharmonia (Slovakya Filarmoni Orkestrasının) konserine gideceğiz. Otelimiz ile yürüme mesafesinde, ben çok hızlı yürüyemiyorum, etrafa da bakınmak istiyorum ama neredeyse konser başlayacak. Bu arada Slovakya'nın o çok meşhur “Etrafı gülümseyerek gözleyen yeraltı işçisi Cumil” heykeline rastlamayayım mı? Sevindim, fotoğrafını çekmek ya da yanına çömelerek bir fotoğraf çektirmek istedim. Ne mümkün, bizden önce etrafını saran bir grup turist onunla oynamaya başlamış bile... Biri kulağına parmağını sokuyor, biri burnunu sıkıyor, biri de başına basarak kahkahalar atıyor. “Hey kendinize gelin bu bir heykel” demek istedim ama şımarık, görgüsüz insanlarla uğraşılmıyor. Kısacası Cumil'in başından ayrılmadılar dakikalarca ve arkadaşlarımdan kopmamak için hızlı adımlarla oradan uzaklaştım

KONSER SALONUNA DOĞRU

Ve salondayız. Çok hoş bir bina, görkemli avizeler, çok şık dinleyiciler... 3 bölümden oluşan konser müthiş, Handel, Bartok ve Mozart eserleri dinledik. Arada fotoğraf için hazırlanmış pano ile ben de fotoğrafımı çektirdim.

Konser sonrası yine rezervasyonumuz olan bir restorana gittik. İçerisi loş, masamıza doğru ilerlerken tek kişilik bir masada oturan asker giysili tombul bir adam bana gülümsedi. Sanki tanıdık biri. Ayıp olmasın dedim ben de ona gülümsedim ama bir tuhaflık var adamda ve birden tanıdım. Aslan Asker Şvayk o... Sanırım balmumundan yapılmış ama giysiler gerçek... Sordum “Evet Şvayk” dediler. Bir zamanlar romanı yazılmış, çizgi romanı, tiyatrosu hatta operası bile yapılmış olan Şvayk... Şvayk, saf belki de embesil bir delikanlı. Avusturya-Macaristan İmparatoru'na yürekten bağlı ve onun için gönüllü olarak savaşa katılmak istiyor. Başına türlü maceralar geliyor. Terfi alıyor, esir düşüyor, hapse giriyor, yürüyemiyor falan... Aslında Jaroslov Hasek adlı yazar, imparatorluğa, orduya, askerliğe, savaşa karşı tavrı ile bu romanı Çek dilinde yazmış... Aslan Asker Şvayk bir sembol ve günümüze kadar yaşıyor. Bu arada Svejkovak kelimesini Şvayklamak diye çevirebileceğim, bunun da “saçmalamak” olduğunu öğrendim.

ODAMDA FABRİKA MALZEMELERİ

Otel odamdaki masa koltuk sehpa gibi eşyalar ilginç, alt kısımları demir, sanki fabrika parçaları. Üstleri ahşap. Kahvatı salonunda da kocaman bir sıvı tankı ve dolanan borular var. Bunların ne olduğunu öğrenmeliyim. Soruyorum ve burasının komünist dönemde bir bira fabrikası olduğunu öğreniyorum. Otel yapılınca bazı üretim parçaları dekor olarak bırakılmış, sökülen bazı parçalar da odalardaki eşyalara eklenmiş. Hoş bir fikir...

Sabah erkenden Slovenska Zoravotnicka Univerzita'ya gideceğiz. Slovak Tıp Fakültesi dekanının konuğuyuz. Bizim ekipten olan Prof. Dr. Helena Glasovo burada çalışıyor ve Prof Dr. Josef Glasa bize “Sağlık Etiği ve Mesleki Sağlık Çalışmaları” konusunda bir dizi bilgi veriyorlar. Bu bir sertifika programı ve sunumlar, bazı teşhis merkezlerinin gezilmesi ile iki günün sonunda sertifikalarımızı almaya hak kazanıyoruz. Helena eski arkadaşım ama Josef ile yeni tanıştım. İkisinin kardeş olduklarını öğrenmek de çok hoştu doğrusu.

Bratislava günleri yağmurlu geçiyor. Üniversite kapısında bir toplu fotoğrafı zor çekiyoruz yağmur fena bastırıyor.

OPERAYA GÜNLÜK GİYSİLERLE GİTTİK

Helena'nın bir sürprizi daha var bize, Slovenské Národné Divadlo (Slovak Ulusal Tiyatrosu'nda) bir opera biletimiz var. Bizim ekip günlük giysilerle gidiyoruz. Ben elime bir işlemeli şal alıyorum ama Slovak seyircinin adeta bir düğüne gelir gibi şık tuvaletler, takım elbiselerle hatta smokinler ile geldiğini görünce “eh biz buranın yabancısıyız” duygusu ve bakışı bizi sarıyor. Ama Helena uzun etekli elbisesi ile ortama çok uygun. İzleyeceğimiz opera Rusalka, bir lirik masal... Oldukça büyük bir salon ki 800 kişilik olduğunu öğrendim, hiç boş koltuk yok. Çek dilinde yazılmış ve aryalar Çekçe ancak sahnenin üstünde dijital olarak hem Slovakça sözler hem de Almanca çevirisi akıyor. Anladığım kadarıyla komşu Avusturya'dan ve Almanya'dan gelen sanatseverler için bu yöntem uygulanıyor. Slovak Ulusal Tiyatrosu 1920'den beri önemli bir kültür kurumu olarak ayakta.

DAĞ FİNCANINI KOLEKSİYONUA EKLEDİM

Bir büyük kitapçıya girmek, son yayınlanan kitapları o ülkenin dilini bilmesem de karıştırmak çok hoşuma gider. Hele benim daha önce okuduğum bir kitabın o dilde baskısı ile karşılaşmak ayrı bir keyif. Bir yıl kadar önce okuduğum İsabel Allende'nin Denizin Uzun Taçyaprağı kitabını bulunca elime aldım Slovakça baskısının yapraklarını çevirdim. Tabii benim fincan kolleksiyonumu da unutmadım. Arkada dağlar, önde ormanları ile bilinen Lubene bölgesinin bir metal fincanını aldım. Dağ ve orman görüntüsünün yanı sıra üzerinde “S Iebou objavil chcem kazdu cestu hor a lesov” yazıyor ki bu cümle de “Dağların ve ormanların her yolunu keşfetmek istiyorum” anlamını taşıyor. Benim dünyanın her noktasını görme isteğime uygun bir cümle.

SIRADAN İNSANLAR PARTİSİ

Biraz üniversite toplantıları, biraz kültür etkinlikleri biraz tarihi mekanların gezisi derken günler dolu ve çabuk geçiyor. Her zamanki gibi bana yetmiyor. Daha çok yer görmek daha çok insanla tanışmak daha çok bilgi toplamak istiyorum. Her zaman yaptığım parlamento ziyareti bu sefer olmadı. Ama koalisyondaki partilerden en çok ilgimi OLaNO partisi adı dolayısıyla çekti. Sıradan İnsanlar ve Bağımsız Şahsiyetler Partisi. Sıradan insanlar diye tanımlamak bana ilginç geldi. Bir diğeri de “Biz Aileyiz” Partisi. 2021'den beri 4 partili koolisyon hükümeti görev başında.

Slovakya toprakları verimli, şarapçılık yapılıyor. Kendi şarap markaları var. Bira fabrikaları, otomotiv sektörü, gemicilik sektörü sanayisinde önemli yer tutuyor.

Sınır komşusu olan Ukrayna'dan da bir hayli göç almış. 3-4 kez taksiye bindim hepsinde İngilizce konuşabilen Ukrayna göçmeni şoförler gördüm.

Slovakya, 5,5 milyonluk nüfusuyla istikrarlı bir küçük ülke olarak varlığını sürdürüyor.

VE PRAG…

Prag daha önce gittiğim bir şehir ama bu sefer farklı bir gidiş oluyor, sadece sanat için... Tiyatro yönetmeni olan kuzenim her yapılışında Prag Quadrennial'ine gider ve bana da “haydi birlikte gidelim” der. Bu yıl da Haziran ayı içinde “Abla hadi gel, sıkılırsan sonuna kadar kalmaz dönersin” dedi. Yanımda bir sanat uzmanı kuzen bulununca Prag farklı oldu tabii. Dev bir sanat şenliği, bütün dünyadan sanatsever turist akmıştı. 1967'de başlayan Prag Quadrennial'nin bu yıl 15.si yapıldı. Bana göre oldukça zengin gösteriler vardı ama yıllardır giden kuzenime göre bu yıl biraz sönüktü. Kukla tiyatroları, ışık gösterileri, yeni akım sanatlar, konserler, çeşitli büyüklükte sergiler zaten Prag'ın kendisi, kiliseleri, saat kulesi, köprüsü ile açık hava müzesi gibi...

UNESCO ve Avrupa Festivaller Birliği'nin EFFE imzasını her yerde görüyoruz, Çek Cumhuriyeti Başkanı Pavel ve Prag Belediye Başkanı Svoboda himayelerinde Kültür bakanlığı tarafından düzenlenen Quadrennial'in onlarca sponsoru var tabii. Benim dikkatimi ana sponsor olarak Volkswagen çekti. Diğer teknik şirketleri tanımıyorum ama Çekoslovakya yıllarından beri fabrikası bu coğrafyada olan bu otomotiv şirketi iyi bir iş yapmış gibi düşündüm.

KÜÇÜK BÜYÜK KUKLA TİYATROSUNDA
Her sabah kalkıyoruz, bugün hangi etkinliklere gitsek diyoruz. Kuzenim tiyatro ile ilgili ve ben de kukla tiyatrosunu seviyorum. 7'den 70'e derler ya aynen öyle çocuklar da büyükler de bayıldık. Her boy kukla da rengarenk giysileri ile hediyelik eşyalar arasında yerini almıştı.

Black Light da ilginç bir gösteriydi. Sahnedeki bütün oyuncular siyah giyiyorlar, ellerinde bir ip ve beyaz objeler var. Mavi ışık ile gösteri başlıyor ve sanki beyaz objeler hareket ediyorlar.

ANNABEL LEE ŞİİRİNİ BİLİRSİNİZ

Laterna Magica adlı bir tiyatro var ki çok hoşuma gitti. Swobada adlı bir ışık teknisyeni kurmuş, ışık ve ses teknikleri muhteşem bir tiyatro. Görsel bir şölen sunuyorlar. Bu yıl Poe adlı bir oyunları vardı ve şiirlerinden Annabel Lee şiirini hepimizin ezbere bildiği Edgar Allen Poe'nin şiirlerinden ve hayatından parçalar izledik. Annabel Lee şiirini ne zaman yazmış bütün dünya gençleri biliyor diye düşündüm baktim ki 1849'da yazmış. İşte sanat bu 174 yıl önce yazılmış bir şiir üstelik. Orijinal dilinde okumasak bile hala içimizi titretiyor.

DUA OKUYAN BEBEK

Bebek İsa'nın balmumu heykeli ise biraz komik ama ne yapalım ki insanlar böyle şeyleri seviyor. Yani hikayesi biraz komik. Veba salgını sırasında bir kilisede bir din adamı uyuya kalmış ve rüyasında bir bebek ona İncil'den dualar okumuş. Uyanınca bu rüyadan çok etkilendiği için balmumumdan bir bebek yapmışlar ve vebadan kurtuluşlarını bu bebeğe bağlamışlar. Şimdi bu bebeğin binlerce süslü kıyafeti var. Ziyaretçiler duaları ya da istekleri yerine gelince bu bebeğe süslü kıyafetler getiriyorlar. Festivalin bir parçası gibi... Geçmişte Papalardan birinin bu 40 cm boyundaki bebeğin önünde diz çökmüş fotoğrafı varmış.

Gelelim Tyn Klisesi'ne... Kuleleri Herry Potter filmindeki hayali sihir okulunun mimarisinde kullanılmış. Ccok özgün, bir sanat merkezi gibi işlevi var. Mimarlar içn de çok çekici ...

Kalelerden birinde çeşitli tarihi tipli askerlerin heykelleri vardı. Biri de Osmanlı askeri ama nedense onun kılıcının ucunu bir vandal kırmış.

KÜRK HALA REVAÇTA

Prag'da Avrupa'nın en büyük Hayvanat Bahçesi bulunuyor. Gez gez bitmiyor, hiç adını bilmediğiniz hayvanları görebilirsiniz. Bir de hala kürk yaygın kullanılan bir kış giysisi. Daha önce kış ayında gitmiştim özellikle orta yaşlı ve üstü kadınların hala kürk giydiklerini erkeklerde de kürk şapkalar görmüştüm. Günümüz aydınları ya da canlı hakları savunucuları hayvanat bahçelerini, sirkleri protesto ediyor kürk giymeyi çok ilkel buluyor. Böyle dev bir sanat festivalinin yaşandığı kentte kürk mağazalarının bulunması biraz göze batıyordu.

Meydanlar kiliseler her an dolu... Ama kliseler din adına değil daha çok sanat adına dolu. Her gece hepsinde klasik konser var. Klasik müziğe doydum bu iki gezimde.

Mucha müzesi de görülmeye değer. Hem resime hem grafiğe ilgi duyanlar için eserleri çok önemli. Üstelik o eserler de 1800'lerden geliyor.

KAFKA ESERLERİMİ YAKIN DEMİŞ

Kuzenimle biraz Kafka muhabbeti yaptık, Kafka bütün eserlerini Prag'da yazmış ama yayınlamamış. Bir arkadaşına yaksın diye vermiş. İşte günümüze ulaşan bu eserler o arkadaşın yakamaması sonucu olmuş. Kafka'dan Prag üniversitesi'nde ders vermiş olan Ainstayn'a da geçtik. Çekya'nın ilk Cumhurbaşkanı Havel de bir sanatçı demiştim yukarıda onun da çok sayıda şiiri oyunu var. Türkiye'de de Buruk Ezgi adıyla sahnelenen Largo De Solato adlı oyunu çok meşhurmuş. Ben izlemedim ama bir aydının kimlik arayışını güldürü olarak yazdığını okumuştum.

Prag zengin görüntülü bir kent, tarihi kimliğinin yanı sıra gençler için çok çekici bir 24 saat yaşayan şehir. Üniversitesini ziyaret edemesem de eğitim konusunun yüzyıllardır çok önemsendiğini biliyorum.

Avrupa Birliği'ne girdiler ama Euro'ya geçmediler. Kendi para birimleri Kronu kullanmaya devam ediyorlar. Yılın her mevsimi bütün dünyadan turist akıyor. Denizi yok ancak tarihi kimliği, açık sanat merkezi olması turist çekiyor.

Bir daha Prag'a gitmek ister misin diye sorarsanız “evet, evet, evet” derim. Her gidişimde başka bir keşif yapıyorum ve mutlu oluyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner113

banner112

banner111

banner110

banner109

banner108

banner106